Risale-i Nur'da kâinattaki sıra dışı kanunlarla yaratılış ve yaratıcı nasıl izah ediliyor?

Tarih: 23.04.2026 - 13:23 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

RİSALE-İ NUR BAKIŞ AÇISIYLA KÂİNATTA SIRA DIŞI KANUNLAR PENCERESİNDEN YARATILIŞ VE YARATICIYI TANIMA

Dr. İdris GÖRMEZ, Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi, AKVA Başkanı-ANTALYA [email protected]

ÖZET

Yaratılış açısından kâinata baktığımızda genel geçer kanunlar olduğu gibi şâz dediğimiz kural dışı yaratılışlar da olduğu gözlemlenmektedir. Bu âdet dışı uygulamalar Allah’ın iradesini ilan ederler. Yani Allah dilerse kanunlar ötesi icraatlar da yapabilir. Bu şâzlar, sebeplerin ancak birer perde olduğunu ve Allah’ın iradesi istikametinde görev yaptıklarını göstererek, ülfeti kırıp nazarları sebeplerden Müsebbibü’l- Esbâba çevirmektedir. Öte yandan aynı hakikatin farklı suretlerde görünmesi (tagayyürât-ı sûriye), mesela hayat hakikatı bitkilerde farklı tecelli ettiği gibi, hayvanlarda daha farklı, insanlarda ise çok daha farklı tezahür ettiği müşahede edilmektedir.

Bu böyle olduğu gibi aynı türün fertleri arasındaki farklılıkların (teşahhussâtın ihtilafı) var olması Yaratıcının ihtiyar ve irade sahibi olduğunu yani dilediğini dilediği şekilde yarattığını göstermektedir. Bütün bunlar varlıkların her anında, her işinde, her halinde, her tavrında, her şeyinde O’na muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan rubûbiyetini yani her şeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi, yaratıcısı, her şeyi kayıt altına alan, her şeye boyun eğdiren, itaat ettiren Zât olduğunu bildirmektedir.

CREATION FROM THE WINDOW OF UNUSUAL LAWS THROUGH THE VIEW OF RISALE-I NUR AND RECOGNITION OF THE CREATOR

ABSTRACT

Just as general laws exist in the universe when considered with respect to creation, it is observed that there are creations that we call “exceptional creations”.

These unhabitual practices proclaim the Will of Allah. That is to say, Allah is able to perform His practices beyond the laws. These exceptions to the laws rend the veil of familiarity and turn the gazes of man from causes to the Causer of Causes showing that causes are just a veil and they perform according to Divine Will.On the other hand, It is observed that the same truth is seen in different forms. For instance, just as the truth of life has a different manifestation on plants so does it manifest on animals and humans in different forms. As it is so, that there are differences (differences in individual characteristics) among the same species shows that the Creator has a Will and Volition, that is, He can create in a way He wills. All these explain that beings are in need of Him in their all states and modes for all their wishes and needs every moment. On the other hand, they also proclaim His Dominicality that means that He is the Creator and Possessor of everything, meets all needs and nurtures, saves and records everything, subjugates and employs everything.

GİRİŞ

Kâinatta sıra dışı kanunlar da vardır

Cenab-ı Hakk’ın kaide dışı şaz ve istisna kalan kanunları vardır. Bu istisnaları farklı birkaç maddede sıralayabiliriz: Bunlar:

  • Şuzûzât-ı kanuniye
  • Âdetinin harikaları
  • Tagayyürât-ı sûriye
  • Teşahhüsâtın ihtilafatı
  • Zuhûr ve nüzûl zamanının tebeddülü

Demek kâinatta sıra dışı kanunlardan birincisi ve ikincisi: şazlardır, yani kaide ve kural dışı kalanlardır. Üçüncüsü: surete ait görünüşle ilgili değişmelerdir. Dördüncüsü: bilinebilir tarif edilebilir şahsiyetlerdeki farklılıklardır. Beşincisi: meydana çıkma görünme ve iniş zamanla-rındaki başkalaşmalar ve değişmeler şeklinde özetlenebilir. Bu gibi şaşırtıcı durumlarla her şeye gücü yeten yüce yaratıcı;

  • Meşietini yani istediğini dilediğini yaptığını;
  • İrâdetini yani istediği dilediği şekilde serbestçe karar verebilme gücüne sahip olduğunu;
  • Fâil-i muhtar olduğunu, yani dilediği şekilde serbest olarak iş yapan bir zat olduğunu;
  • İhtiyarını, yani irade ve seçme serbestliği bulunduğunu ve hiçbir kayıt altında olmadığını göstermektedir.

Böylece yeknesak perdesini yırtarak yani işlerinin hep aynı şekilde düzenli tekrarlanışını değiştirerek her şey, her anda, her işinde, her halinde, her tavrında, her şeyinde ona muhtaç olduğunu ortaya koymaktadır. Diğer taraftan rubûbiyetini yani her şeyin sahibi, ihtiyaçlarının karşılayıcısı ve terbiye edicisi, yaratıcısı, her şeyi kayıt altına alan, her şeye boyun eğdiren, itaat ettiren biri olduğunu bildirmekte ve anlatmaktadır.

Kâinatta tesadüf yoktur her şey bir kanun dâhilindedir

Yaratılış ve yaratıcıyı tanıma konusunda Risale-i Nurlarda çok önemli ve geniş açıklamalara yer verilmiştir. Mesela 16. Sözün sonunda küçük bir zeyl başlığı altında şu açıklamalar çok manidardır:

“Kadîr-i Alîm ve Sâni-i Hakîm, kanuniyet şeklindeki âdâtının gösterdiği nizam ve intizamla kudretini ve hikmetini ve hiçbir tesadüf işine karışmadığını izhar ettiği gibi; şuzûzât-ı kanuniye ile, âdetinin harikalarıyla, tagayyürat-ı sûriye ile, teşahhusatın ihtilâfâtıyla, zuhur ve nüzul zamanının tebeddülüyle meşietini, iradetini, fâil-i muhtar olduğunu ve ihtiyarını ve hiçbir kayıt altında olmadığını izhar edip yeknesak perdesini yırtarak ve her şey, her anda, her şe'nde, her şeyinde Ona muhtaç ve rububiyetine münkad olduğunu ilâm etmekle gafleti dağıtıp ins ve cinnin nazarlarını esbabdan Müsebbibü'l-Esbâba çevirir. Kur'ân'ın beyanatı şu esasa bakıyor.

Meselâ, ekser yerlerde bir kısım meyvedar ağaçlar bir sene meyve verir. Yani rahmet hazinesinden ellerine verilir, o da verir. Öbür sene, bütün esbâb-ı zahiriye hazırken, meyveyi alıp vermiyor” (Nursi, 2010).

Demek ki sonsuz ilim ve kudret sahibi olan Allah, hiçbir şeyi gayesiz ve faydasız yaratmamıştır. Her şeyde sayısız gayeler ve faydalar gözetmiştir. Her işi bir sanat harikası olan Cenâb-ı Hak işlerini kanun haline getirmiştir. İşlerinin ve fiillerinin sürekli aynı şekilde düzenli ve tertipli olması ve bir kaideye bağlanması ile kudretini ve hikmetini ve hiçbir tesadüf işine karışmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Mesela nizam ve intizamla ve hikmetli bir şekilde çok faydalar gözetilerek güneşin doğuşu batışı, istisnalar dışında canlıların yaratılışları ile ilgili kanunlar vb. hep bu cümledendir.

Sıra dışı kanunların hikmetleri

Kudret-i ezeliyenin kanuniyet şeklindeki âdetini değiştirerek bu istisna kabilinden harikulade işleri yapmasındaki en büyük hikmet ise başta gafleti dağıtmaktır. Yani insanın düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz yaşamasını önlemektir.

Başka bir hikmeti de insanların nazarlarını esbâbtan yani sebeplerden müsebbibü’l-esbâba yani sebeplerin sebebi, sebeplere sebep olan, sebeplerin yaratıcısı olan Allah’a çevirmektir.

Sıra dışı kanunlarla ilgili misaller

  1. Bazı ağaçların bir yıl meyve verip öbür yıl vermemesi

Rahmetin ve kudretin bir mucizesi olan meyve ağaçlarının bir yıl çok meyve vermeleri, sonraki yılda ise çeşitli derecelerde düşük verimli olmaları durumu periyodisite olarak tanımlanmaktadır. Meyve ağaçlarında hikmetin bir gereği olarak periyodisiteye eğilim, türlere hatta tür içindeki çeşitlere göre farklılık gösterebilmektedir.

Bu hâdise araştırıcılar tarafından değişik şekillerde yorumlanmaktadır. Değişik türlere ait birer sanat harikası olan meyve ağaçlarından bazıları ilahi bir kanun gereği mutlak, öteki bazıları ise bir önceki seneye göre orantılı yani kısmi periyodisite gösterirler. Amasya elması, fındık, zeytin, bazı portakal ve mandalinler ile Antep fıstıklarının bazı çeşitleri mutlak periyodisite gösterirler (https://avys.omu.edu.tr)

Risalelerde buna şöyle işaret edilir:

“Mesela, ekser yerlerde bir kısım meyvedar ağaçlar bir sene meyve verir yani rahmet hazi-nesinden ellerine verilir o da verir. Öbür sene bütün esbabı zahiriye hazırken meyveyi alıp vermiyor.”

Demek meyvelerin varlığı sadece sebeplere bağlı değildir. Çünkü bir meyvenin yaratılmasında başlıca sebepler hava, su, toprak ve güneştir. Bu sebepler hazır olduğu halde bir kısım meyve ağaçlarının bir sene meyve verip öbür sene vermemesi veya çok az vermesi gösteriyor ki sebepler meyvelerin yaratılmasında hakiki tesir sahibi değillerdir.

Demek “Müessir-i hakiki yalnız Allah’dır. Tesir-i hakiki esbabda yoktur. Esbab izzet ve azameti kudretin perdesidir. Ta ki aklın nazarı zahirisinde desti kudret umur-u hasise ile mübaşir görünmesin.” (Nursi, 2011).

Burada sebep, müsebbeb ve müsebbib ilişkisi vardır. Görünüşte sebeplerle müsebbebler yani neticeler bitişik olduğu için o neticeler o sebeplerden olduğu zannedilir. Hâlbuki yukarıda izah edildiği gibi sebepler müsebbebleri yani neticeleri yapmaktan acizdirler. Eğer sebepler müsebbebleri yani meyveleri yapıyor olsa idi meyve ağaçlarının başında her zaman meyvelerin olması lazım gelirdi. Bütün sebepler olduğu halde meyvelerin olmaması o meyvelerin o sebepler dışında bir müsebbib tarafından yani sebepleri de müsebbebleri de yani ağacı da meyveyi de havayı, suyu, güneşi, toprağı da yaratan o sebeplerin arkasında bir yaratıcının olduğunu göstermektedir.

Demek sebepler bir perdedir. Müsebbebleri yani neticeleri yaratan o perdelerin arkasında bir müsebbibin yani ilim, irade, kudret sahibi bir yaratıcılarının varlığını apaçık göstermektedir.

2-Yağmurun yağdırılma zamanının belli olmaması

Mugayyebât-ı hamse yani beş bilinmeyenden yağmur ile ilgili Risale-i Nur’da şöyle bir açık-lama yapılmaktadır:

“Hem meselâ, sair umur-u lâzımeye muhalif olarak, yağmurun evkat-ı nüzulü o kadar mütehavvildir ki, mugayyebat-ı hamsede dâhil olmuştur. Çünkü vücutta en mühim mevki hayat ve rahmetindir. Yağmur ise, menşe-i hayat ve mahz-ı rahmet olduğu için, elbette o âb-ı hayat,

o mâ-i rahmet, gaflet veren ve hicap olan yeknesak kaidesine girmeyecek. Belki, doğrudan doğruya Cenâb-ı Mün'im, Muhyî ve Rahmân ve Rahîm olan Zât-ı Zülcelâl, perdesiz, elinde tutacak, ta her vakit dua ve şükür kapılarını açık bırakacak…

Yağmurun vakt-i nüzulü bir kaideye merbut olmadığı için, doğrudan doğruya meşiet-i hassa-i İlâhiye ile bağlı ve hazine-i rahmetten hususî iradeye tâbi olduğunun bir sırr-ı hikmeti şudur ki:

Kâinatta en mühim hakikat ve en kıymettar mahiyet nur, vücut, hayat, rahmettir ki, bu dört şey perdesiz, vasıtasız, doğrudan doğruya kudret-i İlâhiye ve meşiet-i hassa-i İlâhiyeye bakar.

Sair masnuatta zâhirî esbab kudretin tasarrufuna perde oluyorlar. Ve muttarid kanunlar ve kaideler, bir derece irade ve meşiete hicap oluyor. Fakat vücut, hayat, nur ve rahmette o perdeler konulmamış. Çünkü perdelerin sırr-ı hikmeti o işte cereyan etmiyor.

Madem vücutta en mühim hakikat rahmet ve hayattır. Yağmur, hayata menşe ve medar-ı rah-met, belki ayn-ı rahmettir.

Elbette vesâit perde olmayacak, kaide ve yeknesaklık dahi meşiet-i hassa-i İlâhiyeyi setretmeyecek. Tâ ki, her vakit, herkes, herşeyde şükür ve ubudiyete ve sual ve duaya mecbur olsun. Eğer bir kaide dâhilinde olsaydı, o kaideye güvenip, şükür ve rica kapısı kapanırdı.

Güneşin tulûunda ne kadar menfaatler olduğu malûmdur. Halbuki muttarid bir kaideye tâbi olduğundan, güneşin çıkması için dua edilmiyor ve çıkmasına dair şükür yapılmıyor. Ve ilm-i beşerî, o kaidenin yoluyla yarın güneşin çıkacağını bildiği için, gaipten sayılmıyor. Fakat yağmurun cüz'iyâtı bir kaideye tâbi olmadığı için, her vakit insanlar rica ve dua ile dergâh-ı İlâhiyeye ilticaya mecbur oluyorlar. Ve ilm-i beşerî vakt-i nüzulünü tayin edemediği için, sırf hazine-i rahmetten bir nimet-i hassa telâkki edip hakikî şükrediyorlar.”

Demek yağmurun yağdırılma zamanının güneşin doğup batması gibi sabit bir kanuna bağlı ol-maması insanoğlunun nimetlerin kıymetini takdir ve nimetleri vereni tanıyıp şükrettirmek içindir.

3-Yaratıcılarının iradesini gösteren rızık, sima, hava ve bulut

Rızka muhtaç olan bütün varlıklara ummadığı ve eli yetişmediği bir yerden tam münasip bir vakitte rızık verilmesi, mesela yavrular gibi. Onları terbiye eden yaratan zatın iradesini ve ihtiyarını apaçık göstermektedir. Aynı şekilde canlı cansız bütün varlıklara farklı birer sima vermek o simayı veren zatın irade ve ihtiyarına işaret etmektedir.

Risalelerde buna şöyle işaret edilir:

“Hem meselâ, rızık vermek ve muayyen bir sima vermek, birer ihsan-ı mahsus eseri gibi ummadığı tarzda olması, ne kadar güzel bir surette meşiet ve ihtiyar-ı Rabbâniyeyi gösteriyor. Daha tasrif-i hava ve teshir-i sehab gibi şuûnât-ı İlâhiye yi bunlara kıyas et.”

Yine havanın istenilen şekilde idare edilmesi ve yönetilmesi ve bulutların emir altına alı-nıp itaat ettirilmesi Allah’ın irade ve ihtiyarına bağlı işler olduğunu göstermektedir. Mesela akılsız şuursuz hava zerreleri seslerin nakli, bitkilerin döllenmesi, elektriğin nakli, yelkenli gemilerin hareketi gibi kendilerinden beklenmeyen harika işler yapmaktadırlar. Yine bulutlar havada boşlukta tonlarca ağırlıkta durdurulmakta, intizamlı bir şekilde ihtiyaç olan yere sevk edilmektedirler. Bütün bu harika işlerin arkasında harika bir işleyicinin iradesini ve ihtiyarını açıkça akla göstermektedir.

Simalardaki farklılık

Bir Hakîm-i Rahim’in inayetiyle canlı grupları kendilerine has bir takım temel farklı karakterlere sahip olarak yaratılmaktadır. Aslında aynı tür içerisinde mütaala edilen fertler arasında da temel yapılar bakımından benzerlik olmakla beraber, her bir fert de kendine has özelliklerle var edilmektedir. Böyle bir yaratılışın fertleri ayırıp tanımada çok büyük hikmetleri ve maslahatları vardır. Bu farklılıkların bir kısmının hikmetlerine şöyle işaret edilmektedir:

“İsm-i Ferdin tecellî-i âzamıyla kâinatı birbiri içinde hadsiz mektubat-ı Samedâniye hükmüne getirip, her mektupta hadsiz hâtem-i vahdâniyet ve pek çok mühr-ü ehadiyet basılmış gibi, herbir mektubun kelimâtı adedince ehadiyet mühürlerini taşıyor ve o mühürlerin adedince kâtibini gösteriyor.

Evet, her bir çiçek, her bir meyve, her bir ot, hattâ her bir hayvan, her bir ağaç, birer mühr-ü ehadiyet ve birer sikke-i samediyet olduklarını ve bulundukları mekân ise, bir mektup sure-tini alması cihetiyle her biri bir imza şeklini alır, o mekânın kâtibini gösteriyor. Meselâ, bir bahçede bir sarı çiçek, o bahçe nakkaşının bir mührü hükmündedir. O çiçek mührü kimin ise, bütün zemin yüzündeki o nevi çiçekler, o Zâtın kelimeleri hükmünde olduğuna ve o bahçe dahi Onun yazısı olduğuna, açık bir surette delâlet ediyor.

Demek oluyor ki, her bir şey, umum eşyayı Hâlıkına isnad edip âzamî bir tevhide işaret ediyor” (Nursi, 2013).

b) Tanacetum sp., c) Tripleurospermum sp.; d) Matricaria sp. (Tıbbi papatya).

Şekil 2’deki gibi böyle bir mühür ve imza her bir insan yüzünde de görüldüğü ve imza sahibinin varlığını, birliğini ve iradesini gösterdiği şöyle nazara verilmektedir:

“İnsanın yüzünde... Belki insanın yüzü öyle bir sikke-i ehadiyettir ki, Âdem zamanından tâ kıyamete kadar gelmiş ve gelecek bütün efrad-ı insaniye birden nazar-ı mütalâasında bu-lunmayan ve her birine karşı o tek yüzde birer alâmet-i farika koymayan ve o küçük yüzde hadsiz alâmet-i farika bırakmayan bir sebep, bir tek insanın yüzündeki hâtem-i vahdâniyete icad cihetiyle el uzatamaz.

Evet, insanın yüzüne o sikkeyi koyan Zat, elbette bütün efrad-ı insaniye nazar-ı şuhudunda ve daire-i ilmindedir ki, herbir insanın siması göz, kulak, ağız gibi âzâ-yı esasîde birbirine benzediği halde, birer alâmet-i farika ile hiçbirisine tamam benzemez. Nasıl ki o simada göz, kulak gibi âzâların umum efradında birbirine benzemesi, o nev-i insanın Sânii bir ve vâhid olduğuna şehadet eden bir sikke-i tevhiddir; öyle de, hukuk-u insaniyenin muhafazası için sair envâın fevkinde olarak o simalarda birbirine iltibas olmamak ve birbirinden tefriki için, hikmetli pek çok alâmet-i farika ile iftirakları, o Sâni-i Vâhidin iradesini, ihtiyarını ve meşietini göstermekle beraber, ayrı ve çok dakik bir sikke-i ehadiyet oluyor ki, bütün insanları, hayvanları, belki kâinatı halk etmeyen bir zat, bir sebep, o sikkeyi koyamaz”. Nursi, 2013).

Demek ki, her bir insanın yüzündeki farklılığı koyabilmek, Hz. Âdem’den kıyamete kadar yaratılmış ve yaratılacak olan bütün insanların simasını bilmekle mümkündür. Bu farklı yaratılış, Allah’ın istediğini istediği tarzda yarattığını ve yaratabileceğini göstermektedir.

İnsanların simalarındaki bu farklı yaratılış, sadece insanlara da has değildir. Şekil 1. ve şekil 2’te görüldüğü gibi bitkilerde de bu farklılığın bulunduğunu sistematik, yani taksonomi ilmi göstermektedir.

Hatta bu farklı yaratılış cansız varlıklarda da insana parmak ısırttıracak bir şekilde gözlenmektedir. Bunun en önemli misallerinden birisi kar taneleri üzerinde yapılan bir araştırmadır. Şekil 3’te görüldüğü gibi Kudret-i Ezeliyenin bu harika nakışları karşısında ateist bir araştırmacı dayanamayarak “Sanki bir sanatçı sanatını gösteriyor…artık inanıyorum” demeye mecbur kalmıştır.

Her bir kar tanesi Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren ve taklidi mümkün olmayan bir mühürdür.

İşte canlılar arasında görülen bu farklılık, yaratıcının hakîm isminin bir tecellisidir ve böyle fert-lerin kendine has farklı yaratılışlarının pek çok hikmeti vardır. Mesela bütün insanlar birbirinin aynı olsa idi, o zaman pek çok hukuk zayi olacak ve sosyal hayat karmakarışık hale gelecekti.

Öyleyse bütün bunlardan anlaşılıyor ki, kâinatta her an tasarrufta bulunan ve iş gören sonsuz kudret, ilim, irade ve hikmet sahibi bir zatın varlığı ve birliği bütün türlerde ve o türlerin her bir ferdinin yüzünde okunmaktadır.

İşte kâinattaki böyle bir yaratılış, tesadüfle, tabiatla, evrimle veya kendi kendine meydana geldi iddiası ile nasıl açıklanabilir? Bütün bu varlıklar her birisi evrimcilerin iddialarını, bu kendilerine has yaratılışlarıyla onların yüzlerine çarpıyorlar.

KAYNAKÇA

Nursi, B. S. (2010). Sözler. RNK Neşriyat. s: 219

Nursi. B. S. (2011). Mesnevi-i Nuriye. RNK Neşriyat, s.243. Nursi, B. S. (2013). Lem’alar. RNK neşriyat, İstanbul, s. 361.

(https://avys.omu.edu.tr/storage/app/public/demirsoy/66663/13.%20PER%C4%B0YOD%-C4%B0S%C4%B0TE.pdf)

Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun