Yer ve gök kaç katmandan oluşuyor?

Soru Detayı

- Kuran'da yerin ve göğün 7 katmandan oluştuğunu yazdığını söylemişsiniz, ama birçok yerde atmosfer 4-5 ve yerin 4 katmandan oluştuğu yazıyor?..

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şunu hemen ilfade edelim ki, yedi, yetmiş ve yedi yüz gibi tabirler, Arap üslubunda çokluğu ifade ettiği için, "yedi tabaka" ile o tabakaların çokluğuna da işaret edilmiş olabilir.

Diğer taraftan, semanın katmanlarıyla atmosferin katmanları aynı şeyler değildir.

Ayrıca birinci kat sema atmosfer ve katmanlarından ibaret değildir.

Elmalılı Hamdi Yazır bu manadaki ayetleri tefsir ederken şöyle der;

"Biz dünya semasını, en yakın göğü bir zinet ile donattık. "Dünya" "ednâ"nın müennesidir ki, "en yakın" demektir. Bu ifadenin zâhiri, bütün yıldızların en yakın gökte olmasıdır. Şu halde burada en yakın gök, yer kürenin etrafında yalnız ayın yörünge sahasından ibaret değil, yalnız güneş sistemi âlemi de değil, genel olarak yıldızların bulunduğu cisim olan saha, yani üç boyut sahasıdır." (Saffat suresi 6. ayetin tefsiri)

Buna göre, bütün görünen gökleri bu dünyanın bir seması sayıp, bundan başka altı sema tabakasının bulunduğunu da anlamak mümkündür. Yeryüzü ile alakalı ifadesinin de farklı manalara işareti söz konusudur.

Atmosfer katmanlarıyla beraber birinci kat semanın içindedirler. Yıldızlar da birinci kat semanın içindedirler. Yıldızlar atmosferin katmanları arasında değilidir. Zira Astronomi biliminin verdiği bilgilere göre dünyaya en yakın yıldızın bile uzaklığı ışıkyılı ile hesaplandığı halde, Atmosferin en son tabakası olan Magnetosfer 64.000 km'ye kadar çıkmaktadır. Atmosfer dünyayı çepeçevre kuşatmıştır. Yıldızlar ise bundan daha uzaktır.

Göklerin katmanlarının ne olduğu konusunda tek bir görüş yoktur. Bunun ne anlama geldiğini tespit etmek elbette çok zordur. Bizim söylediğimiz Kur’an’da göklerin “yedi gök” olarak nitelendirildiğine dair bilgidir. Bu yedi göğün ne anlama geldiği husus birer yorumdan ibarettir. Yorumlar doğru da çıkar, yanlış da çıkar. Göklerim katmanlarını atmosfer katmanları olarak değerlendirmek zaten tartışma konusudur.

- Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin özetle verdiğimiz açıklamalarına bakıp geniş bir perspektif kazanabiliriz:

Yer Küresiyle İlgili:

- Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki, âyetlerin mânâsı ayrıdır, o mânâların efrâdı ve mâsadakları ayrıdır. Küllî mânânın müteaddit fertlerinden bir ferdinin bulunmamasından dolayı o mânâ inkâr edilmez. Göklerin yedi tabakasına ve yerin yedi katına dâir küllî mânânın çok fertlerinden yedi mâsadak açıkça görünüyor. Bununla beraber, âyetin sarih ifadesinde "yedi kat arz" tabiri geçmiyor. Âyetin zâhiri: "Allah, arzı da yedi gök gibi yaratmış ve yaratıklarına mesken yapmıştır." diyor. "Yeri de yedi tabaka olarak yarattım" demiyor. Buradaki benzetme, "yedi sayısı" ile ilgili olmayıp, aksine yer ve göğün her ikisinin de Allah tarafından yaratılmış birer varlık ve pek çok yaratığa da mesken olduklarını ifade etmek içindir.

- Yer küresi göklere nisbeten çok küçüktür. Fakat Allah'ın sanatlarının teşhir edildiği bir merkez, bir sergi yeri olduğundan, kalbin bedene karşı durumu gibi, o da koca göklere karşı muvazeneye gelmiştir. Kâinatın kalbi hükmündeki yer küresinin, yedi yönden "yedi" sayısında da göklere benzemesi söz konusudur:

1. Eskiden beri bilinen yer küresinin yedi iklimi vardır.

2. Avrupa, Afrika, Okyanusya, İki Asya, İki Amerika isimleriyle meşhur yedi kıtası vardır.

3. Denizle beraber doğu, batı, kuzey, güney, bu yüzdeki ve yeni dünya yüzündeki malûm yedi kıtası vardır.

4. Hikmet ve fence kabul edilmiştir ki, yer küresinin merkezinden en üst toprak katmanına kadar iç içe değişik yedi tabaka vardır.

5. Canlılar için hayat kaynağı, basit ve cüz‘î yetmiş elementi ihtiva eden ve "yedi kat" tabir edilen yerin yedi küllî unsuru vardır.

6. Bir diğer yönden dört unsur denilen " Su, hava, ateş, toprak" ile beraber, üç üretken kaynak (mevâlid-i selâse) diye ifade edilen "madenler, bitkiler ve hayvanlar"ın oluşturduğu yedi tabaka ve yedi ayrı âlem vardır.

7. Sayısız keşif ve kerâmet ehlinin müşahede ettiği, cin, ifrit ve daha başka şuurlu canlıların meskeni olan yedi kat arz vardır.

8. Yer küremiz gibi, canlılara mesken olan ve hayat şartlarını ihtiva eden yedi ayrı yer küresinin varlığı Kur'an'ın ifadelerinden anlaşılmaktadır.

İşte yedi yönden arzın yedi tabakası ile yedi çeşit yer küresinin varlığı söz konusu olabilmektedir. Sekizinci mânâ, başka nokta-i nazardan ehemmiyetlidir. O yediye dâhil değildir. (bk. Lem'alar, On İkinci Lem'a, s. 64-69)

Yedi GÖK’le İlgili:

Eski hikmet, şer'î lisanda arş ve kürsî olarak isimlendirilen varlıkları da saydıkları için, gökleri dokuz olarak tasvir etmişlerdir. O eski hikmetin dâhi hükemâsının şa'şaalı ifadeleri, insanları asırlar boyu tahakkümleri altında tuttu. Öyle ki, birçok müfessir, âyetlerin zâhirini onların görüşleriyle uzlaştırmaya çalıştıklarından Kur’an’ın i’câzına bir derece perde çekilmesine sebep oldular.

Yeni hikmet (fen bilimi) adı verilen yeni felsefe ise, eski felsefenin tamiri imkânsız ifratçı yanlışına karşılık, tefrite düşüp, âdeta göklerin varlığını inkâr ediyor.

Kur'an-ı Hakîm, kutsî hikmetiyle orta yolu tutup, ifrat ve tefritten âzâde bir üslûpla göklerin yedi kat olduğunu ifade etmiştir. Hadiste "Gök, dalgaları karardâde olmuş bir denizdir." ifade edilmiştir. Demek ki, yıldızlar, balıkların denizde yüzmeleri gibi, göklerde yüzüyorlar. (Lem'alar, a.y)

İşte bu hakikat-ı Kur'aniyeyi yedi kaide ve yedi vecih mana ile gayet muhtasar bir surette isbat edeceğiz.

Birinci Kaide: Fennen ve hikmeten sabittir ki: Bu haddi yok feza-yı âlem, nihayetsiz bir boşluk değil, belki "esîr" dedikleri madde ile doludur.

İkincisi: Fennen ve aklen, belki müşahedeten sabittir ki:  Gökler aleminde cazibe ve dafia (itim-çekim) gibi kanunlarının rabıtası, ışık, ısı ve elektrik gibi maddelerdeki kuvvetlerin naşiri ve nâkili (yayan ve taşıyan), o fezayı dolduran bir madde mevcuttur.

Üçüncüsü: Madde-i esîriye (esir maddesi), esîr kalmakla beraber, sair maddeler gibi muhtelif teşekkülâta ve ayrı ayrı suretlerde bulunduğu tecrübeten sabittir. Evet nasıl ki buhar, su, buz gibi havaî, mâyi, camid üç nevi eşya, aynı maddeden oluyor. Öyle de: Madde-i esîriyeden dahi yedi nevi tabakat (yed gök tabaklarının var edilmiş) olmasına hiçbir mani-i aklî olmadığı gibi, hiçbir itiraza medar olmaz.

Dördüncüsü: Ecram-ı ulviyeye (gökle alemine) dikkat edilse görünüyor ki: O ulvî âlemlerin tabakatında muhalefet var. Meselâ: Nehr-üs Sema ve Kehkeşan namıyla maruf, Türkçe "Samanyolu" tabir olunan bulut şeklindeki daire-i azîmenin bulunduğu tabaka, elbette sabit yıldızların tabakasına benzemiyor.

Güya tabaka-i sevabit yıldızları (sabit yıldızlar tabakası), yaz meyveleri gibi yetişmiş, ermişler. Ve o Kehkeşan'daki bulut şeklinde görülen hadsiz yıldızlar ise, yeniden yeniye çıkıp ermeye başlıyorlar. Tabaka-i sevabit dahi, sadık bir hads ile Manzume-i Şemsiye (güneş sistemi)'nin tabakasına muhalefeti görünüyor. Ve hâkeza yedi manzumat ve yedi tabaka, birbirine muhalif bulunması, hiss ve hads ile derkolunur (idrak ediliyor).

Beşincisi: Hadsen ve hissen ve istikraen ve tecrübeten sabit olmuştur ki: Bir maddede tanzim ve teşkil düşse ve o maddeden başka masnuat yapılsa, elbette muhtelif tabaka ve şekillerde olur.

Meselâ: Elmas madeninde teşkilât başladığı vakit, o maddeden hem remad yani hem kül, hem kömür, hem elmas nevileri tevellüd ediyor.

Hem meselâ: Ateş, teşekküle başladığı vakit; hem alev, hem duman, hem kor tabakalarına ayrılıyor.

Hem meselâ: Müvellid-ül mâ, müvellid-ül humuza ile mezcedildiği vakit, o mezcden hem su, hem buz, hem buhar gibi tabakalar teşekkül ediyor.

Demek anlaşılıyor ki bir madde-i vâhidde teşkilât düşse, tabakata ayrılıyor. Öyle ise: Madde-i esîriyede Kudret-i Fâtıra (yaratıcı kudret) teşkilâta başladığı için, elbette ayrı ayrı tabaka olarak  فَسَوَّيهُنَّ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ (onları yedi gök olarak düzenledi) sırrıyla yedi nevi semavatı ondan halketmiştir.

Altıncısı: Şu mezkûr emareler, bizzarure semavatın hem vücuduna, hem taaddüdüne delalet ederler. Madem kat'iyyen semavat müteaddiddir ve Muhbir-i Sadık, Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan'ın lisanıyla yedidir der; elbette yedidir.

Yedincisi: Yedi, yetmiş, yedi yüz gibi tabirat, üslûb-u Arabîde kesreti ifade ettiği için, o küllî yedi tabaka çok kesretli tabakaları havi olabilir.

Elhasıl: Kadîr-i Zülcelal, esîr maddesinden yedi kat semavatı halkedip tesviye ederek, gayet dakik ve acib bir nizam ile tanzim etmiş ve yıldızları içinde zer'edip ekmiştir.

Madem Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan, umum ins ü cinnin umum tabakalarına karşı konuşan bir hutbe-i ezeliyedir. Elbette nev'-i beşerin her bir tabakası, herbir âyât-ı Kur'aniyeden hissesini alacak ve âyât-ı Kur'aniye, her tabakanın fehmini tatmin edecek surette ayrı ayrı ve müteaddid manaları zımnen ve işareten bulunacaktır.

Evet hitabat-ı Kur'aniyenin vüs'ati ve maânî ve işaratındaki genişliği ve en âmi bir avamdan en has bir havassa kadar derecat-ı fehimlerini müraat ve mümaşat etmesi gösterir ki; her bir âyetin her bir tabakaya bir vechi var, bakıyor. (Lem'alar, a.y)

İlave bilgi için tıklayınız:

Bazı ayetlerde geçen semavat ve arzın yedi kat olmasını nasıl anlamalıyız?..

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR