Dil ile zulüm etmenin cezası nedir?

Dil ile zulüm etmenin cezası nedir?
Soru Detayı

- Bir kişiye dil ile zulüm etmenin vebali ve cezası nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Diliyle gerek manevi gerekse maddi olarak zarar veren kimseler iki zulüm yapmış olurlar.

Biri, haram olan bir iş yapmakla Allah’ın emrine karşı geldiklerinden ve Allah’ın emaneti olan ve kendilerine verilen beden ile ruh nimetine zulmettiklerinden tövbe etmeleri gerekir.

Diğeri de Allah’ın kullarına, dilleriyle maddi ve manevi zarar vermeleridir. Eğer sadece manevi zarar vermişlerse helalleşmeleri gerekir. Ayrıca dilleriyle yaptıkları hatalar ve zulümler nedeniyle manevi zararların yanında maddi bir zarara da neden oldularsa, bu maddi zararın da mutlaka tazmin edilerek giderilmesi gerekir.

Dil, toplumun en önemli kültür aracıdır.

Dil, Allah’ın insanlara verdiği en önemli organlardan ve en büyük emanetlerden biridir. Bu emaneti iyi değerlendirmek gerekir. Aksi bizler için bir felaket olur.

Dilin bozukluğu kalbin bozulmasına, kalbin bozulması ise imanın zayıflamasına sebep olur.

Dilin afetlerinden sakınmak gerekir. Zira dile ait afetler insanlar arasındaki sevgi ve saygıyı yok edip insanları ve insanlığı itibarsızlaştırır.

Dilin afetlerinin süreklilik arz etmesi durumunda insanın iradesi zayıflar ve kötülükleri, işlediği dil kusurlarını meşru görmeye başlar ve Allah muhafaza imanının gitmesine sebep olabilir.

Dilin afetlerini ve zulümlerin kısaca özetlemek istiyoruz:

1. Yalan Söylemek

Yalan, kişinin, gerçeği gizleyip, bildiğinin aksini söylemesi; hakkında bilgi sahibi olmadığı bir konuda kesin biliyormuş gibi konuşmasıdır.  
Yüce Allah, Kur’an’ı Kerimde insanların sözün en güzelini ve doğrusunu söylemelerini (Ahzab 33/70) emrederken kötü sözlerden de uzak durulmasını bildirmiştir.

“... yalan sözden sakının.” (Hac, 22/30)

Safvan İbnu Süleym (r.a.) anlatıyor:

Bir gün Peygamberimize sorulmuş: “Mümin korkak olur mu?”

Peygamberimiz cevap vermiş: “Olabilir.” 

“Mümin cimri olur mu?” diye sorulunca, Peygamberimiz: “Olabilir.” buyurmuş.

“Mümin yalancı olur mu?” denilince, Peygamberimiz: “Hayır, olamaz.”, buyurmuş. (Muvatta, Kelam 19)

2. Yalan Şahitlik

Yalancı şahitlik, insan huzurunu bozup, hakkını zayi eden, toplumları ifsat edip kötülüklere kapı açan ve adaletin yıkılmasına sebep olan kötü bir durumdur. İçinde hem yalan hem de iftira boyutu vardır.

“(O kullar), yalan yere şahitlik etmezler, boş sözlerle karşılaştıklarında vakar ile (oradan) geçip giderler.” (Furkan, 25/72)

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) zengin olsunlar, fakir olsunlar Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer, büker (doğru şahitlik etmez), yahut şahitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa, 4/135)

Peygamber Efendimiz yalan şahitlik konusunda söylediği sözleri pek çok kez tekrar etmek suretiyle bizlerin dikkatini çekiyor ve konunun ne kadar tehlikeli olduğunu ifade ediyor:

Hz. Peygamber (asm) bir keresinde vereyim mi?” diye üç defa sordu.

Orada bulunanlar: Evet, yâ Resûlallah, dediler.

Resûl-i Ekrem: “Allah’a şirk koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek” buyurduktan sonra, yaslandığı yerden doğrulup oturdu ve “İyi dinleyin, bir de yalan söylemek ve yalancı şahitlik yapmak” buyurdu. Bu sözü durmadan tekrarladı. Daha fazla üzülmesini istemediğimiz için keşke sussa, diye arzu ettik. (Buhârî, Şehâdât 10, Edeb 6, İsti’zân 35, İstitâbe 1; Müslim, Îmân 143)

Unutmayalım ki; yalan şahitlikte bulunmakla, hak sahibine iftira atılıyor, zulmediliyor, kul hakkına giriliyor, cehennem ateşi harlanıyor, suçsuz yere insan karalanıyor, asıl suçlunun suçu örtbas ediliyor, aleni olarak büyük günah işleniyor, açıkça Allah’ın rızasından uzaklaşılıyor, adalet bozuluyor, toplumsal zedelenmelere ve felaketlere sebep olunuyor, nice aileler yok olup gidiyor. İnsanlar suçsuz oldukları halde yıllarca hapiste kalıyorlar. 

3. Yalan Yere Yemin ve Yalanla Mal Satmak

Yalan olduğunu bile bile yemin etmek haramdır. Peygamber Efendimiz yalan yere yemin etmeyi büyük günahlar arasında saymıştır:

“Büyük günahlar şunlardır: Allah’a ortak koşmak, ana babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmek.” (Buhârî, Eymân, 16, Diyât 2)

Her ne şekilde olursa olsun yalandan ve yalanla iş görmekten uzak durmalıyız. Sonuç itibarı ile yalan, yalan şahitlik ve yalan yere yemin etmek, bizi ateşin yakıcılığıyla kasıp kavuran bir illet olarak karşımızda durmaktadır. 

4. İftira

İftira atmak, ayet ve hadislerle yasaklanmıştır:

“Mümin erkeklere ve mümin kadınlara, yapmadıkları bir şeyden dolayı eziyet edenler, şüphesiz bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmişlerdir.” (Ahzab, 33/58)

“Kim kasıtlı veya kasıtsız bir günah kazanır da sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak ki, büyük bir iftira ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.” (Nisa, 4/112)

Ubade b. Samit (r.a.)’dan rivayet edilen hadisi şeriflerinde Peygamber Efendimiz yeni Müslüman olanlardan biat alırken iftira etmemelerini de biat konusu yapmış ve bu hususta söz almıştır:

“Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarınızı öldürmemek, kendiliğinizden uyduracağınız hiçbir yalanla kimseye iftira etmemek, hiçbir iyi olan emirde karşı gelmemek üzere bana biat ediniz.” (Buhari, İman, 7)

İslam dini, bırakalım iftira etmeyi, insanların ayıplarını araştırmayı (tecessüs), karşı tarafı rahatsız edip incittiği için "birbirinizin ayıbını araştırmayın" (Hucurât, 49/12) ifadeleriyle yasaklamış, insanların kusurlarını bağışlayıp affetmeyi uygun görmüştür.

Hz. Peygamber Efendimiz (asm) de "Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter." buyurarak insanların ayıp ve kusurlarını gizlemenin Allah katındaki değerini ifade etmiştir.

Allah, bir insan için zina suçunun sabit olması, olayı bizzat gören dört adil şahidin tanıklığına bağlamıştır. Aksi takdirde bu iftiradır ve namuslu insanlara iftira eden kimselerin cezası, Nur suresinde seksen sopa olarak belirlenmiş ve bu kimselerin şahitliklerinin kesinlikle kabul edilmeyeceği bildirmiştir.

Bu da bizlere gösteriyor ki Müslüman önce kendiyle ilgilenmeli, kendisini ilgilendirmeyen konulardan uzak durmalıdır. Kendisinde bu tür kusurların olup olmadığını kontrol etmeli ve muhasebesini bilmelidir.

5. Gıybet, Dedikodu, Arkadan Çekiştirme

Ebu Hüreyre’nin bildirdiğine göre, bir defasında Resûlullah Efendimiz (asm), "Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sorar.

Sahabiler, "Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" derler. 

Bunun üzerine: "Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" buyurur.

Orada bulunan bir adam: "Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" deyince, Aleyhissalatu vesselam Efendimi şu uyarıda bulunur:

"Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir." (Müslim, Birr, 70)

Halk arasında “Dedi-Kodu” denen şey de gıybet kapsamında değerlendirilir.

Gıybetin ne kadar kötü olduğunu bildiren bir ayet meali şöyledir:

“… Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir.” (Hucurat, 49/12)

6. Nemmamlık (Koğuculuk, Söz Taşıma)

Peygamber Efendimiz, koğuculuk yapmanın dehşetini şöyle haber verir:

“Nemmâm (söz taşıyan cezalarını çekmeden ya da affedilmedikçe) cennete girmeyecektir." (Müslim, İman 169)

Birinden duyduğu sözü diğerine aktarmak anlamına gelen koğuculuk, insanların arasının açılmasına ve toplumda huzurun bozulmasına sebep olan kötü huylardan biridir. İki kişi arasında götürülen söz doğru olsa dahi araların bozulmasına sebep olduğu için nemmamlık olarak kabul edilir.

Laf getirip götürenler insanların arasını bozmakla kalmıyorlar, bazen düşmanlıklara, kin, nefret, intikam, düşmanlık gibi geri dönülmez hatalara sebep olmaktadır.
Nice aileler söz taşıyanlar yüzünden dağılmış, nice ortaklıklar son bulmuş, nice kanlar akmış, nice düşmanlıklar meydana gelmiştir. İslam dininim gayesi insanların arasını pekiştirmek, bağları güçlendirmektir.

Laf getirip götüren kişiler

  • Fasık kimselerdir
  • Ara bozmaya çalışırlar
  • İnsanların kötülüğünü arzularlar
  • Getirdikleri haberlere itibar edilmemelidir.
  • Onlara nasihat edilmelidir
  • Bize söylenenler başkalarına aktarılmamalıdır
  • Sır ifşa edilmemelidir
  • Laf getirip götürmek büyük günahlardandır
  • Laf getirip götürenlerin duası kabul olmaz
  • Allah’ın en kötü kulları arasındadırlar
  • Nifak ehli kimselerdir
  • Kabir azabına çarptırılacaklardır
  • Lanetlenecek kimselerdir

7. Küfür, Kötü ve Çirkin Sözler, Hakaret, Alay, Tecessüs

İnsanın başkalarının onur ve haysiyetini zedeleyecek ifadelerde bulunması kuranın ifadeleriyle yasaklanmış konular arasındadır. Küfür gibi, alay gibi, hakaret gibi kötü ve çirkin söz ve ifadeler kâmil bir müminin hayatında olmamalıdır. Bunların açıkça söylenmesini yüce rabbimiz yasaklamıştır. İnsan eline diline ve beline sahip olduğu kadar insandır.

Dilimizi muhafaza etmeye gayret ederken şu ayeti kerimenin ifadelerini iyice düşünmeliyiz.

“Ey müminler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki de onlar, kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da kadınları alaya almasınlar. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fâsıklık ne kötü bir isimdir! Kim de tövbe etmezse işte onlar zalimlerdir.” (Hucurat, 49/11)

Aslında kişinin diline hakim olması Kuran’da imanla bütünleştirilerek alakalandırılmaktadır:

“Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.” (Nisa, 4/148)

“İnsanları arkadan çekiştirip, kaş göz hareketleriyle alay edenlerin (hümeze ve lümezenin) vay haline!” (Hümeze, 104/1)

8. Zan, Boş Bözler

Zan: Sanma, sezme, şüphe ve kesin olmayan bilgi anlamlarına gelir. Sebepsiz yere birini suçlamak, delilsiz olarak birinin herhangi bir kötü iş yaptığını sanmaktır.

Ayetlerden bazıları şöyledir:

“Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü  zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat, 49/12)

"Kötü zanda bulundunuz, böylece helaki hak eden bir toplum oldunuz." (Fetih, 48/12)

Peygamber Efendimiz (asm) de “Zandan sakının. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır.” Buyurur. (Buhari, Edeb, 58/6064)

Dili Korumak İçin Çözüm Yolları

- Şüphelerden arınmış sağlam bir inanç.
- İbadetlerde devamlılık.
- Sürekli Allah’ı hatırlamak ve anmak.
- Kur’an okuyup Hz. Peygamberin hayatını tefekkür etmek.
- Günaha sevk eden ortamları terk etmek veya düzeltmek.
- Allah’ı hatırlatacak ortamlarda bulunmak.
- İyi ve salih insanlarla beraber olmaya gayret göstermek.
- Sohbet ve ilim meclislerine devam etmek.
- Eğitim algımızı değiştirip geliştirmek.

Sonuç

Müslüman, başkalarının hakkına saygı gösteren, insanlara zarar verecek davranışlardan sakınan ve insanların hakkında hayır umduğu kimsedir. Efendimiz (asm) hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

"Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12)

“Sizin en hayırlınız, hayrı dokunması umulan ve kötülüğünden emin olunan kimsedir. En kötünüz de hayrı dokunması umulmayan ve kötülüğünden emin olunmayandır.” (Tirmizi, Fiten, 76)

Kötülük mutlaka sahibini bulacaktır. Bu dünyada olmasa da kıyamette kötülüğüyle karşılaşacaktır:

“Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsra, 17/36)

“... Hâlbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer.” (Fatır, 35/43)

Bizler, Allah’a hiçbir şeyin gizli kalmayacağının şuurunda olarak dilimizi muhafaza etmeye çalışacağız. Yalandan, yalan şahitlikten, iftiradan, gıybetten, söz taşıma ve arkadan çekiştirmelerden, küfürden, kaba ve kötü sözlerden arındırmaya gayret sarf edeceğiz. Bileceğiz ki her hal ve durumumuzdan sorgulanacağız:

“Yoksa onlar, bizim kendilerinin sırlarını ve gizli konuşmalarını işitmediğimizi mi sanıyorlar? Hayır, öyle değil; yanlarındaki elçilerimiz (hafaza melekleri de) yazmaktadırlar.” (Zuhruf, 43/80)

 Ebû Hüreyre (ra)’den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (asm): “Müflis kimdir, biliyor musunuz?” diye sordu.

Sahabiler: “Bizim aramızda müflis, parası ve malı olmayan kimsedir." dediler.

Rasûlullah (asm) şöyle buyurdular:

“Şüphesiz ki ümmetimin müflisi, kıyamet günü namaz, oruç ve zekât sevabıyla gelip, fakat şuna sövüp, buna zina isnâd ve iftirası yapıp, şunun malını yiyip, bunun kanını döküp, şunu dövüp, bu sebeple iyiliklerinin sevabı şuna buna verilen ve üzerindeki kul hakları bitmeden sevapları biterse, hak sahiplerinin günahları kendisine yükletilip sonra da cehenneme atılan kimsedir.” (Müslim, Birr 59)

Yunus Emre ne güzel demiş:

"Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz;
Sözü pişirip diyenin, işini sağ ede bir söz."

"Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı;
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz."

"Kişi bile söz demini, demeye sözün kemini;
Bu cihan cehennemini, sekiz cennet ede bir söz.
Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayretinden;
Pek sakın o sah katından, seni ırak ede bir söz."

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
3.316 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun