Sanat Nedir?
Değerli kardeşimiz,
YARATILIŞ VE SANATIN DOĞUŞU TEORİLERİ
Doç. Dr. Rasim SOYLU, Sakarya Üniversitesi, Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi [email protected]
ÖZET
Sanat insanların duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri maksadıyla ve estetik kaygı duyarak yaptıkları çeşitli iş ve fiillerdir. Sanatı ruhun manevi güzelliğinin dışavurumu olarak da tarif etmek mümkündür. Sanat, insanların kendi iç dünyasını keşfetme ve dış dünya ile iletişim kurma aracı olarak ta tarif edilebilir.
Sanat tarihçileri, felsefeciler ve estetik bilimi ile uğraşanlar sanatın doğuşu ile ilgili bazı teoriler ortaya atmışlardır. İnsanoğlunun dünyaya ayak basması ile birlikte sanatın da ortaya çıktığı düşünülür. İlk insanların ilkel olduklarını ileri sürenler, estetik kaygı ve sanat gibi yüksek ruh ve duygu haleti gerektiren kavramları taşıdıklarını da kabul etmezler. Ancak ilk insanlardan ve eski çağlardan günümüze aktarılan mağara resimleri ve arkeolojik eserler, onların da aslında zeki ve duygusal insanlar olduklarını göstermektedir. Sanatın doğuşu için oyun, iş, taklit, din ve büyü gibi bazı teoriler ortaya atılmıştır.
Oyun teorisi ilk insanların yeme, içme ve barınak gibi temel ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra can sıkıntısı geçirmek ve fazla enerjilerini atmak için sanata yöneldiklerini iddia etmektedir. İş teorisi insanların ihtiyaçlarını karşılamak için uğraştıkları zorunlu işlerinden (Barınak-mi-mari, çömlek-seramik vd.) sanatın ortaya çıktığı düşünülür. Taklit teorisinde ise ilk insanların çevrelerinde gördükleri güzel renk, biçim, ses ve hareketleri taklit ederek resim, heykel, müzik ve dans gibi sanatların ortaya çıktığı iddia edilir. Din ve büyü teorisinde ilk insanların tabiatla mücadelelerinde doğaüstü güçlerden yardım ummaları, ümit ve korku, din ve büyü gibi kavramların sanatın doğuşunda önemli faktörler olduğu ileri sürülür.
Sanatın doğuşu ile ilgili teorilerin ortak bir tarafı da vardır. Hemen hemen hepsi ilk insanların evrimleşerek ve yavaş yavaş ilkellikten kurtularak geliştiğini öne sürerler. Bu yüzden ilk insanların sanatlarına primitif sanatlar tanımlaması yapılır. Ayrıca bu teorilerin ana fikri fonksiyonelliktir yani işe yarar, faydalı bir iş yapılmasıdır. Ancak sanatı sanat yapan yapılan işin şekli ve fonksiyonu değil, estetik tavırla yapılmış olmasıdır. Yani sanat yapılan işten değil, onu yapan sanatçının estetik haz ve kaygısından, ruhundaki incelik ve güzellikten doğmaktadır. Doğa güzelliği ise sanatçıya ilham vermektedir. Oyun, iş, taklit, din ve büyü gibi sebepler olsa olsa sanatın doğuşu için birer vasıta olabilirler.
Aslında ilk insan Âdem ile Havva prototipi hatta arketipi üç büyük din gibi diğer dinlerde de mevcuttur. Bütün dinlere göre evreni ve dünyayı yaratan bir Yaratıcı insanı ve bütün canlıları özel bir gaye için çok sanatlı ve hikmetli olarak yaratmıştır. İnsan Yaratıcının özel muhatabıdır. İlk insandan itibaren insan sahip olduğu yetenek ve özellikleriyle bu dünyada öğrenme ve gelişme içerisindedir. Bilim ve teknolojinin gelişimi tedrici olduğu gibi estetik ve sanatın gelişimi de tedricidir. Ancak ilk insanların çizdikleri resimler, yaptıkları heykeller, eski uygarlıklardan kalan antik kentler onların da günümüz insanı gibi estetik kaygı taşıdıklarını ve ölçü ve orantıya dikkat ettiklerini göstermektedir.
Bu çalışmanın amacı sanatın ortaya çıkışı ile ilgili teorileri incelemek, evrimci yaklaşımlara alternatif olarak yaratılış modeline dayanan alternatif bir sanatın doğuşu teorisi ortaya koymaktır. Yöntem olarak bu konu ile ilgili literatürü taranacak ve göstergebilim sanat eseri inceleme yöntemlerinden de yararlanarak ilk insanların mağara resimleri çözümlenecektir. Elde edilen veriler değerlendirilerek temelleri ilk insan Âdem’e dayanan ve yaratılış modeli üzerinden sanatın doğuşu ele alınacaktır.
Anahtar Kelimeler: Sanat, Sanatın Doğuşu, Hz. Âdem, Talim-i Esma.
THEORIES OF THE BEGINNING OF ART AND THE CREATION MODEL
ABSTRACT
Art is a variety of deeds and deeds that people do with the aim of expressing their feelings and thoughts and with aesthetic concern. It is possible to define art as the expression of spiritual beauty of the soul. Art can also be described as a tool for people to discover their inner world and to communicate with the outside world.
Art historians, philosophers and those dealing with aesthetics have put forward some theories about the begining of art. It is thought that art emerged with the arrival of human beings in the world. Those who claim that the first humans were primitive do not admit that they carried concepts such as aesthetic attitude and art that required a high mood and emotional state. However, cave paintings and archaeological artifacts transferred from the first humans and ancient times to the present show that they are actually intelligent and emotional people. Some theories such as play, work, imitation, religion and magic have been put forward for the beginning of art.
Game theory claims that the first people turned to art after meeting their basic needs such as food, drink and shelter, to get bored and to throw off their excess energy. Business theory is thought to emerge from the compulsory work (Shelter-architecture, pottery-ceramics, etc.) that people strive to meet their needs. In the theory of imitation, it is claimed that arts such as painting, sculpture, music and dance emerged by imitating the beautiful colors, forms, sounds and movements that the first people saw in their environment. In the theory of religion and magic, it is argued that the first humans expected help from supernatural forces in their struggle with nature, hope and fear, religion and magic were important factors in the beginning of art.
Theories about the beginning of art also have something in common. Almost all claim that the first humans developed by evolving and gradually getting rid of primitiveness. Therefore, primitive arts are defined to the arts of the first people. In addition, the main idea of these theories is functionality, that is, doing a useful job. However, what makes art is not the shape and function of the work done, but the aesthetic attitude. In other words, art does not arise from the work done, but from the aesthetic pleasure and anxiety of the artist who made it, the delicacy and beauty in his soul.
The beauty of nature inspires the artist. Even if there are reasons such as play, work, imitation, religion and magic, they can be a means for the beginning of art. In fact, the prototype of the first humans, Adam and Eve, and even the archetype exist in other religions, such as the three major religions. A Creator, who created the universe and the world according to all religions, created human beings and all living things in a very artistic and wise way for a special purpose.
Man is the special addressee of the Creator. Since the first man, human beings are in learning and development in this world with their talents and features. The development of science and technology is gradual as well as the development of aesthetics and art. However, the pictures drawn by the first people, the sculptures they made, and the ancient cities of ancient civilizations show that they, like today's people, had aesthetic concerns and paid attention to measure and proportion.
The aim of this study is to examine the theories regarding the emergence of art and to pre-sent an alternative theory of the birth of art based on the creation model as an alternative to evolutionist approaches. As a method, the literature on this subject will be scanned and cave paintings of the first humans will be analyzed using the methods of semiotics and art work. The emergence of art based on the model of creation based on the first human, Adam, will be discussed by evaluating the data obtained.
Keywords: Art, Born of Art, Adam, the miracle of learning names.
GİRİŞ
İnsan içinde bulunduğu alemdeki varlıklarla biyolojik, sosyolojik, ekolojik ilgiler kurmakla kalmaz, estetik ilgiler de kurar. Yaşadığımız dünyada iç içe olduğumuz bütün varlıklara estetik değer yükler, güzel ya da çirkin olarak değerlendiririz. İnsan sadece tabiat adını verdiğimiz bu alem içinde yaşamaz. Doğup büyüdüğümüz ve hazır olarak bulduğumuz bu alemin dışında kendi çabalarıyla meydana getirdiği kültür dünyasında da yaşar.
Gombrich, “dillerin nasıl doğduğunu bilmediğimiz gibi sanatın da nasıl doğduğunu bilmiyoruz” der. İlkel insanlardan günümüze kalan kalıntıları yabansı başlangıçlar olarak ifade eder. İlk insanların düşünce tarzını anlayamadıktan sonra onların ürettikleri her şey kullanım eşyası ya da gizli güçler taşıyan nesneler olarak anlaşılacaktır (Gombrich,2019,39).
Günümüz sanat tarihi kitapları Batı merkezli olarak yazıldığından ilk insanlar veya ilkel sanat denildiğinde bile ilk önce İspanya Altamira mağarasında veya Fransa Lascaux mağarasında bulunan duvar resimleri akla gelir. Evrim Teorisine dayandırılan pek çok alan gibi sanat tarihi de evrimle başlar.
İlk insanlar ilkel ve yabanidir. Mağaralarda barınmaya ve yabani hayvanlardan korunmaya çalışan bu ilkel insanlar avlanmak ve kendilerini savunmak için keskin taşlardan bıçak, balta ve mızrak gibi aletler yaparlar. Kap kacak yapmak için çamuru yoğurup biçimlendirirken bu arada küçük heykeller ve idoller de yaparak ilk tanrı ve tanrıçalarını da yaratmış olurlar.
MS. 6. Yüzyılda bile helvadan put yapıp taptıklarına göre ilk insanların da böyle yapmış olması tabi ki mümkündür. Ancak sanatın doğuşunu ilk insanların doğa üstü güçler veya büyü için yaptıklarına bağlamak basit bir evrimci yaklaşımdır ve ne yazık ki bu düşünce Gombrich’te de yer alır.(Age.42).
İlk insan Hz. Ademin özel bir insan olduğu, kendisinden çoğalan insanlara önder ve rehber olarak görevlendirildiği de düşünülürse sanat gibi bütün ilklerin kaynağını açıklamak zor olmasa gerektir. Junk’un arketip teorisinde olduğu gibi Âdem bütün ilklerin arketipidir (2009,200).
İlk ateş, ilk konuşma-dil, ilk tarım, ilk hayvancılık, ilk avcılık, ilk barınak, ilk alet şeklinde uzun bir listenin hepsi Adem’de toplanacaktır. İlk insanlar konuşmayı ve kelimeleri, yani dili, “Talim-i Esma” adı verilen Hz. Âdem’in bütün varlıkları isimlendirmesi veya ona bütün varlıkların isimlerinin öğretilmesi mucizesi olarak öğrenmişlerdir. “Âdem’e bütün isimleri öğretti” (Kur’an, Bakara Süresi 1/31).
Bu hakikat Kur’an’da yazıldığı gibi, Eski Ahit denilen Tevrat’ta da yazar. “Rab, yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Âdem’e getirdi. Âdem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı” (Eski Ahit, Tekvin, Bap. 2, 19-20). Yani Âdem her şeyin ismini bir mucize olarak öğrenmiştir. Böylece isimler ve tanımlarla ilk bilim de doğmuş olur.
Sanat Nedir?
Genel olarak sanat duygu ve düşüncelerin ifade edilmesi olarak tarif edilir. Estetik bilimciler sanatı estetik kaygı haz ve tavır ile yapılan her türlü etkinlik olarak tanımlarlar. İslam estetiğinde sanat ruhun manevi güzelliğinin yansıması olarak tarif edilir. Freud’un psikanalist yaklaşımı, sanatı ruhun idefikslerinin yani saplantılarının yansıması olarak açıklar. Marks sanatı madde ve iş teorisi ile açıklamaya çalışır.
Günümüzde bilimde olduğu gibi sanatta da Batı merkezli tarifler ve yaklaşımlar devam etmektedir. Sanat kelimesinin karşılığı eski Yunan dilinde yoktur. Bugünkü marangozluk anlamına gelen Techne kelimesi (tekne yapımı) aynı zamanda ustalık ve üstadlık (terbiyeci) anlamlarına da gelmektedir. Romalılarda Ars kelimesi de bizim zanaat dediğimiz şeyle aynı anlamdadır (Shiner,2017,47).
İngilizcede ki art (artificial), gerek Almancada ki Kunst (künstlich) kelimeleri de yapım, yapay anlamlarına gelir. Türkçedeki Sanat Arapça Sun - Sana’a kelimeleri hem yapmak hem de yaratmak anlamlarını ihtiva eder (Yeğin, 1992,609,638).
Sanat, plastik sanatlardan mimariye, müzikten edebiyata, tasarımdan dekorasyona kadar pek çok alanı ihata etmektedir. Bütün bu saydığımız sanat dallarının ortak bir özelliği vardır. Hep-sinde yapılan işin estetik bir temele oturmuş olması, onlara sanat özelliği kazandırmaktadır. Zaten sanatın tanımı da budur. Estetik kaygı, insanda estetik haz ve kaygı uyandıran her eser ve fiile sanat denilebilir (Doğan,1975,142).
Boydaş sanatı “karışıklıktan ahenk yaratma faaliyeti” olarak tarif eder. Ona göre sanat evrende var olan düzeni fark etmeyi ve düzensiz olanı düzene getirmeyi sağlar. Sanat duyguyu düşünceye düşünceyi duyguya dönüştürür (2004,5).
Doğuştan sahip olduğumuz güzellik ve ahenk fikri, sanatçının ruhundan başlayıp içinde gelişen güzellik kavramı, kaynağını, bütün ruhların üzerinde bulunan İlahi güzellik kavramından alır. Sanatın ruhun güzelliğine dayanması, Plotinus’tan, S. Agustine, Scheling’e kadar pek çok düşünür tarafından da ifade edilmiştir (Sena, Cemil, Estetik,12,24).
Sanatın İlahi güzelliğin keşfedilmesi ve insanlara gösterilmesi gibi bir görevi de vardır. Sanatçılar bu güzellikleri görmek ve göstermek gibi bir konuma da sahiptir. Vasari, Da Vinci’nin yaşamının son saatinde, sanatta hiçbir zaman üzerine düşeni yapamadığını ve Yaratıcıyı gereği gibi yüceltemediği gibi bir suçlamayı kendi kendisine yönelttiğini aktarır” (Freud, 2014,17).
Sanat insanın kendisi olma çabası, farkındalık yaratma gayreti ve bireysel varoluşunun göstergesidir. Sonsuzluk arayışı geride ölümsüz eserler bırakma düşüncesini doğurmuş ve bir su kabarcığı gibi akıp giden insan sonsuz bir güneşin pırıltılarını miras bırakmıştır (Atan,2013,126)
Sanatın Doğuşu Teorileri
Sanat tarihçileri sanatın doğuşu veya nasıl ortaya çıktığı konusunda genelde kesin bir fikir ortaya sürmezler. Hatta ilk insanlara ait olduğu iddia edilen mağara resimlerinin sahte olduğunu veya daha sonradan yapılmış manipülasyonlar olduğunu bile düşünmüşlerdir. Çünkü maymundan evrimleşerek henüz insanlığa yeni adım atan yarı hayvan ilkel canlıların bu kadar iyi gözlem yapmaları ve gerçekçi desenler çizmeleri mümkün değildir. (Ersoy,1995,29).
Ya bunları yapanlar zannedildiği kadar ilkel değildir ya da sahte olarak sonradan yapılmış olmalıdır. Ancak bilimin ilerlemesi ve karbon testi gibi metotlar bu resimlerin veya ilk insanlara atfedilen objelerin yaşlarının zannedildiğinden daha eski olduğunu göstermiştir. Bu durumda sanatın nasıl ortaya çıktığını açıklamak arkeologları, sanat tarihçilerini hatta estetik bilimi ile uğraşanları bayağı zorlamaktadır.
Sanatın doğuşu ile ilgili en çok dilbilim ile uğraşanlar teoriler ortaya atmaktadırlar. Ne de olsa ilk insanların iletişim için aralarında geliştirdikleri ses, konuşma, işaret, biçim, yazı ve semboller pek çok sanatın doğmasının da vesileleri olmuştur.
Sanat tarihçileri, felsefeciler ve estetikçiler sanatın doğuşu ile ilgili pek çok teori ortaya at-mışlardır. Gombrich, insanoğlunun dünyaya ayak basması ile birlikte sanatın da başlamış olacağını varsayar. (1992,19).
Batılı teorisyenler, ilk insanların ilkel oldukları varsaydıkları için estetik kaygı ve sanat gibi yüksek ruh haleti taşıyabileceklerini düşünmezler. Bu yüzden sanatın; tesadüfen, estetik kaygı duyulmaksızın, taklit, büyü, oyun, iş ve doğaüstü güçlere inanış gibi sebeplerden doğduğunu iddia ederler (Balcı,2005,90).
Suut Kemal Yetkin, ilkel insanı sanatçı yapan şeyin tamamen rastlantı yani tesadüf olduğunu öne sürer. Ona göre çamurlu ellerin duvara sürülmesi ya da ışığın duvara düşürdüğü gölgeler insanlarda estetik dürtüleri harekete getirmiş olabilir. (1979,72).
İlk insanların çevrelerinde gördükleri biçimleri, sesleri, renkleri ve hareketleri tekrarlamasından ve taklit etmesinden sanatın doğduğu varsayımı, taklit teorisinin temelini oluşturur. Platon’un Mimesis (yansıma) kuramı da bu taklit teorisine gönderme yapar. (Balcı,2005,38).
Danto’ya göre “Platon'un sanatı taklit olarak tanımladığı yaygın olarak kabul edilmiştir. Ancak, Atina'da o dönemde sanat adına başka bir şey olmadığından, bunun bir teori mi yoksa sadece bir gözlem mi olduğunu kestirmek zor. Kesin olan tek şey, Platon'un taklitle kastettiğinin, kelimenin bizim bildiğimiz anlamıyla aşağı yukarı aynı olduğudur.” (2014,13).
Oyun teorisinde ise ilkel insanların yeme-içme ve barınma gibi zaruri ihtiyaçlarını giderdikten sonra can sıkıntısı geçirmek ve enerjilerini tüketmek için sanata yöneldikleri iddia edilmiştir. Croce estetiğine göre oyun kuramı estetik hedonizmin bir başka şeklidir. İnsan oynamağa başladığında yaratıcı olmuş ve mekanik nedensellikten kurtulmuştur ve insanın ilk oyunu sanattır. (1973,44).
Freud’a göre “insan oyun ile kendine bir hayal dünyası yaratarak bu dünyayı pek ciddiye alır. Ancak, sanatsal dünyanın gerçek dışılığı, sanatçının uygulayacağı tekniğe ilişkin pek önemli sonuçlar doğurmaktadır; çünkü gerçekte insana zevk vermeyen pek çok şey, hayal gücünün yarattığı oyunda bu gücü gösterebilmekte, gerçekte tatsız pek çok duygu sanat yapıtında dinleyici ve seyirciler için bir haz kaynağına dönüşebilmektedir.” (Freud,2014,105).
İş teorisinde, insanların ihtiyaçlarını karşılamak için uğraştıkları zaruri işlerinde (barınak-mi-mari, çömlek-seramik vb.) sanatın ortaya çıktığı düşünülmektedir. Aslında bazı hayvanlar da yaptıkları işlerde sanat ortaya koymaktadırlar. Örneğin arı petek yaparken veya örümcek ağ örerken çok sanatlı bir iş ortaya çıkarır. Ancak sanat bilinçli tasarıma dayandığı için hayvan-ların ortaya koydukları estetik ve hikmet taşıyan bu işler sanat tanımlamasına dahil edilemez. İnsanların ortaya koydukları işlerin bilinçli bir tasarım ve yaratıcılık gibi kavramlarla ilişkilendirilmesi ile sanat ortaya çıkar. (Balcı,2016,71).
Marksist estetiğin en önemli temsilcisi Plehanov, sanatın doğuşu sorununu incelerken evrimci antropolog ve biyologların görüşlerine dayanarak sanatın kökenini iş teorisine bağlar.
“Dans olsun şiir olsun, resim ya da süsleme olsun, bunlar hep ilkel toplumların beslenme ve barınma gibi, yarar gözeterek girişlikleri faaliyetlerden doğmuştur. Meselâ yük taşıyanlar, kürek çekenler, deriyi işleyenler v.b. bu işleri yaparken bir şarkı mırıldanırlar. Yaptıkları işe göre mırıldandıkları şarkının belli bir ritmi vardır ve bu ritim, iş sırasında yapılan beden hareketlerine uygun, onları kolaylaştırıcı ve düzenleyici bir tempodadır.” (Moran,2002,41).
Mağara duvarlarına av sahnelerinin resimlerinin yapılmasını, hayvanın daha kolay avlanmasını sağlayacak, ilkel dans hareketleri ve hayvanların hareketlerinin taklidi olarak yorumlar. Plehanov verdiği örneklerle sanatın ve oyunun başlangıçta üretim faaliyetleri ya da insanların korunması barınması ve yaşaması için yararlı olacak işlerden doğduğunu ispatlamaya çalışır. Hatta Darvin’in ilkel insanlarda güzellik içgüdüsü olabileceği görüşünü bile yadsıyarak ilkel insanların kemik, taş veya metallerden yaptıkları takılarını o maddelere verilen ekonomik değerlere atfeder. Yine ilkel insanların vücutlarını çeşitli bitkisel veya hayvansal yağlar ile yağlamalarını böceklere ve doğa etkilerine karşı bir korunma amacı taşıdığını bu yüzden estetik bir kaygının olamayacağını varsayar.(Age,41-43).
Din ve büyü teorisinde ise ilk insanların tabiatla mücadelelerinde, doğaüstü güçlerden yardım ummaları büyü, ümit, korku, din gibi kavramların sanatın doğuşunda en önemli faktörler olduğu ileri sürülür. (Doğan, 1975,147).
Evrime dayanan ilkel insan teorisine göre ilk insanların doğayla mücadelesi zorluklarla doludur. İlkel insan karşısında duramadığı güçlerden korkar hatta ona tapmaya başlar. Onu koruduğunu düşündüğü şeylere kutsallık atfeder. Tasvirin temsil etme ve canlandırma gücüne büyü gibi inanır, düşmanını yok etmek ve avını daha kolay elde etmek için bundan yararlanmak ister (İbişoğlu 2012,18).
Ayrıca ilk insanların en önemli sorunlarından birisi de ölümdür. Her ne kadar ölümden kurtulmak için kutsal güçlere sarılsa da ölüm eninde sonunda kaçınılmazdır. Ölümün acısına karşı teselliyi yine kutsal güçlere inanmakta ve çeşitli dinlerin tesellisine sığınmaktadır. Dolayısı ile din ve inanç insanın hem yaşam tarzını yani kültür ve sanatını hem de ölüm ve sonrasını biçimlendirmektedir.
Sanatın doğuşu ile ilgili teorilerin ortak bir tarafı da vardır. Fonksiyonellik, yani işe yarar, faydalı bir şey yapmak. Zaten sanatı sanat yapan gayenin sanat olması değil, yapılan işin estetik kaygı ile yapılması değil midir?
Yaratılış Modeli ve Sanatın Doğuşu
Sanatın bilinçli bir tasarım olması tanımından yola çıkılırsa ilk insanların yaptıkları işler ve ürettikleri eşyalarındaki estetik kaygı onların aslında zannedildiği kadar ilkel olmadıklarının da göstergesidir. Mağara resimlerindeki boğa desenleri 20. yüzyıl sanatçısı Picasso’nun boğa çizimleri kadar başarılıdır. Evrimci estetik ve sanat tarihi bunları sanat eseri olarak görmekte zorlanır. Çünkü ilk insanlar henüz çok primitif oldukları varsayıldığı için eserlerini de tam olarak bilinçli bir tasarım olarak kabul edemezler.
Ancak tüm dinlere göre ilk insanlar gibi tüm canlılar ve bütün kâinat bir yaratıcı tarafından yaratılmıştır. Dolayısı ile ilk insanlar onları yaratan tarafından görevlendirilen zaman zaman ilahi elçiler tarafından eğitilmiş ve bilgilendirilmişlerdir. Hatta dünya dışı varlıklardan da destek almışlardır (vahiy getiren melekler hatta cinler). Sıra dışı kutsal kişiler olağanüstü bilgi ve davranışlarla insanlara rehberlik etmişlerdir. Bu kavramlar farklı din ve inanışlarda farklı tarif ve isimlerle bilinmekle birlikte esasta evrensel bir kod taşırlar. Bilimlerin ortaya çıkışında olduğu gibi sanatın doğuşunda da bu rehberlerin ve önderlerin katkısı büyüktür. Örneğin Nuh’un Gemisi evrensel bir arketiptir. Kuran’da “biz Nuh’a sanat öğrettik” ayeti göstermektedir ki pek çok peygamber ve kutsal kişilik insanların bilim ve sanat gelişiminde anahtar rol üstlenmiştir.
Ayrıca yine ilk insanlardan beri çeşitli biçimlerde ilhama mazhar olan insanlar çoktur. Hemen hemen tüm sanatçılar, şairler, bestekarlar hatta ilim adamları ilhama mazhar olduklarını dile getirirler. Dolayısı ile sanatın en önemli kaynaklarından birisi de ilhamdır. Bazı sanatçılar tabiattan ilham alırken bazıları tamamen mistik-içsel ilhamlar duymuşlardır.
![]() |
Görsel 1: İspanya Altamira Mağarası (Gombrich,2019,41)
![]() |
Görsel 2: Picasso, Boğa, 1945 (https://www.dailyartmagazine.com/pablo-picassos-bulls-road-
simplicity/ 13.10.2020).
Ancak Göbeklitepe ve benzeri arkeolojik kazılarda ortaya çıkan en eski buluntular ilk insan-ların yeterince zeki ve yetenekli olduğunu göstermektedir. Teorik ve pratik yaşam biçimleri geliştirmişler, düşünce ve hayallerini belirtke, imge ve simgelerle somutlaştırmışlardır.

Görsel 3: Göbeklitepe’de Taş Üzerinde Hayvan Rölyefleri.
Semavi dinler kendilerine özgü bir güzellik ve estetik anlayışı taşır. Tarihin her döneminde din sanatsal hissiyatı beslemiştir. Gerek Antik Mısır gerek Orta Doğu gerekse Orta Asya sanatları incelendiğinde dinin sanat ile ne kadar iç içe olduğu açıkça görülebilir. Din, mimariden mezar taşına, şehir düzeninden giyinme kültürüne, süslemeden müziğe kadar her alanda etkisini hissettiren yönüyle adeta sanatın da kaynağıdır. (Bulduker,2015,184).
İslami kaynaklara göre sanat, insanın ruhundaki manevi güzelliğin yaptığı işe yansımasıdır (Nursi,1993,621). İnsanın içsel güzelliğinin dışa vurması sanatın en önemli kaynağıdır. Taklit, iş, oyun, büyü gibi sebepler, olsa olsa sanatın doğuşu için birer vasıta olabilirler. Ancak her şeyi tevhidi bir bakış açısıyla açıklamak en temel prensibi olan İslam estetiğine göre sanatın asıl kaynağı İlahi sanat ve hikmettir. “Her cemal ve kemal sahibi kendi cemal ve kemalini görmek ve göstermek istemesi sırrınca” (Nursi,1993,121), kâinatı bir sanat galerisi olarak yaratan ve şuurlu yaratıkları bu sergiyi gezmeye davet eden Yaratıcının, kendisini sanatı ile bildirmek ve göstermek istemesi sanatın asıl kaynağını oluşturur.
Doğa güzelliği sanat güzelliğine kaynak olduğu gibi sanat güzelliği de doğa güzelliğini kavramada kılavuzluk etmektedir. Çünkü doğadaki güzelliği kavramak için belli bir estetik bakış açısına ulaşmak gerekmektedir. Kant “Doğa bir sanat eseri olarak görüldüğü zaman güzeldir” derken bunu ifade etmektedir. (Tunalı,1989,201).
Mistik inanışlar sanatın en önemli kaynaklarından birisidir. İnsan dış dünyada gördüğü tabiî güzelliklerle yetinmemiş ancak onlardan aldığı ilhamla, yeni güzellikler keşfetme ve yeni güzellikler tasarlama gayretinde olmuştur. Bu gayretin kaynağı da insan ruhundaki düzen ve güzellik duygusu olmuştur.
Bazı İslami düşünürler sanatçının tabiatın öğrencisi olduğunu, ilhamını tabiattan aldığını, tabiattaki estetik ve sanatın sanat eserlerinde yansıdığını ifade ederler. Hatta sanat eserine yansıyan sadece tabiattaki görünen gerçeklik değil belki güzel kılan İlahi kanunlar ve estetik ilkelerdir (Nursi, Muhakemat,245)
Üç semavi dine göre ilk insan Allah tarafından yaratılan Âdem ve Havva’dır. Dünyaya geldikten sonra yeni kurulan bir yaşamın bütün gereklilikleri kendilerine Allah tarafından öğretilmiştir. Âdem, hemen hemen insanlığın zaruri ihtiyacı olan her şeyi ilk defa ortaya koyduğu gibi, ilk sanatçı unvanını da o almıştır. Örneğin bir rivayete göre megaron (Megaron: İlk insanların inşa ettikleri, sadece dört duvardan oluşan kapısız ve penceresiz yapı örneği) bir yapı olan Kabe’nin ilk örneğini de o yapmıştır. İlk insanlar konuşmayı ve kelimeleri, yani dili, “Talim-i Esma” adı verilen Hz. Âdem”in bütün varlıkları isimlendirmesi veya ona bütün varlıkların isimlerinin öğretilmesi mucizesi olarak öğrenmişlerdir. “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” (Kur’an, Bakara Süresi 1/31).
Bu hakikat Kur’an’da yazıldığı gibi, Eski Ahit denilen Tevrat’ta da yazar. “Rab, yerdeki hayvanların, gökteki kuşların tümünü topraktan yaratmıştı. Onlara ne ad vereceğini görmek için hepsini Âdem’e getirdi. Âdem her birine ne ad verdiyse, o canlı o adla anıldı” (Eski Ahit, Tekvin, Bap. 2, 19-20. https://tr.wikisource.org/wiki/Eski_Ahit/Tekvin/BAP_2 17.05.2015).
Tanımlama ve isimlendirme bilim, sanat ve felsefenin başlangıcını teşkil eder. Aynı şekilde İletişim için ses, konuşma, işaret, çizgi, yazı, barınak, taşlarla duvar örme, kesici ve delici el aletleri ve yemek kapları yapılışı da sanatın başlangıcını teşkil eder. İslami kaynaklara göre, bazı hayvanların ehlileştirilmesi, buğdayın keşfi ve ilk tarım, ateşin keşfi ve ilk kanunlar Hz. Adem’in döneminde vuku bulur. (Tatlı, 2008,205).
Yaratılış modeline göre ilk insan Yaratıcı tarafından bilgilendirilmiş, diğer insanlara rehber tayin edilmiş dolayısı ile pek çok konuda olduğu gibi bilim ve sanatın doğuşunda da en önemli rolü oynamıştır. İlk insanların gerek yaratılış ve fıtratlarının gereği ruhlarında güzellik ve estetik kaygı ve haz taşımaları gerekse tabiattaki ilahi güzellikten ilham almaları neticesinde yaptıkları işlerde ve ürettikleri eşyalarda sanat ta kolayca ortaya çıkmıştır.
SONUÇ
Evrime teorisi aslında bir çeşit inançtır. Bir yaratıcının varlığına, insanı büyük bir gaye ile yarattığına ve dünyaya imtihan için gönderdiğine inanmayan bütün felsefi akımlar gibi evrim teorisi de evrenin varoluşunu ve insanlığın ortaya çıkışını tesadüfe ve tabiat kanunlarının etkisine atfederler. Dolayısı ile evrenin, diğer canlıların ve insanın yaratılışı için gerekli ilim, irade ve kudreti de tabiata vererek onu ilahlaştırılar.
Eğer ilk insan tabiatın şartlarında zaman içerisinde evrimleşerek gelişti ise onun hayvandan medeni insana doğru gelişimi de zaman alacak ve tesadüflere bağlı olacaktır. Doğal gelişim, temel seleksiyon ve doğa şartlarının zorlaması, tabiatı taklit ve hayvani içgüdülerin etkisiyle insanlar yine uzun zaman sürecinde ortaya tecrübe, bilgi, teknik ve iş üretimleri ortaya koyacaklardır. Ancak estetik ve sanatın ortaya çıkması için bilinçli tasarım yapabilecek düzeyde bir yetenek ve şuur da geliştirmeleri için yine uzun zaman geçmesi gerekecektir.
Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan insanlığın en eski dönemlerine ait eşyalar, mağara resimleri, heykel ve tapınaklar (Göbekli Tepe gibi), ilk insanların günümüz insanı kadar yetenekli olduklarını göstermektedir. Hatta çok eski zamanlara ait bazı eserleri ilk gören bilim adamları bunların sonradan yapılmış olduklarına inanmışlar hatta uzaylıların gelip yaptıklarını dahi düşünmüşlerdir.
Ancak bilimin çok fazla dikkate almadığı dünya dinlerindeki yaratılış ve ilk insan Âdem ve Havva modeli bilimin, teknolojinin, iletişimin ve sanatın doğuşu gibi pek çok meselenin de çözümünü ortaya koymaktadır.
Bilhassa Kuran’ın öğretisinde peygamberler insanlara manevi rehber oldukları gibi günlük yaşamlarının düzeninde, devlet, aile, eğitim, hukuk, adalet, sanat ve teknoloji alanlarında da rehberlik yapmışlardır.
Dolayısı ile estetik, sanat felsefesi ve sanat tarih bilim adamlarının ortaya attıkları taklit teorisi, oyun teorisi, iş teorisi ve tesadüf teorilerinin izah edemedikleri sanatın kaynağı ve doğuşu problemini, İlahi dinler ve yaratılış modeli kolayca çözmektedir.
KAYNAKÇA
Atan, A. (2013). Risale-i Nur ve Sanat, Ankara: Merak Yayınları. Balcı, Y. B, (2005). Estetik, Ankara: Gündüz Yayıncılık.
Balcı, Y. B, (2016). Kuramsal Estetik, Ankara: Pegem Yayınları. Boydaş, N. (2004). Sanat Eleştirisine Giriş, Ankara: Gündüz Yayıncılık.
Bulduker, G. (2015). Sanatın Doğuşu, Sanat Eserinin Ontik Bütünlüğü ve Niteliği, Turkish Studies International Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/12 Summer 2015, p. 179-192
Croce,B. (1973). B. Croce Estetiğine Giriş, İstanbul: İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayını. Danto, A. (2014). Sanat Nedir, Çev.Zeynep Baransel, İstanbul: Sel Yayıncılık.
Doğan, M, (1975). 100 Soruda Estetik, İstanbul: Gerçek Yayınları.
Ersoy, A. (1995). Sanat Kavramlarına Giriş, İstanbul: Yorum Sanat Yayıncılık. Freud, S. (2014). Sanat ve Sanatçılar Üzerine, Çev. Kamuran Şipal, İsyanbul: YKY. Gombrich, E.H. (1997). Sanatı Öyküsü, Honkong: Remzi Kitabevi. https://tr.wikisource.org/wiki/Eski_Ahit/Tekvin/BAP_2 17.05.2015).
İbişoğlu, N. ve M. (2012). Oluşum Süreci İçinde Sanat Tarihi, İstanbul: Hayalperest Yayınevi, Jung, G. (2009). İnsan Ve Sembolleri, 4.Bs. İstanbul: Okyanus Yayınları.
Moran, B. (2002). Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, 7.Bs. İstanbul:Cem Yayınları. Nursi, B. S. Sözler, (1993). İstanbul: Envar Yayınları.
Shiner, L. (2017). Sanatın İcadı, Çev. İsmail Türkmen, İstanbul: Ayrıntı Yayınları. Tatlı, A. (2008). Evrim ve Yaratılış. İstanbul: Nesil Yayınları.
Tunalı, İ. (1989). Estetik, İstanbul: Remzi Kitabevi.
Yeğin, A. (1992). Yeni Lügat, İstanbul: Hizmet Vakfı Yayınları.
Yetkin, S.K. (1979). Estetik ve Ana Sorunları, İstanbul: İnkılap ve Aka Yayınevi.
Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Altın Oran nedir?
- Biyomimetik nedir?
- Mutasyon, Mutant kahramanlar, X Men filmleri hakkında bilgi verir misiniz?
- Bilim ışığında Evrim Teorisi'nin kritiğini yapar mısınız?
- Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılması ve nesillerin devamı hakkında bilgi verir misiniz?
- Ders kitaplarının müfredatını değerlendirir misiniz? Akıl ve vicdanın eğitim ve öğretindeki yeri nedir?
- Biyolojik açıdan Evrimci görüş nedir?
- Süleyman Ateş, Evrim fikrini mi savunuyor?
- Kur'an-ı Kerim'de evrimi reddeden ayetler hakkında bilgi verir misiniz?
- “Mana-ı Harfî'yi Felsefeye göre değerlendirir misiniz?

