Tarihte Hz. Musa yaşadı mı yoksa yaşamadı mı?

Tarih: 28.01.2019 - 20:04 | Güncelleme:

Soru Detayı

​- Tevratı oluşturan beş kitapta ikincisi olan çıkış kitabının ikinci bölümünde Musa’nın doğumu anlatılır ve hangi tarihlerde derlendiğine ait kesin bir bilgi yoktur. Belgesel hipoteze göre bu bölümler ELOHİST kaynaklardan gelmektedir ve en erken mö 850 yılında derlenmiştir. Bu tarih aralığı Musa’nın doğum hikayesinin Sümerlerde Akad kralı Sargo’nun doğum efsanesinden çalıntı olabileceği iddiasını oldukça güçlendirmiştir.
- Musa’nın mö 13. yüzyılda Mısır’da yaşadığına dair Merneptah Steli ve Hollanda eski eserler ulusal müzesinde yer alan ve Giovanni Anastasinin çalışmaları sonucu tespit edilen ipuwer papirüsü olarak tarihi kanıtlar gösterilmekte fakat bu iki kalıntıda tartışmalı bir şekilde İsrailoğullarının ismi geçmektedir. Fakat Musa’nın yaşadığına dair maalesef bir bilgi yok.
- Musa ismi efsane ise Kuran’ın da İslamın da yalan oldugu ortaya çıkar. Çünkü hiç yaşamamış birisinin bizim kutsal kitabımızda ne işi var o anlamda söyledim yanlış anlaşılmasın..
- Bu konudaki görüşleriniz neler?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öyle anlaşılıyor ki, bu aklıevveller, Hz. Musa’nın hayali bir efsane olduğunu söylemekle, asıl maksatları olan Kur'an’ın da hayal mahsulü bir kitap olduğu imajını vermektir.

Dinsizlerin bu gibi akıl ve muhakeme dışı hezeyanlara sarılmaları, onların ne kadar zavallı bir durumda olduklarının açık göstergesidir.

Bu konuyu birkaç madde halinde özetlemenin faydalı olacağını düşünüyoruz:

1. Evvela şunu unutmamak gerekir ki, Kuran’ın doğruluğu, onun hak Allah kelamı olduğunu gösteren sarsılmaz, tereddüde mahal bırakmayan mucizevi yönleri vardır.

“Heyhat! Binler berahin-i kat'iyyenin mıhlarıyla Arş-ı A'zam'a çakılan bu muazzam pırlantayı (Kur’an’ı) hangi el bütün o mıhları söküp, o direkleri kesip (onu) düşürebilir.” (bk. Sözler, s. 184).

2. Yaklaşık bin beş yüz yıldan beri, herkese açık, her gün milyonlarca insanlar tarafından okunan, yüz binlerce hafızların ezberinde olan Kur'an-ı Kerim'in ilk nazil olduğu dönemdeki gibi, her asırda yeniden nazil olmuş gibi tazeliğini, yüzündeki hakikat perdesini yeni açmış gibi güzelliğini, basiret gözü kör olmayan kimselere gösterdiği eşsiz cazibesini görmeyen kimseye ne denilebilir...

3. Yaklaşık 15 asırdan beri, hem lafzın belagatı, hem de mananın hakikati bakımından eşsiz bir semavi formayı ve beşer üstü mucizevi bir zırhı giyen Kur'an-ı Hakim gibi eşi, benzeri olmayan bir kitabın hürmetini kırmaya çalışanlar, aklıselim sahiplerinin gözünde -şayet varsa- bütün saygınlıklarını yitirmekten başka hiçbir şey elde edemezler. Zira, gözünü kapayan kendine gece yapar. Güneşi üflemekle söndürmeye çalışan ahmaklığını ortaya koyar. Hiçbir ilmi değeri olmayan hayali kuruntularla avunmaya ve düşüncesini savunmaya çalışan, düştüğü zavallılık çukurunun derinliğini gözler önüne serer.

4. Kur'an’ın semavi kimliğini yüzlerce delil ile ortaya koyan Bediüzzaman Hazretlerinin şu özet ifadesini -kısaltarak- insaf ehli kimselere bir kurtuluş reçetesi olarak sunuyoruz:

“Kur'an-ı Hakîm'in her tabakaya karşı bir nevi i'cazı vardır. Ve bir tarzda, i'cazının vücudunu ihsas eder. Meselâ:

Ehl-i belâgat ve fesahat tabakasına karşı, hârikulâde belâgattaki i'cazını gösterir.

Ve ehl-i şiir ve hitabet tabakasına karşı; garib, güzel, yüksek üslûb-u bedîin i'cazını gösterir. O üslûb herkesin hoşuna gittiği halde, kimse taklid edemiyor. Mürur-u zaman o üslûbu ihtiyarlatmıyor, daima genç ve tazedir. Öyle muntazam bir nesir ve mensur bir nazımdır ki; hem âlî, hem tatlıdır.

Hem kâhinler ve gaibden haber verenler tabakasına karşı, hârikulâde ihbarat-ı gaybiyedeki i'cazını gösterir.

Ve ehl-i tarih ve hâdisat-ı âlem üleması tabakasına karşı, Kur'andaki ihbarat ve hâdisat-ı ümem-i sâlife ve ahval ve vakıat-ı istikbaliye ve berzahiye ve uhreviyedeki i'cazını gösterir.

Ve içtimaiyat-ı beşeriye üleması ve ehl-i siyaset tabakasına karşı, Kur'anın desatir-i kudsiyesindeki i'cazını gösterir. Evet o Kur'andan çıkan şeriat-ı kübra, o sırr-ı i'cazı gösterir.

Hem maarif-i İlahiye ve hakaik-i kevniyede tevaggul eden tabakaya karşı, Kur'andaki hakaik-i kudsiye-i İlahiyedeki i'cazı gösterir veya i'cazın vücudunu ihsas eder.

Ve ehl-i tarîkat ve velayete karşı, Kur'an bir deniz gibi daima temevvücde olan âyâtının esrarındaki i'cazını gösterir ve hâkeza... Kırk tabakadan her tabakaya karşı bir pencere açar, i'cazını gösterir.” (bk. Mektubat, s. 181)

5. Hz. Musa ile ilgili -sorudaki- masala gelince, hiçbir ilmi değeri olmayan “züğürtün tesellisi” nevinden bir algı operasyonudur.

“Belgesel hipoteze göre, bu bölümler ELOHİST kaynaklardan gelmektedir.” ifadesi, bunun açık göstergesidir.  Her BELGESEL, bazı gerçeklerin yanında, gerçek olmayan birçok hayal mahsulü “hipotezlerin / varsayımların” fantazileri ile süslenmiş yapımcının gerçek dışı aksesuar belgesidir.

6. Mantık epistemolojisi açısından çok önem arz eden ilmi bir kural vardır: “Herhangi bir delile dayanmayan bir ihtimalin hiçbir ilmi değeri yoktur.”

Buna göre, soruda yer alan “Bu tarih aralığı Musa’nın doğum hikayesinin Sümerlerde Akad kralı Sargo’nun doğum efsanesinden çalıntı olabileceği iddiasını oldukça güçlendirmiştir.” ifadesinde görüldüğü üzere,  “... çalıntı olabileceği iddiası” ihtimaline yapışanların ya algısında yahut aklında ya da art niyetinde bir sorun vardır.

Sümerleri ve daha önceki daha sonraki devletlerin varlığını çok rahat kabul etmekle beraber, Hz. Yusuf ile başlayan ve özellikle Hz. Musa ile devam eden İsrailoğullarının devletlerini, peygamberlerini, tarihi varlıklarını inkâr etmek akıl dışı bir algıdır.

Hz. Musa’dan sonra gelen birçok peygamber, buna Hz. İsa da dahil, hepsinin şeri hükümlerinin kaynağı Hz. Musa’ya indirilen Tevrat olduğu halde, böyle bir realiteyi görmezlikten gelmek akılla izah edilebilir mi?

Hz. Musa’nın hayatı ile ilgili yazılan binlerce kitap ve birçok belgeselin varlığına rağmen, bütün bu bilgileri hasıraltı etmek, gerçekten çok garip ve tuhaf bir yaklaşımdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun