Kur'an-ı Kerim'de evrimi reddeden ayetler hakkında bilgi verir misiniz?

Tarih: 05.05.2026 - 12:08 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

QUR’AN AND EVOLUTION

Asst. Prof. Dr. Avnullah Enes ATEŞ

Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, İslami İlimler Fakültesi, Temel İslam Bilimleri Bölümü, Bilecik,

Türkiye [email protected] Abstract

The Qur'an tells a short story. There is no need for detailed information on these matters. Knowing the principles and the messages to be given is enough for such matters. Many of the Prophet’s shorts are like this. The same is true for religious practices such as prayer, zakat and pilgrimage, for there is a living example that communicates them and shows all the details by living it himself. However, some of these are detailed for the benefit of the interlocutors. Inheritance sharing, borrowing, family law, and so on. These are the most common causes of conflict among people. Therefore, the benefits of people in the matters detailed in the Qur'an have been observed; it was thought people’s own thoughts will open doors to wrong ideas and conclusions which will lead to debate in such matters. For the topics that were briefly mentioned, if these matters are not known, there will be no shortcomings in human beings or details. It may be said that the Prophet (S.A.W.) was left to explain. The issue of the creation of man, which is the subject of our work, is the subject of the Qur'an in detail. Trying to base the theory of evolution on the Qur'an today shows that some researchers have a problem of trust in the Qur'an about the creation of man. In this study, we will examine the verses of the Qur'an, which are shown as the reference of evolution, and try to reveal the truth of the creation of the human species based on the Qur'an.

Key Words: Adam (a.s.), Evolution, Human, Genesis

KUR’AN VE EVRİM

Özet

Kur’an-ı Kerim bazı konuları muhtasar olarak anlatır. Bu konularda detaylı bilgiye ihtiyaç yoktur. Prensiplerin ve verilmek istenen mesajların bilinmesi bu tür meselelerde yeterlidir. Peygamber kıssalarının birçoğu böyledir. Yine namaz, zekât, hac gibi dini vecibeler için de aynı durum söz konusudur. Zira bunları tebliğ eden canlı bir örnek bulunmakta ve tüm detaylarını kendisi yaşayarak göstermektedir. Ancak kimi konular da muhatapların maslahatı gereği teferruatlı bir anlatımla sunulmuştur. Miras paylaşımı, borçlanma, aile hukuku ve benzerleri bunlardandır. Bu hususlar insanlar arasında en çok tartışma ve kavgaya sebep olan hususlardandır. Dolayısıyla Kur’an’da detay verilen konularda insanların faydası gözetilmiş; kendi içtihatlarının bu gibi noktalarda aralarında nizaa yol açacağı, yanlış düşünce ve sonuçlara kapı aralayacağı düşünülmüştür. Veciz anlatılan ve teferruata inilmeyen konular için ise; bu konuların, bilinmemesinde insanda bir eksiklik oluşturmayacak hususlar olduğu veya teferruatının, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) açıklamasına havale edildiği söylenebilir. Çalışmamızın konusu olan insanın yaratılışı meselesi Kur’an’ın detaylı ele aldığı konulardandır. Bu demek oluyor ki bu konu nüzul döneminin muhatapları tarafından çabayla kavranabilecek bir mesele değildi. Onlara nasıl insan türünün vücut bulduğu detaylandırılarak anlatıldı.

Günümüz insanı için de artık bu mesele Kur’an açısında yeniden tartışılabilecek bir konu olmaktan çıktı. O dönemin insanının yaratılışla ilgili zihin dünyalarında var olan bilgilerin olduğu gibi alınıp, bu hususta bilgi verme amacı güdülmeden sadece onların bu algısından hareketle onlara nasihat ve uyarılarda bulunulduğunun söylenmesi de doğru değildir. Çünkü böyle bir düşünce, insanların kendisine bile yakıştıramadığı; muhatabın bilgisinin yanlış ve doğruluğunu gözetmeksizin buradan hareket etme acizliğini doğuracaktır ki Allah acizlikten münezzehtir. Aslında böyle bir yoruma başvuranlar, gelişen teknolojik gelişmeler sonucu Kur’an’da ifade edilen yaratılışla ilgili bilgilerin yanlışlanabileceği kaygısını gütmenin yanı sıra Allah’a olan güvenlerinde de problem yaşamaktadırlar. Evrim dayatmasının günümüzde Kur’an’dan temellendirilmeye çalışılması bunun bir tezahürüdür. Bu çalışmada biz, evrime referans olarak gösterilen Kur’an ayetlerini inceleyeceğiz ve Kur’an açısından insan cinsinin yaratılışının hakikatini ortaya koymaya çalışacağız.

Anahtar Kelimeler: Âdem (a.s.), Evrim, İnsan, Yaratılış

GİRİŞ

Evrim teorisi yaratıcı inancına bir karşı tez olarak ortaya çıkmıştır. Ülkemizde de uzun yıllar eğitim kitaplarında bu tez bir hakikatmiş gibi dikte edilmiştir. Son yıllarda ise bu tez ‘evrim’ geçirerek bazı Müslümanlar tarafından Kur’an’dan temellendirilmeye çalışılmıştır. Daha da ötesi, bu teoriyi kabul etmeyen Müslümanlar, evrimle yaratılışı ateşli bir şekilde savunan Müslümanlar tarafından tahkir edilir olmuştur. Batı kaynaklı araştırmaları mutlak doğrunun kaynağı olarak gören bu kimseler, İslam’ın en temel kaynağı olan Kur’an’ı, amaçlarına hizmet edecek şekilde usulsüz ve bilgisiz bir şekilde tevil etmeye kalkmışlardır. Bu kimseleri canhıraş bir şekilde evrimi Kur’an’dan temellendirmeye iten sâikin Kur’an’a ve içerisinde yazılanlara olan güvenlerindeki eksiklik olduğu kanaatindeyiz. Kesin doğru olarak kabul ettikleri evrim teorisini Kur’an ayetleriyle temellendirerek kendilerini rahatsız eden iç huzursuzluklarını gidermeye çalışıyorlar. Böylece inançlarıyla çelişmez gösterilen evrimi rahatlıkla konuşabilecek ve bilimsel çevrelerde aksi bir inançtan dolayı duymaları muhtemel bir utançtan kurtulmuş olacaklardır.

İslam düşünürlerinden ilk evrime dair söz sarf eden kimsenin Câhız (ö. 255 h.) olduğu söylenir. Ancak o bu görüşlerini sadece mesnetsiz rivayetler olarak nakleder ve herhangi bir şekilde İslami kaynaklarla destekleme yoluna gitmez. Bir başka deyişle Câhız, bazı hayvanların önceki şekillerinden daha farklı bir şekle dönüştüklerine dair söylentiler olduğunu aktarır. Bu değişimin insanlar için söz konusu olduğundan veya bu değişimin insanla kemal bulduğundan hiçbir şekilde bahsetmez. Aksine Câhız, insanların Âdem ve Havva’dan yaratıldığına değinir, ilk insanın topraktan, neslinin ise nutfeden geldiğini söyler. Câhız’ın şu sözleri bu konudaki görüşlerine bir fikir verecektir:

نَ ح ن نَا س ن ؤ م ن ب أَ ن عيسَى عَلَ ي ه ال سلَ م خ لقَ م ن غَ ي ر ذَكَ ر وَإ ن مَا خ لقَ م ن أ نثَى وَأَ ن آدَمَ وَحَ واءَ خ لقَا م ن غَ ي ر ذَكَ ر وَأ نثَى.

Biz İsa’nın (a.s.) erkek olmaksızın; sadece kadından yaratıldığına ve Âdem ve Havva’nın (aleyhimâ’s-selâm) erkek ve kadın olmaksızın yaratıldığına inanan insanlarız (Câhız, 1424).

وَخَلَقَ أدَمَ فَلَ م يَ جعَ ل لَه أَب ا وَلَ أ ما وَخَلَقَه م ن طي ن وَنَسَبَه إ لَ ي ه وَخَلَقَ حَ واءَ م ن ض لع آدَمَ وَجَعَلَهَا لَه زَ و جا وَسَكَن ا.

… ve Âdem’i (a.s.) yarattı; onun için ne anne ne de baba var etmedi, onu çamurdan yarattı ve ona nispet etti. Havva’yı (aleyhâ’s-selâm) da Âdem’in (a.s.) kaburgasından yarattı ve onu Âdem (a.s.) için bir eş ve sükûnet sebebi kıldı (Câhız, 1384).

Bu ifadeler Câhız’ın, insanların Âdem’den (a.s.) ve eşinden türediğine inandığını açıkça gösterir. Yine bunlar onun, insanların başka varlıklardan tekâmül yoluyla oluşmadığını kabul ettiğine işaret eder. Evrimi Kur’an’a yamamaya çalışanların günahlarına Câhız’ı alet etme çabaları boşunadır. Kaldı ki Câhız evrime inanan biri bile olsa bu hakikatin böyle olduğunu göstermez. Zira Câhız İslam adına bir referans değildir.

Câhız’ın dışında Fârâbî (ö. 339/950), İbn Miskeveyh (ö. 421/1030), İbn Heysem (ö. 432/1040 [?]), Nâsiruddîn Tûsî (ö. 672/1274), Erzurumlu İbrahim Hakkı (ö. 1194/1780) gibi İslam düşünürlerinin de evrime dair söylemlerinin olduğu iddia edilmiştir (Yakıt, 1984). Bu düşünürlerin evrimi çağrıştıran görüşleri olsa da insanların yaratılışının başka canlıların tekamülüyle olduğu şeklinde herhangi bir söylemleri yoktur. Kaldı ki bunların da evrimin İslami temellerini oluşturmada hüccet olmadıkları malumdur.

İslam dünyasında, özellikle de ülkemizde evrimin Kur’an’dan temellendirilmesine dair ilk ciddi çalışmayı yapanlardan biri Süleyman Ateş’tir. Evrimin kesin kanıtlandığını dile getirdiği (Ateş, 1978) Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisinin XX. cildinde yayınlamış olduğu “Kur’an-ı Kerim’e Göre Evrim Teorisi” isimli makalesinde insanların evrim ile yaratıldığının Kur’an’dan dayanaklarını ortaya koymaya çalışmıştır. Bu makale sonrasında yapılan, evrimin Kur’an’dan temellendirilmesine dair hemen tüm çalışmalar bu makaledeki argümanları kullanmışlardır. Bunlara ilave olarak birkaç farklı delil de ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu nedenle biz bu bildirimizde Süleyman Ateş’in ve diğer Müslüman bilim adamlarının, insanların evrim ile yaratıldığı yargısını temellendirmek için kullandığı Kur’an ayetlerinden hareket edeceğiz. Öncelikle ilgili ayetleri ve evrimle nasıl ilişkilendirilmeye çalışıldığını arz edeceğiz. Sonrasında bu ayetleri evrim bağlamında tetkik edeceğiz. Son olarak da Kur’an’da insanın yaratılışına dair sarih olarak ifade edilen ayetlerin ne anlama geldiğini ortaya koymaya çalışacağız.

1.1. KUR’AN’DA EVRİMLE İLİŞKİLENDİRİLEN AYETLER

Kur’an’da Hz. Âdem’in ve insanın yaratışından bahseden ayetlerde toprak, çamur, su, kan pıhtısı vd. bazı nesneler zikredilir. Buradan hareket edilerek insan cinsinin oluşumunun bu nesneler arası geçişkenlikle oluştuğu iddia edilir. Toprağın su ile yoğrulduğu, zamanla ilk canlı türlerinin oluştuğu ve insanın da zaman içerisinde bu türlerden tekâmül ederek meydana geldiği söylenir. Bu yargının tek dayanağı zorlama yorumdur. Hatta bu yargıyı Kur’an’a onaylatma çabası olarak da niteleyebiliriz. Bu yorumların tutarsızlığını ortaya koymak için öncelikle konuyla ilgili ayetleri aşağıda inceleyeceğiz.

إ ن مَثَلَ عيسَى ع ندَ اللَّ كَمَثَ ل آدَمَ خَلَقَه م ن ت رَا ب ث م قَالَ لَه ك ن فَيَ كو ن

“Şüphesiz ki İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra da ona “Ol” dedi, o da olmaya başladı.” (Âl-i İmrân, 59)

Bu ayette Hz. Âdem’in (a.s.) topraktan yaratıldığı açık bir şekilde söylenmektedir. Üstelik Hz. İsa’nın (a.s.) durumu ile benzerlik noktası ortaya koyulmaktadır. Ayette bu iki peygamber arasında tesis edilen benzerlik yönü önemlidir. Bunu tespit etmek için ayetin siyakı yardımcı olacaktır. Siyak hem metin içi hem de metin dışı bağlamdır. Ayetlerin zaman ve zemini de söylemek istediklerini belirlemede kilit bir role sahiptir. Bahsi geçen ayetler Medine’ye gelen Necrân Hıristiyanlarının Hz. İsa (a.s.) hakkındaki uluhiyet iddialarına karşılık Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından söylenilmesi istenmiştir. Baba olmaksızın harikulade bir şekilde yaratılan İsa’nın (a.s.) bu durumu onun bir ilah olarak görülmesi sonucunu doğurmamalıdır. Allah’ın bu şekilde bir yaratmaya muktedir olması şaşılacak bir durum değildir. Nitekim Âdem’i (a.s.) de harikulade bir şekilde hem annesiz hem de babasız, topraktan yaratmıştır. İkisi arasında Allah’ın kudreti bakımından fark yokken neden İsa’nın (a.s.) uluhiyetle tavsif edildiği bu benzetmeyle sorgulanmaktadır. (Taberî, 1420) Hıristiyanların güttüğü mantığa göre daha garip bir şekilde yaratılan Âdem’in de daha evla bir şekilde ilah edinilmesi gerekecekti. Hâlbuki bunu söylememişlerdir.

İsa’nın (a.s.) babası olmaksızın yaratıldığı gerçeği ortadayken, Kur’an bunu açıkça ifade etmişken ve bunun Hıristiyan aleminde kendisine uluhiyet atfetmelerine sebep olduğu bilinirken bu ayetteki Âdem (a.s.) ile benzetme hangi şekilde algılanmalıdır? Neden Âdem (a.s.) peygamber seçilmiştir? Diğer peygamberlerdense Âdem’in (a.s.) seçilmesi, onun diğer peygamberler gibi yaratılmadığını açık bir şekilde haykırmaktadır. Aynı zamanda bu benzetmenin diğer tarafı olan İsa’nın (a.s.) da olağandışı bir şekilde babasız yaratılmasını teyit etmekte ve Allah katında bunun kolaylığına göndermede bulunulmaktadır. Bu ayet hiç şüpheye meydan bırakmayacak şekilde Âdem’in doğrudan topraktan yaratıldığını, annesiz ve babasız var edildiğini ispatlamaktadır.

Yukarıda zikri geçen ve açıklamasını yaptığımız ayetin dışında cemi muhatap siygasıyla topraktan yaratılmayı ifade eden ayetler de vardır. Aşağıda bunların nasıl yorumlanması gerektiği incelenecektir.

ايَ أايُّ اها النَّاسُ إِنْ كُنْ تُمْ فِِ اريْبٍ مِنا الْبا عْثِ فاإِنََّّ خالاقْنااكُمْ مِنْ تُ ارابٍ ثَُُّ مِنْ نُطْافةٍ ثَُُّ مِنْ اعلاقاةٍ ثَُُّ مِنْ مُضْغاةٍ مُاُلَّقاةٍ اواغيِْْ مُاُلَّقاةٍ لِنُ بااِِيّ لاكُمْ

اونُقِرُّ فِِ الْاْرْحاامِ اما ناشااءُ إِالَ أاجالٍ مُسامًّى ثَُُّ نُرُْجُِكُمْ طِفْالً ثَُُّ لِتا بْ لُغُوا أاشُدَّكُمْ اومِنْكُمْ امنْ ي تُا اوفََّّ اومِنْكُمْ امنْ ي اُردُّ إِالَ أارْذالِ الْعُمُرِ لِكايْالً

يا عْلاما مِنْ با عْدِ عِلْمٍ شايْ ئاا ااوت ارى االْرْْضا اهامِ ادةا فاإِذاا أانْ ازلْناا اعلايْ اها الْ اماءا اهْات زَّتْ اوارباتْ اوأانْ با تاتْ مِنْ كُلِِ ازوْجٍ ابيَِجٍ

“Ey insanlar! Eğer diriliş konusunda bir kuşku içerisindeyseniz şunu bilin ki Biz sizi topraktan sonra nutfeden sonra alakadan sonra belli belirsiz et parçasından yarattık ki size (kudretimizi) açıkça gösterelim; ve biz dilediğimizin rahimlerde belirli bir vakte kadar kalmasını sağlarız, sonra sizi bebek olarak çıkarırız, ki daha sonra yetişkinlik çağınıza erişesiniz. İçinizden kimi erken vefat ettirilirken kimi de önceden bildiklerini bilmez hale gelinceye kadar ömrün en düşkün çağına eriştirilir. Öte yandan yeryüzünü kupkuru ve cansız görürsün; üzerine yağmur indirdiğimizde ise (bir de bakarsın) canlanıp kabarır ve her cinsten güzel bitkiler çıkarır.” (Hac, 5)

Ayet-i kerimede tüm insanlara seslenilerek “sizi topraktan sonra nutfeden sonra alakadan…” denilmesi, modern dönemin evrim savunucusu Müslüman düşünürleri Âdem’in (a.s.) de bu potaya girdiğini söylemeye itmiştir. “Ey insanlar!” hitabının Âdem’i (a.s.) kapsadığını böylece bu kimseler iddia etmişlerdir. Dolayısıyla sonuç olarak Âdem (a.s.) de dahil tüm insanların topraktan yaratılmış olan bir canlı türünden evrilerek nutfe, alaka ve diğer ana rahmindeki yaratılış aşamalarıyla yaratılıp çoğalan bir tür haline geldiklerini savunmuşlardır. Yukarıdaki ayete benzer şu ayetler de bu yargıyı desteklemek için getirilmektedir:

هُ او الَّذِي خالاقاكُمْ مِنْ تُ ارابٍ ثَُُّ مِنْ نُطْافةٍ ثَُُّ مِنْ عالاقاةٍ ثَُُّ يُرُْجُِكُمْ طِفْالً ثَُُّ لِتا بْ لُغُوا أاشُدَّكُمْ ثَُُّ لِتاكُونُوا شُيُوخاا اومِنْكُمْ امنْ ي تُا اوفََّّ مِنْ قا بْلُ اولِتا بْ لُغُوا أاجا الً مُسامًّى اولااعلَّكُمْ تا عْقِلُونا

“Sizi toprak, sonra nutfe, sonra alaka aşamalarından geçirerek yaratan O’dur. Sonra O sizi bir bebek olarak hayat alanına çıkarır; ardından güçlü çağınıza ulaşıncaya, sonra da yaşlılar haline gelinceye kadar sizi yaşatır; içinizden bazıları bundan önce vefat eder. Sonuçta belli bir vakte kadar yaşamaktasınız. Umulur ki (bunlar üzerine) akıl yorarsınız.” (Mümin, 67)

وَ م ن آيَات ه أَ ن خَلَقَ ك م م ن ت رَا ب ث م إ ذَا أَ نت م بَشَ ر تَ نتَ ش رونَ

“Sizi topraktan yaratması O’nun ayetlerindendir. Sonra bir de bakarsınız ki yeryüzüne yayılan bir beşer olmuşsunuz.” (Rûm, 20)

Bu ayette ve öncesinde tüm insanlara yöneltilmiş bir hitap olması evrimi savunan Müslüman düşünürlerin Âdem’i (a.s.) de bu çerçevede değerlendirmesine sebep olmuştur. Ayrıca son zikredilen ayette “yeryüzüne yayılan beşer” sözü, kimilerine ilham vermiş ve buradan hareketle insan türünden önceki insansı olan ve kendisinde şuur ve akıl bulunmayan türe beşer denildiğini söyleyerek, insanın beşere ruh üflenmiş, akıl ve şuur bahşedilmiş hali olduğunu iddia etmiştir. (İslamoğlu, https://www.youtube.com/watch?v=Iu-VhQdgmzY; Erişim Tarihi: 21.10.2018) Tabi tüm bunların indi yorumlar olduğu akıldan çıkarılmamalıdır.

Öncelikle gerek ilk verdiğimiz ve “Ey insanlar!” hitabıyla başlayan ayet gerekse “Sizi topraktan yaratması” şeklinde başlayan ayet olsun hepsinde insan türünün topraktan yaratıldığı açıkça ifade ediliyor. Sonraki aşama olarak hemen, bildiğimiz ana karnındaki yaratılış evrelerinden bahsediliyor. O halde toprak dışında zikredilenlerin tamamı ana karnına ait şeyler. Bu da anne ve baba ile yaratılan tüm insanları ilgilendiren bir durumu arz etmekte; ilk paylaştığımız ayette zikredilen Âdem’in yaratılışını kapsamamaktadır. Zira o anne ve baba olmaksızın doğrudan topraktan yaratılmıştır. Bu durumda muhatap siyga ile zikredilen yaratılış ayetlerinde insanın ilk yaratıldığı asıl olan Âdem’den (a.s.) öncelikle bahsedilmekte, sonrasında da onun neslinin ana karnındaki yaratılış evrelerine değinilmektedir. Çünkü cemi muhatap siygası umum lafızlardandır. (Serahsî, t.y.) Bu lafız yaratılan tüm insanları kapsamı içerisine alır. Âdem’in (a.s.) de bu kapsamda olması gerekirken tahsis edilmesi, onun topraktan doğrudan yaratıldığını ifade eden ayetler sebebiyledir.

İnsanın yaratılışıyla ilgili muhatap siyga ile zikredilen ayetlerin yanında bir de el-insân şeklinde ifade edilen insan cinsinin yaratılışına dair ayetler bulunur. Bu ayetlerde insan cinsinin yaratılışı toprağa ve toprağın farklı durumlarına bağlanmıştır. Evrimi savunan Müslüman düşünürler bu gibi ayetlerdeki insan cinsinin içerisine Âdem’in (a.s.) de gireceğini söylemekte ve böylece bu gibi ayetlerin evrime karşı kullanılamayacağını iddia etmektedirler (Yakıt, 1998). Aşağıda bu ayetler incelenecektir.

وَلَقَ د خَلَ قنَا ا لْ نسَانَ م ن صَ لصَا ل م ن حَمَإ مَ سن و ن وَا لجَا ن خَلَ قنَاه م ن قَ ب ل م ن نَا ر ال س مو م وَإ ذ قَالَ رَبُّكَ

ل لمَلَئ كَ ة إ ن ي خَا ل ق بَشَ را م ن صَ لصَا ل م ن حَمَإ مَ سن و ن فَإ ذَا سَ و يت ه وَنَفَ خ ت ف ي ه م ن رو حي فَقَع وا لَه سَا ج دينَنفَسَجَدَ ا لمَلَئ كَة كلُّ ه م أَ جمَع ونَ إ ل إ ب ليسَ أَبَى أَ ن يَ كونَ مَعَ ال سا ج ديَ

“Andolsun biz insanı şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan yarattık. Cin türüne gelince daha önce onu da kavurucu alevden yaratmıştık. Hani rabbin meleklere demişti ki: “Ben şekillenebilir özlü balçıktan, (şekil verilip) kurutulmuş çamurdan bir insan yaratacağım” demişti. “Onun şeklini tamamladığım ve ona ruhumdan üflediğim vakit siz de hemen onun için secdeye kapanın.” Bunun üzerine meleklerin hepsi secde ettiler. Yalnız İblîs hariç; o, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçındı.” (Hicr, 26-31)

Bu ayet-i kerime insanın yaratıldığı özün ‘özlü balçık, şekil verilip kurutulmuş çamur’ olduğunu söylemektedir. Bunu ifade ederken de el-insân ismini kullanmaktadır. Aynı özü ayetin devamında gelen beşer ifadesiyle de tekrar etmektedir. Bu ayet bile tek başına insan ile beşer ayrımı yapıp evrime su taşımaya çalışanlara cevap niteliğindedir. Ayrıca ayetin devamında meleklere secde emri verilmekte ve bu ilk yaratılan insana, beşere melekler -İblis hariç- secde etmektedirler. Kur’an’ın farklı ayetlerinde meleklere secde etmeleri emredilen kimsenin Âdem (a.s.) sarahaten ifade edilmiştir. (Bkz. Bakara, 34; A‛râf, 11) Bu ise ilk insan ile Âdem’in (a.s.) bir olmadığını, Âdem’in (a.s.) kendisine şuur verilen insanların ilki olduğunu yarım yamalak delillerle savunarak evrimi Kur’an’dan ispatlamak için çabalayanların (Yakıt, 1998) çabalarını boşa çıkarmaktadır.

Beşer ile insan ayrımı yapanların şu ayetlere göz atmaları, tezlerinin ne kadar yersiz olduğunu göstermeye yetecektir. (Bkz. Mâide, 18; En‛âm, 91; İbrahim, 10-11; Nahl, 103; Kehf, 119; Meryem, 20) Bu ayet, aşağıda gelecek olan ayetlerdeki el-insân ile kimin kastedildiğini de ortaya koymaktadır. İlk insan ve beşer Âdem’dir (a.s.) ve o da topraktan yaratılmıştır. Toprak genel bir isim, balçık, çamur gibi isimler de Âdem’in (a.s.) topraktan şekillendirilmiş halleridir.

خَلَقَ ا لْ نسَانَ م ن صَ لصَا ل كَا لفَ خا ر

“O, insanı ateşte pişirilmiş toprak kaplar gibi kurutulmuş çamurdan yarattı.” (Rahmân, 14)

وَيَق و ل ا لْ نسَا ن أَإ ذَا مَا متُّ لَسَ وفَ أ خرَ ج حَي ا أَوَلَ يَ ذ ك ر ا لْ نسَا ن أَن ا خَلَ قنَاه م ن قَ ب ل وَلَ م يَ ك شَ يئ ا

“İnsan, “Ben öldükten bir süre sonra sahiden yeniden hayata döndürülecek miyim?” diyor. İnsan düşünmez mi ki, daha önce hiçbir şey değilken biz onu yaratmışızdır?” (Meryem, 66-67)

Bu ayet de önemlidir. Zira insanın öncesinde hiçbir varlık biriminin bulunmadığını ifade eder. Herhangi bir türden geçiş yapılmış olsaydı ‘hiçbir şey değilken’ ifadesi ayette zikredilmezdi. Buna benzer bir ifade, yaşlılığına rağmen Allah’tan çocuk talep eden ve kendisine bahşedildiğinde şaşkınlıktan ‘benim nasıl çocuğum olabilir?’ diyen Zekeriya’nın (a.s.) bu şaşkınlığını giderici nitelikteki Allah’ın “Daha önceden de seni hiçbir şey değilken yarattım” sözü bulunur (Bkz. Meryem 1-9). Nasıl ki Zekeriya (a.s.) herhangi bir türden geçiş olmaksızın, hiçbir şey değilken yaratılmışsa Âdem (a.s.) de hiçbir şey değilken var edilmiştir.

Bu ayette ayrıca el-insân ile ilk insan değil, ahirette diriltileceğine şüpheyle bakan, öldükten sonra toprağa karışıp yok olacağına inanan insan kastedilir. Bu düşüncedeki insana topraktan yeniden diriltilmenin kolaylığı, ilk yaratılıştaki yoktan var edilme örnek gösterilerek anlatılmaktadır. Böylece insanın ilk var edilme evresinin herhangi bir önceki türden geçiş yoluyla değil; doğrudan yoktan var edilme şeklinde olduğu ortaya konulmakta ve yoktan var edenin yeniden de diriltebileceği söylenmektedir.

ال ذي أَ حسَنَ ك ل شَ ي ء خَلَقَه وَبَدَأَ خَ لقَ ا لْ نسَا ن م ن طي ن ث م جَعَلَ نَ سلَه م ن سلَلَ ة م ن مَا ء مَ هي ن ث م سَ واه وَنَفَخَ ف ي ه م ن رو ح ه وَجَعَلَ لَ ك م ال س معَ وَا لَْ بصَارَ وَا لَْ فئ دَةَ قَ لي ل مَا تَ ش ك رزنَ

“O yarattığı her şeyi güzel yapmış ve ilk başta insanı çamurdan yaratmıştır. Sonra onun neslini önemsenmeyen bir suyun özünden yaratıp sürdürmüştür. Sonra ona düzgün bir şekil vermiş ve ruhundan ona üflemiş; sizi kulak, göz ve gönüllerle donatmıştır. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!” (Secde, 7-9)

Bu ayet açıkça ilk insanın yaratılışı ile ondan türeyen insanların yaratılışının birbirinden farklı olduğunu açıklıyor. İnsan türünü Allah ilk olarak yukarıdaki ayetlerde de ifade edildiği gibi çamurdan yaratmıştır. Âdem (a.s.) olan bu ilk insanın nesli ise erkek ve bayanın sularının karışımıyla meydana gelmiştir. Ayette ‘onun neslini’ ifadesi de önemlidir. İlk yaratılan insanın nesli onun ve eşinin suyu vasıtasıyla var edilmiştir.

وَلَقَ د خَلَ قنَا ا لْ نسَانَ م ن سلَلَ ة م ن طي ن ث م جَعَ لنَاه ن طفَة ف ي قَرَا ر مَ كي ن ث م خَلَ قنَا النُّ طفَةَ عَلَقَة فَخَلَ قنَا ا لعَلَقَةَ م ضغَة فَخَلَ قنَا ا ل م ضغَةَ عظَا ما فَكَسَ ونَا ا ل عظَامَ لَ ح ما ث م أَ نشَأ نَاه خَ لق ا آخَرَ فَتَبَارَكَ اللَّ أَ حسَ ن ا لخَا ل قينَ

“Gerçek şu ki biz insanı çamurdan alınmış bir özden yaratıyoruz; sonra onu sağlam bir korunakta nutfe haline getiriyoruz. Ardından nutfeyi (döllenmiş yumurta) alakaya (rahimde asılıp beslenen embriyo) çeviriyor, alakayı şekilsiz et (görünümünde) yapıyor, bu etten kemikler yaratıyor, daha sonra da kemiklere adale giydiriyoruz; nihayet onu bambaşka bir yaratık halinde inşa ediyoruz. Yapıp yaratanların en güzeli olan Allah çok yücedir.” (Mü’minûn, 12-14)

Bir önceki ayetteki anlatımın benzeri bir anlatım da bu ayette bulunmaktadır. Yoksa ayetin ilk ifadesinde ‘çamurdan alınmış bir öz’den yaratıldığı bahsedilen insan ile ayetin devamında bildiğimiz ana rahmindeki yaratılış evrelerinden bahsedilen kişi aynı değildir. İlki bir önceki ayette olduğu gibi ilk insanın, sonrasındaki ise ondan ve eşinde türeyen tüm insanların yaratılış durumudur. Ayetleri toplu, bir arada değerlendirdiğimizde evrim gibi bir yaratılış modelinin Kur’an’dan asla çıkarılamayacağı anlaşılmaktadır. Ancak lokal olarak kimi ayetleri alıp onların üzerinden evrim düşüncesiyle ayetleri konuşturma çabasına girildiğinde bunu yapmak mümkün olmaktadır ki bu hakikati saptırmak, insanlığı aldatmaktır.

خَلَقَ ا لْ نسَانَ م ن ن طفَ ة فَإ ذَا هوَ خَ صي م مب ي ن

“İnsanı bir damla sudan yarattı; fakat görürsün ki o, yaratıcısına apaçık bir muhalif olup çıkmıştır!” (Nahl, 4)

أَوَلَ م يَرَ ا لْ نسَا ن أَن ا خَلَ قنَاه م ن ن طفَ ة فَإ ذَا هوَ خَ صي م مب ي ن

“İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi? Oysa bak, şimdi o, açıktan açığa bize karşı duran biri olmuştur.” (Yâsîn, 77)

Bu iki ayet yeniden dirilmeyi inkar eden, Allah’a boyun eğmeyen nankör insandan bahsetmektedir. Bu ayetlerdeki insan, ilk insan değil; ondan ve eşinden türetilmiş olan insanlar içerisindeki nankörlerdir.

هَ ل أَتَى عَلَى ا لْ نسَا ن حي ن منَ ال د ه ر لَ م يَ ك ن شَ يئ ا مَ ذ كو را إ ن ا خَلَ قنَا ا لْ نسَانَ م ن ن طفَ ة أَ مشَاج نَ بتَ لي ه فَجَعَ لنَاه سَ ميع ا بَ صي را

“Gerçek şu ki, insanın yaratılış tarihinde onun henüz anılan bir şey olmadığı bir dönem gelip geçmiştir. Hakikatte biz insanı katışık bir nutfeden yarattık; imtihan edelim diye onu işitir ve görür kıldık.” (İnsân, 1-2)

İnsan var edilmeden önce nice zamanların bulunduğu zikredilmektedir bu ayette. Zira hayat sadece insanın yaratılışıyla başlamamıştır. İnsan var edilmeden nice zamanlar geçirmiştir evren. Ancak evrimciler buradan nemalanmak için ayeti, insan cinsi tekâmül edinceye kadar türler arasında nice zamanların geçtiği şeklinde yoruyorlar. (Ateş, 1978; Yakıt, 1998) Bu tamamıyla mesnetsiz bir çıkarımdır. Evrimci bir kafayla ayeti yorumlama çabasının tipik bir örneğidir. Ayet ayrıca insanların ilk insandan sonra nutfe yoluyla yaratıldığını da ifade etmektedir.

فَ ليَ ن ظ ر ا لْ نسَا ن م م خ لقَ خ لقَ م ن مَا ء دَاف ق

“İnsan neden yaratıldığına bir baksın. O, atılan bir sudan yaratıldı.” (Târık, 5-6)

خَلَقَ ا لْ نسَانَ م ن عَلَ ق

“O, insanı alaktan (asılıp tutunan zigottan) yaratmıştır.” (Alak, 2)

İnsanın nutfeden, sudan, alakadan yaratıldığının zikredildiği tüm ayetler ilk insanın nesli için geçerli olan yaratılış durumudur. Tüm ayetlerin bir arada değerlendirildiğinde açıkça anlaşılan bu hakikat maalesef evrimci bakış açısının zulmüne maruz kalmaktadır.

İnsanların evrimle var olduğunu Kur’an’dan ispatlamak isteyenler delil olarak aşağıdaki iki ayet üzerinde de durmaktadırlar. Bu ayetlerin ilkinde insanların bir bitki gibi yaratıldığının söylendiği üzerinde durulmakta ve buradan evrimle bağlantı kurulmaktadır. Diğerinde de insanların tavır tavır yaratıldığından bahsedildiği ileri sürülmektedir. Evrimi savunanlar bu ayetlerden hareketle insanların, suyun toprakla karışması sebebiyle oluşan bir canlı türünden insan oluncaya kadarki süreçteki evrelerinin bu ayetlerde kastedildiğini iddia etmektedirler. (Ateş, 1978; Yakıt, 1998)

Ayet-i kerimeler şöyledir:

مَا لَ ك م لَ تَ ر جونَ للِّ وَقَا را وَقَ د خَلَقَ ك م أَ طوَا را

“Ne oluyor size de Allah’ın büyüklüğünü hesaba katmıyorsunuz? Oysa O sizi türlü evrelerden geçirerek yaratmıştır.” (Nuh, 13-14)

وَ اللَّ أَ نبَتَ ك م منَ ا لَْ ر ض نَبَات ا

“Allah sizi yerden bitirip yetiştirmiştir.” (Nuh, 17)

Bu iki ayet birbirini tamamlayıcı niteliktedir. İlk ayette Allah Teala insanlara yaratılışlarındaki evreleri hatırlatmaktadır. Yukarıdaki Âdem’in (a.s.) ve neslinin yaratılışındaki yaratılış evreleri burada dile getirilmektedir. Toprak ile ataları Âdem (a.s.) yaratılmış, onun nesli de embriyo, kan pıhtısı, bir çiğnem et, kemiklerin var edilmesi ve etin giydirilmesi ve nihayet tesviye edilerek güzel bir surete getirilmesi ile var edilmiştir. (Zemahşerî, 1407) Bu aşamaların hatırlatıldığı ayeti tamamen Kur’an’daki diğer ayetleri görmezden gelerek evrimle ilişkilendirmek ilmi etikle uyuşmamaktadır.

İkinci ayette ise Allah Teala’nın insanları bir bitki gibi öncesi olmaksızın, yani başka bir türden geçiş olmaksızın doğrudan topraktan var etmesi pekiştirilmektedir. Buna rağmen bu ayeti evrimle ilişkilendirmek insafsızlıktır. Ayetteki genelde bitkilerin bitirilmesi için kullanılan enbete fiili Hz. Meryem’in güzel bir şekilde yetiştirildiğini ifade eden ayette de (Âl-i İmrân, 37) geçmektedir. Bir çiçeği insan nasıl özenle yetiştirip büyütürse Allah da Hz. Meryem’i gözetimi altında güzel bir şekilde yetiştirmiştir. Ayette Allah Teala insanların atası Âdem’i (a.s.) topraktan, öncesi olmaksızın yarattığını belirtmekte, ilk yaratılışa dikkat çekilerek yeniden dirilişin makul ve kolay olduğu gösterilmektedir. (İbn Âşûr, 1984) Nitekim bir sonraki ayette de (Nuh, 18) bu ifade edilmektedir.

İnsanın yaratılışıyla ilgili bu başlık altında zikredilen ayetler birlikte değerlendirildiğinde Âdem’in (a.s.) topraktan doğrudan yaratıldığı, anababasız var edildiği, Âdem’in (a.s.) ilk insan ve beşer olduğu, onun neslinin ana karnındaki yaratılış evreleriyle yaratıldığı açık ve seçik bir şekilde anlaşılmaktadır.

Aşağıdaki başlıkta ise Kur’an’ın insanları tek bir candan var ettiğini ifade eden ayetlerin tahlili yapılacak ve evrimci yaklaşımın bu tür ayetleri manüple etme çabaları, zorlama ve bilgisizce yaptıkları yorumları gösterilecektir.

1.2. KUR’AN’A GÖRE İNSAN NASIL YARATILMIŞTIR?

Allah Teala hitap ettiği insanların durumunu dikkate alır ve ona göre hitap eder. Her peygamberi gönderdiği toplumun içerisinden seçmesi, onların diliyle ilahi hitabı onlara sunması (İbrahim, 4) bunun göstergelerindendir. Yine hitap ettiği toplumun sorunlarını öncelikli ele alması, o toplumun görüp aşina olduğu örneklerde bulunması da buna delildir. Deveye işaret edilmesi (Ğâşiye, 17), köle ve efendi ilişkisinin örneklendirilmesi (Nahl, 75-76) vb. durumlar bunun örneklerdir. Dolayısıyla Allah Teala hitap ettiği toplumun zaman ve zeminini dikkate alarak ilahi vahyi inzal etmektedir. Ancak bu, onların durumunu gözettiği için yanlış da olsa bir bilgi aktarımı ya da bir sözün söylenmesini asla doğurmaz, doğurmamıştır da. Bir başka deyişle, Arap toplumu Âdem’den (a.s.) yaratıldıklarına inandıkları için Allah onlara Âdem’den (a.s.) yaratıldıklarını söylememiştir. Ya da onlar göklerin yedi kat olduğunu duydukları için onlara böyle bir bilgi sadece onlar böyle bildiği için aktarılmamıştır. Böyle bir davranışı biz insanlar bile kendimize yakıştırmazken nasıl olur da Allah’a yakıştırabiliriz. Muhatabımızı eğitmek ve düzeltmek istediğimizde onun yanlış inanışlarını ve bilgilerini doğruymuş gibi kullanır mıyız? Maalesef kimi düşünürler Kur’an’daki Âdem (a.s.) kıssasını ve insanların ondan ve eşinden yaratılıp çoğaldığını ifade eden ayetleri tevil etmekte zorlanınca bu gibi insafla bağdaşmayan yorumlara gitmişlerdir. (Öztürk, 2015)

Bu başlıkta biz, Allah Teala’nın insanı nasıl yarattığına dair söylemiş olduğu ayetleri zikredip yorumlayacağız. Bu ayetlerin evrimi savunan Müslüman düşünürler tarafından nasıl çarpıtılmaya çalışıldığına da işaret edeceğiz.

ايَ أايُّ اها النَّاسُ اتَّ قُوا اربَّكُمُ الَّذِي خالاقاكُمْ مِنْ نا فْسٍ اواحِ ادةٍ اوخالاقا مِنْ اها ازوْجا اها اوباثَّ مِنْ هُ اما رجِااالً كاثِياْا اونِسااءا

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.

Bu ayet-i kerimede Allah Teala insanlara seslenerek kendilerini bir tek nefisten yarattığını, ondan da eşini yarattığını ve bu ikisinden erkek ve bayan olarak insan neslini çoğalttığını açık ve seçik ifade etmektedir. Bu ayette ifade edilen nefs-i vâhide ile Âdem (a.s.) kastedilmiştir. İlk müfessirlerden günümüze kadar -modern çağdaki birkaç istisnayı saymazsak- bu ibareyi başka şekilde yorumlayan olmamıştır. (Ateş, 2016) Buna rağmen bu ibareyi “öz, maya, hücresel bir yapı” olarak yorumlamaya çalışanlar olmuştur. Burada nefs-i vâhide ibaresiyle herhangi bir insan değil; erkeklik ve dişiliği olmayan hücresel bir yapı olduğu ileri sürülmüştür. Bunu desteklemek için de hem hitabın tüm insanlara olduğu hem de nefs-i vâhide ibaresinin nekra, yani belirsiz formda geldiği söylenmiştir. (Okuyan, https://www.youtube.com/watch?v=EejTp-HEyy_A (erişim: 11. 07. 2015; Taslaman, 2016)

Hâlbuki “Ey insanlar!” hitabının yaratılışla ilgili bir konuda ilk insanı kapsamaması aklın gereğidir. Hitabın içerisine giren birinden tüm insanları yaratmışsa elbette o ilk kişi “tek bir nefis” ibaresiyle kastedilen olacaktır. Kaldı ki ayetin devamı zaten eşinin de bu nefisten yaratıldığını söylemekte ve diğer insanların bu ikisinden çoğaltıldığını açıkça ifade etmektedir. İbarenin nekra gelmesi, yaratılışın kaynağının belirsizliğinden değil, tek bir adetten olduğunu ifade içindir. Burada belirli olarak bu ifadenin getirilmesi anlatılmak istenen mana gereği yanlış olurdu. Kaldı ki her nekra belirsizlik için değil, taklîl, ta‛zîm gibi farklı anlamlara da gelmektedir. Yâsîn suresinde geçen selâmun kavlen min rabbin rahîmin ifadesinde (Yâsîn, 36) bilinmeyen bir rabden mi bahsedilmektedir? Hâşâ! Bu gibi basit Arapça kullanımları bilmeden sadece sonuç odaklı evrimi ispatlama çabası kişiyi yarı yolda bırakacak bir hevestir.

Bu ayeti Âdem’in (a.s.) dışındaki bir manayla yorumlama çabasını gerektiren bir diğer argüman ise insanların tek bir aileden yaratılması durumunda ensest ilişkinin ortaya çıkacak olmasıdır. Kardeş evliliğiyle insanların çoğaltılması günümüz şartlarıyla değerlendirilmekte ve o dönemde de böyle bir çoğalmanın gayrı ahlaki olduğu düşünülmektedir. Allah Teala’nın açık bir şekilde insanları tek bir nefisten yarattığını söylemesi karşısında tutunacak tavır bu olmamalıdır. Tek bir kişi ve ondan yaratılan eşinden insanların çoğalması ancak böyle mümkün olmuşsa o dönem yargısında belli bir süreye kadar bu serbest bırakılmıştır. Nitekim dönemden döneme göre haram ve helaller değişebilmektedir. Hz. İsa’nın “Size haram kılınan bazı şeyleri helal etmek için geldim” sözü de (Âl-i İmrân, 50) bu bağlamda değerlendirilmelidir.

Kur’an’da insanın nasıl yaratıldığına dair diğer ayetler ise şunlardır:

يَا أَيُّهَا الن ا س إ ن ا خَلَ قنَا ك م م ن ذَكَ ر وَأ نثَى وَجَعَ لنَا ك م شع وب ا وَقَبَائ لَ لتَعَارَف وا إ ن أَ كرَمَ ك م ع ندَ اللَّ أَت قَا ك م إ ن اللََّ عَ لي م خَب ي ر

“Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O’na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden haberdardır.” (Hucurât, 13)

يَا بَن ي آدَمَ لَ يَ فت نَن ك م ال ش يطَا ن كَمَا أَ خرَجَ أَبَوَ ي ك م منَ ا لجَن ة يَ ن ز ع عَ ن همَا لبَاسَ همَا لي ريَ همَا سَ وآت همَا

“Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızı ayıp yerlerini birbirine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın.” (A‛râf, 27)

يَا بَن ي آدَمَ إ ما يَأ ت يَن ك م ر س ل م ن ك م يَق صُّونَ عَلَ ي ك م آيَات ي فَمَ ن ات قَى وَأَ صلَحَ فَلَ خَ و ف عَلَ ي ه م وَلَ ه م يَ حزَن ونَ

“Ey Âdemoğulları! İçinizden ayetlerimi size anlatacak peygamberler gelir de (onları dinleyerek) kim kötülükten sakınıp kendini ıslah ederse, onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.” (A‛râf, 36)

أَلَ م أَ عهَ د إ لَ ي ك م يَا بَن ي آدَمَ أَ ن لَ تَ عب دوا ال ش يطَانَ إ ن ه لَ ك م عَ دوٌّ مب ي ن وَأَ ن ا عب دون ي هَذَا صرَا ط م ستَ قي م

“Ey Âdemoğulları! Size "Şeytana kulluk etmeyin, o sizin için apaçık bir düşmandır; bana kulluk edin, doğru yol budur" dememiş miydim?” (Yâsîn, 60-61)

İnsanların bir erkek ve dişiden yaratıldığını dile getiren Hucurât sûresindeki ayetler, insanların birbirine üstünlük yarışına girmemelerini, soy ve nesebin bu anlamda para etmediğini bildirmektedir. Sonuç olarak tüm insanların tek bir erkek ve dişiden yaratıldığı, sonradan halklara ve kabilelere bölündüğü söylenmekte ve bunun hikmeti olarak da bu farklılaşan halk ve kabilelerin tanış olması zikredilmektedir. Yine Allah katındaki üstünlüğün O’ndan en çok sakınmakla olacağı haber verilmek suretiyle o dönemin toplumundaki asabiyet hastalığı yıkılmaya çalışılmaktadır.

Hucurât sûresindeki ayetlerden sonra zikredilen ayetlerde “Ey Âdem oğulları!” ifadeleri yer alır. Bu ifadelerin nesepsel bir ifade olmadığı, İbrahim peygamber için de Müslümanlara “babanız İbrahim’in dinine uyun” denildiği, İbrahim’in (a.s.) ise tüm Müslümanların atası olmadığının aşikâr olduğu söylenmekte ve böylece “Ey Âdem (a.s.) oğulları” ifadelerinin de böyle değerlendirilmesi gerektiği, bunlarla onların yolundan gidenlerin kastedildiği iddia edilmektedir. (Taslaman, 2016) Hâlbuki “Ey Âdem’in oğulları” ifadesi tüm insanlara yöneltilmiş bir hitaptır. “Annebabanızı cennetten çıkarttığı gibi” denilmesi ve Kur’an’da cennetten çıkartılan ilk insanın Âdem (a.s.) olduğu bilinmesine rağmen bu ifadeyi biyolojik, nesepsel bir ifade görmemek hatada ısrardır. Yine “size ayetlerimi anlatan ve bugünle karşılaşacağınızı size uyarak elçiler geldiğinde” denilen ayette de açıkça tüm insanlara seslenilmektedir.

Yine kıyamette tüm insanların toplandığı bir günde Allah’ın bu ifadeyle seslenmesi tüm insanların onun çocukları olduğunu sarahaten anlatır. İbrahim peygamber için Allah’ın “babanız” ifadesini kullanması sadece Hac sûresinin 78’inci ayetinde geçmekte ve bununla Arap toplumunun atası olarak kabul edilen ve o dönemdeki tüm kafirmüslüman herkesin kabul ettiği bir gerçeği ifade içindir. Mekke toplumunun atası İbrahim’dir (a.s.) ve bu gerçeğe işaret edilerek hak yoldan sapanlar atalarının dinine davet edilmektedir. Bu ifadeyle gerçek anlamda nesepsel bir bağ kastedilmektedir. O toplumdan sonra gelen Müslümanların nesep bakımından atası olmasa da o dönemdekiler için bu hakikatin varlığı böylece gösterilmiştir. Allah Resulünün (s.a.v.) atası, onun ümmetinin de bir nevi atası kabul edilir. Bu lokal olan durum ile ve bağlamı göz önüne alarak Âdem (a.s.) ile ilgili ifade edilen atalık vasfını kıyaslamak yanlıştır.

SONUÇ

Evrim ile insanların yaratıldığını savunmak ile bunu Kur’an’dan ispat etmeye kalkmanın aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğine inanıyoruz. Zira ilki bilimsel bir çaba, diğeri ise ön kabullerin Kur’an’a söyletilme çabasıdır. Araştırmamızda görüldüğü üzere Kur’an’a evrimi söyletmek isteyenler ayetleri bağlamlarından bağımsız değerlendirmeye çalışmış, hiç olmadık manaları o dönemin Arapça kalıplarına sığdırmaya çalışmışlardır. Başta Âdem (a.s.) ve İsa’nın (a.s.) yaratılış olarak benzetilmeleri bu noktada kilit bir niteliğe sahiptir. Bu bile tek başına Âdem’in (a.s.) annesiz ve babasız, topraktan yaratıldığını ispatlamaya kafidir. İnsanların anne karnındaki yaratılış evrelerinin ilk insanın yaratılışıyla birlikte zikredilmesi, tüm insanlık türünün nasıl meydana geldiğini toplu bir şekilde sunma gayesi gütmektedir.

Beşer ve insan ayırımı da temelsiz bir iddiadır. Zira ilk insanın yaratılışında hem insan hem de beşer ifadeleri geçmekte ve bunlar kendisine secde edilmesi emredilen Âdem (a.s.) için kullanılmaktadır. Son olarak, insanların tek bir nefisten yaratılıp çoğaltıldığı ifade edilen ayetlerle “Ey Âdem oğulları!” ifadeleri tüm insanlığın Âdem (a.s.) ve eşinden var edildiğini şüpheye mahal bırakmayacak derecede kanıtlamaya yeterlidir. Teori düzeyinde olan ve bu teoriyi ortaya ilk atanların bile kendi teorilerine mutlak doğru olarak bakmadığı bir düzlemde Müslüman düşünürlerin ezilmişlik hisleriyle ve Allah’ın mutlak doğru olan kelamına güvenmeden bu gibi zorlama ve bilgisizce tevillere gitmesi gerçekten çok can sıkıcı bir hal almıştır. Kur’an, dileyenin ona dilediği şeyleri söylettirebileceği bir kitap değildir. İndiği zaman, zemin ve muhatapları olan ve sözleri sarih ve beliğ olan bu kitabı en azından Müslümanların kendi fikri ve düşünsel çıkarımlarına alet etmemeleri gerekir.

KAYNAKÇA

  1. Ateş, AE. Kur’an’da İnsanların Yaratılışı Meselesi. Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 2016; 30; 353-369.
  2. Ateş, S. Kur’an-ı Kerim’e Göre Evrim Teorisi. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1978; 20; 127-146.
  3. Câhız, Ebû Osmân Amr b. Bahr b. Mahbûb el-Kinânî. el-Hayevân. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-‛İlmiyye; 1424.
  4. er-Resâil. thk. Abdüsselam Muhammed Harun. Kahire: Mektebetü’l-Hâncî; 1384/1964.
  5. İbn Âşûr, Tâhir b. Muhammed. et-Tahrîr ve’t-Tenvîr. Tunus: ed-Dâru’t-Tûnusiyye; 1984.
  6. İslamoğlu M. https://www.youtube.com/watch?v=Iu-VhQdgmzY; Erişim Tarihi: 21.10.2018.
  7. Okuyan, M. https://www.youtube.com/watch?v=EejTp-HEyy_A. Erişim: 11. 07. 2015.
  8. Öztürk, M. Kur’an ve Yaratılış. İstanbul: İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Kur’an Araştırmaları Merkezi Yayınları; 2015.
  9. Serahsî, Muhammed b. Ahmed. Usûlü’s-Serahsî. Beyrut: Dâru’l-Ma‛rife; t.y.
  10. Taberî, Ebû Ca‛fer Muhammed b. Cerîr. Câmi‛u’l-Beyân ‛an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle; 1420/2000.
  11. Taslaman, C. Evrim Teorisi: Felsefi ve Teolojik Bir Değerlendirme. Bilim Tarihi ve Felsefesi Sempozyumu. Mardin: Mardin Artuklu Üniversitesi Yayınları; 2016.
  12. Yakıt, İ. Darwin’den Önce İslam Düşünürlerinde Evrimle İlgili Fikirler. Felsefe Arkivi. 1984; 24; 101-120.
  13. Kur’an’da İnsanın Yaratılışı ve Evrimi. Süleyman Demirel Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi. 1998; 5; 1-16.
  14. Zemahşerî, Ebu’l-Kāsım Mahmûd b. Ömer. el-Keşşâf ‛an Hakāikı Gavâmidı’t-Tenzîl ve ‛Uyûni’l-Ekāvîli fî Vucûhi’t-Te’vîl. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-‛Arabî; 1407.

Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun