Kişinin kudret ve iradesi yoksa, işi kul yaptı demek doğru mudur?

Tarih: 28.09.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Eşariye göre kulun kudret ve iradesinin fiilde tesiri yoksa kesbin ne manası kalıyor? Bu anlayışa göre işi kul yaptı demek doğru mudur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Eşarilerce “kulun kudret ve iradesinin fiilde tesiri yok” demek, isabetli görülmemektedir.

Eşarî kelamcılarına göre kesb kullara ait fiillerin meydana gelişine hadis kudretin tesir etmesinden ibarettir. Şöyle ki:

İhtiyarî fiiller iki kudretle meydana gelir: Bunlardan biri Allah’ın kadim kudreti olup fiillerin oluşmasını sağlayan asıl  etkendir, fiillerin vücudu ve hudusü bu kudrete bağlıdır. İlahi kudret olmadan kullar herhangi bir fiil gerçekleştiremez, bu sebeple de fail adını alamaz, çünkü fail demek yaratıcı demektir. Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına göre kullar için sadece mecazi anlamda fail, gerçek anlamda ise kâsib terimi kullanılabilir.

Buna göre kesb kullara ait fiillerin nitelikleri üzerinde etkili olur, kesbin meydana gelişiyle ilgili nitelikler de Allah tarafından yaratılır. Kesbin vuku bulup yok oluşundan sonra insanın bunu aynen iade edemeyişi onun Allah tarafından yaratıldığını gösterir. (Abdülhahir Bağdadi, Usulü’d-dîn, s. 137)

Eşarilere göre, kesbin mevcudiyetini ve fiiller üzerindeki etkisini, zorunlu fiillerle ihtiyarî fiilleri dikkate almak suretiyle kanıtlamak mümkündür. Nitekim felçli bir insanın el hareketleriyle sağlıklı insanın hareketlerinin birbirinden farklı olduğu duyularla idrak edilmektedir. (Eşarî, Makalat, s. 538-541; Bakıllani, et-Temhîd, s. 324, 347; İbn Furek, Mücerredü’l-Makalat, s. 91-10; bk. TDV İslam Ansiklopedisi, KESB maddesi)

Bediüzzaman hazretlerinin şu ifadeleri de konumuza ışık tutmaktadır.

Cüz-i ihtiyarînin üss-ül esası olan meyelan, Matüridîce bir emr-i itibarîdir, abde verilebilir. Fakat Eşarî, ona mevcud nazarıyla baktığı için abde vermemiş. Fakat o meyelandaki tasarruf, Eşariyece bir emr-i itibarîdir.

Öyle ise o meyelan, o tasarruf, bir emr-i nisbîdir. Muhakkak bir vücud-u haricîsi yoktur. Emr-i itibarî ise, illet-i tamme istemez ki; illet-i tamme vücudu için lüzum ve zaruret ve vücub ortaya girip ihtiyarı refetsin. Belki o emr-i itibarînin illeti, bir rüchaniyet derecesinde bir vaziyet alsa, o emr-i itibarî sübut bulabilir. Öyle ise o anda onu terk edebilir. Kuran ona o anda diyebilir ki: "Şu şerdir, yapma." (Sözler, s. 467)

İnsanın iradesinin esasını ve temelini oluşturan meyelandır.

Meyelan, insanın çok seçeneklerden birisine meyletmesi ve yönelme arzusudur. Bu yönelme arzusu olan meyelan, mevcut bir şey değildir. Harici bir vücudu yoktur. Yani eni, boyu, ağırlığı, hacmi olan bir cisim gibi değildir.

İmam-ı Maturidi, meyelanı, itibari olarak kabul ettiği için, kula vermiştir. İmam Eşari ise, mevcut nazarı ile baktığından, kula vermemiştir. Ancak, meyelandaki tasarrufu, itibari gördüğü için kula vermiştir.

Dolayısı ile her iki imam da iradeyi kabul etmişlerdir. Aradaki fark, lafzi ve içtihadidir. Esas olan kişiyi sorumlu kılacak bir tercihin varlığıdır. Buna İmam Maturidi meyelan demiş, İmam Eşari ise o meyelandaki tasarruf demiş.

İradenin çalışma düzeneğinde, yani seçme anında, harici ve cismi hiçbir sebep müdahil olamaz. Harici ve cismi şeyleri yaratan kudret de tesir etmez. Yani illet-i tamme istemez.

Bundan dolayı, insan iradesi üzerinde Allah’ın cebir ve zorlaması yoktur.

Peki insan iradesini harekete geçiren illet ve dinamik nedir?

Rüchaniyettir. Evet, rüchaniyet devreye girer ve iradeyi tetikler. Rüchaniyet, burada seçmeyi gerekli kılacak vaziyete getiren bir üstünlük, ya da sebeptir. Bu üstünlük vasfı, irade mekanizmasını seçme kıvamına getirir ve hazır hale sokar. Yanlış anlaşılmasın, iradeyi tamamen tesiri altına alıp hapsetmez. İşte bu süreçte ve kıvamda, seçme durumu sabit hale gelir. O zaman seçip seçmeme kararı iradeye aittir. Seçmeyip terk de edebilir. Bu şeçme kıvamı sırasında, şeriat, teklifini yapar; “haramdır, yaklaşma” emrini hatırlar ve o anda onu terk edebilir.

Biz, arabanın tekerini kontak döndürüyor diyemeyiz, ama dönmesine sebep olan mekanizmayı o çalıştırdı diyebiliriz.

Allah, o meyil veya o meyildeki tasarruf arasında karar verene kadar insana mühlet veriyor. Kararını verdikten sonra da sebeplerin en önemli kısmı olan kudreti devreye giriyor ve fiili yaratıyor.

Demek ki, “isteyen kuldur, yaratan Allah’tır”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun