Benim malım olsaydı haramda kullanırdım diyen günahkar olur, hadisi sahih mi?

Tarih: 15.09.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

“Bir kul ki Allah kendisine ne mal ne de ilim vermiştir ve o şöyle demektedir: Şayet benim malım olsaydı falancanın yaptığı gibi (kötü) fiil yapardım. Onun niyeti böyle olunca günahı, kötü fiili yapanınkine denk olur.”
Hadis sahih mi?
Hadisin tamamı nasıldır?
Detaylı açıklaması nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadisin tamamı şöyledir:

Ebu Kebşe Amr İbni Sa’d el-Enmari radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre o, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellemi şöyle buyururken dinlemiştir:

“Haklarında yeminle söz söyleyebileceğim üç haslet vardır; iyi belleyiniz!

Sadaka vermekle kulun malı eksilmez.

Uğradığı haksızlığa sabredenin Allah şerefini arttırır.

Dilenme kapısını açan kimseye Allah, fakirlik kapısını açar. (Veya buna benzer bir cümle söyledi).

Yine size bir söz daha söyleyeceğim, onu da iyi belleyiniz” dedi ve şöyle buyurdu:

Dünyada dört kısım insan vardır:

(Birincisi) Allah’ın kendisine mal ve ilim verdiği kimsedir. Bu kişi Allah’a karşı saygılı davranır, hısımlarını görüp gözetir, o maldaki Allah’ın hakkını yerine getirir. Bu, en üst derecedir.

(İkincisi), Allah’ın kendisine ilim verip mal vermediği iyi niyetli kimsedir. O, iyi niyetle, “Eğer malım olsaydı ben de falan adam gibi davranırdım” der. Bu, iyi niyetinin karşılığını görür.  İkisinin sevabı eşittir.

(Üçüncüsü), Allah’ın mal verip ilim vermediği kimsedir. O bilgisizliği yüzünden malını gelişi güzel harcar, Allah’a karşı sorumlu davranmaz, hısımlarını görüp gözetmez, o malda Allah’ın hakkı olduğunu idrak etmez. Böylesi kişi, en kötü durumdadır.

(Dördüncüsü), Allah’ın ne mal ne de ilim verdiği kimsedir. Bu kişi der ki, “Eğer malım olsaydı, ben de falan gibi yer-içerdim”. Bu da niyetinin karşılığını görür. Binaenaleyh bu iki kişinin vebali eşittir.” (Tirmizî, Zühd 17; İbn Mâce, Zühd  8)

Tirmizî, “Bu hadis hasen sahihtir.” demiştir. (Tirmizi, a.y.)

Bu hadiste, mecbur olmadığı halde sırf mal biriktirmek maksadıyla dilenciliğe kalkışan kimseyi Allah Teala’nın fakirlikle cezalandıracağı bildirilmektedir.

Hadiste sadaka ve dilencilikten bahsedildiğine göre, ikinci cümledeki “haksızlık” da her halde ekonomik açıdan bir haksızlık olmalıdır. Nitekim hadisin bundan sonraki kısmında da ağırlıklı olarak mal ve mal sarfından bahsedilmektedir.

Uğradığı haksızlığa sabır ve tahammül göstermek, haksızlığa razı olmak anlamına gelmez. Bu, “Sen kötülüğü en güzel bir şekilde önle!” (bk. Fussılet, 41/34) ayetindeki tavsiyenin uygulaması demektir. Sonucu da yine aynı ayette haber verildiği gibi, “candan dostluk”ların oluşmasıdır.

Hadisimizin ikinci kısmında açıkça görüldüğü gibi  ilim de mal gibi insanlara lütfedilmiş bir tür rızıktır. Hatta mal nimetinin nasıl kullanılması gerektiğini bilmeye ve dünyayı değerlendirmeye yarayan çok daha kapsamlı ve insanı kemâle ulaştırıcı bir rızıktır.

Hatta bu sebeple bir hadis-i şerifte, “Ortaya konulmayan, istifadeye sunulmayan ilmin, kendisinden infakta bulunulmayan bir hazine gibi olduğu” bildirilmiştir. (bk. Ahmed İbni Hanbel, Müsned, 2/499)

Öte yandan fakir bile olsalar alimler, “Kendilerini rızıklandırdığımız nimetlerden infak ederler.” (Bakara, 2/3) ayetinin anlam sınırları içindedirler.

Ayrıca hadisimizde, iyi ve kötü niyetin kişiye, sanki iyiliği ve kötülüğü bizzat işlemiş gibi sevap ve günah kazandıracağı çok çarpıcı bir biçimde ortaya konulmuştur.

Birinin iyilik yaparak kazandığı sevabı, bir başkasının sırf iyi ve samimi niyetinden dolayı alması çok güzeldir.

Ancak birinin işlediği hatalar sebebiyle kazandığı günahı, bir başkasının sırf ona özendiği ve onun gibi olmak istediği için üstlenmesi, “durduk yerde günaha girmek” demektir. 

Bu durum, yani birinin işleyerek hak ettiği vebali ötekinin işlemediği halde sırf niyeti sebebiyle hak etmesi, “Allah Teala, işlemedikleri sürece gönüllerinden geçen kötülüklerden dolayı ümmetimi sorumlu tutmaz” (bk. Buhârî, İtk 6; Talak 11; Eymãn 15; Müslim, İman 201-202) hadisine ilk bakışta muhalif gibi geliyorsa da öyle değildir. Çünkü hadisimizde “Malım olsaydı ben de onun gibi keyfimce harcardım” diye niyetini, sadece içinden geçirmekle kalmadığına, diliyle açıklamış olduğuna dikkat çekilmektedir. Böyle olunca artık o bir anlamda fiil haline dönüşmüş gibidir. Çünkü böyle bir söz söylemek günahtır.

Ayrıca bir günahı yapmayı hayal etmek ile günaha razı olmak da farklı şeylerdir. Buna göre, bir günah işlemeyi hayalinden geçiren kişi, bunu yapmadığı sürece o günahtan sorumlu olmuyor. Ancak başkasının işlediği günaha razı olarak ben de aynısını yapardım şeklinde söyleyen kişi, elbette sorumlu olur. Zira günaha rıza göstermek ve kalbinden onaylamak o günaha ortak olmak demektir.

Nitekim bir ayette kalbin kesin karar verdiği şeylerden dolayı insanın sorguya çekileceğine dikkat çekilmiştir: “Kötü sözlerin, iman edenlerin içinde yayılıp duyulmasını arzu edenler (yok mu?) Dünyada da ahirette de onlar için pek acıklı bir azap vardır.” (Nur, 24/19)

İşte bu hadiste dikkat çekilen durum budur. Başkasının işlediği günaha razı olan kişi o günaha ortak olur.

Şu halde, bir günah işlemeye niyet edip o günahı işlemeyenin sorumlu olmamasıyla, işlenen günaha razı olmaktan dolayı günahkar olmak tamamen farklıdır.

Hiç kuşkusuz bu yorum, her iki hadisin birbiriyle çelişik olmadığını, farklı durumlara yönelik olduklarını açıkça ortaya koymakta ve doğru olarak anlaşılmalarını sağlamaktadır.

Özetle:

- Sadaka malı eksiltmez.

- Uğradığı haksızlığı sabır ve tahammülle karşılayanın izzeti artar.

- İhtiyacı yokken dilenciliğe yeltenen, fakirlikle cezalandırılır.

- İlim, maldan üstündür. Çünkü malın nasıl kullanılması gerektiği, neleri nasıl yapmanın doğru olduğu ilimle bilinir.

- Kişi niyetiyle hem sevap hem de günah kazanabilir. İyi şeylere niyet etmek ve iyi niyetli olmak Müslümana iyilik kapılarını açar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun