Sünnilere göre kadere iman etmek, Şiilere göre ise imamete iman etmek imanın şartıdır. Eğer kadere iman şart ise Şiiler kafir, imamete iman şart ise Sünniler kafir olmaz mı?

Soru Detayı

Sünnilere göre imanın şartı altı, Şiilere göre ise beş. Kadere inanmak Sünnilerde imanın şartı, Şiilerde değil. Şiilerde imamet imanın şartı, Sünnilerde değil. - Eğer Allah katında kadere inanmak imanın şartıysa, bütün Şiiler kâfir olup ebedi cehennemde kalmazlar mı? - Eğer Allah katında imamet imanın şartıysa, bütün Sünniler kâfir olup ebedi cehennemde kalmazlar mı? - Bunun bir sorumluluğu olmayacak mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bugün Ehl-i sünnet denilen insanlar, ümmetin büyük çoğunluğunu meydana getirmektedir. Meşhur olan İslam alimlerinin ve evliyalarının kahir ekseriyeti Ehl-i sünnet camiasındandır.

“Ümmetim dalalette birleşmez.”(Aclunî, 2/350)

mealindeki hadis-i şerifin manasına göre Ehl-i sünnet, ehl-i haktır.

- Bir hadis-i şerifte: “fırka-i naciye = kurtuluşa erecek olan insanlar, Hz. Peygamberin ve ashabının yolunu takip edenler olduğu”(Mecmau’z-zevaid, 1/189) ifade edilmiştir.

Bugün Kur’an’da ve elimizdeki hadis kaynaklarında söz konusu olan hükümlere tabi olmayı kendilerine şiar edinenler Ehl-i sünnettir. Bu sebeple, Ehl-i sünnetin itikadı üzerinde bulunmak, her zaman zararsız ve kârlı bir meslektir.

Tabii ki, kendine Ehl-i sünnet deyip de Ehl-i sünnetin çizgisi dışında bir takım yanlış itikatta bulunan veya yanlış ameller yapanların durumu farklı olabilir. Çünkü İslam sadece isimden ibaret değildir.

- Sahabenin, dört mezhep imamlarının, keşf-u kerametleriyle veli oldukları açıkça kabul gören binlerce evliyanın, fakihlerin, hadis alimlerinin “imametin, bir iman meselesi olmadığına” dair ittifakları bu konuda kati bir hüccettir.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadeleri de bunu göstermektedir:

“Mes'ele-i İmamet, bir mes'ele-i fer'iye olduğu halde, ziyade ehemmiyet verildiğinden, bir mesail-i imaniye sırasına girip, İlm-i Kelâm'da ve usûl-üd dinde medar-ı nazar olduğu cihetle, Kur'ana ve imana ait hizmet-i esasiyemize münasebeti bulunduğundan cüz'î bahsedildi.”(Lem'alar, Dördüncü Lem'a).

- Bununla beraber, Şia’yı tekfir etmemek gerekir. Ehl-i sünnet alimleri kadere inanmamakla en meşhur olan Mutezileyi tekfir etmemiş, sadece "ehl-i bida" yani hak yola uymayanlar ifadesini kullanmışlardır. Şiiler de kader konusunda Mutezile itikadındadır. Onlara kâfir demek doğru değildir. Nitekim bazı hadis rivayetlerinde geldiğine göre “kıble ehlini/namaz kılanı -büyük günah da işlese- tekfir etmek/kafir demek caiz değildir." (bk. Mecmau’z-zevaid, 1/107)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR