Hz. Âdem’in babası var mı?

Tarih: 26.04.2026 - 13:09 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İnsan, evrimle değil, Allah’ın ayrı ve özel yaratmasıyla var edilmiştir; insanın değeri de biyolojik kökeninde değil, akıl ve ahlakında ortaya çıkar.

İlk insan Hz. Âdem’dir ve babasız, doğrudan Allah tarafından yaratılmıştır. Bazı ayetleri bağlamından koparıp Hz. Âdem’e “baba” aramak doğru bir yorum değildir; çünkü bu ayetler genel insan neslini anlatır. Kuran ayrıca insanlığı “Âdemoğulları” diye Hz. Âdem’e nispet eder.

Evrim teorisi ise insanın maymundan geldiğini savunur, fakat bu görüş bilimsel kanun değil, sadece bir teoridir ve insanı akıl, ahlak ve bilinç yönüyle açıklamada yetersiz kalır.

İlk insan: Hz. Âdem

İnsanlar topraktan çanak çömlek gibi şeyler yapar. Allah ise aynı topraktan bitki, hayvan, insan yaratmaktadır. Hz. Âdem ilk insandır. Bu cihetle kendisine “ebu’l-beşer: insanların atası” denilir. Seçilmiş olması cihetiyle kendisine safiyyullah da denilmektedir.[1] Kur'ân-ı Kerim onun topraktan yaratıldığını anlatır.[2] Ayrıca başka âyetlerde "tîn, hame-i mesnun, salsal... gibi farklı merhaleler nazara verilir.[3] Bunların hepsi toprağın değişik durumlarını ifade eder.[4] Yani, Hz. Âdem topraktan yaratılmıştır ve toprağın çamur, kokuşmuş bir balçık, sonra da kiremit misali kuru hale getirilmesi gibi değişik merhalelerden geçirilerek şekillendirilmiştir.

Bir başka ayette insanın çamurdan bir hülasadan yaratıldığı söylenir.[5] Rivayete göre, Cenab-ı Hak meleklere yeryüzündeki değişik özellikteki topraklardan getirmesini ister. Melekler beyaz, siyah, kırmızı gibi değişik özellikteki topraklardan getirir. Cenab-ı Hak, kudret eliyle bunları yoğurur, Hz. Âdemin heykelini yapar ve ardından ona ruh üfler. Böylece ilk insan yaratılmış olur.[6]

İlk insanın yaratılışı topraktan olduğu gibi, onun nesli de topraktan yaratılmıştır. Kur'ân bunu şöyle nazara verir:

“O'nun (Allah’ın) âyetlerinden / delillerinden biri de sizi topraktan yaratmasıdır.”[7]

Bazı müfessirler “sizi” kısmını “yani babanız Âdemi” şeklinde açıklamışlarsa da aslında böyle bir tevile ihtiyaç yoktur. Çünkü her insanı meydana getiren maddeler topraktan gelmektedir.[8] Yani Hz. Âdem doğrudan topraktan yaratılmışken, onun nesli de bilvasıta topraktan yaratılmaktadır.

İnsan -tabir yerindeyse- “toprağın çocuğudur.” Yediği ekmeğin hammaddesi topraktan geldiği gibi, hayvanî gıdalar da toprağa bağlıdır. Toprak, gün gelir verdiğini geri alır, ölen insanın bedeni topraktan bir parça olur. Şeyhülislam İbn Kemâl bunu şiir diliyle şöyle ifade eder:

“Kısmetindir gezdiren yer yer seni,
Arşa çıksan âkıbet yer, yer seni.
Ânın içün, ânın adı yer oldu,
Önce besler sonra kendi yer seni.”

Hz. Âdeme Üflenen İlahî Ruh

Hz. Ademin cesedi topraktandır, onu asıl kıymetli yapan şey ise ruhudur. Yüce Allah Kur'ânda “Ona ruhumdan üfledim”[9] demektedir.

Hz. Âdem -tabir yerindeyse- Hz. İnsandır. Yani Kur'ânda Hz. Âdem için anlatılanlar, diğer insanlar için de geçerlidir. Çünkü o, ilk yaratılan kimse olarak insan türünün temsilcisi durumundadır. Dolayısıyla her insanın ruhu ilâhî özellikler taşımaktadır.

Âyetin ifadesi -hâşâ- insanın ruhunun Allahtan bir parça olduğu anlamında olmayıp ona Allah’ın sıfatlarının ve şuunatından bir kısım numunelerin verildiğini anlatmaktadır. Nitekim insan Allah’ın ilim, irade, kudret gibi sıfatlarının numunelerine haizdir. Öte yandan sevmek, gadap etmek, san’atlı bir şekilde eserler yapmak gibi ilâhî şuunatın misalleri insanda bulunmaktadır. Bunlardan sadece san’atkârlık özelliğine bakarsak şunları söyleyebiliriz:

Allah en yüce san’atkârdır. O’nun san’atkârlığını hemen her eserinde rahatlıkla görebiliriz. Üzerimizdeki semâ, O’nun san’at eserlerinin makro misalleriyle dopdolu olduğu gibi, yeryüzü de dağlarıyla denizleriyle, bağlarıyla ormanlarıyla, havada uçanlarıyla karada yürüyenleriyle, sesleriyle renkleriyle, desenleriyle nakışlarıyla… O’nun san’atının mikro misalleriyle dopdoludur. Allah bu san’atlarını yoktan yaratır, zaten yaratmak ona mahsustur. İnsan ise Allah’ın yarattığı maddelere şekil vererek ve nakışlayarak kendi san’atını ortaya koyar. Allah canlı çiçekler yaratır, insan bunların resimlerini yapar veya naylon versiyonunu meydana getirir. Allah ağaç yaratır, insan ondan mobilyalar yapar veya kâğıt haline getirir. Allah insan yaratır ve ona akıl verir, insan ise robot yapar ve ona yapay zekâ yükler.

Üniversite öğrencilik yıllarımda bir defasında ilâhî sanatla beşerî sanatı değerlendirme sadedinde şöyle yazmıştım:

Bir robotu görünce şaşıyor insanoğlu.
Fakat kendini bilmez, kendisi kimin kulu?

Robot dediğin ne ki, bir teneke parçası!
Fakat insan öyle mi, bulunmuyor parçası!

Ey robotu yapan insan, düşün seni kim yapmış?
Gözünü veren kimdir, kulağını kim takmış?

Hz. Âdemin Hilafeti

Kur'ân Hz. Âdemin yeryüzüne halife kılındığını anlatır. Bunu, “yeryüzünün hükümranı, yeryüzünde tasarrufa yetkili varlık” manasında değerlendirmek mümkündür. Ancak “halife” kelimesi aynı kökten gelen “halef” kelimesinin de çağrıştırdığı manayla Hz. Âdemin daha önce yeryüzünde var olan bir başka varlık yerine geçtiğini de çağrıştırmaktadır. Tefsirlerimiz bunu genelde “Hz. Âdemden önce yeryüzünde mükellef varlık olarak cinler vardı” şeklinde açıklarlar.

Kur'ân-ı Kerimde pek çok âyette cinlerden de bahis vardır. Hatta Kur'ân surelerinden biri, Cin Sûresidir. Kur'ân, “Ey cin toplulukları!” diyerek onlara da hitap eder.[10] Kur'ânda “Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.”[11] denilerek onların daha önce yaratıldığı açıktan ifade edilmektedir.

İnsanın topraktan yaratılması onun bir toprak parçası olması anlamına gelmediği gibi, cinnin ateşten yaratılması onun bir ateş parçası olması demek değildir. İnsanda hayat ve hisler vardır, cin taifesinin de hayatı ve hisleri vardır. “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” âyetinin delaletiyle, onlar da insan gibi mükellef varlıklardır.[12] Böyle olunca, iman edenleri olduğu gibi kâfir olanları da vardır.

Dünyamız bir zamanlar ateş küresi idi. Ateş küre halinde insan yaşayamazdı. Ama nasıl ki bizler topraktan yaratılmış varlıklar olarak toprak üzerinde yaşıyorsak ateşten yaratılmış varlıklar olarak cinlerin o ateş ortamında yaşamalarına bir engel yoktur. Balıklar için su ne ise, cinler için de ateş odur.

Hz. Âdeme Baba mı?

“İnsanlığın atası” meselesi eskiden beri tartışılagelmiştir. Semâvi dinler ilk insanın Hz. Âdem olduğunu söyler. Günün birinde din adına konuşan birinin “Âdemin de babası var” diyeceği ve buna Kur'ândan delil getirmeye çalışacağı -doğrusunu söylemek gerekirse- hiç de beklenen bir durum değildi, ama nasılsa oldu. Buna delil olarak şu âyet nazara verildi:

“Gerçek şu ki, insanı katışık bir nutfeden yarattık.”[13]

Buradan şöyle delil getirilmekte:

-İnsan nutfeden yaratılmıştır.

-Hz. Âdem insandır.

-Öyleyse o da nutfeden yaratılmıştır.

-Nutfeden yaratıldığına göre babası vardır.

Buradaki insan kelimesini -Aristo mantığını esas alarak- Hz. Âdemi de içine alacak şekilde yorumlamak, “Ben mantık ve belağat bilmiyorum” anlamına gelir. Mesela bir üniversite hocası “Öğrenciler beni tanır” dese, bu cümleden hareketle “Her öğrenci onu tanır” sonucuna varılamaz. Çünkü bununla kastedilen -her ne kadar cümlede telaffuz edilmese bile- belli bir kitledir. İşte üstteki âyette nazara verilen, Hz. Âdem, Hz. Havva ve Hz. İsa dışındaki diğer insanlardır. Çünkü bunların yaratılışları diğer insanlardan farklı olmuştur. Kur'ân bunu şöyle nazara verir:

“Doğrusu Allah katında İsa'nın hali Âdem'in hali gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘ol!’ dedi, o da oldu.”[14]

Öte yandan Hz. Âdem’e bir baba ararsak, “Peki, onun babası kim?” sorusuyla karşılaşmayacak mıyız? Bu iş zincirleme nereye kadar gidecek?

Keza Kur'ânda sıkça muhatap olduğumuz “Ey Âdemoğulları” hitabını ne yapacağız?

Elhasıl: Kişi isterse dini reddederek insanlığın başlangıcını Hz. Âdem dışında arayabilir, ama hiç kimsenin Kur'ânı âlet ederek böyle hezeyanlar savurmaya hakkı yoktur!

Evrim / Evolution / Tekâmül

Bilimsel herhangi bir iddia önce hipotez olarak nazara sunulur. Hipotez geçici varsayımdır. Bunun bir ileri adımı ise teoridir. Teori, isbat edildiğinde ise kanun şeklini alır.

Evrim / evolution, kelime anlamıyla bir bohçanın açılması misali, kat kat olan bir şeyin katlarının açılması manasında kullanılır.[15] Bu teori, dünyada gördüğümüz canlı çeşitliliğini açıklamaya yönelik değerlendirmeler yapar. Darwin’in bir teorisi olup, bilim dünyasını hayli meşgul etmektedir. Bu teoriye göre insan ve maymun aynı menşee sahiptir.

Evrim, aslında bir teoriden ziyade bir ideolojidir. Hatta şöyle de diyebiliriz: Allaha inanmayanların inandıkları bir inanç sistemidir!

Bir zamanlar ülkemizde Darwinizmin etkileri hayli fazlaydı. Darwin’in insanın menşei hakkındaki teorisi bazı çevrelerce bir ideoloji olarak sanki bilimsel bir gerçek gibi sunulmaya çalışılıyordu. Hâlbuki bu, adı üzerinde bu sadece bir teoridir, yani ispatlanmış bilimsel bir kanun değildir.

Varlık kategorisinde cansızlar, bitkiler, hayvanlar ve insan şeklinde bir sıralama vardır. Bu teoriye göre “Cansızlar nasılsa var olmuş, günün birinde ortam müsait hale geldiğinde suda hayat başlamış, derken sudan karaya bir geçiş olmuş, ardından canlılar çeşitlenmiş. Derken maymun oluşmuş, sonra da bir üst versiyon olarak insan meydana gelmiştir…”

Böyle bir anlatımın akl-ı selimi tatmin etmeyeceği gayet aşikardır. Hamdi Yazır’ın da nazara sunduğu gibi “İnsan ile maymun arasındaki hakiki fark, bir kıl ve kuyruk farkı değil, akl u mantık ve ahlâk farkıdır.”[16]

Elimiz altındaki bilgisayarda onlarca, hatta yüzlerce proğram yazılımı vardır. Biz bu yazılımlar sayesinde bilgisayarımızda yazılar yazar, resimler çizer, power point sunumları hazırlar, dünyanın her tarafıyla görüşür, dünyanın en uzak bir köşesindeki bir kitabı sayfa sayfa çevirip okumak gibi nice harika işleri yaparız. Bu yazılımların olmadığı bir bilgisayar ise, işe yaramaz basit bir metal yığınından ibaret kalır. Benzeri bir durum insanla maymun arasında aynen geçerlidir. Evet, maymunun maddeten insana benzer bazı yönleri vardır. Ama insanın asıl büyüklüğü kendisine yüklenen ve ruhuna takılan kabiliyetlerdedir. Bunlardan en önemlileri de Hamdi Yazır’ın nazara sunmuş olduğu akıl, mantık ve ahlâk gibi değerlerdir. İnsandan sadece aklın olmaması durumunda ne kadar zavallı bir hale geldiği gözler önündedir.

İslami çevrelerde bazılarının “Evrim vardır, ama Allah’ın yaratmasıyla vardır” demeleri ve Kur'ândan buna delil bulmaya çalışmaları lüzumsuz bir gayrettir. Çünkü -bu konunun başında kaynakları da verildiği üzere- Kur'ânda Hz. Âdemin topraktan yaratıldığı açık bir şekilde ifade edilmiştir. Maydanoz maydanoz olarak, maymun maymun olarak, insan da insan olarak yaratılmıştır. İnsan bunları yazarken nasıl tek tek ve müstakil olarak yazıyorsa, Allah da bunları yaratırken tek tek ve müstakil olarak yaratmıştır.

Bir şiirde bu mesele şöyle ifade edilmektedir:

Maymundan gelmiş insanın soyu,
Pek sayın Bay Darwin böyle buyurmuş.
Adam haklı kendi maymunluğunu,
Ancak bu şekilde bize duyurmuş.

Seyretmiş sir kendini aynalarda,
Berbatmış çehresi nursuz mu nursuz.
“Gezilmez bu yüzle artık dışarıda,
Öyleyse maymunum” demiş uğursuz.

Marifet değildir insan doğup da,
Bir hayvan olarak mezara girmek.
Marifet odur ki insan doğup da,
İnsanca yaşamak, insanca ölmek.

[1] Bkz. Âl-i İmrân, 3/33.

[2] Âl-i- İmran, 3/59.

[3] İlgili ayetler için bkz. Hıcr, 15/26-28; Sad, 38/71; Rahman, 55/14.

[4] Bedreddîn Zerkeşi, Burhân fî Ulûmi’l-Kur’an, Dâru’l- Marife, Beyrût 1972, II, 54-55.

[5] Mü'minun, 23/12.

[6] Tirmizî, Tefsîr 2/1; Sünne, 16; İbn Hanbel, Müsned, IV, 400.

[7] Ra’d, 13/20.

[8] Bkz. Râzî, XXV, 108- 109.

[9] Hıcr, 15/29

[10] Mesela bkz. En’am 6/128 ve 130, 55/Rahman 33.

[11] Hıcr, 15/27.

[12] Zâriyat, 51/56.

[13] İnsan, 76/2.

[14] Âl-i İmran, 3/59.

[15] Adıvar, s. 307.

[16] Yazır, Hak Dîni Kur’an Dili, I, 379.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun