Türkler İslamiyet'ten önce de gerçekten tek bir ilaha mı inanıyordu?

Soru Detayı

​Türkler İslamiyet'ten önce Tengri (Gök Tanrı) inancına inanıyorlardı. Tarih derslerinde hep tek bir ilaha inandıkları öğretildi fakat Ülgen, Erlik, Umay ve Kayra gibi varlıklara inandıkları söylentisi var. Bu varlıkların ruh veya tanrı olduğu söyleniyor. Bu Eski Türkler'in Pagan  (putperest) olduğu anlamını taşımaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Orta Asya ve Kuzey Asya Türk topluluklarının karakteristik inanç sisteminde aynı zamanda bütün Türk topluluklarının temel kültü kabul edilen göktanrı inancında tanrı tektir.

Bu tanrı hayvan veya insana benzer (zoomorfik/antropomorfik) özelliklere sahip değildir. Eski Sumer, Yunan ve Roma tanrı anlayışlarında var olan tanrıların tanrıçalarla evlenmesi (kutsal evlilik) inancına Türk tanrı anlayışında rastlanmaz.

Öte yandan kitabelerde yer alan “Türk Tanrısı” ifadesinden hareketle bu tanrının millî bir ilâh olduğunu düşünmek doğru değildir. Çünkü kitabeler bir bütün halinde okunduğunda burada konu edilen göktanrının bir kabile ilâhı ya da millî tanrıdan ziyade evrensel bir tanrı olduğu söylenebilir.

Göktanrı, Aristo felsefesinde ifade edildiği üzere âlemi bir defada yarattıktan sonra gelişim ve yönetimine müdahalede bulunmayan bir Demiurge olmadığı gibi Sâmî dinlerinin ilâhı gibi her şeye doğrudan müdahale eden tanrı da değildir.

Kitabelerden anlaşıldığına göre kozmik düzen, toplumsal yapının oluşması ve insanın kaderi göktanrıya bağlıdır; en azından Göktürkler döneminde rastlanan biçimiyle göktanrı yaratıcı ilâhtır.

Ancak Yakutlar’da yedinci gökte oturan, her şeyi yöneten, insanlara daima iyilik eden ve Göktanrı’ya tekabül eden Ürüng Ayıı Toyın ile Altay Türkleri’nde aynı niteliğe ve fonksiyona sahip olan Bay Ülgen’in durumu göz önüne alındığında Göktanrı’nın büyük ölçüde Deus Otiosus (istirahate çekilen bir tanrı) karakteri kazandığı, hatta başlangıçta bulunmamasına rağmen zamanla antropomorfik ve zoomorfik özelliklere büründüğü görülür.  (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Tanrı md.)

Orhon yazıtlarında geçen Umay Ana ise çocukları koruyan bir tanrıça gibi gözükmektedir.

Altaylılar’a göre yer altında yaşayan kötü ruhların başında Erlik Han bulunur.

Türkler genel olarak tek tanrı inancını taşımakla birlikte, ister tek tanrılı ister çok tanrılı bir inanca sahip olsunlar, her halükarda İslamiyet ile birlikte hak dine mensup olup şeref kazanmışlardır.

Tek tanrı inancı, sistem olarak İslam dinine benzese de, orda tek tanrı dan kastedilen Allah değildir. Tek Tanrı inancı Haniflik gibi hak dine dayanan bir inanca da benzemiyor.

Çünkü semavî dinlerin hepsi aynı olan iman ve inanç esaslarında birleşmişlerdir.

Bütün semavi dinler, Allah Teala'nın zat ve sıfatlarında tek olduğunu ve O'nun yegane yaratıcı ve müessir olduğunu, zamandan ve mekandan münezzeh olduğunu, ibadetin yalnız O'na yapılacağını ve O'ndan başkasına ibadet edilemeyeceğini bildirirler.

İslâmiyet'i kabul etmezden önceki Orta Asya Türk boylarına göre Gök-Tanrıların yardımını dilemek ancak ecdadın ruhlarıyla mümkündür. Tengri inancı hem gök, hem de gökte hüküm süren ruh manalarını içine almaktadır. Türklerin İslâmiyet'ten önce kabul ettikleri dinlerdeki Tengri kelimesi, hemen daima bu dinlerin en yüksek varlıklarını ifade için kullanılmıştır.

Sahabe-i kiramdan Selman-ı Farisi’nin şu kıssası bize rehber olmalı;

Resul-i Ekrem’in Mescidinde Sahabeden bir grup, bir halka yapmışlar oturmuşlardı. Aralarında sohbet ediyorlardı.

İçlerinden Sa’d bin Ebi Vakkas, etrafındaki arkadaşlarına

“وما حسبك وما نسبك” “soyun-sopun nedir, sülalen nereye dayanıyor, hangi kabiledensin?” diye sormaya başladı.

Soruya cevap olarak her birisi kendi soyunu-sopunu anlattı.

Birisi dedi ki:  “أنا من تميم” “Ben Temim kabilesindenim, falan oğlu falanım. Benim kabilem şöyle şerefli bir kabile.”

Sonra bir başkası söz alır; “أنا من اوس” “Ben Evs kabilesindenim, falan oğlu falanım.”

Bir başkası, ben Mudar Kabilesindenim, falan oğlu falanım. Dedemin dedesi şu, onun dedesi şu, diyerek soyunu anlatmaya devam eder.

Bir başkası ben Kureyş Kabilesindenim, “أنا من قريش أشرف الناس ” insanların en şereflisi, der.

Ve bu arada Sa’d bin Ebu Vakkas, Selman-ı Farisi’ye döner ve ona şöyle sorar:

Ya Selman, “وما حسبك وما نسبك ” “Ya senin soyun sopun ne, senin ırkın ne, senin ataların kimler?”

Hazreti Selman ayağa kalkar ve bütün Müslümanlara ders olacak şu cevabı verir:

“أنا سلمان إبن الإسلام ” Ben de İslam oğlu Selman’ım.

“كنت ضالا فهداني الله بمحمد ” Ben dalaletteydim, Allah beni Muhammed Mustafa ile hidayete erdirdi.

“كنت فقيرا فأغناني الله بمحمد ” Ben fakirdim, Allah beni Muhammed Mustafa ile zenginleştirdi.

“  كنت مملوكا فاعتقني الله بمحمد” Ben köleydim, Allah beni Muhammed Mustafa ile özgürlüğüme kavuşturdu.

Bu arada konudan haberdar olan Hz. Ömer gelir ve tüm insanlığa şu mesajı verir:

"Kureyş’in çok iyi bildiği üzere babam Hattab, Cahiliye Dönemi'nin en seçkin insanlarından biriydi. Ama artık beni, babamın adıyla anmayın. Çünkü ben de İslam’ın oğlu Selman’ın kardeşi İslam’ın oğlu Ömer’im." (Beyhaki, Şuabu’l-İman, IV, 286-287)

Bu nitelikteki bir anlayışı, yüksek dereceli ahlaki erdemliliği, hangi din, ideoloji ve felsefi disiplinde veya mensubunda görebiliriz?

Bu seviyede bir kardeşlik ve birliktelik şuurunu kim veya ne verebilir?

Sorulması gereken soru şudur:

Günümüz Müslümanlarının kaçta kaçında bu bilinç ve anlayıştan eser var?

Demek ki, eski Türkler hangi inanca sahip olursa olsun, İslamiyet hesabına iftihar ederken, yani “Şanlı Ecdadımız” derken kastımız İslamiyete yaptıkları hizmetlerden ötürüdür.

İslâmiyet'in kahramanı olarak Kuran’ın bayraktarlığını bütün milletler üstünde bir şeref tacı olarak taşıdıkları içindir.

Milliyetlerini, Kuran’a ve İslamiyete bir kale hükmüne getirdikleri içindir. Türkler de ancak Hak din ile şeref kazanmıştır.

Yoksa İslamiyetten önce şöyle kahramandılar, böyle cesurdular, düşmanlarını az kişiyle perişan ettiler gibi özellikleri iftihar sebebi değildir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun