Kur’an’da nesh varsa, en son verilecek hüküm neden daha önce gönderilmedi?

Soru Detayı

- Nesh ile ilgili sizin sitedeki yazıları okudum ama istediğim cevabı alamadım mesela demişsiniz ki nesh eden ayet bir önceki ayetten daha güzel bir hüküm getirim mesela içki örneğini vermişsiniz. Ama bazı inkarcılar diyorlar ki madem kuranda Allah celle celaluhun sözü neden son hüküm ayetini yani nesheden son ayeti indirilmemiş de önce başka başka ayetler daha sonra son ayet gelmiş ve o vesveseli inkarcılar diyorlar ki (haşa bin defa haşa ve kella) bu bir insan sözü (haşa peygamber aleyhisetu vesselam efendimiz) olmasın mı çünkü eğer kusursuz bir kişi olan yaratıcı olsaydı tek bir ayet inerdi o hüküm ile ilgili sürekli değiştirilmezdi özellikle şu ayeti söylüyorlar diyorlar bu ayet birbirine zıt.

- Hani Allah celle celaluhu diyor ya ''Her kim bir mümini öldürürse o SONSUZA kadar cehennemde kalır onun günahı affolunmaz'' ve başka bir yerde ise ''O ŞİRK hariç bütün günahları affeder'' deniliyor ve şu hadisi de örnek gösteriyorlar ''Allah celle celaluhu KUL hakkı hariç bütün günahları affeder''

- O inkarcılar diyorlar ki işte 2 ayet ve 1 sahih hadis birbirine zıt 3 hüküm bu nasıl olur bana yardımcı olsanız çok iyi olur eğer istediğim cevabımı almasam da Sınırlı Aklıma güven duymayıp SINIRSIZ İLİM SAHİBİ ALLAH U TEALA NIN HİKMETİNE güvenirim ve biz müslümanlar deriz ki AMENTÜ BİLLAHİ WE KÜTÜBİHİ...

Cevap

Değerli kardeşimiz,

 “Biz bir ayeti nesheder veya unutturursak ondan da­ha hayırlısını yahut da dengini getiririz.” (Bakara, 2/106)

mealindeki ayete göre, nesheden ayetin mutlaka neshedilen ayetten daha güzel bir hüküm içermesi gerektiren bir şart yoktur. Sonraki hüküm, önceki hükümden daha güzel olabileceği gibi, onun dengi de olabilir.

- Şunu da belirtelim ki, Mensuh olan ayetlerin sayısını 25’e çıkaranların yanında, Şah Veliyyullah Dihlevi gibi bazı alimlere göre Kur’an’da yer alan “mensuh” ayetlerin sayısı sadece beş tanedir. Son çalışmalar da bunu teyit etmektedir. Demek ki nesh konusu Kur’an’da sanıldığı gibi öyle fazla bir yer işgal etmemiştir.

- Bu konu bir nesih konusudur. Neshin olmadığını savunan mutezile gibi bazı gruplar, sorudaki probleme işaret ederler. Onlara göre, bir şeyin hükmünü sonradan değiştirmek yeni bir bilgiyle olur. Buna “beda” denir. Onlara göre, Allah için sonradan bir şey öğrenmek ezelî ilminin kuşatıcılığına aykırı olduğu için nesih de yoktur.

- Ehl-i sünnet alimlerine göre, nesih “beda” değildir. Yani, sonradan  yeni bir şey öğrenmek manasına gelmez. Bilakis, şartlara göre hüküm koymak veya  bir hükmü kaldırıp yerine yeni bir hüküm koymak, hikmetin gereğidir. İlk okulda matematik dersini veren bir öğretmenin, aynı dersi üniversitede daha farklı anlatması, öğretmenin yeni şeyler öğrendiğini değil, muhatapların durumunu göz önünde bulunduran hikmetli bir tavır sergilediğinin göstergesidir.

Değişik çağ ve devirlerde farklı şeriatların  olması, farklı vahiylerin, emir ve yasakların bulunması bu hikmetin birer yansımasıdır. Örneğin:

“Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer sizden tam sabırlı yirmi kişi olursa, iki yüz kişiye galip gelir ve eğer siz müminlerden yüz kişi olursa, kâfirlerden bin kişiyi mağlup eder; çünkü o kâfirler gerçeği ve âkıbeti anlamayan bir güruhtur.”

mealindeki Enfal suresinin 65. ayetinde bir müminin on kâfir karşısında sabırla durması ve savaşı bırakıp kaçmaması ön görülmüştür.  

- Bunun ardından gelen surenin,

“Ama şimdi Allah yükünüzü hafifletti, çünkü sizde savaşma konusunda bir zayıflık olduğunu müşahede etti. O halde sizden sabırlı yüz kişi, Allah’ın izniyle onlardan iki yüz kâfire üstün gelir ve eğer sizden bin kişi olursa, onlardan iki bin kişiye galip gelir. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”

mealindeki 66. ayette ise önceki ayetin hükmü neshedilmiş ve bir müminin bundan böyle on kişi yerine “iki kişi”nin önünden kaçmasının doğru olmadığına işaret edilmiştir.

Bu hükmün hikmeti çok açıktır. Çünkü, her hareketin, özellikle İslam dini gibi bir hareketin insanlarda meydana getirdiği coşku çok kuvvetlidir ve bir mümin on kâfire karşı mücadele edecek kadar güçlüdür. Buna mukabil, bu hareketin üzerinden yıllar geçtikten sonra eski coşku gevşemeye başlar ve ilahî hikmet de bunu nazara alarak hükmünü vermiştir.

- Diğer sorunuza gelince;

İlgili iki ayetin meali şöyledir:

“Şu muhakkak ki Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder. Kim Allah’a ortak icad ederse müthiş bir iftira etmiş, çok büyük bir günah işlemiştir.” (Nisa, 4/48)

“Kim bir mümini kasden öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalmak üzere gireceği cehennemdir. Allah ona gazab etmiş, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa, 4/93)

“Onlar (Rahmanın kulları), Allah’la beraber başka bir tanrıya yalvarmazlar. Allah’ın muhterem kıldığı bir canı haksız yere öldürmezler. Zina etmezler. Kim de bunları yaparsa günahının cezasını bulur. Kıyamette, o büyük duruşma gününde onun cezası katmerli olur ve azapta, zillet içinde ebedî kalır. Ancak şu var ki dönüş yapıp iman edenler güzel ve makbul işler işleyenler bundan müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere, günahlarını sevaplara çevirir. Çünkü Allah gafurdur, rahîmdir (çok affedicidir, merhamet ve ihsanı boldur).” (Furkan, 25/68-70)

mealindeki ayetlerde yalnız zina ve adam öldürmenin değil, aynı zamanda Allah’a şirk koşanların da tövbe etmeleri durumunda affolunacaklarına vurgu yapılmıştır. İslam alimleri bu gibi ayetlere dayanarak yukarıdaki ayette geçen “katlin cezası” ile ilgili hükmün de tövbe ile affolunacağını bildirmişlerdir. Bu görüş alimlerin cumhuruna/büyük çoğunluğuna aittir. Cumhurun bu konudaki dayanaklarından biri de yukarıda zikredilen “Şu muhakkak ki Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder” mealindeki ayettir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

- Bu açıklamadan sonra “adam öldürme” ile ilgili ayet konusunda çok farklı yorumlar yapılmıştır. Bütün bu yorumlar, “Allah’ın şirkten başka dilediği her günahı dilediği kimse için affedebileceğine” dair ayetin ifadesi çerçevesinde yapılmıştır.

- Tercih ettiğimiz yorumların özeti şöyledir:

Birincisi: “Allah’ın şirkten başka bütün günahları dilediği kimseler için af edeceği”ne dair ifadesi, umumi bir ilkedir. Bu ifadeler mutlaka şirkten başka Allah’ın bütün günahları affedeceği anlamına gelmez. Ayette meal olarak yer alan “dilediği kimseler hakkında” hükmü bunun göstergesidir. Müminlerden de bazı kimselerin cehenneme gireceğini belirten sahih hadisler bunun açık delildir. İslam ümmeti bu konuda ittifak halindedir.

Demek ki bu ayetten başka günahlara ceza verilmeyeceği hükmünü çıkarmak yanlıştır. Doğrusu: Tövbeye uğramamış bir şirk af kapsamında olmadığı gibi, bunun dışındaki bütün günahların af kapsamında olduğu gerçeği vardır. Bir suçun af kapsamında olması, fiilen de mutlaka affolunur anlamına gelmez. Bu Allah’ın dilemesine bağlıdır.

İkincisi: “Haksız yere bilerek bir mümini öldüren kimsenin cezasının cehennem olduğu”nu ifade eden ayetin manası şudur: Bilerek bir mümin kardeşini öldüren kimsenin Allah’ın ön gördüğü müeyyidesi “ebedi/uzun süre cehennemde kalmasıdır”. Ancak bu müeyyideyi Allah dilediği kimse için uygulamayabilir. Kul hakkı olarak bunu ortaya koyar, sonra hak sahibini razı ederek bu katil kulunu da affedebilir.

Nitekim Hz. Ebu Hüreyre ve önemli bir kısım selef alimleri bu ayeti yorumlarken: “Bu, bilerek mümin bir adamı öldüren kimse hakkında, Allah’ın koyduğu bir hükümdür. Eğer Allah cezasını verirse, cezası budur” demişler. (bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Üçüncüsü: Bu ayette “bilerek bir mümini öldüren kimse”den maksat, bu öldürmeyi günah saymayan ve bu sebeple de küfre sapan bir kimse hakkındadır. Nitekim İkrime ve diğer bazı alimlere göre, bu ayetin nüzul sebebi Mikyas b. Subabe (veya Dubabe) adında bir kimse bir müslümanı öldürüp sonradan dinden çıkarak Mekke’ye mürted olarak kaçan kimse hakkındadır. (bk. Beydavî, Kurtubî, İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

- Genel İslam prensibine göre, Şirk -küfür üzere ölenlerin bu suçları hariç -kul hakkı dahil- her suç / günah Allah tarafından affedilebilir.

“Şu kesin ki: Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder. Her kim Allah’a şirk koşarsa, haktan çok uzağa sapmış olur.” (Nisa, 4/116)

mealindeki ayette ifade edilen -şirk hariç- genel af kapsamı, kul hakkını da içine almaktadır.

Ancak ayette,  günahların mutlaka affedileceği değil, af kapsamında olup affedilebileceğine işaret edilmiştir. Ayette meal olarak yer alan “ama dilediği kimse hakkında bunun dışındaki diğer günahları affeder” ifadesi, affın herkes için kesin olduğuna değil, Allah’ın dilemesine bağlı olarak, bazı kimselerin ve bazı günahların affına delalet etmektedir.

- Allah’ın kul hakkını da bir vesileyle affedebileceğini gösteren hadisler vardır.

Hz. Enes anlatıyor: Resulullah (asm) şöyle buyurdu:

Kıyamet günü, iki kişi aziz olan Allah’ın huzurunda diz çökerler.

Birisi: “Ey Rabbim! Bu kardeşimdeki hakkımı al.” der. Yüce Allah: “kardeşinin bir iyiliği / sevabı kalmamış ki... Artık onunla nasıl bir muamele yapmak istiyorsun.” diye buyurur. Adam, “Ya Rab! Benim günahlarımı alsın.” der. (Bu arada Hz. Peygamber şöyle devam eder: “O gün öyle çetin bir gündür ki, insanlar günahlarını sırtlamak zorundadır.”) Allah adama "Başını kaldır da (şu tarafa) bak.” deyince, adam başını kaldırıp bakar ve “Ya Rab! Altından yapılmış menzilleri, altından yapılmış, incilerle süslenmiş köşkleri görüyorum; bunlar hangi peygamber veya hangi sıddîk, yahut hangi şehit içindir?” diye sorar. Allah: “Kim bedelini öderse onun olur." diye buyurunca, adam; “Ya Rab! Buna kim güç yetirebilir ki?” der. Allah: “Senin buna gücün yetiyor.” deyince, adam; “Ne ile bunları satın alabilirim?” diye sorunca, Allah: “Kardeşini affedersen bunlar senin olur.” diye cevap verir.

Bunun üzerine, adam: “Onu affettim.” der. Allah da: “O halde kardeşinin elinden tut cennete götür.” diye talimat verir.”

(Bu hadisi buyurduktan sonra Hz Peygamber şöyle devam etti) “Ey Allah’ın kulları! Allah’tan korkun, birbirinizle barışık olun -küsleri barıştırın-, şüphesiz, Allah (kıyamet günü) Müslümanların arasını buluyor / onları barıştırıyor.” (bk. et-Terğib ve’t-Terhib, 3/309; Kenzu’l-ummal, h. no: 8863)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR