Klasik İktisadi Düşünce ile evrim görüşünün beraberliği nasıl olmuştur?

Tarih: 30.04.2026 - 22:55 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlk örneklerine M.Ö. 5. Asırda Leucippus ve Democritus’ta rastlanılan evrimci görüşler değişik versiyonlar ve adlar altında varlığını devam ettirmiştir1.

Ancak hiçbirisi İngiliz biyolog Charles Robert Darwin (12 Şubat 1809 - 19 Nisan 1882) ’in evrim görüşü kadar etkili olamamıştır. Çünkü Darwin’in teorisi yalnızca milyarlarca yıl önceki organizmanın günümüze kadar süren hayat mücadelesine cevap vermekle kalmıyor, toplumda o güne değin var olan ve dini referanslarla açıklanan insanın yeryüzündeki var oluşuna veya değişik bir ifade ile yaradılış inan-cına yönelik alternatif bir yaklaşımı da beraberinde getiriyordu.

Ancak gerek Jean-Baptiste Lamarck (1744-1829) ve Darwin gibi biyologlar gerekse de Herbert Spencer (1820-1903) gibi evrim teorisini hayatın tüm alanlarına uygulayan dönem filozofları, teoriye göre milyonlar hatta milyarlarca yıllık bir zaman diliminde ortaya çıktığını iddia ettikleri türler arası değişimi ispatlamakta oldukça yetersiz kalmışlardır. Örneğin Lamarck’ın evrim teorisine dayanak olarak ka-bul ettiği “Kazanılmış karakterlerin iletimi” tezi oldukça büyük tartışmaya meydan vermiş, ancak kısa bir süre sonra genetik aktarım prensiplerinin ortaya konmasıyla görüşleri önemini yitirmiştir.

19. yüzyıl biyologlarının teknolojiden ve ciddi araştırma yapabilecek bilimsel yeterlilik ve imkândan oldukça uzak bir zamanda milyarca yıl içerisinde oluştuğunu varsaydıkları evrimi bir yasa gibi kabullenmelerinin altında yatan temel nedenlerden birisi, yaşadıkları hayatı kilisenin öğretilerinin dışında anlamlandırma/meşrulaştırma çabasıdır.

Darwin, evrimi bir teori olarak ortaya koyarken yalnızca fen bilimlerinin geldiği noktadan değil, dönemin iktisadi teorilerinin ve sosyal yapısının açıkça etki-sinde kalmıştır. Darwin evrim teorisinde, içerisinde yaşadığı toplumun elitlerince benimsenmiş “güçlünün ayakta kalması zayıfın ise ortadan kalkmasının doğallığı” inancına, biyolojinin diliyle cevap verebilmenin gayreti içerisindedir. Kapitalizmin “bırakınız yapsınlar” anlayışı, hayat hakkını güçlüye tanırken bu anlayıştan hareketle ortaya konan Maltush’un (1766-1834) Nüfus Teorisi ise, zayıfın nasıl ortadan kaldırılması gerektiğinin yol haritasını çizer gibidir.

1.19. YÜZYIL AVRUPA’SINDA İNSAN TASAVVURU

19. yüzyıl; insanî değerlerin yozlaştığı o güne dek saygı duyulan ve değer verilen bütün “kutsalların” değersizleştirildiği, insanın ücretle çalışan bir hayvan hatta ruhsuz bir makine olarak tanımlandığı, toplumsal anominin zirveye ulaştığı yeni bir zaman dilimi karmaşanın yaşandığı toplum türüdür.

İçerisinde yaşadıkları toplumsal değişime ve problemlere karşı tarihin her döneminde olduğu gibi, yeni politikalar üretme durumunda olan bilim insanları, eşitsizlik, açlık, yoksulluk, işsizlik, suç ve sömürünün zirveye ulaştığı modern toplumun bu olumsuzluklarına kayıtsız kalmayarak birçok farklı teoriyi ortaya koyma çabası içerisine girmişlerdir.

Ancak başta dönemin iktisatçıları olmak üzere birçok sosyal bilimci, dezavantajlı konumda bulunan sınıfların yanında yer alması gerekirken güçlü ve avantajlı azınlığın statüsünü koruma doğrultusunda çalışmışlardır. Kullandıkları temel argüman, insanın tabiatta var olan hayvan türlerinden bir tür olduğudur

Descartes’in hayvanların ruhları olmadığı, onların saat gibi bir makine olduğu, bir insan ruhu anlayışının gereksiz olduğu, insanın da bir makine olduğu görüşlerini dile getiren La Mettrie (1709-1751), hayvanlaşan bir insanın alt yapısını oluşturmakta gecikmemiştir. La Mettrie, dört ayaklı hayvanların biçiminin insana benzediğinden yola çıkarak aralarındaki temel farkı, insanda daha kıvrımlı bir beynin varlığına bağlar.2

Ona göre insan; bir fabrikanın çarkları ve yayları gibi sürekli hareket eden dikey yürüyen sürüngen bir hayvan veya değişik bir ifade ile makinadır. Bu makinede ruha yer olmadığından insan bedeni de bir tözden yani maddeden ibarettir.3

19. Yüzyıl Avrupa’sında hızla büyüyen kentlerde hâkim olan görüntü; fabrika üretiminde emek yoğun çalışan ve süreç içerisinde makinenin bir parçası olan on binlerce düşük ücretli işçinin hayata tutunma çabalarıdır. Jean-Baptiste Say çalışan insanın durumunu şu cümlelerle ifade eder:

“İşçinin hayatı boyunca yalnızca bir toplu iğnenin on sekiz parçasından birini yapmış olduğunu görmek çok acıdır.”3

Kapitalist sistemde dönemin tek tip işini yapan insanı; saatlerce montaj hattında durup, yürüyen bantlar aracılığıyla önüne gelen arabanın belirli bir vidasını binlerce kez sıkmakla yükümlü olup, başka herhangi bir şey yapmaya hatta yanında çalışan arkadaşıyla bile sohbet etmeye vakit bulamayan robottan farksız bir haldedir. Böylesi bir çalışma ortamında makineye ve makinenin hızına göre çalışmak zorunda olan bu işçinin makineli üretimle birlikte “makineleşmiş” durumda olması kaçınılmazdır.3,4

2.EVRİM KAVRAMINDAN EVRİM TEORİSİNE

Kavram olarak evrim; antikçağdan modern topluma kadar geçen binlerce yıl içerisinde birçok disiplinde ve düşünürde farklı anlamlarda kullanılsa da genellikle ortaya çıkan değişim, dönüşüm ve başkalaşımı ifade etmek için kullanılmıştır5,6.

Evrim kavramı, günlük hayatta daha ziyade gelişim/tekâmülü ifade etmek için kullanılan bir terim olsa da, her bir disiplin bazı nüanslarıyla bu kavramı kullanmaktan geri kalmamıştır. Örneğin evrim, Schellig’de (1175-1854) doğa merkezli, Hegel’de (1770-1831) idealist ve insanlık tarihi merkezli, Marks’ta (1818-1883) materyalist ve ekonomik ilişkilerin belirlediği tarih merkezli, biyolog Darwin’de ise bütün canlı türlerinin birbirinden oluşması merkezli bir kavramdır.

Her ne kadar Evrim, teori olarak varlığını Darwin ile duyursa da canlıların değişim ve dönüşümü üzerine yapılan çalışmaların tarihi milattan öncesine kadar uzanır. Eski Pers ve Mısır Mitolojilerinden Hint düşüncesine, Thales, Anaximander, Heraklitus ve özellikle Aristoteles gibi Antik Yunan filozoflarına, Cabir bin Hayyan, Nazzam ve Bîruni gibi bazı İslam düşünürlerine kadar farklı kültürlerde araştırmalara konu edilmiştir7,8.

Bu teorinin genel bir değerlendirilmesinin yapılabilmesi için bir hayli bilim dalından faydalanılması kaçınılmazdır.

Canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen çevrebilim, yerküredeki hareket ve gelişmeleri araştıran jeoloji, yaşayan organizmaların geride bıraktıkları fosilleri inceleyerek dünyadaki hayatın geçmişini konu edinen paleontoloji gibi bilimlerin yanı sıra, kökenleri, değişimleri, fiziksel ve kimyasal özellikleri ile gök cisimlerini açıklamaya çalışan astronomi dahi canlılar arasında bir türden başka bir türe geçişin olup olmadığının ortaya konmasında ortak bulgularından yararlanılması gereken bilim dallarından bir kaçıdır.5,9

3.SOSYO-KÜLTÜREL YAPININ DARWİN’İN EVRİM TEORİSİNE ETKİLERİ

Evrimin araştırma konusu yapıldığı ve bir problem olarak ele alındığı dönemler incelendiğinde, toplumlarda özellikle bilimsellik adına emeklerin yoğunlaştığı yeni kültür ve değerlere yönelmenin hızla yaşandığı zaman dilimleridir. Tıpkı tarım toplumu sonrası Avrupa’da ortaya çıkan dönüşüm gibi. 17 ve 18. Yüzyıl pozitivizmi ile buluşmuş fen bilimcileri, Avrupa toplumunun tepeden tırnağa değişimini, tüm de-ğerleri ile başkalaşımını, bir anlamda yeni bir toplum türünün ortaya çıkışını, evrimci düşüncelerle doğallaştırma çabasının kendilerine bir zorunluluk olduğu bilinciyle hareket etmişlerdir.7

Kölelik ve feodal düzenle güçlünün hâkim ve baskın olduğu toplum yapısından, endüstri toplumuna yönelen Avrupa, şehirlerde işsiz, aç ve sefalet içinde yaşayan kesimler ile sermayenin sahibi olan burjuvanın emri altında yarı köle statüsünde çalışma zorunluluğunda olan işçi/emekçi sınıfının hayatta kalabilme mücadelesine şahit olmuştur. Darwin de bu durumu doğal seleksiyonun acımasız anlayışına somut bir örneklik olarak değerlendirmiştir.

J. M. Smith’ e göre eğer Darwin, kapitalizmin toplumu hızla değiştirdiği yıl-larda doğmuş olmasaydı evrim düşüncesine sahip olamazdı. Smith, Darwin’in daha durgun bir feodal toplum içerisinde yaşamış olması halinde, tabiatta var olmak için ‘yarışma’ ve ‘mücadele’ gibi kavramları aklına getiremeyeceğini, dolayısıyla bir evrim teorisi iddiasında bulunmasının pek de mümkün olamayacağının altını çizer.

Robert Young ise tabiatta İngiliz fabrika sistemine benzer bir işbölümünün varlığının Darwin tarafından keşfedilmesi, kendisinde ortama uyum sağlayamayan işçinin de elenmesinin bir anlamda ortadan kalkmasının tabii yasalarla örtüştüğü düşüncesinin doğmasına neden olmuştur. Onun bu nazariyesi fabrikalaşan ve iş bölümü ile vasıfsızlaşan işçi kesiminin elini zayıflatırken, işverenlerin ellerini güçlendirmiş-tir. Ancak ne tuhaftır ki, kapitalist düşüncenin temel dayanaklarını güçlendirme görevi üstlenmiş olan evrimci düşünce, yine o dönemde ortaya çıkan ve bir işçi hareketi olan Marksist düşünce tarafından da hüsn-ü kabul görmüştür.10

17. yüzyıl başından 19. yüzyıl ortalarına kadarki geniş zaman boyutu, başta İngiltere olmak üzere birçok Avrupa ülkesinin farklı coğrafyalarında yaşayan yörece geri kalmış toplumlara hükmetme, beşeri ve ekonomik sermayelerine sahip olma tutkularının en yoğun yaşandığı dönemdir. Bir anlamda Darwin’in evrim görüşü bu durumun meşrulaştırma misyonunu rahatlıkla üstlenmiş görünmektedir.

Evrim görüşü inorganik dünyadan organik dünyaya, ekonomik hayattan ahlaki hayata, hayatın hemen her alanına yönelik açıklamalar getirmektedir. Açıklamalar-nın etkisi yalnızca biyolojinin sınırları içerisinde kalmamış, geçmişten o güne kadar eski dinlerin ve metafizik açıklamaların yerini dolduracak ve modern toplumun yeni dini inançlarının şekillenmesinde belirleyici olacak derecede ciddi bir rol üstlenmiştir. Wilberforce göre Darwin bu yeni ve “kirli dinin peygamberi” konumundadır.11

1879’da Oscar Scmidth tarafından Popüler Bilim dergisindeki bir makalede Darwin’in evrim görüşünün toplumsal hayattaki karşılığı ilk kez Sosyal Darwinizm olarak adlandırılmıştır. Mikro anlamda bireysel üstünlükleri desteklemek olarak kendini gösteren bu anlayış, makro anlamda güçlü olan milletlerin devamını gerekli görürken zayıf unsurların sistemin dışına atılmasını tabii görür12.

Böylelikle Darwinizm’in yaşamak için mücadele ve tabii ayıklanmayı temel alan evrim fikri, kısa sürede sosyal ve politik alana taşınarak Liberal ekonomi içerisinde ırkçı doktrinlerin ve rekabetin önü açılmıştır.13

Sosyal Darwinizm’i ortaya koyan ve biyolojide Lamarck’a benzer bir Evrim Teorisi anlayışı benimseyen Herbert Spencer da Malthus’tan etkilenerek Malthus’un nüfus prensiplerinin sosyal ilerlemenin dinamiklerinden olduğunu iddia etmiştir. Sosyal Darwinizm anlayışına göre bireyler ve milletler arasındaki rekabet, beraberinde sosyal evrimin oluşmasını sağlayacaktır. Bu kapsamda, Nazilerin zayıf gördükleri bireyleri sistem dışına çıkarmak için neler yaptıklarını hatırlamak, sosyal Darwi-nizm’in nasıl tehlikeli ve ürkütücü, bir yönüyle de karanlık bir düşünce sistematiği olduğunu anlamak için yeterli olsa gerektir.14,15

Evrimci düşünceye sahip bilim insanlarının asıl hatası, yaşadıkları çağın siya-sal ve ideolojik düşüncelerini, gerçeğin kendisi gibi görmeleridir.

Çakmak ise bilim dünyasının evrim teorisine yaklaşımını şu şekilde özetler:

“Delilin teoriyi şekillendirmesi yerine, yerleşmiş teorilerin delile yönelik bakış açısını sınırlandırmasından bahsedilebilir. Bu açıdan bakıldığında, bugünün bilim dünyasına egemen olan paradigmanın aslında herhangi bir konuda ortaya konulan yeni delillerin değerlendirilmesinde alan açacağı yerde bu alanın sınırlarını bilimsellik adına daralttığı iddiası dikkate değerdir.”8

KLASİK İKTİSAT TEORİLERİNE BİYOLOJİNİN CEVAP BULMA ARAYIŞLARI

Klasik İktisatçıların temel teorilerinden olan Doğal Ücret Teorisi, Ücretin Tunç Yasası ve Malthus’un Nüfus Teorisinin ortak iddiası, kişisel çıkarın üstünlüğü ile ortama uyum sağlayamayan, yani hayatını devam ettiremeyecek ücreti kazanamayan (daha doğrusu emeğinin karşılığını alamayan) emekçi bireylerin, nüfuslarının sınırlandırılması yönündedir16,17.

Emeğin üretimden aldığı pay olan ücret, Adam Smith’ten itibaren klasik iktisadın en önemli konularından biri olmuştur. Klasikler, işçinin hayati ihtiyaçlarını karşılayıp neslini devam ettirmesine yetecek; ülkeler ve dönemler arasında gelişmişlik düzeyi ve kültür düzeyine bağlı olarak değişiklikler gösteren “geçimlik/doğal ücret” kavramını ortaya atmışlardır. Sanayi devrimi, işbölümü ve uzmanlaşmanın neden olduğu üretim artışı, tabii olarak beraberinde toplumsal zenginlikte de bir artış meydana getirmiştir18,19.

Bu zenginliğin işçiler ve sermaye sahipleri arasındaki adaletsiz bölüşümü, Darwin’den yaklaşık 100 yıl önce ileri sürülen klasik iktisadi teoriler ve denetimsiz ekonomik yapı; piyasayı bırakınız her şey doğal olana doğru yönelir, değişir anlayışı çerçevesinde düzenlenmiştir.

Canlıların, milyonlarca yıl içerisinde olgunlaşıp geliştikleri veya türlerin kendi içlerinde değişerek, ayıklandığı hatta türlerin zamanla ortadan kalkıp yeni bir tür oluşturduğu düşüncesi -tarihte bu denli ilgi görmese de- şüphesiz ki Darwin’inden önce de var olmuştur20.

İlerleyen yıllarda birçok disiplinde olduğu gibi değişim ve dönüşümün kavramsal olarak karşılığı çoğunlukla evrim olmuştur. Tıpkı Amerikan iktisatçısı T.B. Veblen (1857-1929)’in Amerikan kapitalizmine karşı çıkan ve temelini her toplumun kendine özgü iktisadi bir yapısı olduğu yönündeki düşüncelerinin evrimci iktisat teo-risi adı altında değerlendirilmesi gibi21.

Hodgson’a göre ise evrimci iktisadı özgün kılan en önemli nokta iktisadi olayların açıklanmasın biyoloji biliminde kullanılan evrim metaforlarını kullanmasıdır.22

Malthus’un Nüfus Teorisi

18 ve 19. yüzyıllar, Batı dünyasının kapitalizmi bütün gerçekliğiyle yaşadığı bir zaman dilimidir. Devletin ekonomide seyirci kaldığı, sermaye sahibi ile emekçi-nin artık değer paylaşımında baş başa bırakıldığı ve insanî hakların gerek Avrupa’da ve gerekse dünyanın büyük kesiminde bir türlü varlık gösteremediği bir dönemdir. Yine bu dönemdeki nüfus hareketleri dikkat çekicidir. Örneğin Avrupa’nın 1750 yılında nüfusu 140 milyon iken, bir asır sonra 260 milyona çıkmıştır.

Merkantilistler ve fizyokratlar, pek çok konuda farklı düşüncelere sahip olmalarına rağmen, ücretler konusunda klasik/liberal iktisatçılarla benzer fikirleri paylaşmışlardır. Her iki ekole göre ücretler işçinin yaşayabilmesi ve hayatını devam ettirebilmesi için gereken asgari seviyede gerçekleşmelidir. Aksi takdirde mevcut olan toplumsal anomi katlanarak artacaktır23.

Emeğe olan ihtiyacın azaldığı, yoksulluğun ise üstesinden gelinemediği böyle bir dönemde Malthus’un nüfus artışıyla ilgili eserini elde eden Darwin, eser için şu ifadeleri kullanır:

“…Ekim 1838’de eğlence olsun diye Malthus’un Nüfus Üzerine [1798]’sini okumaya başladım. Hayvanların ve bitkilerin davranışlarına ilişkin uzun süreli gözlemlerim beni hayatta kalma mücadelesinin anlamını kavramaya hazırlamış olduğundan, birdenbire kafamda, bu şartlar altında uygun değişikliklerin korunma eğilimi gösterip uygun olmayanların yok olacağı düşüncesi çakıverdi. Bu, yeni türlerin ortaya çıkması sonucunu doğuracaktı. En sonunda çalışacağım bir kurama sahiptim.”22,24

Malthus’un teorisine göre insan nüfusu 1, 2, 4, 8, 16, 32... şeklinde geometrik

dizi halinde artarken, gıda maddeleri 1, 2, 3, 4, 5, 6 ... olarak aritmetik dizi biçiminde artmaktadır. Özellikle Amerika’daki nüfus artışını örnek alan Malthus, nüfusun serbest bırakıldığı takdirde, her yirmi beş yılda bir kat artacağını ileri sürmüştür. O’na göre bu durum, nüfusla gıda maddeleri arasındaki dengeyi bozmaktadır.16

Malthus daha sonra 1803’te aynı eserinin ikinci baskısında eklemeler yaparak dengeyi sağlamak için insanların geç evlenerek ve doğum sayısını azaltarak önüne geçebileceğini, ancak bunun ahlak dışı önlemler olduğunu söylemektedir. Her halükarda gelişmemiş toplumların nüfus artışının devam edeceğini ve dengesizliğin artacağını söyleyerek; gıda kıtlığı, savaş, tabii afetler, çocuk ölümleri ve hastalıklarla özellikle de fakir, beceriksiz ve güçsüz olan nüfusun telef olacağını belirtmiştir.25,26

Malthus’a göre bunlar tabiat yasalarından çıkan kontrollerdir. Gıda maddelerinin artışının nüfus artışına yetişmeyeceği teorisini Azalan Verimler Yasası (The Law of Diminishing Returns)’na dayandırarak geliştirmiştir. Bu yasaya göre toprağın verimi, kullanılan sermaye malları ve yeni üretim yöntemleri ile belli bir düzeye kadar artırılabilir. Marjinal seviyeye ulaştıktan sonra yeni sermaye mallarının kullanım verimi daha fazla artırmayacaktır.16

Malthus, nüfus ile ücret düzeyi arasında da ilişki bulunduğunu öne sürer. Nüfus artışı, emek arzını artırdığı için ücretlerin düşmesine yol açacaktır. Ücretler işçilerin dayanabilecekleri maksimum düzeye kadar düşecektir. Ücret düzeyinin “Asgari Geçim Düzeyi”’nin altına düşmesiyle sefalet ve hastalık artacak, dolayısıyla emek arzı azalacak, ücretler ise yeniden yükselecektir. Malthus, yiyecek arzı üzerinde teknolojinin etkisini tam olarak değerlendirememiştir. Malthus’tan günümüze, nüfusun önemli ölçüde artması, hayat süresinin neredeyse iki katına çıkması, teknolojik yenilikler, ekonomik, sosyal ve kültürel etkenlere bağlı olarak nüfus artış hızının değişmesi, kıtlık ve açlığın daha çok siyasal karışıklıklar nedeniyle gündeme gelmesi Malthus’un nüfus ile ilgili teorisinin etkisini azaltmıştır.16.27

Darwin’in evrim görüşünün objektif olmadığı, yaşadığı çağın ve Darwin’in psikolojisinin etkisinde ortaya konduğu sonucuna ulaşılabileceği endişesiyle bazı evrimci bilim insanları Malthus’un Nüfus Teorisinin Darwin’de etkili olduğu düşüncesini küçümsemişlerdir. Ancak Darwin’deki bu etkileri kabul etmekte herhangi bir problem görmeyen evrimci anlayışa sahip bilim insanları da çıkmıştır. Öyle ki yalnızca Darwin’in değil; İngiltere’de aynı dönemde ortaya çıkmış Spencer ve Wallace gibi evrimcilerin de toplumda var olan sosyo-kültürel yapının etkisi ile evrim teorileri oluşturdukları gerçeğine işaret ederler.

SONUÇ

Milyarlarca yıl önceden başlayıp günümüze kadar devam eden ve cansız maddelerin canlı ve farklı türler haline gelmesini, zamanla türlerin değişimini ve yeni türler oluşumunu da ifade eden Evrim Teorileri her şeyden önce biyoloji biliminin araştırma ve inceleme alanı içerisindedir. Ancak evrimi yalnızca biyoloji biliminin verileriyle değerlendirmek teorinin oluşumunu hazırlayan nedenlerin ve ifade ettiği anlamların anlaşılmasını güçleştirir.

Antik Yunan’dan beri kâinattaki değişim ve dönüşümden hareketle canlıların orijinine yönelik çabaları –fraksiyonlarına girmeksizin- sonuçta iki ana görüşe indir-gemek mümkündür.

İlk görüş, “kâinat, bilinçsizce mekanik bir şekilde hareket eden ezeli (önce-siz) ve ebedi (sonsuz) atomlardan oluşmakta ve zamanla söz konusu atomlar canlılık kazanarak zorunlu bir şekilde organik hayatı ortaya çıkarmaktadır” şeklinde ifade edilebilir.

İkinci görüş ise, kendi arasında yine iki kısma ayrılmaktadır.

İlki şöyledir; “kâinat, oluşumunu bir gaye (teleoloji) üzerine devam ettirmektedir. Bu gaye doğrultusunda canlılardan, iklim, besin, rekabet vb. durumlarla mücadelesinde ayakta kalan ve ortama uyum sağlayabilenlerin yaşamlarını devam ettirmeleri, uyum sağlayamayanların ortadan kalkmaları süreğen bir şekilde devam etmektedir. Böylelikle de canlılar türler arası geçişle daha mükemmel ve daha donanımlı bir türe doğru dönüşmektedirler.”

İkinci görüş ise, “kâinat hem bir gaye üzerine hareket etmekte ve hem de canlı varlıklar var olduğu günden bugüne türlerini devam ettirmektedir” şeklindedir.

Bu kısımda yer alan açıklamalar, materyalist yaklaşımın aksine evrenden aşkın sonsuz ilim sahibi bir varlığın kâinatı yoktan yarattığını, canlıların ise var olduğundan bugüne herhangi bir evrimleşmeye maruz kalmadığına yöneliktir. Bu yaklaşıma sahip bilim insanları da türler arası geçişle yeni bir canlı türünün meydana gelmiş olduğunun varsayımdan öteye gitmediğini belirterek bilimsel araştırmalarında türler arası geçişin olmadığının örneklendirmelerini yaparlar.

Orta Çağ boyunca çoğu zaman, bilimden ve bilimsellikten uzak tutulmuş feodal düzenin emrinde bir çeşit köle hayatı sürmüş Avrupalı, ikinci binyılın yarısından sonra Antik Yunan’dan beri devam eden bilimsel birikimini yeniden elde etmenin gerekliliği inancıyla üretim ve refahın alt yapısını oluşturmanın gayreti içerisine girmiştir.

Sanayileşmenin gerçekleşmesiyle birlikte, kendine güveni artan ve fen bilimlerinde büyük bir ivme kazanıp, tüm kurumlarıyla yepyeni bir toplum (endüstri/ modern) tipine kavuşan Avrupalı bilim insanları, teoloji ve metafizik ihtiva etmeyen, sadece fiziksel veya maddî dünyanın gerçeklerine dayanan, neden-sonuç ilişkisi doğrultusunda, ampirik yöntemlerle elde edilen bilginin, yani pozitivizmin yegane sağlam bilgi türü olduğu sonucuna varmıştır.

Pozitivist anlayışın toplumda taban bulmasında fizik, kimya ve biyoloji gibi deneysel fen bilimlerinin ulusların kalkınmasında son derece etkin olma özellikle-rinin anlaşılmasıdır. Aynı şekilde kilisenin metafizik dışındaki bilimlere yönelik süreğen tedirgin ve negatif tutumu da pozitivizmin yerleşmesinde etkili olmuştur. Zira Avrupa toplumu kilisenin sunduğu inanç sisteminin bilimsel özgürlük için bir tehdit oluşturduğu düşüncesindeydi.

Tam da bu dönemde dinlerin yaradılış inancı yerine Darwin’in evrim teorisi, kilise öğretilerine savaş açmış pozitivist ve seküler dünya görüşüne sahip Avrupa toplumu için fosillerden hareketle insanın var olmasını açıklamak çok daha uygun ve bilimsel bir davranış olarak benimsenmiştir. Bazı yazarlara göre ise evrim teorisi, dini inancın yerine tesis edilmiş yeni bir inanç olma konumundadır.

Sanayileşmeyle üretimde artışı yakalayan Avrupa, bir yandan sermaye sahibi büyük patronlardan oluşan zengin ve yeni bir azınlık sınıfla tanışırken, diğer yandan sermaye sahiplerinin emri altında mutlak yoksulluk sınırında hayat mücadelesi veren sayıları yüz binleri bulan büyük bir çalışan kesimle karşı karşıya kalmıştır.

Sanayi toplumu ulusal ve uluslararası tüm dinamikleri ve kurumlarıyla insanilikten uzaktır, tam anlamıyla ekonomi merkezlidir. Üretim araçlarının büyük bölümünün kişisel aktörlere ait olduğu ve bu kişilerce işletildiği, toplumsal aktivitelerin büyük bir bölümünün kâr amacı ile yapılandırıldığı sanayi toplumu, in-sanlık tarihi boyunca değişim ve dönüşümün en hızlı yaşandığı ve tarih boyunca elde edilmiş olan birçok değer ve inancın yeniden sorgulandığı, maddinin maddi olmayan karşısında mutlak üstünlük ilan ettiği yepyeni bir dönem olmuştur.

Daha önceden kırsalda tarım odaklı çalışan ve feodalitenin kıskacında bir türlü aradığı refah düzeyini yakalayamayan geniş halk kitleleri, sanayileşmeyle birçok mal ve hizmetin üretiminde bir artışla karşılaşsa da aradığı refah düzeyini yine elde edememiştir. Dönemin klasik iktisatçıları mevcut kaynakların hayat mücadelesinde birçok insan için yeterli olmayacağı sonucuna ulaşarak yaşanan geçim mücadelesini geliştirdikleri teorilerle anlamlandırma çabası göstermişlerdir.

Liberal ekonomik sistem, zenginliğin küçük bir kesimde oluşmasının, geniş halk kitlelerin ise kıtlık ve yokluk içerisinde kalmasının önünü açmaktan öteye politikalar geliştirememiştir. Sistem “bırakınız yapsınlar” ilkesiyle, bu mücadelede zenginin daha güçlenerek çıkmasında rol oynamış, sermaye sahibinden yana tavır almıştır.

Nüfusun geometrik bir şekilde çoğalırken, yiyecek arzının aritmetik bir şekilde artacağını ve bu durumun kitlesel açlığa yol açacağını öngören Klasik dönem iktisatçısı Thomas Robert Malthus’un Nüfus Teorisi; çağdaşı biyolog Darwin’de evrim teorisi olarak karşılık bulmuştur. Çünkü Malthus’un teorisinde yer alan; mevcut gıda kaynaklarının yetersizliği nedeniyle fakir, beceriksiz ve güçsüz olanların, bu kaynaklara diğerleri kadar başarılı bir şekilde erişememesi ve böylece ölerek elenmeleri, güçlü olanın yaşaması, güçsüzün ise ‘doğal seleksiyon’a uğraması anlamını taşımaktadır.

Katolik mezhebince yasaklanan faiz ekonomisini, Protestanlık mezhebinin güçlünün daha çok kazanabilmesi adına, meşrulaştırması evrimleşme geleneğinin bir adımı olarak değerlendirilebilir.

KAYNAKLAR

  1. Jensen, W.B. (2010). “Four Centurıes Of Atomıc Theory N Overview”, Http://Www. Che. Uc. Edu/Jensen/W.%20b.%20jensen/Reprints/172.%20atomism%20.Pdf, Erişim Tari-hi: 10.10.2017.
  2. La Mettrie, J. O. (1980). İnsan Bir Makina, (Çeviri, Ehra Bayramoğlu), İstanbul: Havass Yayınları.
  3. Yılmaz, N, Erdem, R. (2016). “Uzmanlaşma Ve Tıpta Bütüncül Yaklaşım Üzerine Bir De-ğerlendirme”, Süleyman Demirel Üniversitesi Vizyoner Dergisi, 7 (16), 35-47.
  4. Dikmen, A. A. (2011). Makine İş Kapitalizm Ve İnsan, Ankara: Tan Yayınları.
  5. Meyer, S. C. & Keas, M. N. (2003). “The Meanings Of Evolution” , Http://Www.Arn. Org/ Docs/Meyer/Sm_Meanings of evolution. Pdf, Erişim Tarihi, 09.10.2018.
  6. Johnson, P. E. (2003). Evrim Duruşması, (Çev. Orhan Düz), İstanbul: Gelenek Yayınları. 7-Yıldırım, C. (1989). Evrim Kuramı Ve Bağnazlık, Ankara: Bilgi Yayınevi.
  7. Çakmak, M. (2013). “Evrim Teorisi Tanrının Varlığı İçin Bir Tehdit Midir?”, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 22 (2), 55-81.
  8. Bowler, P.J. (1975). “The Changing Meaning Of ’Evolution”, Journal Of The History Of Ideas, 36 (1), 95-114.
  9. Duralı, T. Ş. (2011). “Canlılar Bilimi Ve Evrim Sorununun Teşrihi”. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi, 3 (22), 455-471.
  10. Russel, B. (1972). Din İle Bilim (Çeviri, Akşit Öztürk), Ankara: Bilgi Yayınevi. 12-Gökhan, H. (2013). 100 Terimde Bütün Felsefe, İstanbul: Kafekültür Yayıncılık.
  11. Becquemont, D. (2011). “Social Darwinism: From Reality To Myth And From Myth To Reality”, Studies İn History And Philosophy Of Biological And Biomedical Sciences, (42), 12-19.
  12. Kavak, K. (2013). “Türk Tipi Muhafazakârlığın Yozlaşmasına Dair Notlar-1, Liberalizm Darwinizm Elele: Muhafazakârlık Nereye?” Türk Akademisi Siyasi Sosyal Stratejik Araştırmalar Vakfı, (5) 1-10.
  13. Morris, H. M. (1974). Scientific Creationism, , General Ed. San Diego: Creation-Life Publishers.
  14. Savaş, V. F. (1997). İktisadın Tarihi, Liberal Düşünce Topluluğu, İstanbul: Avcıol Matbaacılık.
  15. Tekelioğlu, M. (1993). İktisadi Düşünceler Tarihi, Adana: Çukurova Üniversitesi Basımevi.
  16. Doğruyol, A., Aydınlar, K. (2015). “Emek Üretkenliği Ve Ücret Teorisi”, Ç.Ü. Sosyal Bi-limler Enstitüsü Dergisi, 24 (2), 263-278.
  17. Dinler, Z. (2002) Mikro Ekonomi, 14. Baskı ,Bursa: Ekin Kitabevi.
  18. Öktem, Ü. (2010). “Olgu, Kuram, Darwin Öncesi Evrim Kuramları Ve Darw Darwin’ İn Evrim Kuramı”, Antropoloji, Ankara: A.Ü. Matbaası. 23, 21-39.
  19. Turan, Z., Nakipoğlu, A. Ve Bozkaya, Ş. (2015). “Öğretileriyle T.B. Veblen” İşletme Ve İktisat Çalışmaları Dergisi 3 (4): 161-200.
  20. Yalçıntaş, A. (2010). “İktisat Düşüncesinde Evrimci Yol: İktisat Güncel Evrim Teorisine Ne Kadar Katkı Yaptı? (Meraklısına Notlar)”. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Geta Tartışma Metinleri, No:108.
  21. Roncaglia, A. (2005). The Wealth Of Ideas A History Of Economic Thought, Cambridge: Published İn Cambridge University Press.
  22. Gould, S. J. (1995). Darwin Ve Sonrası, Ankara: Tübitak Yayınları.
  23. Davis, J. J. (1999). “Response To Paul Nelson And John Mark Reynolds”, (Ed: J. P. More-land-John Mark Reynolds, Three Views On Creation And Evolution, Michigan: Zondervan Publishing House.
  24. Turner, H. J. (2013). Sosyolojik Teorinin Oluşumu, (Çev: Ümit Tatlıcan) 4. Baskı, Bursa: Sentez Yayıncılık.
  25. Güneş, H. H. (2009). “İktisat Tarihi Açısından Nüfus Teorileri Ve Politikalar”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 8 (28): 126-138.
  26. Savaş, V. F. (1997). İktisadın Tarihi, Liberal Düşünce Topluluğu, İstanbul: Avcıol Matbaacılık.
  27. Tekelioğlu, M. (1993). İktisadi Düşünceler Tarihi, Adana: Çukurova Üniversitesi Basımevi.
  28. Doğruyol, A., Aydınlar, K. (2015). “Emek Üretkenliği Ve Ücret Teorisi”, Ç.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 24 (2), 263-278.
  29. Dinler, Z. (2002) Mikro Ekonomi, 14. Baskı ,Bursa: Ekin Kitabevi..
  30. Öktem, Ü. (2010). “Olgu, Kuram, Darwin Öncesi Evrim Kuramları Ve Darw Darwin’ İn Evrim Kuramı”, Antropoloji, Ankara: A.Ü. Matbaası. 23, 21-39.
  31. Turan, Z., Nakipoğlu, A. Ve Bozkaya, Ş. (2015). “Öğretileriyle T.B. Veblen” İşletme Ve İktisat Çalışmaları Dergisi 3 (4): 161-200.
  32. Yalçıntaş, A. (2010). “İktisat Düşüncesinde Evrimci Yol: İktisat Güncel Evrim Teorisine Ne Kadar Katkı Yaptı? (Meraklısına Notlar)”. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Geta Tartışma Metinleri, No:108.
  33. Roncaglia, A. (2005). The Wealth Of Ideas A History Of Economic Thought, Cambridge: Published İn Cambridge University Press.
  34. Gould, S. J. (1995). Darwin Ve Sonrası, Ankara: Tübitak Yayınları.
  35. Davis, J. J. (1999). “Response To Paul Nelson And John Mark Reynolds”, (Ed: J. P. Moreland-John Mark Reynolds, Three Views On Creation And Evolution, Michigan: Zondervan Publishing House.
  36. Turner, H. J. (2013). Sosyolojik Teorinin Oluşumu, (Çev: Ümit Tatlıcan) 4. Baskı, Bursa: Sentez Yayıncılık.
  37. Güneş, H. H. (2009). “İktisat Tarihi Açısından Nüfus Teorileri Ve Politikalar”, Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 8 (28): 126-138.

Doç. Dr. Adnan KÜÇÜKALİ

Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü, Erzurum/TÜRKİYE, [email protected]

Kaynak: Bilimler Işığında Yaratılış Derneği

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun