Namaz kılmayan bir adamın kurtulma imkanı var mıdır?

Soru Detayı

- Şimdi İslamın şartı namaz kılmakla başlıyor ve devam ediyor.. Namaz kılmayan bir adamın kurtulma imkanı var mıdır?
- Mahşerde ilk sorulacak soru namaz diyor. Namaz varsa diğer amellere bakılacak namaz yoksa bakılmayacak vs.
- Şimdi geçen bir yerde duydum tv programında bir abimiz diyor ki: Bir gün hiç namaz kılmayan adam ölmüş, melekler onu götürüyorlarmış cehenneme doğru adamda diyormuş ne olur bana mağfiret edin filan. Melekler de diyormuş Allah senin neyine mağfiret etsin, namaz kılmadın bir şey yapmadın filan. Allahın tecellisi belirmiş, sormuş, ne oluyor o kuluma, diye. Melekler de demiş bu adam hiç namaz kılmazdı felan anlatmışlar cehenneme götürüyoruz Allah da demiş ki sizin bilmediğiniz bir şey var bu kulum bir gece yatarken Sağa Sola dönerken La ilahe illallah Muhammedün resulullah dedi benim birliğimi ve Muhammed’in benim elçim olduğunu bilen bir adamı yakmam demiş.
- Şimdi aklıma söyle soru gelmiyor değil: Allah hiç namaz kılmayan adamı bile yakmıyorsa bizi neden yaksın? Cennet cehennem var, kabir azabı var deniyordu. Bunlar ne oldu bu adam kurtulmuş felan diye aklımızdan geçiyor. Yani bu dine getirilmiş ayriyeten yorumlar çok kafa karıştırıyor. Bu hadis doğru mudur?
- Tabi Allah affeder bağışlar mülk onun her şey onundur, onu tartışmak bizim haddimize değil de. Ama bunları okudukça cehennem azabı falan çok basitmiş gibi lanse ediliyor. Beynimde namazın üstüne fazla düşeceksem de bunlar beni bir duraksatıyor.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle sorudaki konu, bir masal sitilinde anlatılmıştır. Bunun tam ifadesi nasıldır ve nerede geçiyor veya nerede okumuşsunuz, bunu bildirirseniz bu konu üzerinde yorum yapma imkanımız olur.

Bununla beraber, biz bu soruda yer alan tereddütleri izale edecek bazı temel ilkeleri birkaç medde halinde ortaya koymaya çalışacağız:

- İslam’da küfür-şirkten başka / yani imansız kabre girmeyen herkes için Allah’ın bağışlaması, affetmesi söz konusu olabilir.

“Şu muhakkak ki Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, ama bunun altındaki / dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder.” (Nisa, 4/48)

mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

- Dikkat edilirse, bu ayette “Şirk suçunun / müşrik olarak / imansız olarak ölenin affedilmesinin asla söz konusu olmadığı” açıkça vurgulanmıştır. Şirkin dışında / derece bakımından onun altında kalan bütün günahlar “mutlaka affedilir” denmiyor, “affedilebilir” deniyor.

- Burada şirkin özellikle vurgulanması, ilk muhatap olan Arapların müşrik olmalarının rolü olmuştur. Bununla beraber, “şirk” kavramı Allah’ın “birliğini” inkâr etmek manasına gelmekle imansızlığı ifade etmektedir. Bu sebeple, ateist bir kimse müşrik kimseden daha kötüdür. Çünkü müşrik Allah’ın varlığını kabul eder, yalnız ona ortak koşar. Ateist ise Allah’ın varlığını bile kabul etmez.

- Bu ayette yer alan “Allah Kendisine şirk koşulmasını affetmez”den maksat, müşrik olarak ölüp imansız kabre giden kimse demektir. Yoksa, şirk dahil her türlü günah ve küfürden tövbe eden kimse imanla kabre girdikten sonra artık müşrik değildir. Yani buradan hareketle “şirkin tövbesi olmaz” diye bir düşünce yanlıştır.

- O halde, bu ayetin ifadesi açıktır: Kim imansız olarak ölürse, onun için asla af yoktur. İmanlı olarak kabre giren herkes için af kapısı açıktır ve mümkündür. Ancak bu herkesin affedileceği anlamına gelmez. Bilakis bunun anlamı, imanla ölen herkes için af ihtimali var, fakat bunun kimin için gerçekleşeceği hususu ise Allah’ın tercihine bağlıdır, demektir. “Ama bunun / şirkin-küfrün dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder” mealindeki ayetin ifadesinde bu husus açıkça belirtilmiştir.

- Bu ayette yer alan “Ama bunun altındaki / dışındaki diğer günahları dilediği kimse hakkında affeder” ifadesinden anlaşılıyor ki, burada söz konusu edilen günahlar tövbe ile temizlenmeyen günahlardır. Çünkü makbul ve şartlarını haiz bir tövbenin günahları sileceğine dair değişik ayet ve hadislere dayanarak varılan bir kanaat, İslam ümmetinde bir nevi icma hükmüne mazhardır. (Şu anda konumuz olmadığı ve Sitemizde sağlam bir tövbenin şartlarının neler olduğu hususları belirtildiği için burada tövbeyi detaylı zikretmiyoruz).

- Namazın imandan sonra İslam dininin en büyük bir meselesi olduğuna dair bilgiler de sitemizde vardır. Zaten sorudaki bilgiler de kuvvetli bir ihtimalle orada görülenlerdir. Namaz dosyasının ilk sorguya çekilen dosya olacağı rivayetlerine dayanan bilgi, soruda da vardır. Bu sebeple onları tekrar etmeyeceğiz.

- Burada söylememiz gereken şudur: İmansız olarak kabre girmeyen kimselerin af ihtimaline dahil olan günahlar arasında namaz da vardır. Yani Allah namaz kılmayanları da affedebilir. Fakat unutmamak gerekir ki, “affedilebilmek”, mutlaka “af olunmak” manasına gelmez. Sorudaki bilgiye uygun bazı rivayetler vardır. Bunlardan da anlaşıldığı üzere, “La ilahe illellah” diyen (yani imanlı olarak ölüp mahşere gelen) herkes (ille de yararlanır demiyoruz), bu aftan yararlanabilir.

İşte söz konusu edilen kimse, bu aftan yararlanmış bahtiyarlardan biridir.

- Son olarak tekrar edelim ki, İslam’da “korku-ümit” dengesi, prensip olarak iki şekilde cereyan eder.

Birincisi ve en önemlisi: İmanla kabre girmek meselesidir. Her mümin imanla kabre gireceğini ümit eder, imansız olarak ölebileceği ihtimalinden de korkar.

İkincisi: İmanla kabre girdiği halde, günahlarından ötürü kendisinin de Allah tarafından af kapsamına alabileceğine da bir ümit eder ve bu kapsama alınmayabileceğine dair ihtimalden ötürü de korkar.

Sorudaki bilgi ve benzerlerinden bu korku ve ümit dersini çıkarmak gerekir. Çünkü, ayet ve hadislerde bu iki mesele önemle ders verilmektedir. Bazen ümit kapısını genişleten bir misal, bazen de korku damarını kabartan bir örnek verilir. Bazen ümit, bazen de korku damarı esnetilir. Ta ki, hayat boyu bu denge korunsun.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun