Hz. İsa neden görevini tamamlamadan çarmıha gerilmiştir?

Soru Detayı

- Bütün peygamberler görevlerini tamamladıkları halde, Hz. İsa neden görevini tamamlamadan çarmıha gerilmiş ve öldürülmüştür?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Evvela bütün peygamberlerin görevlerini tamamlayıp tamamlamadığını nereden biliyoruz? Hz. Zekeriya ve Hz. Yahya gibi bazı peygamberlerin şehit oldukları bilinmektedir. Bu zatlar şehit olduklarında görevlerini tamamlayıp tamamlamadıklarını nereden biliyoruz?

Bununla beraber, Allah bir peygamberi niçin göndermiş ise, ona mutlaka o görevi yaptırmıştır. Zira, Allah’ın dilediğine hiçbir şey mani olmaz. Asıl görevin dışında kalan vazifeler konusunda elbette peygamberler arasında -Allah’ın izniyle- farklılık vardır. Bazısına yüz binlerce kişi tabi olmuşken, bazısına birkaç kişi ancak tabi olmuştur.

- Kaldı ki, Hz. İsa’nın çarmıha gerildiği diye bir şey yoktur. Hristiyanların bu akidesi, yanlış bir gözlemlemenin sonucu ortaya çıkan bir yanılgıdır.

Kur’an’da bu husus çok açık bir dille ifade edilmiştir:

“Onlar Îsâ’yı öldüremediler, asamadılar da, öldürülen başkası idi, lâkin kendilerine ona benzer gösterildi. İsa hakkında ihtilafa düşenler de bu hususta şüphe içindedirler. Bu konuda kesin bilgileri yoktur, zanna tâbi olmaktan başka bir şeye dayanmazlar. Onu kesinlikle öldüremediler. Doğrusu Allah onu kendi katına yükseltti. Allah aziz ve hakimdir.”(Nisa, 4/157).

- Peygamberlerin görevleri nedir? Allah’ın mesajını muhataplarına tebliğ etmektir. Hz. İsa’nın muhataplarına bu tebliği yapmadığını nereden biliyoruz?

Keza “Ben, benden önceki Tevrat’ı tasdik etmek ve size (Mûsâ şerîatinde) haram kılınan bazı şeyleri mübah kılmak için geldim. Doğrusu ben size Rabbiniz tarafından bir mûcize getirdim. Öyleyse Allah’a karşı gelmekten sakının da bana itaat edin. Şüphe yok ki Allah hem sizin hem de benim Rabbimdir. Öyleyse, yalnız O’na ibadet edin. İşte doğru yol budur.”(Âl-i İmran, 3/50-51)

mealindeki ayetten Hz. İsa’nın tebliğini yaptığını anlamak mümkündür.

İncil’de de bu hususa işaret edilmiştir (bk. Kitab-ı Mukaddes, Matta: 5/17,20; Yuhanna: 20/17; 4/23-24). Kur’an’da da vurgulanan İncil’in varlığı, bizzat bu tebliğ görevinin ifa edildiğinin göstergesidir.

"Ne zaman ki Îsâ onların inkârlarında ısrar ettiklerini hissetti, 'Allah’a giden yolda bana yardım edecek kim var?' dedi. Havâriler: 'Allah yolunda yardımcılar biziz. Biz Allah’a iman ettik. Ey İsa, bizim Müslüman olup Allah’a itaat ettiğimize sen de şahid ol!' (Âl-i İmran, 3/52)

mealindeki ayette (ve Maide, 5/111-112; Saf, 61/14’te) bu tebliğin sonucunda havarilerin iman ettiği bildirilmektedir.

- Hz. İsa’ya tabi olanların o gün yalnız on iki kişi olması, onun görevini tamamlamadığını göstermez. Zira hakiki muvaffakiyetin ve görev ifa etmenin ölçüsü “kesret-i etba / uyanların çoğluğu” ile değildir. Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği gibi: Tarih içerisinde öyle

“bazı peygamberler gelmişler ki, mahdud birkaç kişiden başka ittiba edenler olmadığı halde, yine o peygamberlik vazife-i kudsiyesinin hadsiz ücretini almışlar. Demek hüner, kesret-i etba' ile değildir. Belki hüner, rıza-yı İlahîyi kazanmakladır.” (bk. Lem'alar, s. 152)

“Evet bazan bir tek kelime sebeb-i necat ve medar-ı rıza olur. Kemiyetin ehemmiyeti o kadar medar-ı nazar olmamalı. Çünki bazan bir tek adamın irşadı, bin adamın irşadı kadar rıza-i İlahîye medar olur.”(bk. Lem'alar, s. 152) düsturunun penceresinden Hz. İsa’nın durumunu da gözlemleyebiliriz.

- Bu açıklamalardan sonra şunu da söyleyebiliriz ki, Hz. İsa tebliğ görevini yapmış olmakla beraber, Ulu’l-azim bir peygamber olduğu halde, şanına layık bir görev ifa etmemiş olabilir. Ancak “ilk dünya hayatında” gerçekleşmeyen bu şanlı hizmet, ahir zamanda tekrar  geri geldiğinde bu “ikinci dünya hayatında” şanına layık bir görev ifa edecektir. Şüphesiz en önemli görevi, kendisini Allah’ın oğlu olarak lanse eden yalancıların yalanlarını ortaya koyacak, Kur’an’ın hakkaniyetine şahitlik yapacak ve onun getirdiği tevhit inancını esas alacak, “çarmıha gerilme” safsatasına son verecektir.

Bir peygamberin en büyük görevi Allah’ın birliğini nazara veren tevhit inancını ders vermektir. Hz. İsa babasız dünyaya gelmesiyle Allah’ın vahdaniyetini fiilen tasdik ettiği halde, tabileri arasında -maalesef- bu inanç kayboldu. İşte onun tekrar dünyaya geri gelmesinin en büyük hikmeti bu tevhit inancını ders vermek, tanrıtanımaz deccali öldürmek ve teslisi ortadan kaldırmaktır.

“Âhir zamanda Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye (asm) ile amel edecek, mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhir zamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazret-i İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür.. yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek.” (Mektubat, s. 6).

Bediüzzaman Hazretleri bu hikmetin önemini başka bir yerde şöyle ifade etmiştir.

Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i İlahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hristiyanlık dini o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hristiyanlık bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır."

"Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in "Dıhye" suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misalîyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazret-i İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil.. belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek. Hazret-i İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” (bk. Mektubat, s. 57).

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR