A'raf Suresi 16. ayette; şeytan neden Allah'a, "beni azdırdın (beni saptırdın)" demektedir?

Tarih: 04.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Araf Suresi, Ayet 16,17:

"Beni azdırdığın için, andolsun ki, Senin doğru yolun üzerinde onlara karşı duracağım. Sonra önlerinden, artlarından, sağ ve sollarından onlara sokulacağım; çoğunu Sana şükreder bulamayacaksın" dedi.”

 

İlgili Ayetin Açıklaması:

Madem ki sen beni azdırdın, madem ki sen beni saptırdın, benim sapmama imkân hazırladın, öyleyse ben de senin beni saptırmana karşılık, senin dosdoğru yolunun üzerinde kendileri sebebiyle saptırıldığım kullarına karşılık duracağım. İbni Abbas efendimiz buradaki “Ağveyteni” ifadesini “kema ezlalteni” şeklinde anlamış.

İfadeyi görüyor musunuz? Beni saptırmana karşılık, beni azdırmana karşılık ben de benim kendisi sebebiyle saptırılıp rahmetten uzaklaştırıldığım bu Âdem neslinin dosdoğru yolları üzerinde duracağım. Sonra onların önlerinden geleceğim, arkalarından geleceğim, sağlarından sollarından geleceğim, onları saptıracağım ve sen onların pek çoğunu sana şükreder bulamayacaksın.

Birinci olarak şunu söyleyelim. Dikkat ediyorsanız şeytan kendisinin sapma işini Allah’a izâfe ediyor. Beni saptırmana karşılık. Madem ki sen beni azdırıp saptırdın, öyleyse ben de diye söze başlıyor. Halbuki onu saptıran Allah değildi. O zaten sapıklardandı da Rabbimizin bu secde emri, bu sapıklığını açığa çıkarmış oldu. Allah’ın bu emri karşısında kendi düşüncesine, kendi hevâ ve hevesine kapıldığı için, kökenini, maddesini, madde-i asliyesini, yâni ırkını ileri sürerek, ırkçılık yaparak aslında kendisi sapmıştır İblis. Ama bu sapmasının faturasını Allah’a kesmeye çalışıyor. İşte bu da ayrı bir şeytan mantığı. Suçu hiç kabullenmeme ve suçu hep başkalarının üzerine atma. Öyleyse âdi şeytanın geliştirdiği bu mantığa da dikkat edeceğiz.

Kur’an-ı Kerîme baktığımız zaman, suç karşısında iki tavır görüyoruz. Âdem’in yaratılışını anlatan Kur’an âyetlerine baktığımız zaman iki suç, iki suçlu ve suç karşısında iki tavır görüyoruz. Ortada iki suç var. Birisi Âdem’in suçu, ötekisi de İblisin suçu. Âdem’in suçu cennette Allah’ın yasakladığı meyveden yeme suçu, İblisin suçu da yeryüzünde halîfe olarak yaratılan Hz. Âdem’e secde emrini yerine getirmeme ve bu emri veren makama kafa tutma suçu.

Evet ortada iki suç var ve iki de suçlu var. Ama suç karşısında da iki tavır görüyoruz. Yâni suçun ve suçlunun tespiti konusunda, suçun kabulü konusunda ve suçluya verilecek ceza konusunda iki tavır var. Birisi Âdem’in tavrı ötekisi de İblisin tavrı. Suç ve suçu kabul konusunda bir Âdem’in fikri var bir de İblisin fikri ve tavrı var. Ya da şöyle ifade edelim; suç karşısında bir âdem’in tavrı, bir de şeytanın tavrı var.

İşlediği o suç karşısında Âdem’in tavrı Kur’an-ı Kerîm'de çok açık ve net olarak şöyle anlatılır:

Âdem (a.s) suçunu kabahatini anladı, suçu kabullendi, tamamıyla bu eylem karşısında kendisini suçlu gördü ve Rabbinin kendisini affetmesi için ona yönelip yalvardı yakardı. Tabi hanımı Havva anamız da aynını yaptı. Âyet-i kerîme ilerde gelecek o zaman o konu üzerinde detaylı olarak duracağız. Bakın suç karşısında Allah’ın istediği gibi bir tavır takınan, suçlu olduklarını anlayıp kabullenen ve bunun için de kendisine karşı suç işledikleri Rablerine karşı özür dileme makamında olan Âdem ve Havva aleyhim es-selâm şöyle diyorlardı:

 “Her ikisi, "Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz" dediler.” (A’râf, 7/23)

Evet her ikisi de suçlarını kabul edip, ya Rabbi bizler suçluyuz, bizler sana karşı yapmamamız gerekeni yaptık, yemememiz gereken meyveden yedik, senin yasağına karşı gelerek nefislerimize zulmettik, olmamamız gereken, bulunmamamız gereken konumda bulunduk, dediler. Aslında onların o meyveden yemelerinde de etkili olan, kendilerini yeminler ederek kandıran şeytandı, ama onlar bu işin faturasını şeytana çıkarmadılar. Suçlu odur ya Rabbi; bizi o saptırdı demediler.

Ya da bu konuda neden şeytanı bize musallat edip de bizi saptırdın, diye Allah’ı da suçlamadılar. Suçlarını kabul ettiler. Ya Rabbi suçumuzu kabullenip, suçumuzu itiraf edip senden af diliyoruz. Eğer sen bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen o zaman biz kaybedenlerden oluruz diyorlar. Suç karşısında böyle bir tavır sergileyip, suçlarını kabul edip, kendisine yalvaran, kendisini suçlarının affı konusunda tek yetkili gören kullarını bu tavırlarından ötürü Rabbimiz de affediyor, affettiğini bildiriyordu. İşte bu, suç karşısında Âdem’in tavrıydı.

Ama bakın İblisin tavrı bundan çok farklıydı. Madem ki sen beni azdırdın, beni saptırdın, öyleyse ben de şöyle şöyle yapacağım. Kendisini saptıran kim? Kendisine bu suçu işleten kim? Yâni suçlu kim? Kendisi değil, Allah. Kendisinde hiç suç yok, bütün suç Allah’ta (haşa). Sanki onu azdıran, saptıran, yoldan çıkaran ve secde etmemesine sebep olan Allah, kendisinde hiç suç yok.

İşte bu da ayrı bir şeytan mantığıdır. Suçu hep başkalarının üzerine atma, suçu hiç kendi üzerine almama, bu şeytan tavrıdır. Ve bizler şu anda suç karşısında ya Âdem’in tavrını sergileyecek, suçluysak suçumuzu kabullenecek, karşımızdakinden özür dileyecek ve affedilmeyi hak edeceğiz, ya da tıpkı şeytan gibi suçu hep başkalarının üzerine atacak, suçu kabullenmeyecek ve aftan da mahrum kalacağız.

Şeytanın bu mantığının, suç karşısında takındığı bu tavrının da bugün insanlar arasında çok yaygın olduğunu görüyoruz. Kimsenin suça sahip çıkmadığını, suçu hep karşısındakilere atmaya çalıştığını görüyoruz. Talebeye sorsan hoca kabahatli, hocaya sorsan talebe suçlu. Babaya göre evlât suçlu, evlâda sorsan baba kabahatli. Memura göre amir, amire göre memur suçlu. Devlete göre halk suçlu, halka sorsan devlet suçlu. Kocaya göre hanım, hanıma sorsan koca suçlu. Ortada bir suç varsa, bir düzensizlik varsa hep karşıdaki suçludur. Kendisinde zerre kadar bir kabahat yoktur adamın. İşte şeytan mantığıdır bu. (bk. Besairu’l Kur'an, İlgili Ayetin Tefsiri)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun