Hanefi mezhebinin imamlarının ihtilafı durumunda, hangi görüş tercih edilmelidir?

Tarih: 07.12.2015 - 08:42 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hanefi mezhebinin imamlarının ihtilafı durumunda, o konuda muteber görüş hangisidir?
- Ebu Hanife'nin fetvası mı, yoksa imameynin fetvası mı kabul edilir?
- Bu konuda ölçü ne olmalı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Herhangi bir konuda, Ebû Hanîfe ile onun öğrencileri Ebu Yusuf, İmam Muhammed gibi müçtehitler arasında görüş ayrılığı doğması halinde, bu görüşlerden hangisinin alınacağı hususu da Hanefî mezhebi tarihinde birtakım tartışmalara sebep olmuştur.

Bunun üzerine, Hanefî fakîhleri, imamlar arası çatışmayı gidermek üzere, şöyle bir tercih sistemi geliştirmişlerdir:

1. Bir meselede Ebû Hanîfe ile Ebû Yûsuf ve Muhammed’in reyleri birleşiyorsa, üçünün reyi de geçerli olur. Ancak, bu ortak rey, zannî bir kıyasa dayanır ve herhangi bir zaruret veya örf, adı geçen fakîhlerin muteber usûllerine göre, söz konusu reye muhalefet etmeyi gerektirirse, bu durum müstesnadır.

2. Ebû Yûsuf veya Muhammed’den biri Ebû Hanîfe ile aynı görüşü paylaşırsa, Ebû Hanîfe ile birleşen tarafın görüşü, diğer tek kalan tarafa, -yukarıda açıklanan zaruret ve örf hâli müstesna- mutlak olarak tercih edilir.

3. Eğer üç imam da aynı konuda birbirinden farklı görüş belirtirse, yine yukarıda ifade edilen zaruret veya örf hâli müstesna, Ebû Hanîfe’nin reyi diğerlerine tercih edilir. Çünkü o, mezhebin baş imamıdır.(1)

4. Şayet, Ebû Yûsuf ile Muhammed (imameyn) bir konuda birleşerek Ebû Hanîfe’ye muhalefet ederlerse; konuya bakılır. Eğer, imamlar arasında ihtilâf edilen konu, zaman ve mekânın değişmesinden kaynaklanan bir mesele ise (muâmelât ve ziraat gibi), Kâdıhân gibi bazı Hanefî fakîhleri, bu takdirde, insanların hâl ve durumlarının değişmesi göz önünde tutularak, imameynin görüşünün alınacağını söylemiştir.(2)

Ne var ki, burada imâmeynin görüşünün, zaman ve mekânın şartlarına “mutlaka uygun olacağı” şeklinde genel bir kabul isabetli olmayabilir. Daha erken bir dönemde yaşamış olmasına rağmen, Ebû Hanîfe bir meselede zaman ve mekânın şart ve ihtiyaçlarına daha uygun bir içtihada ulaşmış olabilir. Dolayısıyla, böyle bir durumda, belirli bir imamdan ziyade, “zaman ve mekânın şart ve ihtiyaçlarına en uygun olan görüş hangisi ise, o alınır” demek daha isabetli olmalıdır.

Ebû Hanîfe ile imâmeyn arasındaki ihtilâf, zaman ve mekânın değişmesiyle değişebilecek konulardan değil ise, bu durumda, mezhebe bağlı olan müçtehit muhayyerdir; onların görüşlerden hangisini uygun bulursa, onu alır.(3)

Yukarıda belirtilen iki ihtimal de imamlar arası tercihte bulunacak kişinin müçtehit olması halinde geçerlidir. Eğer, söz konusu kişi, en azından ehl-i tercih derecesinde müçtehit değil ise, ne imameynin ne de başka bir kişinin reyini, Ebû Hanîfe’nin görüşüne tercih edebilir.(4)

5. Eğer bir mesele hakkında Ebû Hanîfe’den bir görüş mevcut ise, mutlak olarak ve öncelikle onun içtihadı alınır. Şayet Ebû Hanîfe’den gelen bir içtihat yok ise, Ebû Yûsuf’un, ondan da bir görüş yok ise Muhammed’in, sonra Züfer’in ve daha sonra da Hasan b. Ziyâd’ın görüşü tercih edilir.(5)

6. Zâhirurrivâye(*) olan hüküm böyle olmayana yani nâdirurrivâyeye(**) öncelenir.

7. Meseleyle ilgili olarak Zâhirurrivâye bir hüküm yoksa, Hanefî usûlüyle uyumlu olması şartıyla nâdirurrivâye olan hüküm alınır.

8. İstihsana dayanan çözüm kıyasa dayanana genellikle tercih edilir.

9. İçinde yaşanılan zamanın gereklerine ve örfüne uygun olan, diğerine öncelenir.

10. İnsanların veya toplumun yararına olan ve onların işlerini kolaylaştıran, böyle olmayana tercih edilir.

11. Mezhebin önderlerinden herhangi bir naklin olmadığı konularda, sonrakilerin ittifakı varsa onunla amel edilir. Böyle bir fikir birliği yoksa müftî, kendisine en doğru gelen görüşü benimser.(6)

Öte yandan, Hanefî mezhebi tarihinde, herhangi bir görüşün sahibinden hareketle yapılan imamlar arası bu tercih sistemi yanında, ihtilâf edilen konulardan hareketle, farklı bir tercih sisteminin geliştirilmeye çalışıldığı da gözlemlenmektedir:

Buna göre, imamlar arasında ibadetler konusundaki ihtilâflarda, ihtiyat gereği, Ebû Hanîfe’nin görüşleri tercih edilir. Yargı (kaza) konularındaki ihtilâflarda, kadılık tecrübesinden dolayı, Ebû Yûsuf’un görüşleri alınır. Miras ve özellikle zevi’l-erhâmla ilgili konularda ise, Muhammed b. el-Hasan’ın derin bilgi ve nüfuzu sebebiyle, onun içtihatları tercih edilir.(7)

Dipnotlar:

1) Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, ‘Ikdu’l-cîd (çev. Hayreddin Karaman) (İslâm Hukukunda Mezhepler içerisinde), İstanbul 1971, İrfan Yay., s. 173-174; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 49; İbn Abidin, Şerhu’lmanzûmeti’l- müsemmât, I, 26; Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanîfe, s. 404-405.
2) İbn Âbidîn, Şerhu’l-manzûmeti’l-müsemmât, I, 27.
3) İbn Âbidîn, a.g.e., I, 26-27.
4) Muhammed Ebû Zehra, Ebû Hanîfe, s. 405.
5) Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, ‘Ikdu’l-cîd, s. 173; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 48; İbn Abidin, Şerhu’lmanzûmeti’l- müsemmât, I, 26-27.
6) İbn Âbidîn, Ukûdü  Resmi’l-müftî, I, 13, 16-21; Bilmen, Hukuk-ı İslâmiyye, VIII, 260; Nakîb, el-Mezhebü’l-Hanefî, I, 219-243.
(*) Zâhirurrivâye: Muhammed b. Hasan eş-Şeybânî (ö. 189/805) tarafından kaleme alınan ve Hanefî mezhebinin kuruluş dönemi temel görüşlerini ihtiva eden eserlerin ortak adı.
(**) Nâdirurrivâye: Hanefî mezhebi imamlarından nakledilen ikinci derecede kaynak değerine sahip rivayetlere ve bunları içeren metinlere verilen ad.
7) Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, ‘Ikdu’l-cîd, s. 175; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, I, 49; İbn Abidin, Şerhu’lmanzûmeti’l- müsemmât, I, 35.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun