Sahabi ve tabiin sözleriyle amel edilir mi?

Soru Detayı

- Bazı Hadis-i Şerifler tabîin veya sahabî sözleri olarak rivayet edilmiştir. Raviler yanlışlıkla Peygamber efendimiz (asm) nispet etmişlerdir. Bu hadis ve sözlere nasıl yaklaşmalıyız?
- O sözler veya hadislere iman etmeli miyiz?
- Sahabi ve tabîin sözlerini de dikkate alıp iman etmeli miyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Merfu, Mevkuf, Maktu

Ravilerin, sahabe ve tabiin sözlerini, yanlışlıkla Peygamber Efendimize (asm) nispet etmeleri diye bir durum yoktur.

Hadis kaynaklarında, sahabe ve tabiin sözlerine de hadis denilmesi, Hz. Peygamber (asm)’in sözü anlamında değil, sahabe ve tabiin sözü anlamındadır.

Nitekim kaynaklarda, Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in sözüne Merfu Hadis, sahabe sözlerine Mevkuf  Hadis, Tabiin sözlerine de Maktu Hadis ismi verilir. Ancak Hadis kelimesi doğrudan söylendiğinde Peygamber Efendimiz (asm)'in sözleri, fiilleri, davranışları anlaşılır.

Demek ki, sahabe ve tabiin sözlerin, Peygamber Efendimiz (asm)'e nispet edilmemiştir.

Hadis

“Eski” anlamındaki kadimin zıddı olan hadis kelimesi (çoğulu ehadis) tahdis masdarından isim olup “haber” manasına gelir.

İnsana uyanıkken veya uykuda duyurulmak yahut vahyedilmek suretiyle iletilen her söze, ayrıca anlatılan kıssaya (bk. Tâhâ 20/9, Burûc 85/17) ve yapılan konuşmaya da hadis denmektedir.

Çeşitli ayetlerde Kur’ân-ı Kerim’den “hâze’l-hadîs” (Kehf, 18/6; Necm, 53/59; Vâkıa, 56/81), “ahsenü’l-hadîs” (Zümer, 39/23) diye bahsedilmektedir.

Hz. Peygamber Efendimiz (asm) de Kur’an’ı ifade etmek üzere “ahsenü’l-hadîs, hayrü’l-hadîs, asdaku’l-hadîs” tabirlerini kullanmıştır. (Buhârî, Edeb, 70, İtiśâm, 2; Müslim, Cuma, 43; Nesâî, Salâtü’l-îdeyn”, 22)

Hadis kelimesi İslâmiyet’le birlikte farklı bir anlam kazanmış, âdeta onunla kadim olan Kur’an-ı Kerim’in mukabili kastedilerek Resul-i Ekrem’in sözlerine “el-ehâdîsü’l-kavliyye”, fiillerine “el-ehâdîsü’l-fi‘liyye” ve tasvip ettiği şeylere de (takrir) “el-ehâdîsü’t-takrîriyye” denilmiştir. (Ebü’l-Bekā, s. 370, 402)

Hadis alimleri, Hz. Peygamber (asm)’in yaratılışıyla ilgili özelliklerini (şemâil) ve ahlaki vasıflarını da hadisin kapsamı içine almışlardır.

Kendi sözleri hakkında hadis kelimesini ilk defa Resûl-i Ekrem’in kullandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Ebû Hüreyre’nin, kıyamet gününde kendisinin şefaatine ilk önce kimin nâil olacağını sorması üzerine Resûlullah, “Ey Ebû Hüreyre! Hadise olan merakını bildiğim için bu hadis hakkında ilk soruyu senin soracağını tahmin ediyordum.” demiştir (Buhârî, İlim”, 33; Rikak, 51) Kadın sahabilerin, Hz. Peygamber (asm)’den, “Senin sözünden (bihadîsike) sadece erkekler faydalanıyor.” (Buhârî, İtisâm, 9) diyerek kendileriyle sohbet etmek üzere bir gün ayırmasını isterken hadis kelimesini kullanmalarını tasvip etmiş, sahâbe devrinde ve daha sonraki dönemlerde bu kelime, Resûl-i Ekrem’in sözleriyle onun fiillerini ve tasviplerini bildiren haberler anlamında kullanılmıştır.

Bazı alimler, hadis teriminin kapsamını daha da genişleterek sahabe ve tabiinin şahsi beyan ve fetvalarını da bu kapsama almışlar, Hz. Peygamber (asm)’e ait olan hadislere merfû, sahabeye ait olanlara mevkuf, tabiine ait olanlara da maktu adını vermişlerdir. (İbn Hacer, Tehźîbü’t-Tehźîb, VII, 33)

Sonraları merfu, mevkuf ve maktû terimlerinin hepsini ifade etmek üzere haber kelimesi kullanılmaya başlanınca, bir kısım alimler sadece merfû rivayetlere, bazıları da merfû ve mevkuf rivayetlere hadis demeyi uygun görmüşlerdir.

Yine ilk devirlerde Resûl-i Ekrem (asm)’in söz, fiil ve takrirleriyle birlikte sahabe ve tabiine ait her türlü haberi ifade etmek üzere eser kelimesi de kullanılmıştır.

Hadis ile sünnetin kapsamları konusunda farklı görüşler bulunmakla beraber, bu iki terimin eş anlamlı olarak Resulullah’ın söz, fiil ve takrirleri için kullanılması özellikle hadis alimleri arasında daha fazla kabul görmüştür.

Sahabe ve tabiin sözleri neden önemli?

Hz. Peygamber (asm)’in,

“Ümmetimin en hayırlı nesli benim zamanımda yaşayanlardır, sonra onları takip edenler, daha sonra da bunların peşinden gelenlerdir.” (Buhari, Fezailü ashabi’n-nebi, 1; Müslim, Fezailü’s-sahabe, 214)

mealindeki hadisiyle övülen ilk üç nesli (sahabe, tabiin ve tebeu’t-tabiin) diğer nesillerden farklı saymışlardır. Şahıslarını Resul-i Ekrem (asm)’in faziletli kabul ettiği bu insanların sözlerini ve davranışlarını sıradan insanların söz ve davranışlarından ayrı olarak ele alıp özel bir değerlendirmeye tabi tutmuşlardır. Ancak bu alimlerin bütün tabiin ve tebeu’t-tabiin nesillerinin değil ilmi hüviyetleri, ahlaki üstünlükleri ve olgun kişilikleriyle kendilerini kabul ettiren, yaşadıkları dönemde sorumluluklar üstlenen, söz ve davranışları ile İslam’ı temsil eden seçkin şahsiyetlerin söz, fetva ve hareketlerini ele alıp bir hadis çeşidi olarak görmüşlerdir.

Sahabe sözlerine uymak gerekir mi?

Hz. Peygamber (asm) sahabeyi ümmetinin en hayırlı nesli olarak nitelediği için, onların sözleri ve davranışları özel bir değerlendirmeye tabi tutulmuş, hadis ve sünnetin tesbit ve naklindeki titizlik sahabilerin söz ve amellerinin tesbit ve naklinde de büyük ölçüde gösterilmiş ve sahabe sözleri hadisler gibi derlenip isnad sistemiyle nakledilmiştir.

Tabiin alimlerinden Şa‘bi’nin Resûl-i Ekrem (asm)’in ashabından gelen rivayetlerin toplanmasına dair tavsiyesi ve İbn Şihâb ez-Zührî’nin Resulullah’ın hadisleri yanında sahabenin rivayetlerini de derlemesinden sonra (Hatîb el-Bağdâdî, II, 190) muhaddisler, hadislerin tasnifi esnasında sahabeye ait rivayetleri senedleriyle birlikte kaydetmişlerdir.

Mevkuf rivayetler Kur’an’ın tefsirinden zühd ve takvaya dair konulara, hukuki meselelere ait beyan ve ictihadlardan gaybî ve uhrevî bahislere kadar çok geniş bir alanı içine almaktadır.

Hz. Ebu Bekir ve Abdullah b. Abbas’ın, “Dede mirasta baba hükmündedir.” şeklindeki ictihadları ile (Buhârî, Feraiz, 9) Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin, “İyiliğin ıslah edemediği kimseyi kötülük yola getirir.” anlamındaki sözü (Buhârî, et-Târîħu’l-Kebîr, III, 344) kavlî mevkufun, tabiinden Nâfi‘in, “Abdullah b. Ömer ergenlik çağına gelen çocuklarının odasını ayırır ve izinsiz olarak yanlarına girmezdi.” şeklindeki rivayeti de (Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, s. 353) fiilî mevkufun örnekleridir.

Sahabi sözü ve fiilinin Hz. Peygamber devriyle ilişkilendirilmesi durumunda değerlendirilmesi farklı olmuştur. Sahâbenin, “Resûlullah zamanında şöyle derdik”; “Onun devrinde şöyle yapardık.” şeklindeki açıklamaları Resûl-i Ekrem (asm) tarafından görülüp veya duyulup onaylandığı düşüncesiyle hükmen merfû sayılmıştır. Ancak İbnü’s-Salâh bu tür rivayetleri de mevkuf kabul eder. (Ulumü’l-hadis, s. 47-48)

Sahabilerin Hz. Peygamber (asm) dönemine işaretle;

“Şu işi yapmamız bize emredildi.”;
“Şu işten nehyolunduk.”;
"Resûlullah aramızda olduğu halde şöyle derdik.”;
“Bu işi yapmakta bir sakınca görmezdik.”;
“Sünnet bu şekildedir.”;
“Şu iş sünnettendir.”

şeklinde yapıp söyledikleriyle ilgili rivayetleri ve açıklamaları da alimlerin büyük çoğunluğuna göre merfû hükmündedir. (Tecrîd Tercümesi, Mukaddime, I, 138-139)

Mevkuf hadislerin bir kısmı alimlerin çoğuna göre merfû hükmünde mevkuf kabul edilmektedir. Bunlar İsrâiliyat’tan ictihad mahsulü olmamak şartıyla;

- Kur’an âyetlerinin nüzûl sebeplerine,
- Kur’an ve Sünnet’teki neshedilmiş hükümlere,
- Yapılan bir işten kazanılacak sevap ve günahların mahiyetine,
- Yaratılışa ve peygamberler tarihine,
- İleride meydana gelecek savaşlar, fitneler ve kıyamet ahvaline,
- Akıl ve duyu organlarıyla bilinmesi mümkün olmayıp sadece Resûlullah’tan

öğrenilebilecek konulara dair bilgilerdir. (İbn Hacer el-Askalânî, Nüzhetü’n-nazar, s. 104)

Sahabenin bunlarla ilgili naklettiği sözleri mutlaka Hz. Peygamber (asm)’den işitmiş olması şart değildir. Resûl-i Ekrem’den dinleyen bir başka sahâbîden ya da ikinci veya üçüncü kişilerden duyması mümkündür. (Koçyiğit, s. 218)

Tabiin ve Tebeu’t-tabiinin sözlerine uymak gerekir mi?

Alimlerin genel kanaatine göre maktû hadis, dinî konularda bağlayıcı bir delil sayılmaz.

Abdullah b. Abbas ve Enes b. Mâlik gibi sahabilerle görüştüğü için küçük tâbiîlerden sayılan Ebû Hanîfe’nin Resulullah (asm)’tan gelen hadisleri baş üstünde tutmakla beraber, ashabın ihtilaf ettiği görüşlerden dilediğini alacağını, tabiînden nakledilen rivayetlere bağlı kalmayacağını, kendisinin de onlar gibi ictihadda bulunacağını söylemesi, onun maktû hadisi bağlayıcı olmayan bir delil kabul ettiğini göstermektedir. Bundan dolayı kendisine tâbi olan re’y ekolü kıyâs-ı celî ile amel etmeyi maktû rivayetlerle amel etmeye tercih etmiştir.

Ancak sahabe döneminde yaşayıp fetvalarıyla meşhur olan Alkame b. Kays, Mesrûk b. Ecda‘, Kadı Şüreyh, Saîd b. Müseyyeb, İbrâhim en-Nehaî, Mücâhid b. Cebr, Şa‘bî ve Hasan-ı Basrî gibi tabiilerle bunların ilminden faydalanıp yetişen tebeu’t-tâbiînin maktû haberlerinin delil olarak kullanılabileceği söylenmektedir.

Bunlar, Kur’an ve hadisi aslına uygun ve en doğru biçimde nakledip yorumladıkları için, onların söz ve fiillerini bugünün mahkeme ictihadları gibi bağlayıcı yönü bulunan yorumlar olarak değerlendirmekte yarar vardır.

Bazı usul âlimleri, özellikle ayetlerin nüzûl sebeplerine işaret eden ve sadece Resûl-i Ekrem (asm)’den nakil yoluyla öğrenilebilecek bilgiler ihtiva eden maktû hadisleri merfû hükmünde maktû saymışlar ve bunları delil kabul etmenin gerekli olduğunu söylemişlerdir.

İlave bilgi için tıklayınız:

MERFÛ HADİS.
MEVKUF HADİS
ESER.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorumlar

Editör
(abdunnur)

Bazı cihetlerde kabul etmek zorundayız yoksa sıkıntı olur.Örneğin Kur'an-ı kerim de bu zevat vasıtasıyla gelmiştir.Eğer inanıp tastik etmezsek o zaman ciddi manada problem olur.

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun