Kur'an-ı Kerim'de Evrimci görüş nasıl ifade ediliyor?
Değerli kardeşimiz,
THE PROJECTIONS OF EVOLOTIONAL REVIEW IN THE QUR’AN’S TRANSLATIONS
Prof. Dr. Veysel GÜLLÜCE
Atatürk Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Erzurum, Türkiye [email protected]
Abstract
In fact, the Theory of Evolution, which has atheist, materialist and naturalist ideas, is regarded as a scientific fact on ideological grounds. So much so that theories about plants and animals are often mentioned. Additionally, newspapers, magazines, books, articles and encyclopedia are also included. Even in the advertisement of various products, in many films and cartoons, these are included. Thus, people are faced with an intense evolutionist propaganda, and many people think this theory is an undisputed scientific fact. In this case, some theologians are also influenced, and this theory, which is contrary to religious instructions, is unfortunately accepted. These theologians who think this theory is as a scientific reality, on the one side, trying to change and distort the verses which seem contrary to this theory, while on the other side, they are trying to interpret the verse according to this theory and they are trying to assign meaning to the verses to support evolution.
People with this idea support evolution by giving meaning to the verses related to creation in the Qur`an. As a result, the reflection of this theory has become visible even in the meaning of the Qur`an.
With this work, the translation of the evolutionist viewers appearing in the Quranic verses will be exposed, and it will be aimed to draw attention to the magnitude of this danger that has leaked to the translation.
Key Words: Evolution, Translations of Qur'an, Translation
EVRİMCİ GÖRÜŞÜN KUR’ÂN MEÂLLERİNDEKİ İZDÜŞÜMLERİ
Prof. Dr. Veysel GÜLLÜCE
Özet
Esasında ateist, materyalist ve tabiatçı düşünceye sahip olan evrim teorisi, ideolojik sebeplerle bilimsel bir gerçekmiş gibi kabul ve takdim edilmektedir. Öyle ki, bitki ve hayvanlarla ilgili belgesellerde bu teoriden sıkça bahsedilmekte; gazete, dergi, kitap, makale ve ansiklopedilerde, çeşitli ürünlerin reklamında yer almakta, pek çok filme konu olmakta hatta çizgi filmlerde dahi yer bulmaktadır. Böylece insanlar yoğun bir evrim propagandasıyla karşı karşıya kalmış, pek çok kimse bu teorinin tartışmasız bilimsel bir gerçek olduğunu zanneder duruma gelmiştir. Bu durumdan bazı ilahiyatçılar da etkilenmiş olup, gerçekte dini talimatlara zıt olan bu teori onlar tarafından da benimsenmektedir. Bu teoriyi bilimsel bir gerçek zanneden bu ilahiyatçılar, bir taraftan bu teoriye aykırı görünen ayetleri tevil ve tahrif etme yoluna giderken, diğer taraftan da bir takım ayetleri bu teoriye göre yorumlamakta ve ayetlerden evrimi destekleyen manalar çıkarmaya çalışmaktadırlar.
Bu düşünceye sahip olanlar Kur’ân’daki yaratılışla ilgili âyetlere evrimi destekleyecek şekilde mana verilmesini savunmuşlar, bunun sonucu olarak, bu teorinin izdüşümleri Kur’ân-ı Kerîm meâllerinde dahi görünür duruma gelmiştir.
Bu çalışmada evrimci görüşü benimseyenlerin Kur’ân-ı Kerîm meallerinde görünen bu tür çeviriler gözler önüne serilerek, meâllere kadar sızan bu tehlikenin büyüklüğüne dikkat çekilmeye çalışılacaktır.
Anahtar Kelimeler: Evrim, Kur’an mealleri, Çeviri
GİRİŞ
Esasında ateist, materyalist ve tabiatçı düşünceyi yansıtan ve böyle bir anlayışın ürünü olan evrim teorisi, ideolojik sebeplerle bilimsel bir gerçekmiş gibi takdim edilmektedir. Yoğun bir evrim propagandasıyla karşı karşıya kalan pek çok kimse bu teorinin tartışmasız bilimsel bir gerçek olduğunu zanneder bir duruma gelmiştir. Bu durumdan bazı ilahiyatçılar da etkilenmiş olup, gerçekte dini hakikatlere zıt olan bu teori onlar tarafından da benimsenmiştir. Bu teoriyi bilimsel bir gerçekmiş gibi zannedenler, bir taraftan bu teoriye aykırı görünen ayetleri tekellüflü bir şekilde tevil yoluna giderken, diğer taraftan bir takım ayetleri de bu teoriye göre yorumlamakta ve evrimi destekleyen manalar çıkarmaya çalışmaktadırlar.
Bazıları ise daha ileri giderek meâllerinde yaratılışla ilgili âyetlere evrimi ifade ve işmam eden manalar vermekte bir beis görmemiş, büyük çoğunluğun aksine olan şâz anlayışlarını meâllere yansıtmaktan kaçınmamışlardır... Böylece üzülerek belirtmek gerekir ki, bu görüşün izdüşümleri Kur’ân meâllerinde dahi görünür olmuştur.
Burada Kur’ân-ı Kerîm meallerinde görünen evrimci çevirileri gözler önüne sererek, meâllere kadar aktarılan bu anlayışa dikkat çekmeye çalışacağız:
- َأْطَواًرا َخَلَقُكْم َوَقْد “O, sizi tavırdan tavıra geçirerek yarattı” (Nûh, 14) âyeti, evrimci yaratılışçıların Kur’an’ın evrimden bahsettiğine dair ileri sürdükleri ve meâllerine kadar yansıttıkları ayetlerin başında gelmektedir. Aslında bu âyet Kur’ân’ın mana yüklü câmi âyetlerinden olup insanın ana rahmindeki nutfe, alaka, mudğa gibi evrelerine; hayat boyunca geçirdiği çocukluk, gençlik, ihtiyarlık gibi merhalelerine işaret etmekte; darlıktan bolluğa, bolluktan darlığa, zenginlikten fakirliğe, fakirlikten zenginliğe geçme ve farklı ahlakî ve bedeni özelliklerde yaratılma gibi geniş manalar ifade etmektedir.296 Ayete Kur’an’ın bütünlüğü çerçevesinde, ön yargılardan uzak bir şekilde baktığımızda bu manaları ifade etme hususunda manasının gayet açık olduğunu görürüz. Çünkü bir ayette icmali bir durum veya bir kapalılık varsa, bu kapalılığı gidermenin veya açıklamanın yolu benzer diğer ayetlere müracaat etmektir. Meseleye böyle yaklaşınca bu ayetin başka ayetlerde genişçe anlatılan bu tür manalara delâlet ettiğini anlamakta gecikmeyiz.
Kur’an’ın bütünlüğünü bir tarafa bırakarak bu ayete önyargılı olarak bakanlar ise, evrimden bahsettiğini (!) iddia edebilmektedirler. Bu iddiada olanlanlardan bazıları bu ayeti evrimi ifade eder bir şekilde yorumlamış, bazı meal sahipleri ise bu ayete evrimi çağrıştırır bir şekilde mana vermişlerdir.
Örneğin, “Yaratılış ve Evrim Konusunda Türkçe Kur’an Meallerindeki Tercüme Hataları”297 adlı tebliğde, bu ayetle ilgili şunlar söylenmektedir: “Bu ayette geçen “etvâren” kelimesi “tavr” kökünden gelmedir. “Bir hâlden diğer bir hâle geçmek”, “bir merhaleden diğerine geçmek” anlamındadır. Bu kelime bugün evolution yani evrim kelimesinin Arapçası olan “tatavvur”la aynı köktendir. Zaten evrim bir canlının oluşumundaki etapların adıdır. Öyleyse ayette geçen ve üstelik evrim anlamıyla aynı köke malik bulunan kelimeyi “evrim etapları” şeklinde tercüme etmek en ilmî yoldur… Ayetin anlamı şöyle olmalıdır: Hâlbuki O sizi evrim merhalelerinden geçirerek yarattı”298
Tebliğinin sonuç kısmında ise, meâl ve tefsir yapmakla ilgili bir takım kurallar zikredilerek bu kurallara uyulduğu ima edilmektedir. Hâlbuki tebliğ sahibinin, yukarıdaki açıklamaları yaparken aslında bu kurallara uymadığı kanaatindeyiz. Dolayısıyla bu kurallar hakikatte kendisine yöneltilmiş eleştiriler mahiyetindedir. Biz de başka eleştiri noktalarına değinmeden bunları kendisine hatırlatarak eleştirimizi yapacağız. Şöyle diyor: israiliyyattan ve ehl-i kitabın yorumlarından bağımsız ele alınmalıdır.”299
296 . Bkz. Ebu’l-Hasen el-Maverdî, en-Nüket ve’l-Uyûn, Daru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut, 1992, VI, 102.
297 . Bkz. İsmail Yakıt, “Yaratılış ve Evrim Konusunda Türkçe Kur’an Meallerindeki Tercüme Hataları” Kur’an Mealleri
Sempozyumu, 24-26 Nisan, 2003, İzmir, II, 229-235
298 .Yakıt, s. 233-234. Benzer iddialar için bkz., Hamid Atiyye, Halku’l-İnsan beyne’l-İlmi ve’l-Kur’ân, Tunus, 1987, s. 82-83
“Kur’an âyetlerini tercüme ve bu tercümeler üzerine tefsir yaparken:
- Kur’an bir bütünlük içinde ele alınmalı, ayetler arasında anlam zinciri kurulmalı ve tercümede varılan anlam başka bir ayetle tevfik edilmelidir.
- Kilit kavramların semantik analizi mutlaka yapılmalı ve cümle semantiği de semiolojik özellikler doğrultusunda ele alınmalıdır.
- Kur’an tercümesi ve tefsiri peşin fikirlerden uzak olarak yapılmalıdır. Kur’an ayetleri özellikle
- Maddede “Kur’an bir bütünlük içinde ele alınmalı, ayetler arasında mana zinciri kurulmalı ve tercümede varılan anlam başka bir ayetle tevfik edilmelidir.” Diyor. Ayetlere mana verirken Kur’ân’ın bütünlüğüne göre hareket etmemiz gerektiğini belirtiyor. Ki bu prensip Kur’ân tefsirinde çok önemli olup ayetlere parçacı bir bakış açısıyla değil de bütüncül olarak bakılmasını, bir âyette kapalı olan kısmın başka âyetlere müracaat edilerek giderilmesini, âyetlerin birbirini tefsir edip açıkladığını ifade etmektedir.
Dolayısıyla “tavırdan tavıra geçilerek yaratılma”dan ne kast edildiği konusunda Kur’ân’a bütüncül bir bakış açısıyla baktığımızda, Yakıt’ın savunduğu görüşün yani “evrim merhalelerinden” geçilerek yaratılmanın tam aksi bir durumla karşılaşırız. Çünkü hiçbir âyette böyle bir merhaleden bahsedilmemekte, yani canlıların birbirlerinden türetilerek yaratıldığı asla ifade edilmemektedir. Buna karşılık, insanın anne rahminde çeşitli merhalelerden geçerek yaratıldığını, keza dünya hayatında çocukluk, gençlik, ihtiyarlık gibi merhalelerden geçtiğini ifade eden âyetlerle karşılaşırız. Dolayısıyla Kur’ân’ı bütünlük içinde ele aldığımızda, zikredilen “evrim merhalelerini” destekleyen herhangi bir âyete rastlamak mümkün değildir.
2. Maddede ise, “Kilit kavramların semantik analizi mutlaka yapılmalı ve cümle semantiği de semiolojik özellikler doğrultusunda ele alınmalıdır.” Diyor. Ancak “Bu kelime bugün evolution yani evrim kelimesinin Arapçası olan “tatavvur”la aynı köktendir. Zaten evrim bir canlının oluşumundaki etapların adıdır. Öyleyse ayette geçen ve üstelik evrim anlamıyla aynı köke malik bulunan kelimeyi “evrim etapları” şeklinde tercüme etmek en ilmî yoldur” şeklindeki açıklamalarda semantiğin temel kurallarına dahi uyulmadığına şahit oluyoruz. Çünkü semantiğe göre, kelimelerin anlamını tespitte kullanıldığı dönem çok önemlidir. Kelimelerde zaman içinde anlam genişlemesi, anlam daralması ve anlam kayması olabilir. Etimolojik ve semantik analizin sonucu bize, kavramları ifade edecek ve kelimelerin gerçek anlamını verecektir. Çünkü kelimenin esas anlamını tespit edebilmek için mümkün olduğu kadar erken dönem kaynaklarına müracaat edilmesi bir zarurettir. Bu faaliyet ile kavramın yanlış anlaşılmasını, kavram kargaşasını önleme ve doğru anlamı bulmaya çalışılmaktadır.300 Dolayısıyla burada önemli olan, “etvâr” kelimesinin nüzul döneminde ne manada kullanıldığını tespit etmektir. Yoksa yüzyıllar sonra bu kelimenin kökünden “evrim” manasında kullanılan bir kelime türetilmiş diye, âyeti buna göre anlamlandırmak, başka bir ifadeyle, “tavır” kökünden gelen “tatavvur”un günümüzde evrim manasında kullanılmasından yola çıkarak, âyetteki “etvâr” ile kastedilenin “evrim merhaleleri” olduğunu iddia etmek semantik ilmi açısından hatalı bir tutumdur.
299 . Yakıt, s. 235
300 . bkz. Hasan Yılmaz, Semantik Analiz Yönteminin Kur’ân’a Uygulanması, KURAV. Yay., Bursa, 2007, s. 119-129, 167-180.
3. Maddede ise, “Kur’an tercümesi ve tefsiri peşin fikirlerden uzak olarak yapılmalıdır. Kur’an ayetleri özellikle israiliyyattan ve ehl-i kitabın yorumlarından bağımsız ele alınmalıdır.” Diyor. Ama yaptığı yorumlara bakıldığında, kendisinin peşin fikirle hareket ettiği hissedilmektedir.
“Kur’an ayetleri özellikle israiliyyattan ve ehl-i kitabın yorumlarından bağımsız ele alınmalıdır.” İfadesine gelince, İsrailiyât hakkında uyulması gereken prensip şöyledir: Kur’ân’a ve İslâm’ın temel prensiplerine aykırı olanlar reddedilir. Muvafık olanlar ise, tefsir sadedinde değerlendirilebilir. Bunun dışındakiler hakkında ise kesin hüküm vermekten yani “doğrudur” veya “yanlıştır” demekten kaçınılır. Çünkü kaynak güvenilir olmadığı için, doğrudur dediğimiz şey yanlış, yanlıştır dediğimiz ise doğru olabilir.
Evet, İsrâiliyâta pek çok hurafelerin karıştığı doğrudur. Ama hurafe sadece İsrailiyâta has bir durum değil… Acaba evrim teorisini savunanların ileri sürdükleri hurafelerden haberdar mıyız? Burada zikredeceğimiz birkaç örneğin dahi, bu teoriyi esas alarak âyetlere mana vermenin, İsrâiliyâta dayanarak tefsir etmeden daha sakıncalı olduğu hususunda yeterli olacağı kanaatindeyim.
İşte Evrim hurafelerine dair birkaç örnek: Evrimciler denizlerdeki diğer balıkların aksine balina türünün memeli oluşunu şöyle izah etmektedirler: Denizlerde başlayıp çoğalıp gelişen hayat karaya sıçradıktan sonra karada da evrim devam etmiş, böylece çeşitli kara hayvanları türemiştir. Bunlardan biri olan ayıların veya ayı benzeri başka hayvanların bir kısmı zamanla tekrar denize dönmüş, denizde yaşamaya ayak uydurmuş ve derken memeli bir tür olan balinalar oluşmuştur (!) Eğik yürüyen insan atalarının (!) nasıl dik yürümeye başlayan homo-erectus’a dönüştüklerine (!) dair yapılan izah da böyledir: Evrimcilere göre, yüksek otlaklarda ve çayırlarda yaşayan bazı maymun türleri, etraflarını görebilmek için ayakları üzere dikilmek zorunda kalmışlar, nesiller boyunca devam eden bu durum onların dik yürümelerine sebep olmuştur (!) ilâ âhiri hayâlâtihim…
Bir meâlde ise, bu âyete “Oysaki sizi uzun süreçler içinde halden hale geçiren yaratan O'dur.” Manası verilerek hakikatte âyette yer almayan “uzun süreçler içinde” ifadesi eklenmiş ve böylece âyet evrimi çağrıştırır bir hale dönüştürülmüştür.
Diğer bir meâlde ise, “Oysa sizi evrimler halinde yaratan O'dur.” Manayı yüklenerek bu yönde daha aşırı bir çeviri yapılmıştır.
İlginçtir ki bu âyet günümüzde reenkarnasyonu savunan bazı kimseler tarafından da reenkarnasyon ifade ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Kanaatimizce bu durum, Kur’ân’a önceden kabullenilmiş görüşler istikametinde yaklaşmanın bir sonucu olarak görülebilir.
َ 2. نَباًتا اْلَْْرِض مَن ِ َأنَبَتُكم َوَّاللَُّ “Allah sizi yerden mükemmel bir yaratışla inşa etti” (Nûh, 17) âyetine dair bazı meâllerde de evrimci yaklaşımın izdüşümleri hissedilmektedir. Şöyle ki: Bu âyette mef’ul-i mutlak olan nebât kelimesi Kurtubî’nin ifade ettiği gibi, inbât manasında mastarın yerini tutan, yani enbete-bitirdi (yarattı) kelimesini pekiştirmek için getirilmiş bir kelime olduğu halde, bazı meâllerde bitki manasında
değerlendirilmiştir. Böylece bazılarında: “Allah, sizi de yerden bitki bitirir gibi bitirmiştir”,301 bazılarında ise “Allah, sizi de yerden bitki olarak bitirmiştir.” manası yüklenmiştir.302 Oysa burada kastedilen mana Hz. Adem’in güzel ve mükemmel bir şekilde topraktan yaratılmasıdır. Yani yaratma ifadesi, benzer bir kelimeyle, enbete kelimesiyle ifade edilmiştir. Ayetin sonundaki nebâten ise inbât yerine kullanılmış (bitirme-yaratma)
301 . Örnek olarak bkz. Abdul Metin Saruhan, Âdem Uğur, Ahmed Hulusi ve Ahmed Varol’a ait Meâller.
302 . Örnek olarak bkz. Süleyman Ateş ve Yaşar Nuri Öztürk’e ait Meâller. Meâlin böyle olması gerektiğini iddia eden Yakıt bu ayetle ilgili olarak da şöyle diyor: “… Ayetin anlamı sade ve basittir. Ancak bazı meâller anlamı saptırmaktadır. Ayet: “Allah sizi yerden bir bitki olarak bitirdi” manasındadır.
manasında meful-i mutlaktır. Dolayısıyla âyetin doğru anlamı, bazı meâllerde de ifade edildiği gibi303, “Allah sizi en güzel bir şekilde arzdan (topraktan) yarattı” şeklindedir.
Tefsirlerde de bu kelimeye (enbete’ye) inşâ etmek manası verilmiştir. Mesela Taberi’ye göre âyet “Allah sizi Yerin toprağından inşa edip yarattı” manasındadır.304 Kurtubi’ye göre, âyetteki “nebaten” ifadesi asıl mastarın dışında bir mastardır. Çünkü “Enbete” fiilinin asıl mastarı “inbât”’tır. Böylece isim (nebât) mastar (inbât) yerinde kullanılmıştır.305 Razi’ye göre ise, ayette “إنباتًا أنبتكم” denmesi beklenirken “نباتًا أنبتكم” denmesindeki nükte, “inbât”ın Allah’ın sıfatı olup müşahede edilmeyen bir durum olmasıdır.306
Bu âyetin devamı olan ِإْخَراًجا َوُيْخِرُجُكْم ِفيَها ُيِعيدَُُكْم ُثَّم “Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi (yeniden) çıkaracaktır.” İfadesine bakılınca bu âyetin manası daha iyi anlaşılacaktır. Çünkü bu âyette Allah’ın varlığı, kudreti ifade edildiği gibi öldükten sonra dirilişin Allah için ne kadar kolay olduğu da belirtilmektedir. Sizi yerden bir kere yaratan Allah, ölüp toprağa karışmanızın ardından sizi tekrar oradan çıkarabilir. Elbette buna da gücü yeter deniyor. İşte bu kıyası zihinlere yerleştirmek için bu âyettte inbât (topraktan bitirme) kelimesi tercih edilmiştir. Bu âyetin bir benzeri de “Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız (ُأْخَرى َتاَرًة ُنْخِرُجُكْم َوِمْنَها ُنِعيدَُُكْم َوِفيَها َخَلْقَناُكْم ِمْنَها)” (Ta-Ha, 55) ayetidir. Görüldüğü gibi bu âyetle Nûh, 17. Ayet arasındaki fark, yaratma manasında birinde enbete kelimesinin diğerinde ise halakna kelimesinin kullanılmış olmasıdır. Her iki ayet de aynı maksatlarla sevk olunmuştur ve aynı manaya delâlet etmektedir.
Hz. Meryem’in yaratılışının güzelliğini ifade etmek için bildirilen }َحَسًنا َنَباًتا َوَأنَبَتَها{ “Onu güzel bir şekilde yaratıp inşa etti, büyüttü” (Al-i İmrân, 37) ayetindeki nebat kelimesinin bitki değil de “büyütme/yaratma” manasında olduğu gibi (Çünkü Hz. Meryem’in bitki olarak yaratılmadığı yetiştirilmediği, bitkiden insana dönüşmediği açıktır!), Nuh, 17. Ayetinde de durum böyledir. Özetle, “enbete” fiili yaratma manasında kullanılan kelimelerdendir.307
َّ 3. مْذُكوًرا َشْيًئا َيُكن َلْم الَّدْهِر مَن ِ ِحيٌن اِْلْنَساِن َعَلى َأَتى َهْل “İnsan üzerinden henüz anılmadığı uzun bir zaman geçmedi mi?” (İnsan, 1) âyeti de bir zamanlar “insan” diye bir varlık olmadığı, henüz yaratılmadığı için isminin anılmadığı ifade edilerek varlık nimetine dikkat çekildiği halde, bazı meâllerde bu âyet, ilginç bir yaklaşımla evrimi çağrıştıran bir şekilde anlamlandırılmıştır.
Müfessirler, âyetteki “insan”dan kastedilenin Hz. Âdem olabileceği gibi, bütün insanların da kastedilmiş olabileceğini ifade etmişlerdir. Böylece ayette, ister ilk insan olan Hz. Âdem olsun, isterse diğer insanlar olsun, her bir insan için isminden bahsedilmediği, anılmadığı bir zamandan bahsedilmektedir.308 Çünkü bir zamanlar ortada Hz. Âdem yoktu. Keza bir zamanlar bizler de yoktuk. Ne ismimiz anılıyordu, ne de bizlerden bahsediliyordu.
Ayette geçen “الدََّْهِر مَن ِ ن ِحي” ifadesi ise, miktarı bilinmeyen, belirsiz bir zamandan bir bölüm olarak tefsir edilmiştir. Bunu “zamandan bir kesit” olarak da ifade edebiliriz. Buradaki insandan maksadın Hz. Âdem olduğunu söyleyenlere göre ise, Hz. Âdem’in toprağın merhalelerinden yaratılışındaki dönemlerin süreleri olarak açıklanmıştır ki, bu sürelerin 40 yıllık dönemler olduğu ifade edilmiştir.
303 . Örnek olarak bkz. A. Fikri Yavuz’a ait Meâl: “Allah sizi (babanız Âdem’i) arzdan yaratıp meydana çıkardı.”
{ واَّللُّٰ أنْبَتَكُم مِنَ الرْْض نَباتاً } يقولُ: والله أنشأكم من تراب الرْض، فخلقكم منه إنشاء tefsiri: ayetin ilgili Taberi, Bkz. 304
و«نَبَاتاً» مصدرَ على غير المصدرَ، لنْ مصدرَه أنبت إنباتاً، فجعل الإسم الذي هو الن بات في موضع المصدرَtefsiri: ayetin ilgili Kurtubi, Bkz. 305
المسألة الثانية: كان ينبغي أن يقالُ: إلا أنه لم يقل ذلك بل قالُ: أنبتكم نباتاً، والتقديَر أنبتكم فنبتم نباتاً، وفيه دقيقة tefsiri: ayetin ilgili Razi Bkz. 306
لطيفة: وهي أنه لو قالُ: أنبتكم إنباتاً كان المعنى أنبتكم إنباتاً عجيباً غريباً، ولما قالُ: أنبتكم نباتاً كان المعنى أنبتكم فنبتم نباتاً عجيباً، وهذا الثاني أولى لنْ الإنبات صفة لله تعالى وصفة الله غير محسْوسة لنا، فلَ نعرف أن ذلك الإنبات إنبات عجيب كامل إلا بواسطة إخبار الله تعالى
307 . Önceki âyette olduğu gibi bu âyette de nebât, inbât manasında olup mef’ul-i mutlaktır. Bkz. Taberi: والنبات والقبولُ
yaratılıp şekilde bir güzel Meryem’in Hz. وأصله إنباتاً، فحذْف الحرْف الزاِّئدَ Şevkânî: ; مصدرَان على غير المصدرَ، والصْل تقَبُّلًَ وإنباتاً
büyütülmesini ifade etmektedir. Ancak meâllerde yine aynı yaklaşımla nebât, bitki manasında çevrilmiştir.
308 . Mâverdî, VI, 162; İbnu’l-Cevzî, VIII, 142.
Yani 40 yıl toprak olarak kalmış, sonra 40 yıl hame-i mesnun olarak kalmış, sonra 40 yıl da salsal olarak kalmış, böylece 120 yıl sonra ruh üflenerek canlanmıştır. Bazı müfessirlere göre ise toprak ile ruhun üflenme safhaları arasında toplam 40 yıl vardır.309
Keza ayetteki, “َّمْذُكوًرا َشْيًئا َيُكن َلْم / anılan bir şey değildi” ifadesi de varlık âleminde değildi” şeklinde yorumlandığı gibi, buradaki insandan maksadın Hz. Âdem olduğunu söyleyenlere göre ise, toprağın merhalelerinden yaratılışındaki dönemlerde Hz. Âdem’in henüz ismi anılmıyordu, şeklinde de yorumlamıştır. Yine bütün müfessirlerin ittifakıyla, ikinci ayette katışık nutfeden yaratıldığı bildirilen insandan kastedilen, Hz. Âdem’in çocukları olan diğer insanlardır.310
Görüldüğü gibi bu âyette Hz. Âdem veya her bir insanın bir zamanlar dünyada olmadığı, isminin anılmadığı zamanlara dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla evrimle uzaktan yakından alakası yoktur. Nitekim bazı meâllerde de bu duruma işaret edilmiştir:
-“İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti” (Diyanet İşleri Başkanlığı Meâli)
-Dehr'de insanın anılmadığı bir süreç yok muydu? (A. Hulusi)
Misal olarak zikrettiğimiz bu meâllerde görüldüğü gibi “insanın mezkûr bir şey olmaması”ndan kastedilen mana, henüz yaratılmamış olması, varlıklar âleminde ve mahlukât içinde henüz bir yerinin olmaması ve anılmamasıdır. Kanaatimizce doğru ve isabetli mana budur.
Bazı meâllerde ise, “insanın mezkûr bir şey olmaması” ifadesi “anılmaya değer bir şey değildi” olarak belirtilmiştir. Şu meâllerde olduğu gibi:
-“İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gel (ib geç) di ki (o vakit) o, anılmıya değer bir şey bile değildi.” (H. Basri Çantay)
-“Gerçekten insan üzerine dehirden öyle bir zaman geçti ki, o vakit insan alınır, (insanlıkla tanınır) bir şey değildi.” (A. Fikri Yavuz)
-“Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip geçti.” (G. Onan)
-“İnsan anılmaya değer bir şey olana kadar, üzerinden uzun bir zaman geçmemiş midir?” (Ö. Öngüt), “İnsan, adı anılmaya değer bir şey olana kadar, üzerinden uzun bir süre geçmedi mi?” (Ş. Piriş)
-“Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi?!” (Elmalılı (sadeleştirilmiş-1))
-Gerçekten insan üzerine dehirden (zamandan) öyle bir müddet geldi ki o zaman o, anılmaya değer bir şey değildi. (Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2))
309 . Mâverdî, VI, 163; İbnu’l-Cevzî, VIII, 143.
310. Mâverdî, VI, 162
Elmalılı Hamdi Yazır’ın mealinin aslı ise, “Fil'hakîka geldi insan üzerine dehirden bir müddet o anılır bir şey olmadı” şeklinde olup birinci manaya yakındır.
Hz. Âdem’e henüz ruh üflenmeden önce toprak olarak bekletildiği veya insanların henüz dünyaya gelmeden önceki, nutfe, alaka, mudğa gibi evreleri dikkate alındığında âyete böyle bir mana vermenin de doğru olabileceği düşünülebilir. Nitekim İbn Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre, “Hz. Âdem kendisine ruh üflenip canlanmadan önce 40 yıl boyunca Mekke ile Tâif arasında atılmış bir vaziyette idi”311
Bazı meâllerde ise, bütün olarak bakıldığında, “insanın mezkûr bir şey olmaması” ifadesinin “anılmaya değer bir şey değildi” şeklinde belirtilmesinde evrimi işmam eden bir mana hissedilmektedir. Bu meâllerin bazısı evrimi çağrıştırdığı gibi bazıları ise âdetâ evrim teorisi göz önünde bulundurularak şekillendirilmiş gibidir: Şu meâllerde olduğu gibi:
-“İnsan(ın tarih sahnesinde görünmesin)den önceki dönem, sonsuz bir zaman kesitinden ibaret (değil) midir; insanın henüz dikkate değer bir varlık olmadığı (bir zaman kesiti)?” (M. Esed)
-“İnsanın üzerinden, o tarih sahnesine çıkıncaya (kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir varlık bile değildi?” (M. İslamoğlu)
-“İnsanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun bir süre (beşyüzbin yıl veya daha fazlası) geçmedi mi?” (S. Türkmen)
Böylece bu ayetlerdeki “الدََّْهِر مَن ِ ن ِحي/zamandan bir kesit” ifadesini çok uzun devirler olarak ele
alınması, “َّمْذُكوًرا َشْيًئا َيُكن َلْم / anılan bir şey değildi” ifadesinin de “anılmaya değer bir varlık değildi” şeklinde yorumlanması, ayetin meâlini evrimi çağrıştırır bir hale dönüştürmüştür. Bu yaklaşımın, Hz. Âdem’e henüz ruh üflenmeden önce toprak olarak bekletildiği veya insanların henüz dünyaya gelmeden önceki dönemin dikkate alınmasının bir sonucu olduğu düşünülse de, bazıları tarafından ise, evrim dikkate alınarak yapılmış gibi bir izlenim hissedilmektedir.
4. Kur’ân’da âni yaratmayı ifade eden çeşitli âyetlerde geçen َفَيُكوُن ُكن / “kun-feyekun /Ol der, derhal olur” ifadesi de yaratılışın ânî ve def’i bir surette olamayacağını, ancak süreç içinde olabileceğini iddia eden veya yaratılışın evrim yoluyla olduğunu savunanlar tarafından evrimi çağrıştırır bir şekilde anlamlandırılmış, bazıları da bu meâlleri böyle bir yaklaşımın farkında olmadan kullanır olmuştur. Örneğin, َيُقوُلُ َفِإَّنَما َأْمرًا َقَضى َوِإَذا َفَيُكوُن ُكن َلُه “Bir şeyi dilediğinde ona sadece ol der o da derhal olur” (Bakara, 117) âyetindeki “yekûnu/olur” kelimesi meâllerin büyük çoğunluğunda (baktığımız 41 meâlden 38’inde) “olur”, “oluverir” şeklinde olduğu halde bazı meâl sahipleri (3 kişi) bunların yerine “oluş sürecine girer” veya “olmaya başlar”312 manasını vermişlerdir.
Şüphesiz diğer meâllerden farklı olarak bu meâli tercih edenlerin tamamı hakkında, evrimi göz önünde bulundurarak âyetlere bu manayı verdiklerini söyleyemeyiz. Başka gerekçelerle de böyle bir meâli tercih etmiş olabilirler. Ancak yaratılışın evrim yoluyla olduğunu savunanların böyle bir meâlden kasdı ise farklıdır. Onlara göre, Allah’ın ol dediği şey derhal olmaz, sadece olmaya başlar, oluş sürecine girer. Böylece, yaratılışın başlayıp biten bir hâdise değil, safhalar halinde devam eden bir bütün olduğunu313 söylerler.
311 . Mâverdî, VI, 162
312 . Bu tür meâllere örnek olarak bkz.: Allah, göklerin ve yerin yoktan yaratıcısıdır. Bir şeyi dilediğinde ona sadece, “Ol” der, o da hemen oluşmaya başlar.” (Bayraktar Bayraklı); “Gökleri ve yeri yoktan, eşsiz ve benzersiz yaratan O'dur. Bir işin olmasını murad ettiğinde, ona sadece "ol" der ve o da hemen oluş sürecine girer.” (Mustafa İslamoğlu); “Gökleri ve yeri örneksiz yaratandır. Bir işe hükmetti mi, ona sadece “ol” der, o da hemen oluşmaya başlar.” (Sadık Türkmen), Keza bkz. Sakıp Yıldız, Kur’ân Işığında Yaratılış Konuları, DİB, Ankara, 1992, s. 30.
İbda ve inşa (anî ve tedricî) olarak ifade edilen iki türlü yaratmadan sadece birini yani tedricî yaratmayı kabul eder görünürler. Allah’ın varlıkları tedricî olarak, safhalar halinde yaratmasının yanında dilediği bir şeyi hiçbir sebep ortada yok iken bir anda (def’î ve âni olarak) var edebileceği hakikatini göz ardı eden bir görünüm sergilerler.
Bu meâli verenler âyetteki yekûnu/olur kelimesinin muzarî (şimdiki ve geniş zaman) kipinde oluşunu da gerekçe gösterirler. Oysa cümle, bütün ögeleliyle bir bütün olarak ele alındığında buradaki “olur”un derhal olma manasında olduğu görülecektir. Nitekim Türkçemizde de “… ol der, o da olur” ifadesinde “olur” fiili geniş zaman ifade ettiği halde cümle bir bütün olarak ani ve def’i oluş, yaratılış şeklinde anlaşılır. “Fe-yekûnu”daki fâ-i takibiye de bu manayı desteklemektedir. Dolayısıyla ister Arapçadaki formunu (yekûnu), isterse Türkçedeki formunu (olur) dikkate alalım sevk olunuş gaye ve ortamını göz ardı ederek sadece kelimenin kipini esas alıp, cümleye ona göre mana vermek doğru bir yaklaşım değildir.
Özetle, “Ol deriz o da derhal olur” şeklindeki ifadede “olur” kelimesi geniş zaman ifade eder ama ayeti bir bütün olarak ele aldığımızda ve ayetin sevk olunduğu ortamı dikkate aldığımızda böyle bir böyle bir çıkarımın uygun olmadığı görülecektir. Zira bu nevi âyetler Yüce Allah’ın sonsuz kudretini dile getirmek için sevk olunmuş, Allah için yaratmanın ne kadar kolay olduğunu belirtmek için zikredilmiştir. Nitekim Muhammed Hamidullah da “Kur’ân’da anlatılan yaratılış konularına dikkat ettiğimizde iki türlü yaratılış sahnesine şahit oluruz. Birincisi fevrî, yani âni ve def’i yaratmadır. Buna ibdâ’ (yoktan yaratma) da diyebiliriz. İkincisi ise, tedricî yaratmadır. Buna da inşâ yani, yaratılan şeyin merhaleler halinde, zaman içinde tamamlanıp kemâle erdirilmesi diyebiliriz.” diyerek bu iki yaratılış keyfiyetine dikkat çekmiş ardından fevrî yani âni -bir anda olup bitme- tarzındaki yaratmaya, “Bizim emrimiz ancak bir keredir; bir göz kırpması gibidir” (Kamer, 54: 50) “Bir şeyi yaratmak istediğimizde ona sadece ol deriz o da derhal oluverir.” (Yâ-Sîn, 36: 82) âyetlerini örnek olarak zikretmiştir. Tedricî yaratma hususunda ise, semavâtın altı günde yaratılışına dair âyetleri zikretmiştir. Daha sonra yaratmanın bu iki kısmı arasında bir tezat olmadığını, fevrî yaratmanın Yüce Allah’ın kemâl-i kudretini, diğerinin ise, sünnetini (âdetullah) ve bunun gerçekleşme şeklini ifade ettiğini belirtmiştir.314
Bu manadaki (ol der derhal olur) âyetlerden biri (Al-i İmrân, 59) Hz. Âdem’in yaratılışı hakkında, ikisi (Al-i İmrân, 47, 59) Hz. İsa’nın yaratılışı hakkında, üçü ise (Nahl, 40; Yâ-Sîn, 82; Mü’min, 68) kıyamet gününde insanların yeniden yaratılıp diriltilmesi hakkındadır. Kıyamet günündeki dirilişin âni olacağı, sûra üflenince insanların derhal kabirlerinden kalkacakları çeşitli âyetlerde ifade edildiği üzere, bilinen bir gerçektir. Hz. Âdem ve Hz. İsa’nın yaratılışıyla ilgili olarak bu nevi ifadelerin zikredilişi de insanlara garip gelen bu gibi şeylerin Allah için ne derece kolay olduğunu bildirmek içindir. Nitekim Katade’nin belirttiğine göre, “Arapçada bu sözden (kün/ol) daha hafif, daha kolay bir söz yoktur. Allah’ın yaratması da böyle olup, istenen şey böylesine bir kolaylıkla meydana gelir.”315 Yani, bu söz dile kolay geldiği, bir çırpıda söylendiği gibi, yaratma işi de Allah için o derece kolay, bir anda gerçekleştirilen bir şeydir.
Hz. İsa’nın: “Ben sizin için çamurdan bir kuş yapar ve ona üflerim, Allah’ın izniyle derhal bir kuş olur...” ifadesindeki “fe-yekûnu/ olur” kelimesi de yaratmadaki sür’ati ifade etmek için kullanılmıştır. Aksi halde, (bu kelimeyi “olmaya başlar, oluş sürecine girer” manasında düşünürsek) Hz. İsa (a.s)’nın çamur şeklindeki kuşa üfledikten sonra gerçekten kuş olup uçmasını görmesi ve insanlara göstermesi için uzun zaman beklemesi gerekirdi (!) keza, َخاِسِئيَن ِقَرَدًة ُكوُنوْا َلُهْم ُقْلَنا َعْنُه ُنُهوْا َّما َعن َعَتْوْا َلَّما “Yasaklandıkları şeylerden vazgeçmeye yanaşmayınca da onlara “aşağılık maymunlar olun” dedik.” (A’râf, 166) ayetinde kastedilenin de o insanların milyonlarca sene süren süreçte (!) değil de aniden maymuna dönüştüğü aşikârdır.
313 Bkz. Yıldız, a.g.e., s. 34.
314 . Muhammed Hamidullah, “Halku’l-Kâinât ve Aslu’l-Envâ Hasebe’l-Kur’ân ve’l-Müfekkirine’l-Müslimin”, Atatürk Üniversitesi İslamî İlimler Fakültesi Prof. M. Tayyib Okiç Armağanı içinde.
315 Bkz. Veli Ulutürk, Kur’ân-ı Kerîm’de Yaratma Kavramı, İnsan Yayınları, İstanbul, 1995, s. 51.
Ayrıca, bu ayetlerde asıl vurgulanan husus, Allah’ın olmasını istediği şeyin –ister ânî ister tedricî olsun- kolaylıkla vücuda gelmesi, var olması, Allah’ın iradesinin karşısına çıkacak hiçbir engelin bulunmamasıdır.
SONUÇ
‘Çeviri olgusu’, kaynak dil ile hedef dil arasındaki hassas dengeyi çok iyi inşa etme sanatıdır.316 Bu ise zor bir iş olup mütercim ne kadar gayret etse de tercümesinde mutlaka hatalar olabilmektedir. Her dilin kendine has özelliklerinin olması, cümle yapılarının, deyimlerin farklılığı, kelime çeşitliliği bir çeviriyi zorlalaştıran etkenlerdendir.
Bir de söz konusu olan ilahî ve edebi bir mucize olan Kur’ân-ı Kerîm ise, kelimelerin ve cümlelerin hakkını vererek başka bir dile aktarmanın ne kadar zor olacağı açıktır. Özetle meâl yazmak büyük bir emek ve sorumluluk gerektiren durumdur. Meâl yazan kişi her iki dile de vâkıf, ön yargılardan, ideolojik düşüncelerden uzak olmalı, hâlis bir niyetle hareket etmelidir.
Ülkemizin ilk meâl müelliflerinden Çantay’ın ifadesiyle bir meâlde, Allah’ın Kelâmı ile bilim ve fennin tam olarak ispatlanmamış teorileri birbirine karıştırılmamalı; meâli okuyan her meslek erbabı kendi zevk ve ihtisasına göre, nasibini bu ilâhî kaynaktan alabilmelidir.317
Zira hedef dillerde muhataplar, Kur’ân-ı Kerîm’in anlamı ve ilâhî mesajı ile ancak bu meâller yani ‘Kur’ân Çevirileri’ vasıtasıyla buluşmaktadır. Bunun için Kur’ân-ı Kerîm’i kaynak dili Arapçadan başka hedef dillere çevirirken, olabildiğince ‘dil, anlam, sözdizimi, söz sanatları, belâgat ve estetik’ kaybına yol açmadan taşımak ya da çevirmek bir gerekliliktir.318 Ayrıca meâl mümkün olduğu kadar kesin bilgiye dayanmalıdır. Çünkü “âyetin meâli budur” demekle, Yüce Allah’ın bu manayı kastettiğini belirtmiş oluyoruz. Meâli okuyana da böyle bir mesaj vermiş oluyoruz. Dolayısıyla bu konuda son derece hassas davranılmasının gereği açıktır.
Bazı şâirler şiirinin bir beytinde kullanacağı uygun bir kelime için günler, hatta aylarca bekleyip düşünürken; Kur’ân’ın meâli konusunda nasıl bir hassasiyet gösterilmesi gerektiği izahtan vârestedir. Ancak ne yazık ki, Kur’ân Meâllerine göz attığımızda birçoğunda anlatım bozuklukları ve anlaşılması güç ibarelerle karşılaşmaktayız.
Bütün bunlar bir tarafa, bir de bazı meâllere bir takım ön yargıların yansıması üzücü bir durumdur. İşte bunlardan birisi de evrim teorisini bilimsel bir gerçekmiş gibi zannedenlerin, yaratılışla ilgili âyetlere bu teoriden ilham alarak mana vermeleridir.
Kanaatimizce onları böyle bir yanılgıya sevkeden, temelde birkaç meseledir:
- Evrim görüşünü kesinleşmiş bilimsel gerçek zannetmek,
- Evrimi her türlü gelişme manasında ele alıp evrensel bir hakikat olduğunu söyleyip evrim teorisini de aynı çerçeve içine katmak.
- Bizim için önemli olan yaratılışın keyfiyeti değil, bir yaratıcının varlığıdır anlayışı. Yani ateist evrimcilerle uğraşmak yerine, Allah öyle de yaratabilir der işin içinden çıkarız anlayışı.
- “Ya günün birinde ispat olursa!” zann-ı batılı. Hâlbuki evrim teorisinin çürüklüğü ortadır… Eğer biz ileride bilimsel açıdan ispat edilebilir vehmiyle batıl ve yanlış düşüncelerin üzerine gitmezsek, o zaman bâtıl ve yanlış akımlar revaç bulup etrafımızı kuşatırlar.
316. Hasan Yılmaz, “Elmalılı ve Çantay’ın Mukaddimeleri Özelinde Çeviri Olgusu ve Kur’ân Meâllerine Dair”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı: 30, Erzurum 2008, s. 94-95.
317 . Yılmaz, a.g.m., s. 109.
318 . Yılmaz, a.g.m., s. 95.
Hâlbuki meseleye yakından bakıp evrimcilerin iddiaları tafsilatlı bir şekilde incelendiğinde, evrim görüşünde her şeyin tesadüfler üzerine bina edildiği görülecek, hem dinî hem aklî açıdan problemlerle dolu olduğu anlaşılacaktır. Ayrıca Kur’ân’da yaratılışın keyfeyetine de temas edilmiş, bilhassa Hz. Âdem’in yaratılışı tafsilatlı bir şekilde anlatılmıştır. Dolayısıyla bu gerçekler gözardı edilerek böyle bir teori sahiplenilemez.
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- “Allah sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (Yarattı)” ifadesini nasıl anlamak gerekir?
- Süleyman Ateş, Evrim fikrini mi savunuyor?
- KUR'AN IŞIĞINDA EVRİMCİ YARATILIŞ GÖRÜŞÜNÜN DEĞERLENDİRİLMESİ
- İlk insan Hz. Adem mi, ondan önce başka Adem var mı?
- Kur'an-ı Kerim'de evrimi reddeden ayetler hakkında bilgi verir misiniz?
- Biyolojik açıdan Evrimci görüş nedir?
- Evrim, bilim ve yaratılış hakkında bilgi verir misiniz?
- Sümerliler, Babilliler ve Asurlularda yaratılış inancı nasıldı?
- Hz. Âdem ile Hz. Havva'nın yaratılması ve nesillerin devamı hakkında bilgi verir misiniz?
- Sanat Nedir?