Peygamberimizden kısas isteyen sahabi kimdir?

Peygamberimizden kısas isteyen sahabi kimdir?
Tarih: 18.11.2016 - 01:29 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Peygamber'imizden kısas isteyip karnından öpmek isteyen bir sahabenin hadisesi var mı?
- Bu sahabi kimdir, neden böyle bir istekte bulunmuştur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

Evet, böyle bir olay var, ancak Peygamber Efendimiz (asm)'in karnı değil, sırtındaki peygamberlik mührü söz konusudur.

Hz. Ukkâşe’nin Resûl-i Ekrem (asm)’in peygamberlik mührünü öptüğü şeklinde yaygın bir görüş vardır.

Rivayete göre, Hz. Peygamber (asm) vefat etmeden biraz önce insanlardan haklarını helal etmelerini, hakkını almak isteyenlerin de gelip almalarını söyler. Bunun üzerine Ukkaşe adında bir sahabi “Resulullahın bilerek mi veya devesine vururken yanlışlıkla mı olduğunu bilmediği bir şekilde çıplak sırtına kamçı vurduğunu, kendisinin de şimdi bunun kısasını almak istediğini” belirtir.

Nihayet Peygamberimiz (asm) sırtını açınca oradaki nübüvvet mührüne bakar ve öper. Ve maksadının bu olduğunu söyler. (bk. Mecmau’z-Zevaid, h. no: 14253)

Ancak, Hafız Heysemi, Taberani’nin el-Kebir’de (h. no.2676) yer verdiği bu rivayetin zayıf olduğunu belirtmiştir. (bk. Mecmau’z-Zevaid a.y)

İşin doğrusu, Peygamber Efendimiz (asm)'in nübüvvet mührünü öpen kişinin Hz. Üseyd b. Hudayr olduğudur.

Hz. Useyd b. Hudayr, olayı bizzat kendisi şöyle anlatır:

"Useyd b. Hudayr bir toplulukta konuşuyordu. Şakacı bir adamdı. Bir ara topluluğu güldürdü. Derken Peygamber (asm) (şaka olarak) bir çöpü onun böğrüne (hafifçe) dürttü. Bunun üzerine (Üseyd Peygamber Efendimize):

Ey Allah'ın Resulü (bu çöpü bana dürttüğünden dolayı) sana kısas yapmama imkân ver, dedi.(Hz. Peygamber de):

(Haydi öyleyse) kısas yap, buyurdu. (Üseyd):

Fakat senin üzerinde gömlek var. (Çöpü bana dürttüğün zaman) benim üzerimde gömlek yoktu, dedi.

Hz. Peygamber de (onun bu isteğine uyarak kısas yapmasına imkân vermek için) gömleğini (yukarı doğru) kaldırdı.

Bunun üzerine: Hemen Hz. Peygamber (asm)'i bağrına basıp onu öpmeye başladı ve:

Ey Allah'ın Resulü, (işte) benim istediğim bundan ibaretti, dedi. (Ebû Dâvûd, Edeb, 149)

Demek ki, şakacığıyla meşhur olan Hz. Üseyd, Peygamber Efendimiz (asm)'ın bu şakasını fırsat bilerek, Onun peygamberlik Mührünü öpmüştür.

Buna göre, bir kimsenin sırtını öpmek caizdir. Nitekim Hanefî ulemasından Ayni, "Böylece kişinin, elinin, ayağının, başının, sırtının öpülmesinin mubah olduğu bilindi." demiştir. (Aynî, Binaye, IX, 326)

Cevap 2:

Nübüvvet Mührü, Hz. Muhammed (asm)’in iki kürek kemiği arasında bulunan ve nübüvvetinin alametlerinden biri sayılan bendir.

Nübüvvet mührü siyer, şemâil, hasâis ve delâilü’n-nübüvve kitaplarında Resûl-i Ekrem (asm)’in nübüvvetinin delili sayılmakla birlikte, son peygamber oluşunun bir işareti olarak da değerlendirilmiştir. Nitekim hâtem (mühür) genelde yazıların altına basılıp son sözün söylendiğine işaret eder. Resûlullah’a hâtemü’n-nebiyyîn denilmesi (Ahzâb, 33/40) onun hem nübüvveti nihayete erdiren son peygamber hem de bütün peygamberlerin nübüvvetini tasdik eden (mühürleyen) ilâhî bir delil olduğu şeklinde açıklanmaktadır (Elmalılı, Hak Dini, VI, 3906)

Hz. Peygamber (asm)’in kürek kemikleri arasında sol kürek kemiğine daha yakın, elle hissedilebilecek kadar kabarık, güvercin veya keklik yumurtası büyüklüğünde, siğile benzetilen kırmızı beze şeklinde bir et parçasının bulunduğu ve bunun nübüvvet mührü olarak isimlendirildiği hadis ve siyer kaynaklarında belirtilmektedir. (Müsned, V, 107; Buhârî, Vudu, 40; Müslim, Fezail, 110; Tirmizî, Menakıb, 11)

Cevap 3:

Bu vesileyle her iki sahabe efendimizin de kısaca hayatlarını verelim:

a) Ebû Yahyâ Üseyd b. Hudayr b. Simâk el-Eşhelî (ö. 20/641)

Medineli ilk Müslümanlardandır.

Evs kabilesinin Benî Abdüleşhel kolundandır.

Kavminin eşrafından olup okuma yazma bilen babası Hudayr el-Ketâib, Evs ile Hazrec arasında hicretten altı yıl önce gerçekleşen Buâs savaşında Evsliler’e kumandanlık yapmış ve bu savaşta öldürülmüştür. Annesi Ümmü Üseyd bint Seken’dir.

Hz. Peygamber (asm)’in Üseyd’e Ebû Îsâ diye hitap ettiği zikredilmekte (İbn Abdülber, I, 54), künyesiyle ilgili dört farklı rivayet bulunmaktadır.

Birinci Akabe Biatı’ndan sonra Medine’ye gönderilen Mus‘ab b. Umeyr sayesinde İslâm’ı kabul eden Üseyd b. Hudayr aynı gün amcasının oğlu ve Evs’in lideri Sa‘d b. Muâz’ın hidayete ermesine vesile oldu.

Yetmiş kişinin katıldığı İkinci Akabe Biatı’nda Resûl-i Ekrem tarafından seçilen on iki nakib arasında Evsliler’i temsil eden üç kişiden biriydi. Hicretin ardından Zeyd b. Hârise ile kardeş ilân edildi.

Bedir’e savaş amacıyla gidildiğini bilmediği için bu gazveye katılmadı. Savaşın ardından Resûlullah’a durumunu açıklayarak mazeretinin kabulünü diledi ve diğer bütün gazvelere katıldı. Uhud Gazvesi’nde Hz. Peygamber’in yanından ayrılmayan az sayıdaki sahâbeden biriydi. O gün aldığı yedi yaradan biri ensardan Ebû Bürde b. Niyâr’ın yanlışlıkla kendisine vurmasıyla meydana gelmişti. Savaş dönüşü yaralarını tedavi etme fırsatı bulamadan Hamrâülesed Gazvesi’ne iştirak etmek üzere yeniden silâhlandı.

Uhud ve Tebük gazvelerinde Evs kabilesinin sancaktarı, Hendek Gazvesi’nde Hâlid b. Velîd’in saldırılarına karşı hendeği korumakla görevlendirilen 200 kişilik grubun kumandanıydı.

Câhiliye döneminden beri olgunluğuyla tanındığı, okuma yazma bildiği, iyi bir okçu ve yüzücü olduğu için “Kâmil” unvanıyla tanınan Üseyd, Resûl-i Ekrem (asm)’in kâtiplerinden ve zaman zaman danıştığı kişilerdendi, aynı zamanda muallimlik de yapıyordu.

Hendek Gazvesi sırasında Resûlullah’ı Uyeyne b. Hısn ile anlaşma yapmaktan vazgeçirenlerden biridir. Tâif muhasarasında Resûl-i Ekrem’in çağrısına uyarak Müslümanlara katılan Tâifli kölelerden İbrâhim b. Câbir, Kur’an’ı ve dinin hükümlerini öğretmesi için Üseyd’in gözetimine verildi. Üseyd kendi kabilesine imamlık görevini de yerine getiriyordu.

Hz. Peygamber (asm)’in vefatı üzerine ensarın büyük kısmı Hazrec’in reisi Sa‘d b. Ubâde’nin çevresinde toplandığı sırada Üseyd, Ebû Bekir’in tarafını tutan grubun içinde yer aldı ve onun halife seçilmesinde önemli rol oynadı. Hz. Ebû Bekir’in önemli konularda kendisine danıştığı belirtilmektedir.

Hz. Ömer’in, kumandanları ve sahâbenin ileri gelenleriyle Câbiye’de yaptığı meşhur toplantıya ve Kudüs’ün fethine de katıldı.

Sa‘d b. Muâz ve Abbâd b. Bişr ile birlikte Benî Abdüleşhel’in en faziletli kişilerinden sayılan Üseyd, Şâban 20 (Temmuz-Ağustos 641) tarihinde vefat etti. Cenaze namazını bizzat Hz. Ömer kıldırdı ve naaşını Bakī‘ Mezarlığı’na kadar taşıdı.

Ölümünde 4000 dirhem borcu bulunan Üseyd’in arazisinin borcuna karşılık satıldığını duyan Hz. Ömer, çocuklarını muhtaç halde bırakmamak için alacaklıları çağırdı ve borç karşılığında arazinin gelirini “kabâle” usulüyle dört yıl boyunca onlara bıraktı. Bazı kaynaklarda bu borç ödeme işinin Üseyd tarafından Hz. Ömer’e yapılan bir vasiyete dayandığı zikredilmektedir. (İbn Abdülber, I, 55)

Güzel sesiyle Kur’an okuyan ve kıraatinin melekleri dahi etkilediği rivayet edilen Üseyd bir gece Kur’an okurken yakınında bağlı duran atı birden ürküp şahlanmış, okumayı bırakınca sakinleşmişti. Bu durum üç defa tekrarlanmış, atın yakınında bulunan oğluna zarar gelmesinden endişe ederek onun yanına gitmiş, o sırada bulutsu bir gölgenin içinde kandile benzeyen nesnelerin parlayarak göğe doğru yükseldiğini görmüştü.

Sabahleyin durumu anlattığı Hz Peygamber (asm) ona gördüğü varlıkların Kur’an tilâvetini dinlemeye gelen melekler olduğunu, okumaya devam etseydi sabaha kadar kendisini dinleyeceklerini ve insanların da onları göreceklerini söylemiştir. (Buhârî, Fezailü’l-Kurann 15, Menâkıb, 25)

Üseyd’den Enes b. Mâlik, Kâ‘b b. Mâlik, Ebû Saîd el-Hudrî, Hz. Âişe, Ebû Leylâ el-Ensârî, Abdurrahman b. Ebû Leylâ, İbn Şefî‘ et-Tabîb gibi isimler hadis rivayet etmiştir. Kütüb-i Tisa’da onun naklettiği hadisler mükerrerleriyle birlikte elli civarındadır.

b) Ebû Mihsan Ukkâşe b. Mihsan b. Hursân el-Esedî (ö. 11/632)

Resûl-i Ekrem (asm) vefat ettiğinde kırk dört yaşlarında olduğuna göre 588’de doğmuş olmalıdır.

Sahâbeden Ebû Sinân ile Ümmü Kays bint Mihsan’ın kardeşi, Sinân b. Ebû Sinân’ın da amcasıdır.

Benî Ümeyye’nin mevâlîsi olarak bazı yakınlarıyla birlikte Mekke’de yaşayan Ukkâşe, ilk müslümanlardandır. Otuz dört yaşında iken bütün akrabalarıyla beraber Medine’ye hicret etti. Gazvelerin hemen hepsine ve birçok seriyyeye katıldı. Abdullah b. Cahş’ın kumandasında gerçekleştirilen Batn-ı Nahle Seriyyesi’nde bulundu.

Bedir Gazvesi’nde büyük kahramanlık gösterdi. Savaş sırasında kılıcının kırılması üzerine Resûl-i Ekrem (asm)’in kendisine verdiği sopanın keskin bir kılıca dönüştüğü rivayet edilmiş, Ukkâşe’nin “avn” adı verilen bu silâhı hem Bedir’de hem daha sonra katıldığı savaşlarda kullandığı belirtilmiştir. (İbn Hişâm, I, 637)

Ukkâşe, hicretin 6. yılında (627) Esedoğulları üzerine misilleme olarak gönderilen kırk kişilik müfrezeye kumandan tayin edildi; seriyye kumandanının Sâbit b. Akrem olduğu da rivayet edilir. Gamre Seriyyesi diye bilinen bu seferde düşman kaçtığı için çarpışma gerçekleşmediyse de bir miktar ganimet elde edildi.

Hicretin 9. yılında (630) Kudâa kabilesinin Benî Belî ve Benî Uzre kolları üzerine keşif amacıyla yapılan Cinâb Seriyyesi’ne de Ukkâşe kumanda etti. Ayrıca Hz. Peygamber (asm) onu Sekâsik ve Sekûn bölgelerine zekât memuru ve davetçi sıfatıyla yolladı.

Meşhur bir süvari olan Ukkâşe savaşlarda bu özelliğiyle ön plana çıktı. Birçok savaşta kahramanca çarpıştığından Resûl-i Ekrem kendisini, “Araplar’ın en iyi süvarisi bizdedir” sözleriyle övdü; onun kim olduğu sorulunca da, “Ukkâşe b. Mihsan” cevabını verdi.

Ukkâşe’nin mensup bulunduğu Esed kabilesinden Dırâr b. Ezver, “Ukkâşe bizim kabilemizdendir yâ Resûlellah!” diyerek onu sahiplenmek isteyince Hz. Peygamber (asm), “Hayır o sizden değil bizdendir, bizim anlaşmalı (hilf) adamımızdır” dedi. (İbn Hişâm, I, 638)

Resûl-i Ekrem, ümmetinden Allah’a tam bir teslimiyetle yönelmiş 70.000 kişinin hesaba çekilmeden cennete gireceğini haber vermişti.

Ukkâşe, “Yâ Resûlellah! Beni de onların arasına alması için Allah’a dua eder misin?” deyince Resûl-i Ekrem, “Sen zaten onlardansın.” buyurdu.

Bunun üzerine orada bulunan bir başkası da aynı istekte bulundu, fakat Hz. Peygamber, “Ukkâşe senden erken davrandı” karşılığını verdi. (Buhârî, Tıb 17, 41, Rikak, 50; Müslim, İmân, 367, 369, 371, 374)

Resûlullah’ın bu sözü zamanla, aynı işi yapmak isteyen iki kişiden birinin diğerinden daha erken davranmasını ifade eden bir deyim haline geldi.

Ukkâşe, Hz. Peygamber (asm)’in vefatından sonra irtidad edenlerle yapılan savaşta şehid oldu.

Hz. Ebû Bekir’in Hâlid b. Velîd kumandasında Tuleyha b. Huveylid üzerine gönderdiği orduda yer alan Ukkâşe, Sâbit b. Akrem’le birlikte Tuleyha’yı ve adamlarını gözetlemek için öncü olarak çıkmıştı. Yolda Müslümanları gözetlemeye gelen Tuleyha ve kardeşiyle karşılaştılar. Tuleyha ile çarpışmaya girişen Ukkâşe onu öldürmek üzere iken arkadan yetişen kardeşi Tuleyha’yı kurtardı ve ikisi birlikte Ukkâşe’yi şehid etti.

Gaziantep’in Nurdağı ilçesinde Ukkâşe’ye nisbet edilen bir makam vardır. Kendisine duyulan sevgi dolayısıyla Ukkâşe’den Türkçe’ye giren Ökkeş ismi özellikle Gaziantep, Kahramanmaraş ve Adıyaman bölgelerinde yaygın biçimde kullanılmaktadır. Ukkâşe’den Ebû Hüreyre ve Abdullah b. Abbas hadis nakletmiş, ancak onun rivayetleri Kütüb-i Sitte’de yer almamıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun