Bu dünyamızdan başka yedi dünyanın / kürenin olduğu rivayeti sahih midir?

Soru Detayı

- Abdüllah ibni Abbâs “radıyallahüanhümâ” buyurdu ki,
 “Bu gördüğümüz âlemden başka bir âlem dahâ vardır. Bu âlemde bulunan her şeyin, orada bir benzeri vardır. Hattâ, orada benim gibi bir İbni Abbâs vardır.”
- Böyle bir rivayet okudum var mıdır, manası nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kaynakların bildirdiğine göre, Abdullah b. Abbas “Allah O yüce Yaratıcıdır ki, yedi kat göğü ve yerden de onların benzerini yaratmıştır.” (Talak, 65/12) mealindeki ayeti açıklarken şöyle demiştir: “Bu (yedi) yerden her birisinde bu yerdeki İbrahim peygamberi gibi bir insan ve diğer mahlukların benzerleri bulunmaktadır.” (Taberi, ilgili ayetin tefsiri)

Bazı rivayetlere göre, İbn Abbas bu ayetin açıklamasını isteyenlere: “Eğer bu ayeti tamamen açıklarsam, bunu tekzip etmek suretiyle küfre düşersiniz.” demiştir. (Taberi, İbn Kesir, ilgili yer; Münavi, Feydu’l-Kadir, 6/386)

Bu, bizim için de bir uyarı olmalıdır... Zira şairin dediği gibi:

“İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez,
Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

- Beyhaki’nin rivayet ettiğine göre İbn Abbas şöyle demiştir:

“Yedi adet arz / dünya vardır. O yerlerin/alemlerin her birisinde Sizin peygamberiniz gibi bir peygamber, Adem gibi bir Adem, Nuh gibi bir Nuh, İbrahim gibi bir İbrahim ve İsa gibi bir İsa bulunmaktadır." (bk. Beyhaki, el-Esma ve’s-Sıfat, 2/267;  İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

- Münavi’nin bildirdiğine göre, Beyhaki “Bu hadisin senedi sahihtir, fakat rivayeti şazdır (sahih hadislerin öğretilerine aykırıdır).” demek suretiyle bu rivayetin zayıf olduğuna işaret etmiştir. (bk. Feydu’l-Kadir, 3/365)

- Ancak, Hakim bu hadisin sahih olduğu belirtmiş, Zehebi de ona muvafakat etmiştir. (bk. Müstedrek, Telhis, 2/535)

-Yukarıdaki ayetin tefsirini yapan Bediüzzaman Hazretlerinin aşağıda özetle verdiğimiz açıklamalarına da bakıp bu konuda geniş bir perspektif kazanabiliriz:

- Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki, ayetlerin mânâsı ayrıdır, o mânâların efrâdı ve mâsadakları ayrıdır. Küllî mânânın müteaddit fertlerinden bir ferdinin bulunmamasından dolayı o mânâ inkâr edilmez. Göklerin yedi tabakasına ve yerin yedi katına dâir küllî mânânın çok fertlerinden yedi mâsadak açıkça görünüyor. Bununla beraber, âyetin sarih ifadesinde "yedi kat arz" tabiri geçmiyor. Âyetin zâhiri: "Allah, arzı da yedi gök gibi yaratmış ve yaratıklarına mesken yapmıştır." diyor. "Yeri de yedi tabaka olarak yarattım " demiyor. Buradaki benzetme,"yedi sayısı" ile ilgili olmayıp, aksine yer ve göğün her ikisinin de Allah tarafından yaratılmış birer varlık ve pek çok yaratığa da mesken olduklarını ifade etmek içindir.

- Yer küresi göklere nisbeten çok küçüktür. Fakat Allah'ın sanatlarının teşhir edildiği bir merkez, bir sergi yeri olduğundan, kalbin bedene karşı durumu gibi, o da koca göklere karşı muvazeneye gelmiştir. Kâinatın kalbi hükmündeki yer küresinin, yedi yönden "yedi" sayısında da göklere benzemesi söz konusudur:

1. Eskiden beri bilinen yer küresinin yedi iklimi vardır.

2. Avrupa, Afrika, Okyanusya, İki Asya, İki Amerika isimleriyle meşhur yedi kıtası vardır.

3. Denizle beraber doğu, batı, kuzey, güney, bu yüzdeki ve yeni dünya yüzündeki malûm yedi kıtası vardır.

4. Hikmet ve fence kabul edilmiştir ki, yer küresinin merkezinden en üst toprak katmanına kadar iç içe değişik yedi tabaka vardır.

5. Canlılar için hayat kaynağı, basit ve cüz‘î yetmiş elementi ihtiva eden ve "yedi kat" tabir edilen yerin yedi küllî unsuru vardır.

6. Bir diğer yönden dört unsur denilen "su, hava, ateş, toprak" ile beraber, üç üretken kaynak (mevâlid-i selâse) diye ifade edilen "madenler, bitkiler ve hayvanlar" ın oluşturduğu yedi tabaka ve yedi ayrı âlem vardır.

7. Sayısız keşif ve kerâmet ehlinin müşahede ettiği, cin, ifrit ve daha başka şuurlu canlıların meskeni olan yedi kat arz vardır.

8. Yer küremiz gibi, canlılara mesken olan ve hayat şartlarını ihtiva eden yedi ayrı yer küresinin varlığı Kur'an'ın ifadelerinden anlaşılmaktadır.

İşte yedi yönden arzın yedi tabakası ile yedi çeşit yer küresinin varlığı söz konusu olabilmektedir. Sekizinci mânâ, başka nokta-i nazardan ehemmiyetlidir. O yediye dâhil değildir. (bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a, s. 64-69)

- Cafer-i Sadık ve İbn Arabî’den “Bildiğimiz Adem’den önce kırk bin Adem gelmiş.” dediğini naklederler.

Öyle zannediyoruz ki, bununla, “her varlığın bir ilk aslı olduğuna, her canlı türün -ilk ataları hükmünde- bir Âdem’i bulunduğuna” işaret etmek istemiştir. İnsanların diğer varlık ve canlılardan daha sonra yaratıldığını düşündüğümüzde, onun “Âdem’den önce…” şeklindeki ifadesi daha da bir anlam kazanır. Ayrıca, bu zatlar bu sözlerle, gerçek anlamda değişik Âdem’lerin varlığına değil, aynı Âdem’in misal alemindeki temessüllerine işaret etmiş de olabilirler. Yoksa, şimdiki insanlıktan önce, başka bir insanlık camiasının varlığına dair hiçbir sahih bilgiye sahip değiliz. Kur’an ve hadislerde böyle bir bilgi yoktur.

- Nitekim alimlerin bu konudaki görüşleri de şu merkezdedir:

Söz konusu alemlerde (insan olmayan) akıl ve şuur sahibi mahluklar vardır. Ancak onlar İslam dininin emirleriyle mükellef değildir. Meğer ki buradan onlara bir ulaşım, bir iletişim hattı kurulsun. (Bu da şimdiye kadar mümkün olmadığına göre bu teklif de vaki olmamıştır).

Kaldı ki, eğer böyle İslam dininin hükümleriyle mükellef mahluklar olsaydı, Hz. Peygamber (asm)'in bu önemli konuyu bildirmesi gerekirdi. Halbuki ne ayetlerde ne de hadislerde böyle bir bilgiye yer verilmemiştir. (bk. Maverdi, Kurtubî, ilgili ayetin tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR