Fakirlik kader midir?

Tarih: 18.11.2021 - 08:51 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Birileri hep böyle diyor ve açıkçası bunu anlamıyorum. Birisi sizin paranızı çaldığında o paranın peşine düşmez misin? Yoksa kader deyip geçer misin?
- Ayrıca burası Allah'ın yarattığı dünya değil mi?
- Üstünlük taslamıyorum ama bir Müslüman olarak çeşit çeşit nimetlere elin gavurundan daha layık değil miyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a) Kader: Allah’ın her şeyi olmadan önce de olduktan sonra da ezeli ilmiyle bilmesidir. İlim sıfatı -özelliği itibariyle- kudret sıfatı gibi değil, yaptırım gücü yoktur. Bir şeyi bilmek onun nasıl ve ne zaman ve nerede olduğunu veya olacağını bilmektir. Bu sebepledir ki İslam alimleri tarafından eskimez ifadeyle “İlim maluma tabidir.” kuralı tespit edilmiştir.

Bu açıdan baktığımız zaman, kaderin insanın imtihanla ilgili işlerinde bir zorlaması söz konusu değildir.

b) İnsanın gücünün üstünde olan ve icadî hususları barındıran işlerde insanın cüzî iradesinin geçerli olmadığı açıktır. Örneğin, insanın boyu, biyolojik büyümesi, belli bir soydan gelmesi, ömrünün uzun veya kısa olması, ölmesi ve dirilmesi gibi birçok olayda -icat ve yaratma işi söz konusu olduğundan- oralarda tamamen kader hâkimdir. Kul bunlardan asla sorumlu değildir.

c) Kader ile insanın özgür iradesinin birlikteliği söz konusu olan işlerde ise, insanın sorumluluğu esastır.

Soruda denildiği gibi, “Birisi sizin paranızı çaldığında o paranın peşine düşmez misin? Yoksa kader deyip geçer misin?” tabii ki, kaderdir diye bundan vazgeçmeyiz ve peşine düşeriz. Çünkü burada hırsızın özgür iradesi vardır. Ve bu işi gücüyle, kuvvetiyle, iradesiyle gerçekleştirmiştir.

Dolayısıyla özgür iradesiyle yaptığı için mesuliyet kendisine aittir. Onun için gerek Modern hukukta gerekse İslam hukukunda “Suçlu kimseler kadere göre değil, özgür iradesine göre değerlendirilir ve cezası çektirilir.” Çünkü yapılan kötülüklerin faturasını kadere kesmek yerden göğe kadar haksızlıktır.

“...İnsanın yaptığı iyi işler kendi lehine, yaptığı kötülükler ise kendi aleyhinedir...” (Bakara, 2/286)

mealindeki ayette insanın özgür iradesine vurgu yapılmış ve yapılan işler bu yönde değerlendirilmiştir.

Keza, “insan için sadece kendi emeğinin karşılığı vardır.” (Necm, 53/39) mealindeki ayetten anlıyoruz ki, insanların çabası, gayreti, tercihi ve özgür iradesi fakirlik ve zenginlik konusunda önemli bir role sahiptir. İmtihanın adaletli geçmesi için Allah’ın küllî iradesi, insanın cüzî iradesine tabi kılınmıştır.

Buna göre, insan tembelliği tercih ederse Allah fakirliği yaratır, çalışmayı tercih ederse ona da zenginliği yaratır.

Şu var ki, insan özgür iradesini iyi yolda kullanırsa, Allah bu iyi işini yaratır, engel olmaz. Çünkü adalet böyle ister. Fakat insan özgür iradesiyle kötü yolda yürümeyi tercih etmişse, burada Allah’ın küllî iradesi iki şekilde işleyebilir.

Birincisi: Kulun istediği kötülüğe mani olmak, onun tahakkuk etmesine engel olmaktır. Bu rahmetin bir tezahürüdür.

İkincisi: Kulun istediği kötülüğü -şartlarını hazırlayarak- desteklemektir. Bu ise adaletin bir yansımasıdır. 

- “Çeşitli nimetlere elin gavurundan daha layık değil miyiz?” sorusuna özetle şu cevabı verebiliriz:

Eğer zengin olma arzumuz, Allah’ın rızasını kazandıracak işleri yapmaya yönelik ise, elbette bu zenginlik güzeldir. “Güzel servet güzel / salih insanda bulunması ne güzeldir!” (Müsned, 4/197, 202) manasına gelen hadis-i şerifte bu gerçeği görmekteyiz. 

d) Bediüzzaman Hazretlerinin bu konudaki görüşünü görmekte büyük faydalar vardır: 

"S. Eskiden İslamlar zengin, onlar fakir idiler. Şimdi her yerde kaziye bilakistir. Hikmeti nedir?

"C. İki sebebi biliyorum:

Birincisi:

 لَيْسَ ِلْلاِنْسَانِ اِلاَّ مَا سَعَى (insan için sadece kendi emeğinin karşılığı vardır) olan ferman-ı Rabbanîden müstefad olan meyelan-ı sa'y ve اَلْكَاسِبُ حَبِيبُ اللّٰهِ (Çalışıp kazanan, Allah’ın sevdiği bir kuldur) olan ferman-ı Nebevîden müstefad olan şevk-i kesb, bazı telkinat ile o meyelan kırıldı ve o şevk de söndü."

"Zira ilâ-yı kelimetullah şu zamanda maddeten terakkiye mütevakkıf olduğunu bilmeyen; ve dünya مِنْ حَيْثُ هِىَ مَزْرَعَةُ اْلاٰخِرَةِ (Ahiretin tarlası olması) cihetiyle kıymetini takdir etmeyen; ve kurûn-u vustâ ve kurûn-u uhranın ilcaatını tefrik eylemeyen; ve birbirinden gayet uzak, biri mezmum ve biri memduh olan tahsil ve kesbde olan kanaatı ile, mahsul ve ücretteki kanaatı temyiz etmeyen; ve birbirinden nihayet derecede baîd, hattâ biri tenbelliğin ünvanı, diğeri hakikî ihlasın sadefi olan iki tevekkülü (ki biri, meşietin muktezası olan esbab arasındaki nizama karşı temerrüd hükmünde olan, tertib-i mukaddemattaki bir tevekkül-ü tenbelane; diğeri, İslâmiyetin muktezası olan, netice itibariyle gerdendade-i tevfik olarak vazife-i İlahiyeye karışmamakla terettüb-ü neticede müminane tevekküldür)."

"İkisini birbiriyle iltibas eden ve 'Ümmetî! Ümmetî!' sırrını teferrüs etmeyen ve خَيْرُ النَّاسِ مَنْ يَنْفَعُ النَّاسَ (İnsanların en hayırlısı onlara en faydalı olandır) hikmetini anlamayan bazı adamlar ve bilmeyen bir kısım vaizlerdir ki, o meyelanı kırdılar; o şevki de söndürdüler."

"İkinci sebep: Biz, gayr-ı tabiî ve tembelliğe müsait ve gururu okşayan imaret maişetine el atıp belamızı bulduk." (bk. Münazarat, s. 37-38)

İlave bilgi için tıklayınız:

İnsan kaderinden neden sorumlu tutulmaktadır?

İntihar etmek kişinin kaderinde mi vardır?

Bizim ne yapacağımız kaderimizde yazılmış ise, ne suçumuz var ...

Kaderim böyleymiş demek doğru mudur, doğruysa nerde ve nasıl ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun