Şah Veliyyullah ed-Dihlevi taklidi kabul etmemekte midir?

Soru Detayı

- Bir sitede onun ''Tefhimat'' adlı eserinden şu sözleri alıntılanmaktadır:

 Kendilerine ''alim'' denildiğinde gururlananlara derim ki; İlim diye gramer ve skolastisizmi gördünüz ve bunlara bağlı olarak da yunan düşüncesinin mensupları haline geldiniz. İçinde bulunduğunuz yanlışları doğru kabul ettiniz. Halbuki şu bir gerçektir ki hakiki bilgi kuran ve sünnettedir. Siz kendinizi sizden başka bir şeyle meşgul olmaktan alıkoydunuz. Halbuki hesaba çekileceğiniz şey, insanların söyledikleri değil Resulun getirdikleridir. Sizler öyle bir konuma geldiniz ki, birinize peygamberin bir hadisi ulaşsa o hadise değil, takip ettiğiniz bir başka insanın sözüne uyarsınız. sonra bunu da islam adına yaptığınızı Allahtan korkmadan söylersiniz. Zaten mazeretiniz de hazır sizlerin; ''Biz o hadisin gerçek anlamını bilmeyiz. Şeyhimiz başka bir şey söylediğine göre demek ki o hadisin anlamını kaçırmış olması asla kat'a mümkün değildir. vs. ...

Şunu unutmayın ki, üzerinde bulunduğunuz bu hal'in islamla hiç bir alakası yoktur. Eğer peygamberi tasdik iddianızda samimi iseniz, o zaman mezheblere uysun veya uymasın Resulun getirdiklerini kabul ediniz. Eğer sizler tabii olduğunuz iddianızda samimi iseniz, Allah'ın bildirdiklerini tartışılmaz doğrular olarak kabul ediniz. Fakat maalesef sizin yolunuz bunlardan çok başkadır. Her zaman hakkı batıla karıştırmakla uğraşır oldunuz. İnsanların hayat sahalarını daralttınız. Halbuki sizin göreviniz insanların hayat sahalarını genişletmek olmalıydı. İnsanlar hakkında hüküm vermek değil, islamı olduğu gibi insanlarla ulaştırmakla uğraşmalıydınız. Sizler, doğru ve kurtuluş yolu diye ne olduğu belli olmayan aptal şairlerin sözlerine uydunuz. Söyleyin Allahın Resulu uyulmaya en layık olan değil miydi?

- Şah Veliyyullah Dihlevi’nin bu sözlerinden onun taklidi reddettiğini anlayabilir miyiz, bu sözlerinden dönmüştür o Hanefi değil midir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Zahid el-Kevseri’nin “Hüsnü’t-Tekadî” adlı eserinde bildirdiğine göre, Şah Veliyullah daha önce Hanefi mezhebine bağlı olduğu halde sonradan mezhepler üstü bir düşünceyi benimsemiştir.

- Onun sorudaki düşünceleri, İslam alimleri ve  mürşitlerine hitaptır. Halk kesiminin kitap ve sünneti doğrudan mütalaa ederek bir hükme varması aklen mümkün olmadığı gibi, pratikte de buna imkân yoktur. Nitekim İslam alimleri: “Avamın / halk kesimin mezhebi yoktur, onların mezhebi müftünün fetvasıdır.” diyerek bu hususa vurgu yapmışlardır.

- Şah Veliyyullah Dihlevî, zahirî yaklaşımı ve katı mezhepçiliği şiddetli bir şekilde eleştirmiştir. Her iki kesime de aşırılıkları, ka­tılıkları dolayısıyla tenkit yöneltmiş ve hakkın orta yolda, itidalde olduğunu açıklamıştır. Bu konuda o şöyle demektedir:

Hem fukahanın görüşleri üzerinden yürümek, hem de hadis­lerin lâfızlarını araştırmak gerekir ve bu ikisinin dinde önemli bir yeri vardır. Muhakkik âlimler, öteden beri bu iki esas üzerinden yürüyegelmişlerdir. Kimi bunlardan şuna az itibar etmiş, öbürüne çok; kimi de bunun tersini yapmıştır. Ama bunlardan birinin ta­mamen ihmal edilmesi -Zahirîler ve katı mezhep müntesiplerinin büyük çoğunluğunun yaptığı gibi- asla doğru olmaz. Yapılması gereken, bunlardan birinin diğerine uygunluğunun ortaya konulması, bunun araştırılması ve böylece birinin eksik kısmının diğeri ile telafi edilmesidir. Bu, aynı zamanda Hasenu’l-Basrî’nin görüşü olmaktadır.(Huccettullahi'l-bâliğa, 1/156)

- Hayrettin Karaman’ın bir makalesinde şu açıklamalara yer verilmiştir:

Şah Veliyyullah -belki de ilk defa kendisi- İslâm'ın tarihi ile Müslümanların tarihini, dinin kendisi ile onu temsil eden insanların davranış ve yaşayışlarını birbirinden ayırmış, Müslümanların tarihini, İslâm tarihi nokta-i nazarından incelemiş ve tenkit etmiştir.

Müslümanların tarihinde başarısızlık, geri kalma ve diğer mefâsidin iki temel faktörüne parmak basmıştır:

a) Siyasî otoritenin hilafetten saltanata dönüşmesi.

b) İctihad ruhunun sönmesi ve taklîd zihniyetinin şuurlara hakim olması.

Bunlardan birincisini "İzâletü'l-hafâ..."da, ikincisini ise "el-İnsâf, İkdu'l-cîd..., Huccetullah..., et-Tefhîmât..." gibi eserlerinde incelenmiştir.

Kendi devrini, çeşitli açılardan tasvir ederken İslâm akaidinin Yunan felsefesi ile karıştırıldığına, tasavvufî söz, remiz, şiir ve ıstılahların -Kitap ve sünnete bağlı kalmaksızın- her muhitte hâkim bulunduğuna, herkesin, ehliyet ve liyâkatine bakmadan dinî konuların münakaşasına daldıklarına, her birinin kendi mantığına göre bir din telâkkisine sahip olduğuna... işaret etmiş ve topluluklara ayrı ayrı hitap ederek şunları söylemiştir:

Lâyık olmadıkları halde baba veya mürşidlerinin postlarına oturanlara: "Ey -bu gibi- insanlar! Niçin böyle her biriniz kendi reyini beğenerek bölük bölük ayrıldınız da Allah Taâlâ'nın insanlığa rahmet, lûtuf ve hidâyet olarak gönderdiği 'tarikat-i Muhammediyye'yi terkettiniz... Kendiniz eğri yolda olduğunuz halde hep birer imam kesiliyor ve doğru yolun yalnız kendinizinki olduğunu iddia ile buna davette bulunuyorsunuz... Biz dinini menfaati karşılığında satan bu gibi yolkesicilere râzı değiliz..."

İlim tâliplerine: "Ey kendilerine âlim diyen akılsız kişiler! Yunanlıların köhnemiş ilimleriyle ve sarf, nahiv, maanî... ile meşgul oldunuz, bunlara da ilim dediniz. Asıl ilim Allah'ın Kitabı ile Rasûlüllah'ın (asm) sünnetidir... Fukahanın hükümlerine uydunuz, onların reylerine takılıp kaldınız da zaman zaman bunlara uymuyor diye nasları terkettiniz, din bu mudur?.. İnanıyorsanız Peygamberiniz'e uyunuz; onun hadisleri bir mezhebe uysun uymasın ona tâbi olunuz..."

Vâizlere, tekke âbid ve zâhidlerine: "Ey sofular! İniş yokuş yürüdünüz, kuru yaş topladınız; insanları uydurulmuş, dinde aslı olmayan birçok şeye davet ettiniz, kolaylaştırmak için gönderildiğiniz halde güçlük çıkardınız, kendilerine hâkim olamayan (ne dediklerini bilmeyen) âşıkların sözlerine sarıldınız; halbuki onlar susatırlar, fakat susuzluğu gideremezler."

İdârecilere: "Ey idare edenler! Allah'tan korkmaz mısınız?! Geçici lezzetlere dalıp idâre ettiklerinizi kendi hallerine terkettiniz; birbirini yiyorlar, ne günah biliyorsunuz ne de cezâ... Zayıfı eziyor ve yiyor, kuvvetliyi bırakıyorsunuz..."

Askerlere: "Allah Taâla sizleri cihad için, kelimetullahı i'lâ (İslâma hizmet) için istemiştir. Halbuki siz silahınızı menfaatiniz için saklıyor, bunun için kullanıyor, her nevi günahı irtikâp ediyorsunuz... Halka zulmediyor, yediğinizin neden ibaret olduğuna aldırmıyorsunuz..."

İş sahiplerine: "Ey iş ve zanaat sahipleri! Emânetleri zâyi ettiniz ve ibadetleri terkettiniz. Servet yapıp bunu içki, kumar ve fuhuşta yiyip bitiriyorsunuz..."

Bütün Müslümanlara: "Güzel ahlâkı terkettiniz, ruhunuza egoizm ve şeytan hâkim oldu, kadınlar erkeklere kafa tutuyor, erkekler kadınların hukukuna riâyet etmiyor, size helâl acı, haram tatlı geliyor... İbadetleri terkettiniz, çeşitli hurâfe ve bid'atlara uydunuz..." (bk. Hayrettin Karaman, “ ŞAH VELİYYULLAH ve Ikdu'l-Cîd Risâlesi -” adlı makalesi)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR