İncittiğiniz insanın ve kırdığınız gönlün bedduasından korkun, sözü hadis mi?

Tarih: 22.12.2016 - 02:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Araştırınca birçok yerde paylaşıldığını gördüm. Ancak hepsinin altında Hz. Muhammed veya hadisi şerif deniyor. Bir kaynak bulamadım. Bu söz bir hadis midir?
- Öyle ise kaynağını belirtir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçtiği şekliyle bir hadis rivayeti bulamadık.

Ancak, bu ifadenin, “Mazluma yardımcı olmayı emreden ve onun bedduasını almaktan sakındıran” çok sayıda hadis rivayetinden alınmış bir mana olduğu söylenebilir. (bk. Wensinck, el-Mu’cem, “zlm” md.)

Örneğin: “اتَّقِ دَعْوَةَ الْمَظْلُومِ فَإِنَّهَا لَيْسَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ اللَّهِ حِجَابٌ”

“Mazlumun bedduasından kork. Çünkü mazlumun bedduası ile Allah arasında hiçbir engel yoktur.” (Buhârî, Zekât 63, Cihâd 180, Mezâlim 30, 35; Meğâzî 60)

Bir kimsenin haksız yere kalbini kırmak da bir zulümdür ve o kişi mazlum olmuştur, yani zulme uğramıştır. Buna göre, kalbi incinen kişi mazlum, inciten de zalim olmuş olur.

Konuya bu açıdan bakınca, soruda geçen ifadenin, bu ve benzeri hadislerden geçen “Mazlumun bedduasından kork.” ifadesinin yüzlerce manasından biri olduğu söylenebilir.

İnsanlar genellikle iyilik gördükleri insanlara dua ederler, Allah tarafından mükâfatlandırılmalarını isterler. Görülen bir iyilik sonucu gönüllerde hissedilen sevinç ve heyecan kişiyi hep hayır duaya yönlendirir. Bir iyilik karşısında sözlü olarak bir şey söylenmese bile, yaşanan veya beden dili ile yansıtılan memnuniyet hâli, bir nevi duadır ve her iyilik mutlaka karşılığını bulur.

İyilikler olduğu gibi kötülük ve haksızlıklar da karşılıksız kalmıyor. Dünyada veya ahirette er ya da geç mutlaka karşılığını bulacaktır.

İnsanlar, canları yandığında; haksızlığa, zulme ya da bir mağduriyete uğradıklarında karşı taraftan haklarını almak isterler. Zayi olan haklarını bizatihi alamayınca onu alabilecekleri bir makam, bir merci ararlar. Bazen hakkını alacak bir merci bulamayınca, bazen de suç ile ceza arasında dengesizlik olup verilen ceza mağduru tatmin etmeyince, işi Allah’a havale ediyor. Acziyetin de vermiş olduğu ezilmişlik duygusu ile Allah’a sığınır ve zalimin ilâhî makam tarafından cezalandırılmasını ister.

Mağduriyet anları kişinin en zayıf ve Allah’a en samimi duygularla sığındığı anlardır. Böyle durumlarda Allah anılırken duyulan heyecan, O’na atfedilen güç ve beklentilerin harekete geçirdiği hisler dorukta olduğu anlardır.

Mazlum ve mağdurun bedduası ile Allah arasında hiçbir manevi perde ve engel yoktur derken, Hz. Peygamber (asm) bu ince noktaya temas etmektedir. İşte “Mazlumun bedduasından korkunuz!” tehdidinin bir anlamı budur. O an mazlumun en zayıf anıdır. Zayıflığını hissedişinin zirvesindedir, Allah’a sığınma gereği ve hissinin de zirvesindedir. Kul bu denli yoğun duyguları nadir anlarda yaşadığı için, isteklere cevap verme ile talep örtüşür ve anında karşılık bulur.

Onun için mazlumun ahından ve bedduasından korkmak gerekir. Yoksa kendini Allah’a arz edip bu manada bir istekte, şikâyette bulunulduğunda hakkında beddua istenen kişinin akıbeti iyi olmaz.

Burada mazlumlara dokunmama, zayıflara zulmetmeme, onları koruma da söz konusudur. Hiç kimsenin zayıf insanları yalnız hissedip onları ezmeye, haklarını ellerinden almaya, zulmetmeye kalkışmaması gerekir.

Nitekim bir kutsî hadiste Allah şöyle buyuruyor:

“Ey kullarım! Ben zulmü kendime haram kıldım ve onu sizin aranızda da yasakladım; sakın birbirinize zulmetmeyin!” (Müsned, V, 160; Müslim, Birr, 55)

Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in, “Allah'ım! Fakirlikten, kıtlıktan, zillete düşmekten, zulmetmekten ve zulme uğramaktan sana sığınırım.” şeklinde dua etmeyi öğütlediği (Müsned, II, 540), kendisinin de bu anlamda dualarının olduğu nakledilir. (Müsned, II, 305, 325; Ebû Dâvûd, Edeb, 3)

Yine Resûl-i Ekrem (asm)’in bir hadiste, “Sakın zulmetmeyin ve kendinize zulmettirmeyin.” dediği ve bunu üç defa tekrarladığı kaydedilir. (Müsned, V, 72).

Bir hadiste de haksız tecavüze (mazlime) karşı kendini ve malını savunurken öldürülenler şehid sayılmıştır. (Müsned, I, 305; II, 205)

Başka bir hadiste ise, haksız yere öldürülen kimsenin cennetlik olduğu bildirilmiştir. (Müsned, II, 221, 224; Nesâî, Tahrîm, 22)

Diğer taraftan bazı hadislerde günahkarlık ve haksız fiiller “kişinin kendisine zulmetme” olarak değerlendirilmiştir. Fâtır sûresinin 32. âyetindeki “kendine zulmeden” ifadesi bir hadiste, kötülük edenlerin kıyamet gününde bunun bedelini ödeyecekleri için sonuçta kendilerine kötülük etmiş olacakları şeklinde açıklanmıştır. (Müsned, V, 194, 198; VI, 444)

Hz. Peygamber (asm)’in, “Rabbim! Kendime çok zulmettim.” diyerek Allah’tan af dilemeyi öğütlediği, kendisinin de uzunca bir duasında, “Allah'ım! Kendime kötülük ettim, kusurlarımı itiraf ediyor, bütün günahlarımı bağışlamanı diliyorum.” (Buhârî, Ezan, 149) dediği bildirilir.

Peygamber Efendimizin şu duasına uymaya çalışalım:

“Allah’ım! Yolculuğun yorgunluk ve sıkıntılarından, kötü bir şekilde dönmekten; iyi durum ve hallerden kötü hallere ve durumlara düşmekten, mazlumun bedduasından, mal ve aileye gelecek kötü görüntülerden de sana sığınırım.” (İbn Mâce, Dua, 20; Tirmizî, Deavat, 42)

İlave bilgi için tıklayınız:

Üç kişinin; "babanın, misafirin, mazlumun" duasının mutlaka kabul ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 50.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun