"Her ümmetin bir peygamberi vardır..." (Yunus, 10/47) ayetine göre, fetret devrinde ümmetlere peygamberlerin gelmemesi çelişki olmaz mı?

Tarih: 16.01.2012 - 10:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

"Her ümmetin bir peygamberi vardır..."(Yunus, 10/47) ayetine göre, her millete bir peygamber gönderildiğine göre, fetret devrinde ümmetlere peygamberlerin gelmemesi bir çelişki olmaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- "Her ümmete mutlaka bir peygamber gelmiştir." hükmü doğrudur:

“Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri kendilerine gelince, aralarında adaletle hükmedilir, hiçbirine zulmedilmez.” (Yunus, 10/47)

mealindeki ayette bu konu vurgulandığı gibi,

“Evet, biz seni gerçeğin ta kendisine malik olarak, rahmetle müjdeleyen ve kâfirleri azapla uyaran bir elçi olarak gönderdik. Zaten uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir ümmet / millet yoktur.” (Fatır, 35/24)

mealindeki ayette de bu hakikatin altı çizilmiştir.

“O, azîz ve rahîmden indirilen bir tenzil olup, ataları uyarılmamış, hâliyle, kendileri de gaflette giden, bir topluluğu uyarmak için gönderilmişsin.” (Yasin, 36/5-6)

mealindeki ayette, Hz. Muhammed (asm)’in kavmine daha önce bir peygamberi gelmediğine işaret edilmiştir. Bu ise, bir fetret döneminin varlığını göstermektedir.

- O halde, fetret dönemi ne demektir?

- Fetret dönemi, herhangi bir peygamberin bizzat içinde bulunmadığı, dolayısıyla daha önceki peygamberlerin mesajlarının kendi toplumlarında çok zayıf olduğu, doğrunun yanlışla, hakkın batılla karıştığı bir dönem demektir. Nitekim Hz. İsa’nın gelmesinden yaklaşık 600 yıl geçmişti. Onun ve onun vasıtasıyla Hz. Musa ve diğer bazı peygamberlerin mesajı elbette fetret toplumunda da -zayıf bir tonda da olsa- yer alıyordu. Bunun yanında, Müşrik Arap toplumlarında Hz. İbrahim’in dinin kalıntıları ve tevhitle ilgili mesajları söz konusu olduğu bilinmektedir. Buna rağmen bu devreye fetret devri denilmektedir. Demek ki, fetret devrinde de ilahî vahiy, peygamberlerin mesajı bir şekilde yine söz konusuydu.

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, fetret döneminin varlığı ile her ümmette bir uyarıcının bulunduğunu vurgulayan ayetler arasında bir çelişki söz konusu değildir.

- Peygamberin şahsı olmasa da mesajlarının varlığı bir uyarıcı mahiyetinde olduğunun en büyük delili Hz. Muhammed (asm)’in son peygamber olarak gelmiş olmasıdır. Yaklaşık on beş asırdır bir peygamberin gelmediği ve kıyamete kadar da başka bir peygamberin gelmeyeceği hakikati ortada olduğu halde, İslam ümmeti yine de bir fetret devri olarak görülmemektedir. Çünkü onun şahsı olmasa da mesajları güçlü bir şekilde ortadadır.(krş. Razî, Alusî, İbn Aşur, Yunus/10/47. ayetin tefsiri)

- Bununla beraber, bazı alimlere göre, “Uyaran bir peygamber gelmiş olmayan hiçbir ümmet / millet yoktur.” mealindeki ayette yer alan “her ümmet”ten maksat, Allah’ın ezelî ilminde sorumlu tutulacak, dinî mükellefiyetlere muhatap olacak olan topluluklara mahsustur. Ehl-i fetret bu ayetin kapsamına dahil değildir. Nitekim onların sorumluluğu yoktur(bk.Alusî, a.g.y).

- Bazı alimlere göre ise, bu ayetten maksat, hiç bir milletin, hiç bir kabilenin, hiç bir bölgenin, hiç bir çağın uyarıcısız kalmadığını anlatmaktan ziyade, kendilerine uyarıcı gelenlerin inkârları durumunda başlarına gelen kötü akıbeti bildirmektir. Yani, “Her ümmetin bir peygamberi vardır.” mealindeki ayetin ifadesi, arkasından gelen “Peygamberleri kendilerine gelince, aralarında adaletle hükmedilir, hiçbirine zulmedilmez.” mealindeki hükme bir ön giriş olsun diye zikredilmiştir. (bk. İbn Aşur, a.g.y.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun