Rum suresinde yaratılışın delilleri olan altı ayet hakkında bilgi verir misiniz?

Tarih: 05.05.2026 - 11:58 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

DIFFERENT DIMENSIONS OF CREATION EVIDENCES IN SIX VERSES OF SURAH AR-RUM

Prof. Dr. Atilla YARGICI

Harran Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Tefsir Anabilim Dalı,

Şanlıurfa, Turkiye [email protected]

Abstract

The purpose of this paper is to examine the different dimensions of the evidence of creation in the context of verses of the Quran and examine the messages of these verses that invalidate Darwinist interpretations. These six verses (Rum, 30 / 20-25) emphasize creation especially in the context of God`s existence and uniqueness, and that man is sent to the life to think about God, who created him. According to these verses, the fact that man is created from soil and then spread to the Earth, creates spouses from his own breeds to fuse with people, and has love and compassion among his wives, points out that God is the source of man`s both material existence and spiritual feelings. According to the verses, the creation of the Heavens and the Earth, the change of man`s language and colors, the man`s sleeping at night, the search for his discretion during the day, the plundering of witchcraft, the plundering of rain is evidence of God`s being and unity. These verses indicate that people were not evolved from other beings like monkeys, they were created as a human species, and spiritual feelings such as love and compassion show that human beings` speech in different languages is put together with the first creation. The skies and the place where the limit cannot be determined, namely the creation of the universe, describes the infinity of God`s might. God, who has such an infinite might, is the same God who created this kind of human being in its own unique material and spiritual characteristics. While man acknowledges that even a needle has a maker, it is contrary to the rules of reason that it does not accept that this universe and man have a Creator.

Key Words: God, Love, Compassion, Colors and languages

RUM SURESİNDEKİ ALTI AYETTE YARATILIŞ DELİLLERİNİN FARKLI BOYUTLARI

Özet

Bu bildirimizin gayesi, sadece bu ayetler çerçevesinde yaratılışın delillerinin farklı boyutlarını ortaya çıkarmak ve bunların pozitivizmin Darwinist yorumunu geçersiz kılan mesajlarını incelemektir. Bu surede zikredilen altı ayette (Rum, 30/20-25) özellikle Allah’ın varlık ve birliği bağlamında yaratılışa vurgu yapılmakta, insan da kendisini yaratan Allah hakkında düşünmeye sevk edilmektedir. Bu ayetlere göre insanın topraktan yaratılıp sonra da yeryüzüne yayılması, insanlara kaynaşması için kendi cinslerinden eşler yaratması, eşlerin arasında da sevgi ve merhameti var etmesi, hem insanın maddi varlığının hem de insanda var olan manevî duygularının kaynağının Allah olduğuna işaret etmektedir. ayetlere göre, göklerin ve yerin yaratılması, insanın lisan ve renklerinin değişik olması, geceleyin insanın uyuması, gündüz ise rızkını araması, şimşeğin çakması, yağmurun yağması Allah’ın varlık ve birliğinin delillerindendir.

Bu ayetler, insanın Maymun gibi başka varlıklardan evrimleşmediğini, insan türü olarak yaratıldığını ifade etmekte, sevgi ve şefkat gibi manevi duyguların, insanın farklı dillerde konuşma özelliğinin insanın fıtratına ilk yaratılışla birlikte konulduğunu göstermektedir. Bu ayetlerde insan zihni, kainatın yaratılması ile insanın yaratılışı arasında bir ilişki kurmaya sevk edilmektedir. Sınırının tespit edilmesi mümkün olmayan göklerin ve yerin; yani kainatın yaratılmasının zikredilmesi, Allah’ın kudretinin sonsuzluğunu anlatmaktadır. Böyle sonsuz bir kudrete sahip olan Allah, bu kâinattaki insan türünü kendine has maddi ve manevi özellikleriyle yaratan aynı Allah’tır. Başka ayetlerde en güzel şekilde yaratıldığı bildirilen insanın (Tin, 95/4) tesadüfün eseri olarak ya da evrimleşerek oluşması insan aklına aykırıdır. İnsan, bir iğnenin bile bir ustasının var olduğunu kabul ederken; bu evrenin ve insanın bir Yaratıcısının olduğunu kabul etmemesi, aklın kurallarına aykırıdır. Bu yüzden Kur’an başta insan olmak üzere evrendeki her varlığının Yaratıcısına dikkat çektiği gibi, insan aklı da böyle bir yaratılışın var olduğunu kabul etmektedir.

Anahtar Kelimeler: Allah, Sevgi, Şefkat, Diller ve renkler

GİRİŞ

Evrendeki her şeyin tesadüfi olarak, mutasyona uğrayarak meydana geldiği iddiaları köke antik çağa dayanan felsefi teorilerin pozitivizm şeklinde ortaya çıkan görüşleridir. Bu tür teori ve düşüncelere inanan kimselere göre bu evrenin ve insanın bir yaratıcısı yoktur. Her şey tesadüfen, evrim yoluyla ve mutasyonlara uğrayarak ortaya çıkmıştır. Her bir tür bir tür olarak yaratılmamış, zamanla tabiat şartların farklılaşmasıyla değişikliklere uğrayarak oluşmuştur.

Buna göre insan da bir insan olarak var olmamıştır. Zaman içeresinde maymunun değişime uğramasıyla oluşmuştur. En son Darwin tarafından dile getirilen bu benzeri görüşlerin asıl amacı, insanın da dünyada diğer canlı türleri gibi bir canlı olduğunu, varlıklar nasıl hayatlarını mücadele şeklinde devam ettiriyorlarsa, kuvvetli olanlar ayakta kalıyor, zayıf olanlar da yok oluyorsa, insan da hayatını bu şekilde devam ettirmek zorundadır. Bu yüzden güçlü olan ırklar ve milletler, zayıf olanları ezme hakkına, hatta yok etme hakkına sahiptir. Günümüz dünyasının büyük ölçüde bu düşüncelerin tesirinde kaldığı, güçlü ülkelerin zayıfları sömürmesinden, yok etmeye çalışmasından, güç olarak şirketlerin küçük ve zayıf olanları piyasadan silmek için uğraşmasından anlaşılmaktadır. Bu teori, güç olanın haklı olduğu gibi zulüm ve haksızlıkların alabildiğince yayılmasına sebep olan yanlış bir prensibin doğmasına sebep olmuştur. Biz bu tebliğimizde Rum suresindeki altı ayet çerçevesinde yaratılış delillerini ele almak istiyoruz. Bu deliller, bu tür felsefi görüşlerin hiçbir hakikatinin bulunmadığını ortaya koymaktadır.

Yüce Allah birçok âyette, insanların ülfet ettiklerinden dolayı düşünüp bir anlam veremedikleri canlı ve cansız nesnelerin Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller olduğuna işâret etmektedir. Kur’an’ın bütününde bu tür delillerden çok sayıda görmek mümkündür. Yalnızca Mekkî bir sure olan Rum suresinde bu delillerin bazılarından bahsedilmektedir. Bunlardan birisi de “sevgi”dir. Bu delili anlamamız için diğer delilleri kısaca incelememiz gerekmektedir.

Bu konudaki âyet grubuna bir bütün olarak baktığımızda, Rum suresinde Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerinin sıralanmasına yirminci âyette başlandığı görülmektedir. İlk delil insanın topraktan yaratılmasıdır.1 Bilindiği gibi, Hz. Adem topraktan yaratılmış, daha sonra ise ondan türeyen insanlar yeryüzüne dağılmıştır.2 Burada ilk mesaj, insanın bir tür olarak Allah tarafından topraktan yaratıldığıyla ilgilidir. Bu vurgu birçok ayette çeşitli şekillerde görülmektedir. O halde insan, maymun gibi bir başka varlıktan evrim yoluyla ortaya çıkmış bir varlık değildir. O Allah tarafından insan olarak yaratılmış, ona göre kendisine diğer canlılardan farklı özellikler verilmiş ve bu dünyada imtihana tabi tutulmuştur. Elbette ki bu âyetten Allah’ın yalnızca Hz. Adem’i topraktan yarattığı gibi bir anlam çıkarılamaz. Çünkü âyette geçen “haleqaküm” ifâdesi “sizi yarattı” demektir. Burada “sizi” tabirinden bütün insanları anlamak gerekir. Gerçekten de insanın, kendisinde hiçbir hayat emâresi olmayan topraktan yaratılmış olması büyük bir mucizedir. Çünkü maddî varlık ve sıfatlar ile toprak arasında fazla bir irtibat görülmemektedir. İlk insan Hz. Adem’in çamurdan yaratılmasından sonra, nesiller doğumla çoğalmaktadır. Bu çoğalma, insan yaratılışının her zaman devam ettiğini göstermektedir. Biraz dikkat edildiğinde bu yaratmanın dolaylı olarak topraktan olduğu anlaşılıyor.

1 Rum, 30/21

2 Suyutî, Celalü’d-Din Abdurrahman, ed-Dürru’l-Me’sur fî Tefsiri’l-Me’sur, Darü’l-Fikr, Beyrut, 1983, VI, 490.

Meraği’nin bildirdiği gibi insanlar, hayvanlar ve bitkilerle beslenmektedir. Hayvanlar da bitkilerle besleniyor. Bitkiler ise topraktan yaratılıyor. Bir çekirdeğin topraksız, topraktaki elementler bulunmadan ağaç olması mümkün değildir.3 Aslında şuursuz bir toprak ve suyun ağacı yaratması mümkün olmadığından, bunu Allah’ın kudretinin ve ilminin bir eseri olarak telakkî etmek gerekir. Mevdudî’nin belirttiği gibi, insanın topraktan direkt veya dolaylı olarak alınıp yaratıldığı maddeler, karbon, sodyum, kalsiyum gibi toprakta bulunan ölü cevherlerdir. Bu elementlerin birleşmesi ile insan denilen mükemmel bir varlık oluşturulmuş ve onun içine fiziksel varlığına maddelerle hiçbir direkt ilişkisi bulunmayan duygular, vicdan ve tahayyül gibi büyük güçler yerleştirilmiştir. Bunun yanı sıra bir tek insan değil, bütün insanlar böyle yaratılmış ve içlerine de üretici bir güç yerleştirilmiştir. Elbette böyle mükemmel biri varlığın kendi kendine olmasını veya birden fazla tanrı tarafından yaratılmasını akıl kabul etmez.4

Burada olduğu gibi, ilk nazil olanlardan son nazil olanlara kadar birçok âyette insanın yaratılmış olmasına vurgu yapılması ve bunun da Allah’a varlığına ve birliğine delil olarak zikredilmesi, insanların en büyük hatalarından biri olan kendilerini tanrılaştırmasının önüne geçmeyi hedeflediği söylenebilir. Çünkü Kur’ân’da bazı kimselerin kendilerini “Rab” zannettikleri anlatılır.5 Esasında putlara ve diğer canlı cansız nesnelere tapmanın ardında insanın kendisini veya kendi arzusunu putlaştırması yatmaktadır. Çünkü“Tanrının varlığını kabul etmek, hiç kimsenin Tanrı olamayacağını, her şeyi yapıp, her şeyi bilemeyeceğini kabul etmek demektir; Böylece insanın narsizmine kapılarak kendini putlaştırmasına kesin bir sınır getirilmiş olur.”6

Peygamber öğretilerinin özünü oluşturan putlarla savaş aynı zamanda narsizme karşı verilen bir savaştır. Çünkü puta tapmada, insanın belli bir yanını mutlaklaştırma ve putlaştırma vardır. Böylece insan yabancılaştırılmış bir biçimde kendine tapmaktadır. Saplanıp kaldığı put, onun narsist tutkusunun nesnesi durumuna gelir. Tanrı fikri tam tersine narsizmin yadsınmasıdır. Çünkü her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten varlık insan değil, Allah’tır. İnsanın bütünüyle olgunlaşabilmesi için hem ferdî hem de toplumsal narsizmden kurtulması gerekir. O halde âyetlerde insanın özellikle “topraktan yaratıldığı”nın bildirilmesi, aslı toprak olan bir kimsenin kendisini Allah yerine koymasının yanlışlığını idrak ettirme hedefini gütmektedir. Üstelik insan cansız ve basit bir topraktan yaratılmasıyla Allah olamayacağı gibi, tam aksine onun bu şekilde topraktan yaratılmış olması, Allah’ın varlığının önemli bir delilini oluşturmaktadır. Mekke’de nazil olan bu ve benzeri âyetlerin, hevasını putlaştıran bir toplumu tevhid inancına ulaştırmada ne kadar önemli bir fonskiyon icra ettiği anlaşılmaktadır. Esas itibariyle bu mesaj, o günden bugüne ulaşan ve tazeliğini hâlâ muhafaza eden bir mesajdır. Bilimlerin gelişmesiyle insanın kendi kendine olmasının imkansızlığı daha çok ortaya çıkmaktadır. İnsan acizdir, üstelik bu aczine de sınır yoktur. Topraktaki cansız elementlerden yaratılmış böyle aciz bir varlığın kendini putlaştırması, kendini ilah yerine koyması kendi fıtratına yabancılaşmasıdır.

İnsanın topraktan yaratılması Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerinden birisi olduğu gibi, bu toprakla hiçbir ilişkisi olmayan insanın dişi ve erkek olarak yaratılması, üstelik aralarına sevgi ve rahmet gibi manevî duygu ve özelliklerin yerleştirilmesi de bu deliller arasındadır. Bu konudaki âyette şöyle buyrulur:

وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم ِ منْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِ تَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً إِنَّ فِي ذَلِكَ لَيََاتٍ لِ قَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

3 Meraği, Ahmed Mustafa, Tefsirü’l-Meraği, Musafa Babi el-Halebi, Mısır, 1966, 21. Cüz, 37.

4 Mevdudî, Ebu’l-A’lâ, Tefhimu’l-Kur’ân, Çev: Muhammed Han Keyhanî, vd., ist., 1987, IV, 260.

5 Naziât: 79/ 24.

6 Fromm, Erich, Sevginin ve Şiddetin Kaynağı, Çev: Yurdanur Salman, Nalan İçten, İnsan Yayınları, İst. 1994, s.73.

“sükuna ermeniz için size kendinizden eşler yaratıp da aranızda sevgi (meveddet) ve şefkati (merhamet) peyda etmesi de O’nun delillerindendir. Doğrusu bunda iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”7 buyrulmaktadır.

İnsanın topraktan yaratılmasının Allah’ın varlığının ve birliğinin delillerinden sayılmasının hemen akabinde, insanların “erkek ve dişi” olarak çift yaratılması ve üstelik de “meveddet ve rahmet” gibi iki önemli duygunun bahşedilmesinin O’nun delilleri arasında zikredilmesi önemlidir. Çünkü cansız elementlerin tesadüfen veya birden fazla tanrı tarafından bir araya getirilip insan gibi en mükemmel bir varlık oluşturulması ne kadar imkansızsa, aynı maddî elementlerden de manevî ve ruhî bir boyutu olan “meveddet ve rahmet”in tesadüfen oluşabilmesi de imkansızdır. O halde, Allah’ın var ve bir olduğunun en önemli delillerinden birisi de insanda yaratılan sevgi diye tercüme edebileceğimiz “meveddet” ve sevginin bir boyutunu teşkil eden “rahmet”tir. Rahmeti biz burada “şefkat” olarak ifade etmek istiyoruz.

Psikolojinin son zamanlarda ilgilenmeye başladığı sevgi ve onun bir başka görüntüsü olan şefkatin, bir insan için ne kadar önemli olduğu yeni yeni anlaşılmaktadır. Allah’ın insanın fıtratına koymuş olduğu bu duygular, Allah’ın insana bir ihsanı, hediyesi ve lutfudur. Bugün bir çok bilim dalları bu duyguları okuma ve anlama çabası içindedir. Ancak bu okumaların sevgi ile Yaratıcısı arasında bağlantı kurulmadan yapıldığı görülmektedir. Bu durumda, insan ne maddî varlığı, ne de kendisine lutfedilen manevî duyguları sebebiyle bir yaratıcıya minnet duyma, ona teşekkür etme, acizliğini ve hiçliğini hissederek O’na yönelme gibi bir düşünce ve duygu içinde olmaz. Sevgisini de çeşitli nesnelere yöneltirken ifrat ve tefrit arasında bocalar. Üstelik nesnelerin bazılarını “putlaştırır”, bir kısmına ise hiç ilgi duymaz.

İşte Kur’ân bebeklikten ölüme kadar, hayatın her devresinde önemli olan ve insanın mükemmel bir varlık olmasını sağlamada önemli bir rolü bulunan sevgiyi, Allah’ın varlığının alâmetlerinden birisi olarak göstererek inançla bağlantılı bir konuma getirmektedir. Bu bağlamda bu duyguların Allah’ın varlığının ayrılmaz bir parçası olan isimleriyle de bağlantılı olduğunu ifâde etmeliyiz. Yani sevgi ve şefkat gibi insanî özellikler, Allah’ın birliği ile birlikte O’nun bazı özelliklilerinin, sıfat ve isimlerinin de delilidirler.

Kur’ândan anlaşılmaktadır ki, Allah insanlara kendisini isimleriyle ve sıfatlarıyla tanıtmak istemektedir. İnsanın Allah’ı özellikleriyle tanıması için kendisinde o özelliklerin sınırlı da olsa bulunması zarureti vardır. Çünkü insan kendisinde olmayan bir şeyi, başkasında tasavvur edemez. Bu sebebte insanda sevginin var olması, üstelik bu sevginin bütün insanlarda bulunması, bunun Allah tarafından konulduğunu göstermektedir.

Bu sevgi duygusunun herkeste var olması, bu sevgilerin hepsinin tek bir kudret eli tarafından yaratıldığının en büyük alâmetidir.8 Yani insanda bulunan sevgi duygusu tesadüfen ortaya çıkmış veya hiç olmadığı halde sadece anne ve babadan öğrenilen bir duygu değildir. İnsanda bulunan geniş kapasitedeki sevgi duygusu, sevgisi sonsuz bir yaratıcıyı göstermektedir. İşte sevgi ve şefkat konusuna bu açıdan da yaklaşmak mümkündür. Allah Kur’ân’da kendisinin “Rahim ve Vedûd” olduğunu bildirmektedir.9 Bir başka âyette de yine Allah’ın “ Gafur ve Vedûd” olduğu ifâde edilmektedir.10 Bu âyetlerde geçen “Vedûd” Allah’ın “ çok seven ve sevilen” olduğunu ifâde etmektedir.11 Rahim de sevginin koşulsuz kısmını ifade eden şefkati dile getiriyor. Buna göre Yüce Allah’ın “Rahim” olması, mahlûkatına çok şefkatli olduğunu anlatıyor. Bu sebeble yüce Allah, kendi mahlukatını, onların içinde de özel bir önem atfettiği insanları, insanlar arasından da kendisini tanıyan ve bilen, ibâdet eden salih kullarını daha çok sevmektedir.

7 Rum: 30/21

8 İbn-i Sina sevgi yerine “aşk” kelimesini kullarak, aşkla Allah’ı ispat etmeye çalışmıştır. Konunun ayrıntısı için bkz: Bayraktar, Mehmet, “İbn Sina’da Varlık, Varoluşun Sebebi ve Varlığın Delili Olarak Aşk”, İlahiyat Fakültesi Dergisi , Ankara, 1985, XXVII, , s. 299-306.

9 Hud: 11/90

10 Buruç: 85/14

11 Bağdadî, Alaaddin Ali b. Muhammed, Muhtasar Tefsir-i Hazin, el-Yemâmetü, Beyrut, 1994, III, 1667

Diğer taraftan Yüce Allah, başta insan olmak üzere bütün şuurlu varlıklardan tarafından sevilmeye layıktır. Sonuçta insanın Allah’ın hem seven hem de sevilen anlamında Vedûd olduğunu, bu sevgisinden de dolayı da rahmet ve şefkat sahibi olduğunu anlayabilmesi kendisine bu duyguların verilmiş olmasına ve bunları yaşamasına, hissetmesine bağlıdır. Bu yüzden Allah’ın insanlara sevgi ve şefkat duygularını vermesi, O’nu gösteren ve sıfatlarıyla birlikte tanıtan bir delil olma özelliğini taşımaktadır.

O halde insanda tesadüfen oluşmayan sevgi ve şefkat Allah’ın insana bir lütfu ve ihsanıdır. Kişinin Allah ile kendisi ile eşi, çocukları, toplum ve bunların dışındaki nesneler ile ilişkilerinde bu sevginin kullanılması kaçınılmazdır. Burada önemli olan, Kur’ân’ın bu duyguları kullanırken, Allah’ı hatırdan çıkarmama mesajı veriyor olmasıdır. Bu hatırlama insanı, sevgisini hangi nesneye yöneltirse yöneltsin, Allah’ın lutfettiği bir duyguyu, onun istediği bir formda yöneltme ihtiyacını hissetmesine sebeb olur. Bu durum varlıkları “Allah için sevmek” şeklinde formüle edilebilir. Çünkü insanın bedeni, gözükulağı, eliayağı gibi maddî duyu organları nasıl bir emanet ve lütufsa ve insanın bu emanetleri yaratıcısının istediği şekilde kullanması en iyi yolsa, sevgi de manevî bir duygu olarak Allah’ın insana bir lutfu, ihsanı ve emanetidir. Onu da Allah’ın istediği şekilde kullanmak gerekmektedir.

Bütün bunlardan, hiçbir şeyin tesadüfen oluşmadığı bir dünyada, insanın kendisi, Yaratıcısı, ailesi ve toplumla ilişkilerini düzenleyen çok önemli bir duygu olan sevginin de tesadüfen oluşmadığı; sevgi ve rahmeti sonsuz bir Allah’ın bu sevgisini biz insanlara lütfettiği anlaşılmaktadır.12

Rum Suresi 22. Ayette ise şöyle buyrulur:

وَمِنْ آيَاتِهِ خَلْقُ السَّمَاوَاتِ وَالْرَْْضِ وَاخْتِلَفَُ أَلْسِنَتِكُمْ وَأَلْوَانِكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَيََاتٍ لِ لْعَالِمِينَ

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin farklı olması da O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için elbette ibretler vardır.”13

Buradan anlaşılmaktadır ki, Hiçbir şeyin tesadüfen meydana gelmediği dünyada, evrenin tamamını ifade eden göklerin ve yerin yaratılmasının tesadüfen oluşması mümkün değildir. Aynı şekilde insanın renklerinin ve dillerinin farklı oluşu da Allah’ın delillerindendir. İnsanlar aynı yiyecekleri yiyip aynı içecekleri içtikleri halde renkleri de dilleri de birbirine benzememektedir. Evreni yaratmaya gücü yeten Allah, evrenin içinde küçük bir varlık olan insanın renkleri ve dillerini de farklı farklı yaratmaya gücü yeten bir varlıktır. O halde insan tesadüfen meydana gelmediği gibi, insanın renkleri ve dilleri de tesadüfen oluşmaz. Hayvanlarda da dil bulunmaktadır. Ama onların insan gibi konuştuğu görülmemiştir. O halde konuşmak insana has bir özelliktir. İnsan maymun gibi varlıklardan gelseydi, insanın maymun gibi dilsiz olması gerekirdi. Konuşma özelliğinin insanda kendiliğinden oluştuğunu söylemek, insanın kendi aklıyla ciddi bir çelişkiye düşmesi demektir.

Rum suresi 23. Ayette ise şöyle buyrulur:

وَمِنْ آيَاتِهِ مَنَامُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَابْتِغَاؤُكُم ِ من فَضْلِهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَيََاتٍ لِ قَوْمٍ يَسْمَعُونَ

12 Scot Peck, Az Seçilen Yol isimli sevgi ile ilgili kaleme aldığı eserinde sevginin Allah’ın bir lütfu olduğuna işaret ederek şöyle der: “ İnsanların sevme kapasiteleri ve buna bağlı olarak da tekâmül arzularının, sadece çocukluklarında ana babalarından gördükleri sevgiden değil, yaşamları boyunca Tanrı’nın lütfu ya da sevgisinden beslendiğine inanıyorum.” Peck, Scot,, Az Seçilen Yol, Çev:Rengin Özer, Akaşa Yayın ve Dağıtım, ist., 1998, s. 312, 313.

13 Rum, 21/22.

“Geceleyin uyumanız ve gündüzün O’nun lütfundan istemeniz de O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda işiten bir toplum için ibretler vardır.”14

Yüce Allah Rum suresi 24. Ayette de şimşek ve yağmura dikkat çekmektedir:

وَمِنْ آيَاتِهِ يُرِيكُمُ الْبَرْقَ خَوْفًا وَطَمَعًا وَيُنَ ِ زلُُِّ مِنَ السَّمَاء مَاء فَيُحْيِْي بِهِ الْرَْْضَ بَعْدََ مَوْتِهَا إِنَّ فِي ذَلِكَ لَيََاتٍ لِ قَوْمٍ يَعْقِلُونَ

“Korku ve ümit kaynağı olarak şimşeği size göstermesi, gökten yağmur indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltmesi, O’nun delillerindendir. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir toplum içine elbette ibretler vardır.”15

Aynı surenin 25.ayetinde de yerin ve göğün bir düzen içinde bulunması vurgulanmaktadır:

وَمِنْ آيَاتِهِ أَن تَقُومَ السَّمَاء وَالْرَْْضُ بِأَمْرِهِ ثُمَّ إِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً ِ منَ الْرَْْضِ إِذَا أَنتُمْ تَخْرُجُونَ

“Emriyle göğün ve yerin kendi düzenlerinde durması da O’nun delillerindendir. Sonra sizi yerden kalkmaya bir çağırdı mı, bir de bakarsınız ki diriltilmiş olarak çıkıyorsunuz.”16

Görüldüğü gibi bu ayetlerde de gece ile gündüzün, şimşeğin, yağmurun ve yerlerin ve göklerin bir düzen içinde olmasının da Allah’ın ayetlerinden, delillerinden olduğuna dikkat çekilmektedir. Aynı zamanda ayetlerde insanın öldükten sonra diriltilmesine de vurgu yapılmaktadır. Gökleri yeri yaratmaya ve onları bir düzen içinde tutmaya gücü yeten, yağmur yağdırıp ölü varlıkları diriltmeye kadir olan bir Allah’ın, elbette insanı da öldükten sonra diriltmeye gücü yetecektir. İnsanın öldükten sonra diriltilmesi ise yaptıklarını hesabını vermesi demektir. İnsanın, varlıkların, yerlerin ve göğün yaratılmış olduğuna yapılan vurgu, onun yaratıcıya karşı görevleri olduğu hatırlatmaktadır.

SONUÇ

İnsan, böyle düzen içinde tutulan bir evrende tesadüfen ortaya çıkması mümkün olmayan, Allah tarafından yaratılan, birçok kendisine has özelliklere sahip kılınan bir varlıktır.

O halde ayetler, insanın kendisinin ve evrenin yaratılışı üzerinde düşünmeye davet etmektedir. Şüphesiz insanın bazılarının iddia ettiği gibi tesadüfen ortaya çıkan maymun gibi varlıklardan evrim yoluyla ortaya çıkmayıp da yaratılmış olması, Yaratana karşı bir şükür görevinin bulunduğunu göstermektedir. Bu da Allah’a kulluk şeklinde olmalıdır. Allah’a kulluğun Allah ile insan arasında özel bir ilişki yönü olduğu gibi, insan ile insan arasındaki bir muamele yönü vardır ki, bu, diğer insanlara ve çevrimizde bulunan diğer varlıklara şefkat etme şeklinde kendini gösterir. Halbuki Evrenin ve insanın tesadüflerin eseri olarak, mutasyon ve evrim yoluyla oluştuğunu iddia edenlere göre ise insanın hiçbir varlığa karşı sorumluluğu yoktur. Sorumsuz ama ellerinde güç bulunan insanların hakim olduğu bir dünyanın nasıl cehenneme döndüğünü dünya savaşları apaçık göstermiştir. Bilimlerin ortaya çıkardığı gerçeklere tevhid gözüyle bakılması, bu bakış açısının gençlere eğitim yoluyla kazandırılması, çağımızın bunalan insanın anlam arayışına çok önemli katkılar sağlayacaktır.

14 Rum, 21/23.

15 Rum, 21/24.

16 Rum, 21/25.

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun