Allah’ın gereksiz iş yapmadığı inancında çelişki yok mu?

Tarih: 03.10.2020 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah (c.c.) imtihanı zorunda olmadığı halde yarattıysa yalnızca yaratmak istediğinden dolayı yaratmıştır. İmtihanı yalnızca yaratmak istediğinden dolayı yaratması imtihanın gerekli olmadığının delilidir. İmtihanın gereksiz olması ise Allah (c.c.)’ın gereksiz iş yapmadığı inancı ile çelişir.
- İmtihanı kendisine kulluk edebilmemiz amacıyla yarattığının söylenmesi ikna edici nitelikte değildir. Allah (c.c.) insanı imtihan olmadan da kendisine kulluk edebileceği şekilde yaratabilirdi. Şartlar uygun olmadığından yaratamayacağı söylenirse Allah (c.c.)’ın şartlara bağlı olduğu da söylenmiş olur. Şartlara bağlı olması ise aciz olmaması ile çelişir. Şartlara bağlı olmak acizliktir.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Başlangıç argümanı olarak kullanılan ifade çelişiktir.

Allah Teala’nın bir şeyi yaratırken buna zorunlu olmaması ile yaratmak isteği arasında zorunlu bir bağ tutarsızdır. Zira bir şeyi yapmakta zorunlu olmamak ile o şeyi yapmak isteğinin zorunlu olması bir araya gelemez.

Dolayısıyla Allah Teala hem yaratmasında hem de bunu irade etmesinde herhangi bir zorunluluğa tabi değildir.

İmtihan dünyasının yaratılması insan türünün doğasına uygun iradi bir eylem olarak ilahi iradenin rahmet ve hikmet ile tezahürüdür. İnsan doğası iyi ve daha iyi arasında seçim yapabilecek tercih esaslı bir varlık kategorisidir.

Melekler gibi varlıklar yalnızca iyilik yapabilecek varlık kategorisini oluştururken, şeytanlar iyilik yoksunluğu kategorisini oluştururlar. İnsanlar ise bu iki varlık kategorisi arasında bulunurlar. Bu nedenle imtihan süreci ve tecrübe edilmek onların varlığı için gereklidir.

İlahi irade böylesi bir kategoriyi hiç var etmemek ile var edip imtihan sonucu bütünüyle olumsuz hale getirmeyi ya da bütünüyle olumlu hale getirmeyi isteyebilirdi. Ancak bu noktada ilahi takdir iyilik ve bundan yoksunluk arasında mütereddit bir varlık kategorisini var etmeyi dilemiştir.

İlahi irade ilahi isimlerle birlikte hareket eder. İlahi hikmetin, adaletin, rahmetin, kudretin… gereği iradede yok sayılamaz. Bu yan şartlar yaratanın varlığına ait olduğundan mutlaktırlar ve sınırlayıcı bir göreliğe ya da daraltıcı bir çerçeveye sahip değildirler.

İlahi iradenin mutlaklığına insanın yaratılması açısından bakmak Allah-u Teala’nın mutlak iradesini sınırlı olarak anlamak anlamına gelmektedir.

O halde insanın Mabudu hakikiye olan kulluğu tamamen ilahi iradenin gereği olarak onun özgür seçimine bırakılmış bir tercih meselesidir.

İnsanda özgür iradenin açığa çıkışı, onun kulluğunun da özünü oluşturur.

Cevap 2:

Şunları kesinlikle bilelim ki;

- Allah hiçbir şekilde -haşa- aciz değildir.

- İstediğini, istediği şekilde yaratır, -haşa- hiçbir şarta da tabi değildir.

- Yarattığı her canlı ve cansız mahlukta sonsuz hikmetler bulunmaktadır, abes olarak yaratılmış tek bir atom zerresi dahi yoktur.

Taşlar, kayalar, ırmaklardan gezegenlere, hayvanlardan, balıklardan böceklere ve meleklere kadar bildiğimiz ve bilmediğimiz tüm yaratılmışlar Allah’ın kendilerine tevdi ettiği vazifeleri ifa etmekte ve lisan-ı halleriyle Allah’ı devamlı tesbih, tahmid ve takdis etmektedirler.

Bu yaratılmışlar imtihana tabi değildir, ahiret öncesi ve sonrası makamları sabittir. Bunlarda özetle “enaniyet” olmadığı için Allah’ın kendilerine tevdi ettiği vazifeleri aynen ifa ederler.

Oysa cinler ve insanlar öyle değildir.

Konumuz insan olduğu için insana bakalım. İnsan kendi isteğiyle emaneti, yani bir diğer deyişle enaniyeti / benliği yüklenmiş ve cennete talip olmuştur. 

Bu da beraberinde insan için büyük bir risk getirmektedir, çünkü insanın en büyük düşmanı olan nefsi ve şeytan kendisini Allah yolundan alıkoymak için ellerinden geleni yapacaklardır. İmtahan da budur zaten.

Onun içindir ki Allah buyurur ki insan taşıdığı emanetin tam olarak farkında olmadığı için cahil, hakkını veremediği için de zalimdir;

 “Muhakkak ki biz emaneti;
- Semavata, 
- Arza ve 
- Dağlara arz ettik te onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular!

İnsan ise onu yükleniverdi!
Doğrusu o çok zalim, çok cahildir!
Allah bu emaneti insana verdi ki;

- Münafık erkekler ve münafık kadınlara, müşrik erkekler ve müşrik kadınlara o emanete hıyanetleri sebebiyle azap etsin ve

- Allah, mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların tövbelerini kabul etsin!

Çünkü Allah, Gafûr'dur, Rahîm'dir!” (Ahzab, 33/72-73)

İnsanlar Allah’ı tanıyıp O’na kulluk edip etmemekte serbesttirler. Mecburiyet yok ama mesuliyet var! Bu serbestiyetin neticesinde de makamları değişir; 

- Ya ala-yı illiyine, en yüksek makamlara çıkarlar veya
- Esfel-i safiline, en düşük çukurlara düşerler.

Tercih kendilerine aittir.

Kur'an buyurur;

“Yoksa sizi abes olarak, manasızca, boşu boşuna halk ettiğimizi ve bize geri döndürülüp hesap vermeyeceğinizi mi sanmıştınız?” (Müminûn, 23/115)

“Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye halk ettim!” (Zariyat, 51/56)

Allah’ın varlığı ve birliğine gerek kâinatta gerek insanın bizzat kendisinde sonsuz delil vardır. Aynı şekilde İslam’ın tek hak din olduğuna da gelmiş geçmiş 124.000 peygamber ve kitaplar, bahusus Hazret-i Muhammed (asm) ve Kur’an şahittir.

Bütün bu delilleri görmezden gelen, dolayısıyla pek güvendiği bencil nefsine ve tanımadığı şeytana teslim olan inkarcı insan da elbette sonsuz azaba düçar olacaktır ve bu tam da adaletin gereğidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun