Biyomimetik nedir?

Tarih: 22.04.2026 - 14:37 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

BİLİME REHBERLİK İÇİN ALLAH’IN YARATMA SANATI: BİYOMİMETİK

Dr. Burak KİRAS, Bartın Üniversitesi Eğitim Fakültesi Matematik ve Fen Bilgisi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı, [email protected], [email protected]

ÖZET

İnsan yaratılışı itibariyle irade sahibi ve sorgulayan bir canlıdır. Kendisine dayatılan öğretileri mantık çevresinde sorgulamalıdır. 20. yüzyıl bilim dünyasında çokça konuşulan ve günümüzde de sürekli propagandası yapılan “Evrim Teorisi”, tüm canlıların tek bir ortak atadan geldiğini ve canlıların tesadüflerle evrimleştiğini savunmaktadır. 20. yüzyıldaki ilkel bilimsel olanaklarla evrim teorisini çürütmek neredeyse imkânsız görülüyordu. Bu fikrin öncüsü olarak görülen Charles Darwin, o günkü şartlarda bulunamayan ancak ilerleyen yıllarda bulunacağına inandığı ara geçiş formu fosillerinin evrime kanıt olabileceğini söylemiştir. Ancak aradan geçen 160 yıldan fazla zamanda yüz milyonlarca canlı fosili bulunmasına rağmen tek bir ara geçiş formu fosili bulunamamıştır. Öyle ki evrim teorisine körü körüne bağlanan bilim insanları, sahtekarlıklar yaparak sahte ara geçiş formu fosilleri üretmişlerdir. Bu tür olaylar evrim teorisinin ilmi bir ispatı olmadığından çürütüldüğünü gösterse de günümüzde evrimciler evrim teorisinin ispatlanamayacağını ve aynı zamanda çürütülemeyeceğini iddia etmektelerdir. Halbuki bilimsel bilgiler ışığında sorgulayan her birey, evrim teorisinin bir yanılgıdan ibaret olduğunu anlayacaklardır.

Bu araştırmada evrim teorisinin kısaca ne olduğu ve bu teorinin geçersizliği, Allah’ın yaratma sanatının kusursuzluğu ve bu sanatın insanlara ilham verdiği anlatılmıştır. Allah’ın yaratmış olduğu kusursuz canlı yapıları ve sistemlerin örnek alınarak teknolojide kullanılması, yani biyomimetik bilimi, çeşitli örnekler verilerek incelenmiştir. Tüm dünyada insanların yaratıcısını tanıması ve buna bağlı olarak yaşamın anlamını kavraması son derece önemlidir. Ancak buna engel niteliğinde olan, yaratıcının olmadığı ve canlıların tesadüflerle evrimleştiğini savunan evrim teorisi, ne yazık ki tüm dünyayı tesiri altına almıştır. Güçlünün zayıfı ezerek hayatta kaldığı fikri insanlara, özellikle medya araçları ile sürekli dayatılmıştır. Araştırma sonunda evrim teorisinin sebep olduğu kötü sonuçlar ve bunların nasıl düzeltilebileceği konusunda bilgiler verilmiştir. Son olarak yaratılışın bilimsel delillerle anlatıldığı kongre, sempozyum ve konferans gibi etkinliklerin artırılması gerektiği, okullarda ve üniversitelerde “bilimsel veriler ışığında yaratılış” dersi verilmesi önerilmiştir.

Anahtar kelimeler: Yaratılış, biyomimetik, bilim, evrim teorisi, teknoloji.

GOD'S ART OF CREATION TO GUIDE SCIENCE: BIOMIMETICS

ABSTRACT

Human is a strong-willed and questioner creature by creation. (S)he must question the teachings imposed on her/his in the context of logic. The “Theory of Evolution”, widely spoken of in the 20th century scientific world and constantly propagated today, maintains that all living things descended from a single common ancestor and that living things evolved by coincidence. It seemed almost impossible to confute the theory of evolution with the primitive scientific facilities in the 20th century. Charles Darwin, seen as the pioneer of this idea, said that transitional form fossils that could not be found under the conditions of that day, but believed to be found in the following years, could be evidence for evolution. However, despite the existence of hundreds of millions of living fossils over the past 160 years, not a single transitional form fossil has been found. So much so that scientists blindly devoted to the theory of evolution produced fake transitional form fossils by deceiving them. Although such events show that the theory of evolution has been confuted because there is no scientific evidence, evolutionists today maintain that the theory of evolution cannot be proven and at the same time cannot be disproved. However, every person who questions it in the light of scientific information will realize that the theory of evolution is just a mistake.

In this research, it is explained briefly what the theory of evolution is and the invalidity of this theory, the perfection of God's art of creation, and that this art inspires people. The use of perfect living structures and systems created by God in technology, that is, the science of biomimetics, has been studied by giving various examples. It is extremely important for people all over the world to know its creator and accordingly to understand the meaning of life. However, the theory of evolution, which obstacle of this, maintains that there was no creator and that living things evolved by chance, unfortunately affected the whole world. The idea that the strong survive by crushing the weak has been constantly imposed on people, especially by media. At the end of the study, information was given about the bad results caused by the theory of evolution and how to fix them. Finally, it has been suggested that the activities such as congresses, symposiums and conference where creation is explained with scientific evidence should be increased, and that “creation in the light of scientific data” should be given in schools and universities.

Keywords: Creation, biomimetics, science, theory of evolution, technology.

GİRİŞ

Bilim, doğru cevaplara sahip olduğunu hissettiğimiz sorulara doğru cevabı bulmaya çalışmak olarak tanımlanmaktadır (Campbell, 1953). Aynı zamanda bilim, varlık ve kâinat hakkındaki bilgilerimizi, ispatlanabilir ve tutarlı bir şekilde sistemleştirme çabasıdır (Şentürk, 2017). İnsan yaratılışı bakımından irade sahibi, sorgulayan ve şuurlu bir canlıdır. Yaşamı boyunca kendi kararlarını verebilen bir varlık olarak yaratılmıştır. Ancak bu kadar mükemmel bir şekilde yaratılmış olan insan da zaman zaman kendi yaratıcısı olan Allah’a büyüklük taslamış ve onu tanımamıştır. Kuran’da da helak olan kavimlerin yapmış oldukları hatalar görülmektedir. Bu hatanın oluşmasındaki en büyük etken, insanın yaşamına yön verme konusunda yanlış kaynakları rehber edinmesidir.

Özellikle 20. yüzyıl bilim dünyasında çok fazla konuşulan ve günümüzde de özellikle medya araçları ile sürekli propagandası yapılan Evrim Teorisi, tüm dünyayı etkisi altına almış ve yaratıcının olmadığı bir yaşam modeli ortaya koymuştur. Fikir geçmişi pagan öğretilerine kadar dayanan evrim teorisi, Charles Darwin’in 1859 yılında yayımladığı “The Origin of Species (Türlerin Kökeni)” adlı kitapla tanınmaya başlanmıştır. Bu teoriyle tüm canlıların tek bir ortak atadan geldiği savunulmaktadır. Evrim teorisi, ateist bilim insanları tarafından benimsenmiş ve maalesef günümüzde de bazı kesimler tarafından bilimsel bir gerçek olarak görülmektedir. Evrim teorisi Türkiye’ye ilk defa 1872 yılında Ahmet Mithat Efendi tarafından tanıtılmıştır (Darwin, 1859/2012). 19. yüzyılın bilimsel ve teknolojik altyapısı düşünüldüğünde o zamanlar için çürütülmesi zor bir teori olarak görünse de evrim teorisi günümüzde var olan yüz milyonlarca canlı fosili ve gelişmiş teknoloji ile çürütülmektedir. Sahte ara geçiş fosilleri oluşturularak evrim teorisine kanıt gösterme çabaları, evrim teorisinin ne denli çürük bir zemine dayalı oluşturulduğunu ortaya koymaktadır. Türkiye, dünyada evrim teorisi karşıtı hareketin en güçlü olduğu ülkelerden biridir (Graebsch & Schiermeier, 2006). Ancak özellikle son yıllarda evrim teorisini dünyaya kabul ettirmek için, bu teoriyi kabul etmeyen çok sayıda akademisyenin işine son verilmekte, dizi ve filmlerde sürekli olarak evrim propagandası ya-pılmaktadır. Öyle ki Allah’ın varlığını kabul eden bazı bilim insanları bile Kuran’da evrimi geçersiz kılan bir ayet olmadığını ve bir insanın hem Allah’a hem de evrime inanabileceğini söylemektedir (Taslaman, 2017). Evrim teorisine inanmayanlar “cahillik” ve “yobazlık” ile etiketlenmektedir. Ne yazık ki bunun en büyük sebeplerinden biri, evrim teorisini bilmeden çürütmeye çalışmaktır. Evrim teorisinin bilimsel veriler ışığında çürütülmemesi sonucunda son yıllarda özellikle genç neslin inancı zayıflamakta ve ahlaktan uzak bir yaşam tarzı be-nimsedikleri görülmektedir. Ancak unutulmamalıdır ki bilimsel bilgi kesin bilgi değildir, yeni bilimsel bulgular ışığında değişebilir (Lederman, 2007). Evrim teorisinin geçersizliğini ortaya koymak için öncelikle evrim teorisini iyi bilmek ve eksik yönlerini bilimsel delillerle ortaya koymak gerekir. Bu sebeple her varlığın yaratıcısı olan yüce Allah’ı tanımak, indirmiş olduğu kutsal kitabımız Kuran’ı okuyup anlamak ve güncel bilimsel çalışmaları takip etmek hem bilim insanlarının hem de yaşayan tüm insanların ihtiyacıdır. Ayrıca evrim teorisini geçersiz kılmak, Allah’ın yaratma sanatını iman hakikatleri ile ortaya koymakla da mümkündür.

Evrim

Evrim kelimesi, bir canlıyı diğer canlılardan ayırt eden biçimsel ve yapısal karakterlerin ge-lişmesi sürecinde geçirilen bir dizi değişme olayı olarak tanımlanmaktadır (Türk Dil Kurumu, 2020). Evrim teorisi ise, birkaç milyar yıl önce bir veya daha fazla tek hücreli canlıdan mutas-yon ve doğal seleksiyon gibi mekanizmalarla günümüzdeki canlıların oluştuğu fikrini temel almaktadır (Taslaman, 2007). Yani bu teori, bugün yaşayan ve nesli tükenmiş tüm canlıların tek bir ortak atadan evrimleştiğini savunmaktadır.

Türlerin birbirlerinden değişerek oluştuğu fikri ilk olarak Lamarck tarafından ortaya atılmıştır (Bowler, 1983, 78). 1809 yılında yazdığı “Philosophie Zoologique (Hayvanbilimsel Felse-fe)” adlı kitabıyla Lamarck (1914), çevrede meydana gelen değişikliklerin canlılarda yeni ihtiyaçlara sebep olduğunu, bu ihtiyaçlara bağlı olarak canlıların hareketlerinin bedenlerinde değişimlere neden olduğunu ve bu değişimlerin sonraki nesillere aktarıldığını ifade etmiştir. İnsanların maymunsu canlılardan evrimleştiğini ileri süren Lamarck, insanı evrimin son ürünü olarak görüyordu. Ancak genetik biliminde yapılan araştırmalar sonucunda, sonradan kazanı-lan özelliklerin gelecek nesillere aktarılamayacağı ispatlanınca Lamarck’ın evrim yaklaşımı etkisini kaybetti.

Evrim teorisinin asıl kurucusu olarak tanınan Charles Darwin, Beagle gemisiyle yapmış ol-duğu yolculuk ve sonrasındaki araştırmaları anlattığı “Türlerin Kökeni” adlı kitabı yazmıştır. Darwin, tüm canlıların tek bir ortak atadan (bakteri) evrimleştiğini savunmuştur. Ona göre canlılar evrimleşirken bazı mekanizmalar gerçekleşmektedir. Doğal seleksiyon (seçilim) ve mutasyon bu mekanizmalara örnektir. Doğal seleksiyon, bir canlı türünde dış çevreye uyum konusunda daha elverişli özelliklere sahip olanların hayatta kaldığını ve bu özelliklerinin sonraki nesillere aktarıldığını ifade etmektedir. Buna bağlı olarak evrim teorisinin en çok öne çıkan öğretilerinden biri; “güçlü olan zayıfı ezer” fikridir. Günümüzde yaşayan canlı türlerinin bu şekilde hayatta kaldığı ve böylece türlerinin devam ettiği savunulmaktadır. Canlıların evrimine temel teşkil ettiği düşünülen bir diğer mekanizma olan mutasyon, bir canlının DNA veya RNA diziliminde meydana gelen kalıcı değişimler olarak tanımlanabilir. Özetle Darwin’in evrim teorisi, tüm canlıların tek bir bakteriden, doğal seçilim ve mutasyon gibi mekanizmaların yardımıyla ve uzun süreçlerle evrimleşerek meydana geldiğini savunmaktadır.

20. yüzyılda genetik bilimindeki gelişmeler ve yeni bilimsel bulgular neticesinde evrim teo-risinin geçersiz olduğu anlaşılmıştır. Ancak ateist bilim insanları tarafından adeta bir saplantı haline gelen evrim teorisi, yeni bilimsel bulguların bu teoriye sentezlenmesiyle değiştirilerek “Neo-Darwinizm (Yeni Darwinizm)” halini almıştır. Yeni Darwinizm’in en önemli özelliği, ge-netikte ortaya çıkan en son bulgularla evrim teorisini birleştirme çabasıdır (Taslaman, 2007, 26).

Tüm bunlar göz önüne alındığında, evrim teorisinin bir yaratıcıyı inkâr ettiği ve yaratıcı fikrine alternatif bir fikir olarak ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Doğadaki ve canlılardaki mükemmel tasarımların tesadüflerle ortaya çıkmış olduğu düşüncesi akla ve mantığa yatmasa da bu fikir evrimciler tarafından savunulmaktadır. Mühendislere ilham veren muhteşem canlı yapıları-nın, bir canlının yapısına genellikle zarar veren veya etki etmeyen mutasyonlarla oluşması imkansızdır. Ayrıca bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimali 10300’de birdir ve bu ihtimal matematikte “sıfır ihtimal” olarak kabul edilir. Yani bir proteinin kendi kendine oluşma ihtimali sıfırdır. Ünlü evrimci bilim insanı Alexander Oparin bu durumu şu şekilde itiraf etmektedir; Proteinlerin kendiliğinden bir araya gelmiş olmaları, Romalı şair Virgil’in ünlü Aeneid şiirinin etrafa saçılmış harflerden tesadüfen meydana gelmiş olması kadar ihtimal dışı görünmektedir (Oparin, 1936). Sadece bu bilimsel bilgi bile, ilk canlının evrim teorisiyle oluşamayacağını ortaya koymaktadır. Ancak bu ve bunun gibi bilimsel deliller neticesinde insanlar evrim teo-risinin geçersiz olduğunu anlayıp bir yaratıcının varlığını kabul edince, son yıllarda evrim ile dini bağdaştırma çabaları ön plana çıkmıştır. Kuran’da evrimi inkâr eden bir ayet olmadığı ve hem Allah’a hem de evrime inanılabileceği söylenmektedir. Halbuki evrim teorisi, canlıların tek bir ortak atadan tesadüflerle oluştuğunu savunurken yaratılış, tüm kâinatın ve canlıların tek bir yaratıcı (Allah) tarafından yaratıldığını, yani her şeyin yoktan var edildiğini savunmaktadır. Ancak yeni bilimsel bulgular ve yüz milyonlarca canlı fosili, canlıların evrimleşmediğini ve günümüzde olduğu şekilde yaratıldığını ortaya koymaktadır. Darwin, yaşadığı dönemde yeterli fosil olmadığı için evrim teorisinin henüz bir delilinin olmadığını ancak ilerleyen yıllarda iki canlı türü arasındaki geçişi gösteren ara geçiş formu fosillerinin bulunacağını ve bu fosillerin evrim teorisini ispatlayacağını söylemiştir. O günden bugüne yaklaşık 160 yıl geçmiş ve yüz milyonlarca canlı fosili bulunmuştur. Bu fosiller arasında ara geçiş fosili olmaması evrimi savunanların paniklemesine yol açmıştır. Ne yazık ki evrimciler bu durumu kabul etmemişler, evrim teorisini herkese benimsetmek için çeşitli hilelere başvurmuşlardır. Bu hilelerden biri de sahte ara geçiş formu fosilleri üretmektir.

Evrimciler, evrim teorisine delil bulamadıkları için kendileri sahte ara geçiş formu fosilleri oluşturmuşlardır. Bu örneklerden birisi “Piltdown adamı” örneğidir. Arkeolog Charles Dawson tarafından 1912 yılında İngiltere’de bulunduğu iddia edilen fosil, insan kafatasına orangutan çene kemiği eklenerek oluşturulmuş sahte bir fosildir. 500 yıllık orangutan çene kemiğine eklenen insan kafatası, eski görünmesi için demir çözeltisine ve kromik aside batırılmıştır (Walsh, 1996). Bu sahte fosil 40 yıl boyunca evrim teorisine sözde bir delil olarak müzede sergilenmiştir. Yine bir azı dişi fosilinden yola çıkarak insan ve maymun arası bir tür olarak ileri sürdükleri “Nebraska adamı” örneği de en iyi bilinen sahte delillerden biridir. Harold Cook tarafından bulunan bir azı dişi, evrim teorisine delil olarak 1922 yılında Amerikan Doğa Tarihi Müzesi Müdürü Henry Fairfield Osborn tarafından bilim dünyasına tanıtılmıştır (“Neb-raska man,” n.d.). Tek bir azı dişinin hem insan hem de maymun özellikleri gösterdiğini ileri sürüp hayali çizimlerle Nebraska adamı adı verdikleri bir ara geçiş formu oluşturulmuştur. Ancak 1927 yılında iskeletin öbür parçalarının da bulunması ile bu azı dişinin, nesli tükenmiş bir Amerikan yaban domuzu türüne ait olduğu anlaşılmıştır. Bu durumu William K. Gregory, Science dergisinde “Hesperopithecus apparently not an ape nor a man (Görüldüğü kadarıyla Hesperopithecus ne maymun ne de insan) başlıklı makalesiyle de ortaya koymuştur.

Evrimci biyolog Douglas J. Futuyma, canlıların kökeni hakkında şunları söylemiştir; “Evrim ve yaratılış, canlıların kökeni konusunda yapılabilecek iki açıklamadır. Canlılar, dünyada ya tamamen mükemmel ve eksiksiz bir biçimde ortaya çıkmışlardır; ya da kendilerinden önceki canlılardan evrimleşerek meydana gelmişlerdir. Eğer bu şekilde eksiksiz ve mükemmel bir şekilde ortaya çıkmışlarsa o halde bu canlılar üstün bir akıl tarafından yaratılmış olmaları gerekir.” (Futuyma, 1983, 197).

Yaratılış

Yaratılış modeli, evrenin ve içinde bulunan tüm varlıkların sonsuz güç ve ilim sahibi bir yara-tıcı tarafından kolayca yaratıldığını ifade etmektedir (Morris, 2000). Kuran’da Secde suresi 4. ayette, “Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” ifadesi, Allah’ın her şeyin yaratıcısı olduğunun bir göstergesidir. Yine Kuran’da insanın yaratılışı da birçok yerde geçmektedir. Hicr suresi 26. ayette insanın yaratılışı, “Andolsun, insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık” ayetiyle anlatılmaktadır. Bunların yanı sıra Kuran’ın hiçbir yerinde canlıların evrimleştiğine dair bir ayet bulunmamaktadır. Elbette ki Allah isteseydi canlıları birbirlerinden evrimleştirerek de yaratabilirdi. Ancak buna dair ne Kuran’da ne de bilimsel çalışmalarda tek bir delil bulunmamaktadır.

Evrimciler evrenin de canlılar gibi tesadüflerle oluştuğunu ve bazıları evrenin bir başlangıcının olmadığını ileri sürmüşlerdir. Kuran’da ise Enam suresi 101. ayette “O, göklerin ve yerin eşsiz yaratıcısı, yoktan var edicisidir...” ifadesi, evrenin yoktan yaratıldığını anlatmaktadır. 1920’li yıllarda Friedmann ve Lemaitre tarafından ortaya atılan Big Bang (Büyük Patlama) Teorisi, evrenin 13,8 milyar yıl önce sıfır hacim ve sonsuz yoğunluktaki bir noktanın patlamasıyla oluştuğunu ortaya koymuştur. Fizikte sıfır hacim, yokluğu ifade etmektedir. 20. yy.’da elde edilen bu bilimsel bilgi, Allah’ın tüm kâinatı yoktan var ettiğini bildirdiği Bakara suresi 117. ayetteki “Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL” der, o da hemen oluverir.” ifadesini destekler niteliktedir.

Allah’ın yaratmış olduğu evren mükemmel bir düzen içinde işlemektedir. Ay’ın ve güneşin dünyaya olan uzaklıkları, ay ve dünyanın dönüş hızları, atmosferin yapısı gibi birçok nitelik, insanların ve canlıların dünyada yaşayabilmesi için en uygun şekilde yaratılmıştır. Tüm bunların tesadüflerle oluştuğunu açıklamak akla ve mantığa sığmamaktadır. Aynı şekilde canlılar da kendi içlerinde kusursuz bir biçimde yaratılmışlardır. Tıpkı insan gibi diğer canlılar da bulun-dukları ortama uyum sağlayabilecek nitelikte yaratılmışlardır. Canlıların bulunduğu ortama uyum sağlayabilmeleri de mükemmel bir yaratılış örneğidir. Bu şekilde canlılar nesillerini uzun süre devam ettirebilmektelerdir. Birçok canlı fizyolojik yapısı, haberleşme sistemi, uçma yeteneği, savunma mekanizması gibi özellikleri ile bilim insanlarına ilham kaynağı olmak-talardır. İnsanın yaşamını kolaylaştırmak ve karşılaştığı problemleri çözmek için oluşturulan icatlarda, canlılardaki mükemmel yapılar örnek alınmaktadır.

Biyomimetik

Biyomimikri veya biyomimetik; doğal organizmalar, süreçler ve sistemlerin incelenmesi yo-luyla insan problemlerini çözmek için ilham kaynağı oluşturan uygulamalı bir bilimdir (Karsli ve Ozger, 2020). Yani bilim insanları bu bilim dalıyla, doğayı ve canlıları taklit ederek yeni ürünler ortaya koyarlar.

Biyomimetik uygulama örnekleri Timsah derisindeki fiberglas yapısı

Birbirine karışmayan iki veya daha fazla katı malzemenin birleşimiyle oluşan katı malzemelere kompozit adı verilmektedir. Fiberglas, yapay bir kompozittir. Fiberglaslar, polimer adı verilen jölemsi plastik bir maddenin içine cam parçalarının karıştırılmasıyla elde edilir. Elde edilen bu karışım hafif, sağlam ve esnek bir yapıya sahiptir. Fiberglasın yapısındaki maddelerin oranı değiştikçe fiberglasın yapısı da değişmektedir.

İnsan hayatını kolaylaştıran fiberglas tekniği teknolojide 20. yüzyıldan itibaren kullanılmak-tadır. Ancak doğada milyonlarca yıldır var olan bir canlı, bu özel yapıyı ilk yaratılışından beri kullanmaktadır. Bilim insanları, oldukça dayanıklı bir yapıya sahip olan timsah derisinin ok ve bıçak darbesini geçirmeyecek kadar sağlam olmasını araştırmışlardır. Araştırmalar sonucunda timsah derisinde çok özel bir doku keşfetmişlerdir. Bu dokuya sağlamlık veren malzeme, içeriğinde bulunan kolajen proteini lifleridir. Bu lifler, dokunun içerisine eklenerek dokunun yapısını güçlendirmektedir (Genç, 2013, s.56).

Günümüzde oldukça yaygın kullanım alanı olan fiberglas tekniği, timsah derisinde halihazırda mevcuttur. Ancak 20. yüzyılda araştırılarak keşfedilen bu tekniğin timsah derisinde tesadüfen oluşması fikri, mantığa ters düşmektedir.

Okyanus derinliklerinde fiber optik tasarım

Fiber optik, ışığı iletmede oldukça etkili bir malzemedir. Günümüzde internet altyapıları başta olmak üzere iletişim ağlarında kullanılmakta olan fiber optik kablolarla iletişim imkanları, normal malzemelerden yapılan kablolara göre çok fazla artmaktadır. Saç teli kalınlığında 10 adet fiber optik kablonun birleştirilerek oluşturduğu kesitten 40.000 ayrı ses kanalı geçebilmektedir.

Antarktika kıyılarının derinliklerinde yaşayan bir su süngeri, fiber optik teknolojiyi kullan-maktadır. Rossella Racovitzae adı verilen bu canlı, fotosentez yapabilmek için ihtiyacı olan ışığı, fiber optikten yapılmış olan diken şeklindeki uzantıları sayesinde kolayca toplamaktadır. Ayrıca bu yeteneğiyle çevresi için bir ışık kaynağı görevi görmektedir. Bu şekilde hem kendisi hem de çevresinde yaşayan canlılar için yaşam kaynağı olan ışığı sağlamaktadır (Sarikaya vd., 2001). Kıyının 100-200 metre derinliğinde, karanlık sayılabilecek bir yerde yaşayan bu canlının güneş ışığını, son derece mükemmel yapıdaki uzantılarıyla toplaması oldukça ilginçtir. Elbette bu yapının tesadüflerle oluşması mümkün değildir. Bu canlının sahip olduğu bu mükemmel yapı, tam da gerektiği şekliyle kusursuz bir biçimde yaratılmıştır.

Deniz altının ilham kaynağı: Nautilus

Denizaltı, istediği zaman su yüzeyine çıkıp istediği zaman suyun derinliklerine dalabilen bir teknolojiyle çalışmaktadır. Yapısında bulunan dalış tankları suyla dolduğunda denizaltı sudan daha yoğun olduğu için suyun içine batabilmektedir. Tanklarda bulunan su tahliye edildiğin-de ise sudan daha az yoğun hale gelerek su yüzeyine çıkabilmektedir. Bu yapısı sayesinde denizaltı, istenildiği zaman suya daldırılıp istenildiği zaman su yüzüne çıkarılabilmektedir.

Suda yaşayan Nautilus adlı canlı, bu teknoloji ile yaratılmıştır. Vücudunda 19 cm çapında salyangoz kabuğunu andıran bir yapıya sahiptir. Bu organda birbiri ile bağlantılı 28 adet dalış hücresi bulunmaktadır. Bu hücrelerin su ile dolmasıyla Nautilus suyun derinliklerine gide-bilmektedir. Ancak su yüzeyine çıkabilmesi için dalış hücrelerindeki suyun tahliye edilmesi gerekmektedir. Bu durum için de Nautilus biyokimyasal yolla vücudunda bir gaz üretir. Kan dolaşımı ile dalış hücrelerine iletilen bu gaz sayesinde, dalış hücrelerindeki su tahliye edilir. Bu sayede Nautilus, avlanırken veya düşmanından kaçarken suyun dibine veya yüzeyine geçebilir (Altun, 2019, s.45). Mühendislerin denizaltında yapmış oldukları bu tasarımın bir canlıda bu kadar mükemmel ve kusursuz bir şekilde var olması insana, canlıların rastgele tesadüflerle evrimleştiği fikrini sorgulatmaktadır.

Yunuslardaki ses dalgaları ve sonar sistem

Gemi ve denizaltında yön ve hedef belirlerken SONAR adı verilen cihaz kullanılır. Bu cihazın çalışma prensibi şu şekildedir. Sonardan belirlenen hedefe ses dalgaları gönderilir. Ses dalga-larının belirlenen hedefe gidip geri gelme süresine göre hedefe olan mesafe ölçülebilmektedir.

Canlılar alemi incelendiğinde, son derece akıllı varlık olan yunuslarda sonar sistemin olduğu görülmektedir. Yunusların başlarında “melon (kavun)” adı verilen bir organdan saniyede 200 bin titreşime ulaşan ses dalgaları yollanmaktadır. Yunuslar kafalarını çevirerek ses dalgalarını istedikleri yere gönderebilirler. Ses dalgaları bir cisme çarptığında yunusların ağızlarında bu-lunan alıcılara geri dönerler. Alınan uyarılar iç kulağa ve oradan beyine gönderilir. Bu şekilde yunuslar çok hızlı bir şekilde nesnelerin uzaklığını ve hareketini hesaplayabilirler. Ayrıca bir balık sürüsünde tek bir balığa odaklanarak onu izleyebilirler (Gates, 1999, s.52).

Yale Üniversitesi’nde Prof. Dr. Romar Kuc, keşif maksadıyla icat ettiği robota yunusların sonar sistemini taklit ederek bir sonar sistem oluşturmuştur (robotbooks.com, n.d.). Yazılım oluş-turularak robotun sonar ile mesafe tayin edebilmesi sağlanmıştır. Ancak yunuslara bu işin uzmanları tarafından böyle bir yazılım oluşturulmamış veya bu hesabı yapacakları bir eğitim verilmemiştir. Yunusları da diğer canlılar gibi Allah kusursuz yaratmış ve bu sistemle donat-mıştır. Böylesine mükemmel bir sistemin evrimle oluşması oldukça mantıksızdır.

Tartışma ve Sonuç

Doğadaki canlılar ve sistemler, insanlarda hayranlık uyandıracak yapılara sahiplerdir. Bilim insanları bu yapıları inceleyerek buradaki tasarımları taklit edip yeni tasarımlar oluşturmaktalardır. Yıllarını eğitime veren bilim insanlarına ilham olan canlıların, sahip oldukları bu özellikleri kendi kendilerine öğrenmeleri mümkün değildir. Allah’ın kusursuz olarak yarat-tığı canlıları inceleyen bazı insanlar maalesef Allah’ın üstünlük ve kudretini kabul etmeyip bu muhteşem yapılara, “doğanın mucizesi” veya “hayatta kalma içgüdüsü” şeklinde garip açıklamalar getirmektelerdir. Bunun sebepleri, özellikle son yıllarda evrim teorisinin yaratıcıyı inkâr ettiği gizlenerek fantastik kurgularla insanların ilgilerinin çekilmeye çalışılması; bilgisayar oyunlarında canlılarda evrimin telkin edilmesi, dizi ve filmlerde evrim teorisinin bilimsel bir gerçekmiş gibi gösterilmesidir. Ne yazık ki bazı insanlar da Allah’ın varlığını kabul edip O’na inanırken, aynı zamanda canlıların evrimleştiğini de kabul etmektelerdir. Çünkü evrim teorisinin bilimsel olduğu ve yaratılışın bilimsel olmadığı, sadece bir inanç olduğu telkin edilmektedir. Evrim teorisinin bilimsel olarak çürütülemeyeceği ve aynı zamanda bilimsel olarak kanıtlanamayacağı ileri sürülmektedir. Bu şekilde, akıl ve mantığını kullanarak Allah’ın varlığını kabul eden insanların evrim teorisini sorgulamamaları sağlanmaktadır. Ancak diğer canlılardan farklı olarak sorgulayan ve irade sahibi olarak yaratılan insan, evrim teorisini de öğrenip sorgulamalıdır. Evrim teorisini öğrenmeden çürütmeye çalışmak, ne yazık ki evrimcilere alay konusu olmaktadır.

Yaratılışı kavrayabilmek için yüzeysel değil, derin düşünmek gerekir. Canlıları sadece dışarıdan seyretmek yerine onları derinlemesine incelemek, yaratılış fikrinin benimsenmesine yardımcı olur. Onların vücut yapılarını, yaşamak için sahip oldukları mekanizmaları, eğitim almadıkları halde nerede ne yapması gerektiğini bilmeleri tesadüfler sonucu oluşamayacak kadar karmaşık ve sistematiktir. Öyle ki bilim insanları dahi bu canlıları taklit ederek yeni icatlar ortaya çıkarmaktadır. Burada şuna dikkat etmek gerekir. Onlarca yıl eğitim almış, üniversite bitirmiş, lisansüstü yapmış ve kendini sürekli geliştirmekte olan bilim insanları, aklı ve mantığı olmayan ve evrimciler tarafından “tesadüfen” oluştuğu iddia edilen canlıları örnek almaktadırlar. Bir asker, düşman askerinden gizlenmek için savaştığı yere uygun kamuflaj kıyafet giymektedir. Ancak bir bukalemun, kendini gizlemek için herhangi bir kıyafete ihtiyaç duymadan bulunduğu yüzeyin rengine bürünmeyi nasıl başarabilmektedir? Bu beceriyi bukalemuna öğreten kimdir? Bu durumu samimi bir şekilde sorgulayan insan, bukalemunun da diğer canlılar gibi mükemmel bir tasarımcı tarafından yaratıldığını anlayacaktır. Bu mükemmel tasarımcı, alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

Sonuç olarak Allah’ın yaratma sanatının bilime ve bilim insanlarına yol gösterdiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple, dünyada yaşayan herkesin ve ileri nesillerin yaratılışı kavramaları oldukça önemlidir. Bunu sağlayabilmenin tek yolu da yaratıcıyı tanımayan evrim teorisini ilmen çökertmektir. Evrim teorisini çürütmek için öncelikle evrim teorisini bilmek gerekir. Evrim teorisi fen bilgisi ders kitaplarından kaldırılmış olmasına rağmen, televizyon ve in-ternette sürekli propagandası yapılmaktadır. Bu sebeple temel eğitimden lisansüstü eğitime kadar eğitimin her kademesinde, “bilimsel veriler ışığında yaratılış” dersi oluşturulabilir. Bu ders ile Allah’ın yaratma sanatı, canlılardaki muhteşem tasarımlar, biyomimetik bilimi ile anlatılmalı, geleceğimizin mirasçısı gençler bilinçlendirilmelidir. Bu ders kapsamında evrim teorisinin de ne olduğu ve neden geçersiz olduğu mutlaka anlatılmalıdır. Ayrıca ülkemizde ve dünya çapında yaratılışın bilimsel delillerle anlatıldığı kongre, sempozyum ve kongrelerin sayısı artırılmalıdır.

KAYNAKÇA

Altun, Ş. (2019). Doğanın inovasyonu: yenilik için doğadan ilham al. İstanbul: Hümanist Kitap. ISBN: 978-605-69753-6-3.

Bowler, P. J. (1983). Evolution the history of an idea. Los Angeles: University of California Press.

Campbell, N. (1953). What is science?. New York, Dover Publications.

Darwin, C. (2012). Türlerin kökeni. (Ö. Ünalan, Çev.). İstanbul: Evrensel Basım Yayın. (Ori-jinal eserin yayın tarihi 1859).

Futuyma, D. J. (1983). Science on trial: the case for evolution. New York: Pantheon Books. Gates, P. (1997). Wild technology. London: Kingfisher. ISBN13: 9780753401507.

Genç, M. (2013). Doğa, sanat ve biyomimetik bilim. [Yayımlanmamış sanatta yeterlik eseri çalışması raporu]. Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü.

Graebsch, A., ve Schiermeier, Q. (2006). Anti-evolutionists raise their profile in Europe.

Nature, Special report, 444, 406-407.

Karsli, U. T. ve Ozker, S. (2020). A biomimetic design experience in informal interior architec-ture education. Design and Technology Education: An International Journal, 25(1), 80-95.

Lederman, N.G. (2007). Nature of science: Past, present, and future. In S.K. Abell & N.G. Lederman (Eds.), Handbook of research on science education (pp. 831–879). Mahwah, NJ: Lawrence Erlbaum Associates.

Morris, H. M. (2000). Bilimsel yaratılış modeli (A. White, Çev.). Arkansas: New Leaf Press.

ISBN: 975-8318-61-6

Nebraska man (n. d.). In Wikipedia. Retrived September 16, 2020, from https:// en.wikipedia. org/ wiki/Nebraska_Man

Oparin, A. (1936). Origin of life (Reprint, 1953). NewYork: Dover Publications. Robotbooks.com (n.d.). Yale sonar robot modeled after bat and dolphin echolocation behavior.

Retrieved September 30, 2020, from http://www.robotbooks.com/sonar-robots.htm

Sarikaya, M., Fong, H., Sunderland, N., Flinn, B. D., Mayer, G., Mescher, A., & Gaino, E. (2001). Biomimetic model of a sponge-spicular optical fiber—mechanical properties and structure. Journal of Materials Research, 16(5), 1420-1428.

Şentürk, B. (2017). Bilim nedir?. İbn Haldun Üniversitesi Açılış Programı Konuşması. http:// openaccess.ihu.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12154/215/rsenturk_BilimNedir. pdf?sequence=1&isAllowed=y

Taslaman, C. (2017). Bir Müslüman evrimci olabilir mi?. İstanbul: Destek Yayınları. Türk Dil Kurumu, (2020). Evrim. Türk Dil Kurumu Sözlükleri. https://sozluk.gov.tr/

Walsh, J. E. (1996). Unraveling Piltdown: the science fraud of the century and its solution.

New York: Random

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun