Bu sistemde Peygamber Efendimiz askere gider miydi?

Tarih: 08.05.2015 - 17:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Askerliğe peygamber ocağı gözüyle bakmışsınız. Sizce bu sistemde Peygamber Efendimiz askere gider miydi?
- Faiz, içki tekelleri gibi bütün evraklara imza atan hükümette 1 yıl askere gitmek caiz mi?
- Üstelik para verdiğinizde gitmiyorsunuz. 1 sene bir yere hapis olursunuz ve bütün haysiyet şeref onur kırılıyor normalleştiriyor bu durumda...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hz. Peygamber (asm) Medine’de ülkesini savunmak için Yahudilerle anlaşma yapmış, onlarla beraber yurdunu korumaya çaba göstermiştir.

- Halkı Müslüman olan bir ülkenin savunması, herkesten önce Müslümanların görevidir. Baştakilerin durumu ne olursa olsun, bu görev zorunludur -sıralama bakımından- bir farz-ı kifayedir. Bir kısmı askerliğini yaparken diğerleri evlerinde huzur ve güven içinde yaşarlar.

- Baştaki mümin insanlar fasık da olsa -Allah’a muhalif olmayan- emirlerini yerine getirmek vaciptir. Bu konudaki ayet ve hadislerin ifadelerinden bunu anlamak mümkündür.

- Dört Raşit halife devrini -nezaketen- bir tarafa bıraksak, tarih boyunca devlet reis ve yetkilileri her zaman hata etmiş olabilirler. “Fitne hadisleri” olarak bilinen hadis kaynaklarında, Efendimiz (asm)'in özellikle içinde bulunduğumuz şu ahir zaman fitnesi içinde İslam ümmetinin başına lüzumsuz gaileler açmamak için, insanların fitnelerden kaçınmaları ve fasık da olsa baştakilere itaat etmeleri ve sabretmeleri tavsiye edilmiştir.

- Kaldı ki, "Ben Müslümanım." diyen hiçbir kimseye “kâfir” damgasını vurmak, caiz olmadığı gibi, akıl ve izan, din ve iman şuuruyla da bağdaşmaz.

Eğer mesele yöneticilerin günahkâr kimseler olduğu ise, önce kendimize bakmamız daha iyi olmaz mı? Biz çok mu salih kimseleriz ki, Ömer b. Abdulaziz gibi evliyaların riyasetini bekliyoruz. Meşhur bir söz var: “Süt nasıl ise kaymağı da ona göre olur.” Demek ki bu toplumun sütünden ancak bu kaymak olur.

- Bununla beraber, bir devletin, bir hükümetin bütün fertlerini günahsız, masum olmalarının gereğine inanırsak, bu düşüncemiz, hem Kur’an’a, hem sünnete, hem pratikteki İslam realitesine tamamen aykırı olur. Zira böyle bir dünya olamaz. Çünkü bir hükümetin fertleri mevcut toplumun arasından ve içinden gelen kimselerdir. Bütün toplum masum ve günahsız olmadığı sürece o toplumun içinden çıkan hükümet fertlerinin de masum ve günahsız olmaları imkânsız olur.

- Demek ki baştaki devlet ricalinin günahlarını bahane ederek İslam’ın yüklediği -dini, milli, vatani, insani- sorumluluklardan kaçmak mümkün değildir. Bu nefis ve şeytanın iğvasıdır/aldatmasıdır/saptırmasıdır.

- Son olarak bu konuda, ilim ve irfan madeni olan Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili bir kaç sözünü hatırlamakta fayda mülahaza ediyoruz:

“Eski hâl muhal ya yeni hâl ya izmihlal.” (bk. Münazarat, s. 17)

“Çaresi bulunan şeyde acze, çaresi bulunmayan şeyde ceza'a iltica etmemek gerektir.” (bk. Hutbe-i Şamiye, s. 118)  Yani imkânı olan işlerde acizlik göstermek, imkânı olmayan işlerde feverana kapılmak aklın kârı değildir.

“Muhali taleb etmek, kendine fenalık etmektir..."

"Zerratı günahkârlardan mürekkeb bir hükûmet, tamamıyla masum olamaz. Demek nokta-i nazar, hükûmetin hasenatı seyyiatına tereccuhudur. Yoksa seyyiesiz (günahsız) hükûmet muhal-i âdidir. Ben öyle adamlara, anarşist nazarıyla bakıyorum. Zira onlardan birisi -Allah etmesin- bin sene yaşayacak olsa, âdeta mümkün hükûmetin hangi suretini görse, hülya ile yine razı olmayacak. Şu hülyanın neticesi olan meyl-üt tahrib ile o sureti bozmağa çalışacak. Şu halde böylelerin fena zannettikleri Jön Türkler nazarlarında dahi, mel'un, anarşist ve iğtişaşcı fırkasından addolunurlar. Meslekleri ihtilal ve fesaddır.” (bk. Münazarat, s. 17)

İlave bilgi için tıklayınız:

Vatanımıza, milletimize ve ordumuza en güzel ve en faydalı bir surette askerlik yapabilmek için nelere dikkat etmeliyiz?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun