“Ol” (Kün) emrinin muhatabı kimdir?

Tarih: 28.04.2020 - 12:57 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yaratılışa esas olarak nazara verilen “Ol” emrinin muhatabı hususunda ilginç değerlendirmeler yapılmıştır. Şöyle ki:

“Ol” emri ya o şeyin vücudundan öncedir, bu durumda “maduma hitap” yani olmayan bir şeye hitap edilmiş demektir. Veya hitap var olanadır, bu durumda da “tahsil-i hâsıl” yapılmış yani zaten var olana “ol” denilmiş demektir, her ikisi de sıkıntılıdır. [bk. Fahreddin Razi, Mefatihu'l- Gayb (Tefsir-i Kebir), IV, 27; İsmaîl Hakkı Bursevi, Ruhu’l- Beyân, VIII, 231]

Mevlana Celaleddin Rûmi, bu konuda şöyle der:

“Ya Rabbena, biz yoktuk, bizim talebimiz de yoktu. Senin lütfun, bizim söylemediklerimizi işitti.” (Rûmi, II, 382.)Yine Onun ifadesiyle: “Her an-u zaman Allah’tan, ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ hitabı gelir. Gelir de cevherler ve arazlar var olur. Eğer o cevherlerden, o arazlardan ‘Evet’ cevabı zuhur etmiyorsa, onların ademden vücuda (yokluktan varlığa) gelmeleri gerçekte ‘Evet’ demeleridir.” (Rûmi, IV, 1038.)

Eşya şu âlemde var edilmeden önce Allah’ın ilminde bulunmaktaydı. Buna “ayan-ı sabite” denilmektedir. Bu durumda “Ol” emri, mutlak yok olana değil, Allah'ın ilminde varlığı belirlenmiş olana veriliyor demektir.

Allah’ın olmuş ve olacak her şeyi kuşatan bir ilmi vardır. Eşyanın suretleri ve ilmî vücutları Allah’ın ilminde mevcuttur. Bunları, gözle gördüğümüz şu âleme çıkarmak, Allah için elbette hiç de zor değildir. Bu, yanma kabiliyetinde olan kibritin, bir temasla hemen yanması gibi kolaydır. Veya göze görülmeyen bir yazı ile yazılan bir hattın, göze gösterici bir madde sürülerek ortaya çıkması yahut fotoğrafın aynasındaki görüntünün, kâğıt üstüne çok kolay bir işlemle nakledilmesi gibidir. (bk. Nursî, B.S. Şualar, s. 24.)

Bu mesele, vücut mertebeleri açısından ele alındığında problem hallolacaktır. Şöyle ki:

Vücut (varlık) mertebeleri farklı farklıdır. Mesela bir şair şiirini zihninde tasarlar, sonra da yazar. Zihnindeki şiir bize göre yok hükmünde olmakla beraber şaire nisbetle yok değildir. Bu iki farklı varlık mertebesi “vücud-i ilmî ve vücud-u haricî” (yani ilim dairesindeki varlık ve hariçte gözle görülen varlık) kavramlarıyla ifade edilir. Temsilde hata olmasın, eşya şu âlemde var edilmeden önce Allah’ın ilminde bulunmaktaydı. Buna “ayan-ı sabite” denilmektedir. Bu durumda “ol” emri, mutlak yok olana değil, Allahın ilminde varlığı belirlenmiş olana veriliyor demektir. Yunus Emre ''Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm'' derken âdeta buna işaret ediyor gibidir. Yani Yunus Emre aslında Allah’ın ilminde vardı ve belirlenmişti. Ama şu vücut sahrasında ete kemiğe bürünmüş halde görülmesi belli bir zaman diliminde gerçekleşmiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun