Mutasyon, Mutant kahramanlar, X Men filmleri hakkında bilgi verir misiniz?
Değerli kardeşimiz,
SHOWING THE CREATION ACTIVITY IN THE "X MEN FILMS" SERIES WITH MUTANT: CREATIVE CHARACTERISTICS IN FILM AND THE EXPRESSION OF HUMAN
Res. Assist. Semra KOTAN1, Asst. Prof. Dr. İrfan HIDIROĞLU1
1Atatürk Üniversitesi, İletişim Fakültesi, Radyo- Televizyon ve Sinema Bölümü, Erzurum, Türkiye
Abstract
Today, cinema is one of the most influential media where cultural representation and narratives are addressed. Unlike traditional arts, cinema, which is a unified artistic work, can process the subjects of traditional arts in a more advanced way with its own techniques and styles. In this context, in the cinematic process in mutant films, the secrets of the world and living together with the characters that have been mutated are described as "super - man from earth". The characters that are part of a natural evolutionary process are seen as carriers of some genetic codes that are shown as being possessive of divine characteristics in films. Mutant people with superior powers, both physical and psychic structure, are processed in movies on an extraordinary scale, with their strengths and abilities as carriers of God`s attributes. The purpose of this study is to show how the idea of mutation means rebirth by way of discussions on creation and how it is processed in films in this context. What kind of extraordinary traits the mutant heroes described as "superheroes" have in movies, what kind of battles against them they experience and how their heroisms are exhibited will be examined via content analysis. The data to be obtained from the truth of creation will be interpreted and evaluated in this context.
Key Words: Creation, Mutation, Mutant heroes, X Men movies
MUTANTLARI KONU EDİNEN X MEN FİLM SERİSİNDE YARATMA EYLEMİNİN TEMSİLİ: TANRISAL ÖZELLİKLERE EVRİLEN İNSANIN ANLATIMI
Arş. Gör. SEMRA KOTAN, Dr. Öğr. Üyesi İrfan HIDIROĞLU
Özet
Sinema günümüzde kültürel temsil ve anlatıların ele alındığı ve bunların geniş kitlelere ulaştığı en etkili medya araçlarından birisidir. Geleneksel sanatlardan farklı olarak birleşik bir sanat eseri olan sinema, geleneksel sanatların da ele aldığı konuları kendisine ait teknik ve üsluplarla daha gelişkin bir biçimde işleyebilmektedir. Bu bağlamda sinema dünyanın ve yaşamın gizlerini “süper dünyalı” olarak nitelendirilen başkalaşıma uğramış karakterlerle birlikte mutant filmlerde işlemektedir. Doğal bir evrim sürecinin parçası olan ve bazı genetik kodların taşıyıcısı olarak görülen karakterler filmlerde tanrısal özelliklere sahip varlıklar olarak gösterilmektedir. Hem fiziksel hem de psişik yapılarıyla üstün güçlere sahip mutant insanlar filmlerde adeta Allah’ın sıfatlarının birer taşıyıcısı olarak güç ve yetenekleriyle olağanüstü bir boyutta işlenmektedir. Bu çalışmanın amacı yaratılış üzerine yapılan tartışmalardan hareketle mutasyonun (başkalaşımın) da yeniden doğuş anlamına gelmesi ile sinemada bu içerikteki filmlerde konunun nasıl işlendiğini ortaya koymaktır. “Süper kahraman” olarak tanımlanan mutant kahramanların filmlerde hangi olağanüstü özelliklere sahip oldukları, kimlere karşı ne tür savaşlar verip nasıl kahramanlıklar sergiledikleri içerik analizi yöntemiyle irdelenecektir. Yaratma ve yaratılış gerçeğinden hareketle elde edilecek veriler ise bu bağlamda yorumlanıp değerlendirilecektir.
Anahtar Kelimeler: Yaratılış, Mutasyon, Mutant kahramanlar, X Men filmleri
GİRİŞ
Yaratılış üzerine yapılan tartışmalardan hareketle bu çalışmanın amacı, mutasyonun (başkalaşımın) da yeniden doğuş anlamına gelmesi ile sinemada bu içerikteki filmlerde konunun nasıl işlendiğini ortaya koymaktır. Çalışma kapsamında, ilk önce literatür taraması yapılarak ve İslam’daki yaratma eylemi ve günümüz popüler sinemasının sıklıkla kullandığı klasik anlatı üzerinden kurmaca öğesi ile ilgili kavramsal çerçeve oluşturulmuştur. Mutasyona uğramış kahramanlar, onların mücadeleleri taşıdığı tanrısal özellikler noktasında X Men Film serisinin tamamı izlenmiştir. İçerik analizi yöntemiyle, filmler analiz edilip karakter çözümlemeleri üzerinden çeşitli değerlendirmeler yapılmıştır. Filmlerdeki tanrısal özelliklerin taşıyıcısı olan her bir kahraman, taşıdığı özellikler noktasında çeşitli mitsel anlatılardaki temsilleri ortaya konularak yorumlanmıştır.
- İSLAM VE YARATMA
Bir şeyi yoktan var etmek anlamına gelen yaratma eylemini, salt ve mutlak olarak sadece Allah’a veren bir din olan İslam’da her şeyin tek ve yegâne yaratıcısı Allah’tır. Bu noktada, İslam’daki yaratma eylemi bir bütündür ve parçalanamaz. Yaratma eylemi düşünüldüğünde evrendeki en küçük varlıktan en büyüğe kadar ilk yaratma yani yok olanı var etme ve yaratılanlar üzerinde gelişme ve değişme yoluyla, çeşitli şekiller vererek yeniden yeniye yaratma olarak iki farklı boyutta değerlendirilebilir.
İnsan, ilahi iradenin tecelli ettiği dini ve insani konular içerisinde cüzi iradesi içerisinde Allah’ın tekvin sıfatının tecellisi olan yaratma eylemini, tanır kavrar ve keşfeder. Hali hazırda ilahi iradeden gelen telkinler insanın akletmeye, kavrayıp doğruyu seçmeye ihtiyacı olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda, İlmin Allah’ın kendi elinde olduğunu ifade eden hükmü, “Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.” (En'am, 6 ). Ayetinde belirtilmiştir. İnsan aklının bu yaratma eylemi içerisinde nerede olduğunu gösterebilmek için Kur’an_ı Kerim’de insanın bilmesi / insana şeylerin bildirilmesi konusu ayette şu şekilde belirtilmiştir. “Melekler, “Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” dediler.” Ayetin devamında; “Allah "Ey Âdem onlara isimlerini söyle" dedi. Âdem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi.” (Bakara, 2).
Allah, zamandan, mekândan münezzehtir. Bu bakımdan Allah’ın iradesi ve kontrolü tüm varlığı kapsamıştır. Allah’ın yaratma eyleminin bütünlük içinde görülmesinin bir başka yönü ise dünyadaki olay, duygu ve durumların birbirlerinin tersi ile tarifi örneğinden hareketle anlam kazanmasıdır. Temiz- necis, tam-noksan olarak nitelenebilecek her duygu, düşünce, eylem veya varlık Allah’ın yaratma eyleminin bir parçasıdır. Ancak her şeyin karşıtı ile var olduğu evrende iyi ve güzelin karşısında yer alanlar Allah’ın azameti, gücü ve varlığıyla ilgili bir eksiklik değildir. Yaratılan şeylerin noksan yaratılmasında muhakkak bir hikmet varıdır. Noksan yaratma yaratma eyleminin noksan olduğu anlamına gelmez. Şöyle ki, Kuranı-ı Kerimde evrenin ve içerisinde de dünyanın yaratılışı ile ilgili olarak kusur ve eksikliklerden münezzeh olan Allah’ın yaratma ediminde de eksiklikten uzak olduğunu ispat eden ayetlerle karşılaşırız. Kompozitenin (iç içe geçmiş işlevsel olan) ve çok ince bir hesap mekanizmalarının varlığı, yaratıcısının şânına lâyık olduğu cihetle âdetâ O’nun varlık ve birliğine, kudret ve azametine ulvî bir nişânedir. Âyet-i kerîmelerde şu şekilde buyurulur: “O, gökleri yükseltmiş ve bir ölçü (denge) koymuştur.” (Rahmân, 7). “Gökleri yedi kat üzerine yaratan o’dur. Rahman’ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin?” “Bir aksaklık bulmak için gözünü tekrar tekrar çevir bak; ama göz umduğunu bulamayıp bitkin ve yorgun düşer…” (Mülk, 3-4). O halde Allah yaratma eylemi dolayısıyla var olan tek olan ve her şeye gücü, kudreti yeten tek ve yegâne yaratıcıdır. Yaratma eylemi ise parçalanamaz bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Yukarıdaki ayetlerden yola çıkarak Allah’ın yaratma eylemini kendisinden başka hiçbir varlığa, vermediği İslam’ın en büyük iddiasıdır. İnsan ise cüz-i ihtiyari iradesi ile meylederek ancak ister. Bütün öncesinde ve sonrasındaki yaratma eylemi Allah’a aittir.
2. SANATÇI OLARAK KURMACA VE YARATMA EYLEMİ
Sinema 20. Yüzyıldan itibaren edebiyat, müzik gibi kendinden önce belirmiş sanat dallarının öyküleme tekniğini kendi doğasının avantajına evirerek en etkili şekilde anlatmaya başlamıştır. Antik Yunan’daki tragedyalarda, karşıya aktarım biçiminin en ilkel hali olan klasik anlatı yapısı insanın hayal dünyası, deneyimleri ve kurmuş olduğu mitleri de içerisinde barındırır. Gerçekte olan/olmayanı yapıtımsal bir biçime sokan kurmaca, bir romanı oluştururcasına, yazarın düşlerini yansıtma ihtiyacının bir sonucudur (Abisel, 2010). Klasik anlatılarda olaylar birbirine neden-sonuç ilişkisiyle bağlıdır. Bir şey başka bir şeyin nedeni/ sonucu olabilir. Olaylar birbiri ile bağıntısız algılansa dahi aralarında ilişki kurma güdüsü izleyicide hep canlıdır. (Chatman, 2008). İzleyici olayları birbirine bağlamak ister. Çünkü bu onun doğasında olan nedeni sonuca bağlama gereksiniminden kaynaklanır. Yazında anlatılar kurmaca olan ve olmayan olarak iki kısma ayrılır. Kurmaca olmayanlar biyografi ve anı gibi anlatırlardır. Kurmaca anlatılar da kurgulanmış sonradan bir gerçeklik içine sokulan öykü ve film gibi hayali önceden kurulan gerçekleşmemiş olaylar dizesini bize sunar. Günümüz sinemasında, anlatıların bir kurmaca dizgesi içerisinde sunulması, Platon ve Aristo’ya dayanmaktadır. Kullanılan bu geleneksel anlatı yapısı, temelde Aristoteles’in tragedya düşüncesi içinde taklide dayanan mimesis ve izleyicide ulaştırılması hedeflenen katharsis (özdeşleşme) kavramlarını barındırır. Bu iki kavram günümüz popüler sinemasında birer erek olarak sıklıkla kullanılır.
Aristotelesin dramatik anlayışında trajedi önemli bir yere sahiptir. Anlatı, en basit haliyle mimesisten katharsise giden bir yol izler. Bu bağlamda anlatı, neden sonuç ilişkisi içerisinde gerçek hayatın kurgusal bir iz düşümü yeniden yeniye kurularak, insanın en yüksek duygularına dokunma öngörüsü ile onu etkileyip çevresel etkenlerden arındırarak taze bilince ulaşması sağlanır. Mimesis, doğa ve insan davranışının sanatta ve edebiyatta taklitle yansıtılıp gösterilmesidir. Aristoteles’e göre sanat, taklitte temsil bulur (mimesis). O, buradaki taklit kavramını hem sanatçının taklit etmesi hem de bir taklit ürünü olan sanat yapıtlarına anlatmak için de kullanmaktadır. Sanatın dalları arasındaki farklılıklar ise; neyin ne yolla nasıl taklit edildiğine göre taklidi yapılan nesnenin hangi araçla ne tarzda yapıldığına göre sanat dallarını birbirinden ayırmıştır.
İnsan, diğer canlı türünden ayıran kısım, onun taklidi en becerikli şekilde yapması ve ilk bilgilerini de taklit yoluyla edinir. (Aristoteles, 2005) Platon da Aristoteles gibi sanatın özünde taklit olduğunu söylemiştir. Fakat Platon’un belirlediği taklit, doğadan olduğu gibi, direk bir yansıtmadır. Devlet adlı eserinde taklitle ilgili öne sürdüğü ayna benzetmesi, onun sanat eseri oluşturma safhasındaki niyetini ortaya koyar. Bu niyet, aklın ve düşünce safhasının bir yana bırakılıp, görüngüler yoluyla duyular uyarılmakta ve ideal olanın bilgisini vermekten uzak kalmaktadır. (Platon, 1971) Bu bakımdan bir eserde taklit var ise aldatıcıdır. Duyguları coşturan veya bastıran özelliklerde bir etki ortaya çıkacaktır. Bu da ideal olması gerekenden uzaktır. Sanatçının taklit ettiği örnekler gerçeğin kendisi değil, gölgesidir. Yanı sanatçı gölgeleri kopyalamak üzere çalışır. Platon'a göre bir ressamın taklit ettiği nesneler zaten gölgenin gölgesi, taklidin taklididir. Ressam ideanın değil, ideanın taklidinin taklidini yapmaktadır. Öte yandan, kelimeler daha da ciddi bir yanılsama kaynağıdır. Yazında ya da ister sözlü hitap sanatının genelinde, sözcük kullanımında hünerli olan, dinleyicisini kolaylıkla kandırabilir; doğrulardan ve gerçeklerden ziyade kendi emeli uğruna fikrini değiştirebilir. Bu bağlamda Aristoteles’in sanat anlayışı göz önüne getirildiğinde taklide bir eser oluşturma bakımından farklı bir misyon yüklenildiğini ve Platon’daki gibi düz bir yansıtma ve bu düz yansıtma bakış açısı ile düz bir hükümde bulunma söz konusu değildir. O halde Aristoteles’e göre kurmacada yeniden yeniye bir üretim söz konusudur ve bu yeniden üretim sanatçının ufku ile doğrudan ilgilidir. Şöyle ki, ona göre önem arz eden şey, olaylar neden sonuçla sürekli devinim içsisinde olabilir. Bir olayın sonucu başka bir olaya ve diğer olaylara bağlanabilir.
Aristoteles’in taklidin bilme ve öğrenme ile olan sıkı bağını keşfetmiş buradan yol çıkarak, insanın sanat düzeyinde de bu bilgi birikimine ulaşma ve onu kullanmayı sanatçının hem yaratıcı etkinliğine hem de sanatın işleyiş misyonuna hünerli bir şekilde oturtmayı başarmıştır. Zira insanı kamçılayan bilme, bilgiye ulaşma, merak ve heyecan duyguları insana özgü olmanın yanında Aristoteles’e göre felsefenin de uğraşı alanlarındandır. Bu bakımdan “Öğrenmek, yalnızca filozoflar için değil, diğer insanlar için de en haz verici şeydir; (…) Resimlere bakmaktan zevk almamızın nedeni, bakarken öğrenmek ve her birinin neye ilişkin olduğu konusunda, bu mu, yoksa şu mu olduğu konusunda sonuç çıkarmaktır.” (Aristoteles, 2005).
Aristotelese’e göre sanatın işlevinin çıktısı “doğayı taklit etmektir” (Mimesis). Platon ise Sanatın işlevinden bahsederken aristoteles’in tarifinin tersine, köreltici bir sanatçıyı da kurmacasını da kendi idealar âlemine sokarak dönüştürür. Ona göre, her şey ideada asıl olarak bulunur bu dünyadakiler de asıl olanın bir taklididir (kopyasıdır). Bu bakımdan sanatçının çıktısı da taklidin taklidinin bir taklidi olmak durumundadır. (iyi taklit kötü taklit) Aristoteles ise insanda bir taklit (mimesis) yeteneği ve hazzının bulunduğunu bunun doğal bir süreç olduğunu anlatmıştır. Sanatçının ufkunun olayları ve varlıkları anlatırken özündeki ideali, fikri taklit ettiğini söyler. Burada Sanatçı ufku yanı sanatsal bakış, adeta tabiatta eksik kalmış şeylerin tamamlanmasını görev edinir.
3. BATI KURMACASI İÇİNDEKİ KAHRAMANIN EVRİMİ
İlkel toplumlardan günümüze kadar insanlık tarihinin her evresinde yaratma ve yaratılış üzerine çeşitli anlatılar geliştirilmiştir. Bu anlatılar üzerinden ise insanlar kendi varlıklarını konumlandırmıştır. Özellikle mitolojik söylencelerde yaratıcı Tanrı genellikle ilk insanları ağaç, kaya, bitki, çamur gibi yeryüzü elemanlarından yaratmıştır. Bu durum yeryüzü merkezli anaerkil toplumlardaki “Ulu Tanrıça” ya hayat veren en üstün tanrının kadın olduğuyla ilişkilendirilebilir. Ana Tanrıça bu anlamda tüm insan hayatının ve bütün yiyeceklerin kaynağı olarak görülmekte ve onun nimetlerinden faydalanmak için insanları ona ibadet etme noktasında kendisine bağımlı kılmaktadır. Yine birçok söylencenin ayrılmaz bir parçası olarak hayatı yaratan ve evrenin yönelimine egemen olan bir veya birden çok ilahi güce olan inançtır. Tüm mitsel anlatılarda ister hayvani ister insan şeklinde olsun bütün tanrılar insan gibi düşünür, davranır ve konuşurlar. Özellikle Yunan ve Roma mitolojilerinde tanrıların insan gibi anlatıldığı ve insansal niteliklere sahip tanrıların varlığına ilişkin çeşitli söylencelere rastlamak mümkündür.41 Her bir gücün tek bir Tanrı’da toplanması ve onun kontrolünde olması yerine her bir güç parçalanarak ve bölünerek insanlara verilmiş ve insanların her biri bu sayede tanrısal özelliklerin birer taşıyıcısı olmuştur. Yeryüzü tanrıçasının kişileşmiş hali olarak ekonomik, toplumsal ve dini bir güce sahip olan kraliçe tanrının yeryüzü temsilcisi olarak görülmektedir. Zamanla kutsal kralların kraliçeler karşısında kazandıkları zaferler sonrasında anaerkil yapıdan ataerkil toplum yapısına geçilmiştir. Erkeklerin egemen oldukları yeni bir siyasal ve toplumsal düzende yine güç tanrıları temsilen erkekler üzerinde toplanmış ve insanlar tanrının gölgeleri, yeryüzü temsilcileri olarak görülmüştür (Rosenberg,2017).
41 Tanrı'nın, tanrıların veya doğal güçlerin insanın biçimine ve niteliklerine sahip olduğunu söyleyen anlayışa veya Tanrı'nın, tanrıların, insanın; bilinç, niyet, irade, duygu ve duyumuna benzer yeti ve özelliklere sahip olduğu inancına Antropomorfizm ya da “insan biçimciliği” denilmektedir. İnsana özgü nitelikleri doğa güçlerine yükleyerek mitsel varlıklara bağlanma şeklindeki evrimci açıklama olan Antropomorfizmde tanrılar tıpkı insanlar gibi yerler, içerler, yalan söylerler, aldatırlar, kıskanırlar ve birbirlerinin ayaklarını kaydırırlar (Yazoğlu,1998).
İslam inancı içinde tek hâkim Allah’a ait olan mutlak sıfatlar Antik Yunanda çeşitli tanrılar arasında paylaştırılmış, daha sonra ise insanlara kadar indirgenmiştir. Kurmacadaki evrimi içerisinde doğa karşısında başlangıçta zayıf olan insanın kendisini güvende hissetme, barınma ve karnını doyurma gibi doğal olan temel ihtiyaçları karşısında doğa vahşidir. Zamanla insan doğayla uyumlu olarak yaşamayı ve doğayı kontrol etmeyi öğrenir. Doğa karşısında insanoğlu vahşi hayvanları avlayarak, kendisine barınaklar yaparak güvenlik ve beslenme ihtiyaçlarını karşılama noktasında yetkinleşmiş ve doğayı evcilleştirmiştir. Doğa karşısında yetkin insan artık doğaya kafa tutarak her türlü gücü elinde bulundurabileceğini düşünerek tanrısal özelliklere evrilmiştir. Bu sayede tanrısallaşan insan, güçlü doğa-güçlü tanrı karşısında ki zayıf insandan doğa karşısında güçlenen tanrısal özelliklerin birer taşıyıcısı olan ve hatta bu özelliklerin bizzat sahibi olan insana evrilmiştir. İslam inancı içerisinde yer alan ve Allah’a ait birçok sıfat ve özellik bu anlamda batı kurmacasında insanlar arasında paylaştırılmıştır.
Kültürel temsil ve anlatıların yer aldığı birçok edebi kurmacada da yaratma ya da yaratılış eylemiyle ilgili birçok anlatı mevcuttur. Konu olarak eylem halindeki bireyleri anlatan edebi kurmacalarda bu bireyler kahramanlardır. Şöyle ki karakterlerin kurmaca içindeki bulunduğu seviyeler yönünden onlar sınıflandırılmakta ve konumlandırılmaktadır. Bu sınıflandırma ahlaki açıdan bir sınıflandırma değil, eylem gücü açısından bir sınıflandırmadır. Onların sahip oldukları veya olamadıkları eylem gücü kurmacalar içerisindeki kahramanları bu noktada birçok mite ve mitsel anlatıya konu etmiştir. Aristoteles’in Poetika adlı eserinde kurmaca eserlerde karşılaşılan kahramanların farklı statülerinden bahsedilirken “Bazı kurmaca eserlerde, karakterler bizden daha iyidir, bazı eserlerdeyse daha kötüdür ve bazılarındaysa bizimle aynı seviyededir”. Şeklindeki ifadede iyilik, kötülük ya da aynı seviyede olma durumu bir ahlaki durum olmanın ötesinde eylem gücü açısından bir değerlendirmedir (Aristoteles,1987). Aristoteles’in bu betimlemesinden hareketle, Frye42 kurmacanın başlangıcından günümüze kadar geçirmiş olduğu evrimi 5 aşamada ele aldığı görülmektedir:
- İlk olarak kurmaca kahraman tür bakımından diğer insanlardan ve onların çevresindekilerden üstündür. Bu durumda kahraman tanrıdır, ilahi bir varlıktır. Bu kategorideki kurmacalar ‘mit’e yaklaşır. Bu tür hikâyeler edebiyatta önemli bir yere sahiptir. Tanrı olan kahraman üstünlüğünü korumak adına çoğu zaman diğer ilahi özellikteki varlıklarla ve insanlarla savaşmak zorundadır. Özellikle Yunan mitlerinde rastladığımız tanrılar arası savaşlar ve mücadeleler kahramanın üstünlük kurma yolundaki çabalarının bir göstergesidir.
- Kahraman derece, statü bakımından diğer insanlardan ve çevresinden üstünse romans kahramanıdır. İnsan olarak doğaüstü güçlere sahiptir. Eylemleri olağanüstü olmasına karşın kendisi insan olarak tanımlanmıştır. Romans karakteri doğanın olağan kanunlarının kısmen askıya alındığı bir dünya üzerinde hareket eder. Bizim için doğal olmayan sabır ve cesaretin olağanüstü olma hali romans kahraman için doğaldır ve kahraman büyülü nesneleri, canavarları, cadıları ve konuşan hayvanları yani mucizevi gücün tılsımını asla görmezden gelmez.
- Kahraman derece bakımından üstün fakat çevresindekilere karşı bir üstünlüğü yoksa epik veya tragedya kahramanıdır ve liderdir. Otoriteye ve tutkuya bizim sahip olduğumuzdan daha fazla sahiptir. Ayrıca üstmimetik kipin kahramanıdır. Bu kahraman tipi Aristoteles’in bahsettiği başlıca karakterdir. Üst sınıftan alt sınıfa inilmeyen epik tiyatroda sınıflı toplum yapısına ve var olan toplumsal duruma dikkat çekmek amacıyla kahraman bu özelliğiyle derece bakımından üstün verilmektedir. Yine tarih ve mitolojiden esinlenen bir tür olan tragedyada kahramanlar krallar, feodaller, prensler ya da soylular olmak üzere üst tabakadan seçilmiş kahramanlardır.
42 Northrop Frye’nin Anatomy of Criticism eseriyle 20. yüzyılın en önemli edebiyat eleştirmenlerinden birisi olup eserinde Batı kültürü ve Batı edebiyatıyla, Antik Yunan sanatını merkeze alan bir anlatı geliştirmiştir.
4. Karakter sıradan bir insansa komedya veya gerçekçi kurmaca kahramanıdır. Bizden biri olan karakter altmimetik kipin kahramanıdır. Altmimetik kipin kahramanı olarak İbsen’in Brand’inde olduğu gibi düzenbaz anlamına gelen “alazon” sözcüğü olduğundan fazla görünmeye çalışan kahraman olarak ifade edilmektedir. Bu tür karakterlerle en çok komedya türünde karşılaşırız. Bu karakter aslında göründüğü gibi sıradan bir kahramandır. Ancak biz toplumsal bir maskeyi görürüz. Bu türde dekor ve zaman gündelik-sıradandır.
5. Karakter güç ve zekâ bakımından sıradan insanın altındaysa ironik kipin kahramanıdır. Sümsük kahraman olarak ta niteleyebileceğimiz bu ironik kahramana baktığımız zaman esaret, hayal kırıklığı gibi sahnelere tepeden bakıyormuş hissine kapılırız. Bu tipik kurbanı ise “günah keçisi” olarak adlandırılmaktadır. Pharmakos figürüyle, Hawthorne’un Hester Prynne’sinde olduğu gibi Pharmakos, ne masumdur ne de suçlu. Başına gelenler, yaptıklarının yol açabileceğinden çok daha büyük olduğu için masumdur. Suçludur, çünkü suçlu olmakta bu toplumun bir parçası olmakla ilgilidir. İşte bu iki gerçek asla bir arada düşünülmez ve ayrı biçimde dururlar(Frye,2015)
Anlatılanlardan hareketle kahramanın batı kurmacasında geçirmiş olduğu evrimin edebi tüm anlatılardaki temsili sinemada da kendisine karşılık bulmuştur. Sinemada tanrısal özelliklerin verildiği “süper kahraman” ya da “süper dünyalı” olarak başkalaşım (mutasyon)43 geçirmiş kahramanlar hem fiziksel hem de psişik olarak güçlüdür. Bazı genlerin taşıyıcısı olarak kutsal özelliklere bürünmüş kahramanlar bu anlamda evreni kurtarma, sihirli bazı nesnelere sahip olma, onların varlığını koruma şeklinde amaçlar edinip bu yönde olağanüstü çabalar sarf etmektedirler. Mutant filmlerinde ve özellikle X Men film serisinde her biri birbirinden farklı genetik kodlara ve insanüstü güçlere sahip mutantlar ile sıradan insanoğlu arasındaki çatışmalar ve mücadeleler de yer almaktadır. Sıradan insanlar “öteki” olarak gördükleri mutantları kendilerine karşı bir tehdit olarak görmekte, onlara ön yargı ve nefretle yaklaşmaktadır. Filmlerde insanlığı kötülüklerden koruyan mutantların yanında olan insanlara karşı savaşan bir grup mutant da vardır. Bu çatışma ve mücadele ortamında ise iyi mutantlar kendilerinden korkan dünyayı, insanlığı korumak için savaşmaktadır.
4. X MEN FİLM SERİSİ ÖRNEĞİ
Marvey’in çizgi romanından sinemaya uyarlanan X Men serisi belirli bir evrim ve mutasyon geçirerek bir takım olağanüstü güçler kazanmış insan görünümündeki varlıklar arasındaki güç ve mücadeleleri anlatmaktadır. Film serisine adını vere “X’ “bilinmeyen insanoğlu”na, “sıra dışı varlıklar”a ve “süper güçler”e bir gönderme niteliği taşımaktadır. Serinin başlangıç filminde (X Men I) “Bizi tek hücreli yaşamdan bugünün üreyebilen baskın türleri haline getiren şeydir mutasyon. Her kuşaktaki sonsuz türde çeşitlenme sonucu meydana gelen mutasyon.” “Mutantlar evrim zincirinde sadece bir parça mı yoksa kendi paylarını almaya çalışan yeni bir insan türü mü” cümleleri mutasyonun evrimin bir anahtarı olduğu şeklinde yorumlanmaktadır.
Film serisinin mutasyona uğramış “süperhero” karakterlerine yüklenen tanrısal özellikleri çeşitli biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Bu tanrısal güçler kimi zaman günümüzün modern teknolojileri ile güçlendirilmiş olmakla birlikte temelde dünyanın çeşitli mitsel anlatılardaki olağanüstü özellikleriyle biçimlendirmiştir. Konunun bu kısmında film karakterlerinin tek tek aktarılmış olan bu tanrısal özellikleri ele alınacaktır.
43 Kromozomlar üzerindeki genlerin yapılarındaki değişme olarak tanımlanan mutasyon iki yönüyle değerlendirilebilir. Canlının vücut hücrelerinde meydana gelen değişimler sadece canlıyı etkilerken, üreme hücrelerindeki mutasyonlar gelecek kuşaklara aktarılarak onları etkileyebilmektedir (Bütüner ve Kantarcı,2006)
X Men Kahramanları Ve Özellikleri
Profesör Charles Xavier-Profesör X: X Men ekibini bir araya toplayan, bireylerin anılarına girip yaşanmışlıklarını öğrenme yoluyla onların iradelerine hükmedebilme özelliklerine sahiptir. Telepati ve telekinezi yetenekleriyle insanların zihinlerine müdahale eden kahraman gaybı görme, her an her yerde olma, göğe yükselme, yaratma, maddeyi kontrol etme gibi tanrısal özelliklere sahiptir.
Erik Lehnsherr – Magneto: Maddeye hükmetme yeteneğine sahip olmakla birlikte manyetik alanlar oluşturarak mekanizmaları kontrol etme ve manyetizma kabiliyetine sahiptir. Bu yetenekleriyle uçabilir, kendisini koruyabilir. Kafasına taktığı kask sayesinde telepatik olarak kontrol edilmesi imkânsızdır.
Wolverine- Logan: Yönetim karşıtı, düzen karşıtı, acımasız ve korkusuzdur. Hayvani his ve reflekslere ayrıca kendi kendini iyileştirme özelliğine sahiptir. Adamentium denilen bir tür alaşımla iskelet yapısı güçlendirilmiştir. Wolver’inin vücudu üzerinde yapılan çeşitli iyileştirmeler ve işlemler, filmde suyun içinde başlayıp suyun içinde son bulmaktadır. Su, anne karnındaki amniyosentez sıvısına denk gelirken çırılçıplak oluşu da günahsız ve yeniden doğuşa işarettir. Ancak burada Tanrı’nın yaratma eyleminin dışında bilimin yaratma eylemi vardır. Frankeştayn da yalnız oluşuna, düzene karşı tutumuyla tanrıya isyan etmiştir. Bu anlamda Wolverine Frenkeştayn’la ilişkilendirilebilir. Yunan mitolojisinde Wolverin’e denk gelen kahraman ise yenilmezlik ve güçlülük özelliği ile Herkül’dür.
Jean Grey – Phoenix: Profesörün yanında mutantlar üzerine çalışmalar yapan bir doktordur. Jean, çift kişilikli bir karaktere sahiptir. Jean’in küçüklüğünden beri beyninin bilinçli ve bilinçsiz olarak kullanılan iki kısmı vardır. Bu anlamda, yok olsa da küllerinden yeniden doğan mitolojideki Anka Kuşu (Phoenix)’in bir temsili olarak yeniden dirilen çift kişilikli bir karakterdir. Bunun yanı sıra telekinetik ve telepatik özellikleri ile nesneleri hareket ettirebilme, gelecekte olabilecek bir olayı bilme (gaybı görme) ve o olaya engel olma yetisine sahiptir. Onun enerjisi bir gezegeni yok edebilir.
Scott Summers – Cyclops: Gözlerinden ateş saçan, ateşi donduran özelliklere sahip olan kahraman gözlerinden saçtığı ışınlarla bir dağı delebilme özelliğine sahiptir. Bu kontrosüz delme özelliğinin önüne geçebilmek için ise filmin başından sonuna kadar kahramanın gözünde gözlük görmekteyiz. Tepegöz anlamına gelen Cyclops ismi Yunan mitolojisinde Uranus’un görüntüsünden ve büyüklüğünden ve azametinden korktuğu ve üçüz olan çocuklarına karşılıktır. Cyclops’ların her birinin tepesinde tek gözleri vardır. Yine mitolojideki Prometheus (Tanrılara karşı çıkan ve insanlığa ateşi armağan eden titan) bu kahramana karşılık gelmektedir. Mısır mitolojisinde ise Osiris’in oğlu ile Cyclops özdeşleşmektedir.
Ororo Munroe – Storm: Gökyüzüne ve atmosfer olaylarına hâkimdir. Storm’un soy ağacında, kadın rahibeler ve yöneticiler yer almaktadır. Storm bu yönü ile tanrıça olarak anılmıştır. Yunan mitolojisinde şimşek ve yıldırım gücü ile baş tanrı Zeus, yine Roma mitolojisindeki Jüpiter Storm’un temsili olarak yorumlanabilir. Storm olaylara hâkimiyet kurarken gözleri ile odaklanmakta yani bir anlamda nazar etmektedir. İslam inancında ise Allah’ın “Kün” emri ile meleklerine vermiş olduğu özelliklerin insandaki temsili niteliğinde doğa olaylarını kontrol eden melek olan dört büyük melekten Mikail bu kahramanın bizdeki karşılığı olarak değerlendirilebilir.
Mystique: Vücudu her türlü insanın şekline dönüşebilir. Bu dönüşümle, şekline büründüğü insanın parmak izleri, retinası, deri DNA'sı, hatta konuşma aksanı bile aynıdır. Fakat Mystique şekline dönüştüğü mutantların güçlerini taklit edemez, insandan farklı canlıların, hayvanların, bitkilerin ya da cansız nesnelerin şekillerine dönüşemez. Eğer buna kalkışırsa, organları zarar görebilir hatta ölebilir. Mystique, tüm klasik anlatılarda, kötü olanın aldatma işlevini yerine getirmeden önce kılık değiştirmesi gibi, amacına yönelik çeşitli kılıklara girebilir. Yunan mitolojisinde baş tanrı Zeus ile Mystique özdeştir.
Sabretooth: Bir kaplan cinsi olan Sabretooth'un zarar görmüş hücreleri hızla yenilenir, ayrıca iyileşme yeteneği sayesinde zehre ve pek çok uyuşturucuya karşı bağışıklık sistemi güçlüdür. Gelişmiş koku alma duyuları vardır. Dişleri ve ellerinin üst kısmından çıkan pençeleri sert cisimleri parçalayabilecek kadar keskindir. Hayvani özelliklerin taşıyıcısı olan kahraman “kurt adam” görünümündedir.
Rogue: Tanrısal güçleri olan dokunduğu herkesin anılarını ve güçlerini kendine transfer edebilen karakterdir. Serinin birçok filminde Rogue karşı cinsten birisi ile cinsel anlamda bir yakınlaşma yaşadığında, lanetliymiş gibi karşısındakinin sonunu getirmektedir. Ms. Marvel ile olan dövüşünde Rogue onun dayanıklılık, süper kuvvet ve uçabilme yeteneklerini kalıcı olarak almıştır. Rogue'un güçleri daha sonra tekrar bir değişim geçirmiştir, artık daha önce dokunmuş olduğu kişilerin güçlerini istediği zaman kullanabilmektedir.
Kitty Pryde-Shadowcat: İsminden de anlaşılacağı gibi gölgelerin kedisi anlamına gelen dişi bir karakterdir. Katı cisimlerin (duvarların) içinden geçebilir. Dokunduğu kişileri de bu şekilde katı cisimlerin içinden geçirebilir. Shadowcat bu elle tutulmaz haliyle havaya yürüyebilir ve bu şekilde sanki bir merdiven kullanıyormuş gibi bir binanın zemininden üst katlarına ulaşabilir. Eski Mısır’da Tanrıça İsis kediyle özdeşleştirilmiş, bereket ve mutluluk tanrıçası olarak anılmıştır. Ayrıca Mısır'da tapınağı bir kedi mezarlığı içinde olan Pahet adında bir kedi-tanrıça bulunmaktadır. Yunan ve Roma uygarlıklarında özgürlük düşkünü ve kontrol edilemez tanrıçalar olan Artemis ve Diana da kedinin karşılığı olarak film karakterini sembolize etmektedir.
Icemen- Robert Drake: Ellerinden buz çıkarır, üflediği yerleri dondurur, bir nesneyi dondurarak havada asılı kalmasını sağlayabilir, soğuktan etkilenmez kendisinin işine yarayacak kayaç, kaydırak vb itemleri kendisi oluşturabilir.
Jubilee: Ellerinden güçlü itme etkisi ile renkli enerji kütleleri çıkarabiliyor. Genellikle küre şeklinde enerji kütleleri çıkaran Jubilee, enerji kendisinden çıktıktan sonrada kendisi tarafından kontrol edilebiliyor. Karşı tarafa zarar verildikten sonra enerji tekrar Jubilee’ye geri dönüyor.
Pyro: kendisinin 100 metre etrafında olan herhangi bir yerde ruhsal güçlerini kullanarak alev çıkarabilme özelliğine sahiptir. Pyro alevleri yansıtırken canlı yaratıklara dönüştürüyor ve hedefine güdülü bir şekilde ulaşıyor.
Juggernaut: Bir mutant değildir. Gücünü Cytorrak'ın kızıl mücevheri denilen büyülü bir tılsımdan alır. Bu tılsımlı güç ona çok büyük bir fiziksel kuvvet ve dayanıklılık sağlamaktadır. Bu tılsım ona her koşulda hayatta kalma fırsatı verir. Fakat psişik saldırılara karşı korunaklı değildir. Bu saldırılardan korunmak için ise özel bir metalden yapılmış zırh kullanır.
Batı kurmacasında yaratmanın çatışma esaslı oluşu, çatışan iki tarafa yaratıcı özellikleri vermiştir. Bu anlamda Tanrı ile çatışan şeytanın da yaratma özelliği vardır. Tanrının koyduğu kurala karşı kendisini var etmek isteyen, kadere yön verme derdinde olan, yeniden yaratma sistematiği etkilidir. Allah’ın yaratmasının karşısına evrimin ufku ile teknolojik yeniden üretimin bir çıktısı ile getirilen mutantlar, Antropomorfizm
(İnsanbiçimci) bir yaklaşımın eseri konumundadırlar.44 Bu bağlamda, tanrısal niteliklerin başka varlıklara, özellikle de insana aktarılması, daha açık ifadeyle yaratıcıyı insan şeklinde düşünmek veya o'nu bir cisim ve suret üzerinde maddeleştirme isteği, insanın mükemmelliği isteme fıtratının bir sonucudur.45 Filmin karakterlerinden Profesör Charles’ın ellerini gökyüzüne kaldırıp, tanrı gibi yükselmesi, uçması insanın içindeki mükemmelliğe ulaşma hayalinin bir tezahürü olarak örneklendirilebilir. Yine Profesör Charles’ın mutant yaratması Tekvin sıfatı ile yoktan var eden Allah’ın gücünün bir temsilidir. Filmdeki birçok kahramanın gaybı görmesi de yine Allah’ın sıfatlarının insana indirgenmiş başka bir örneğidir. Filmin ilk serisinde kendisini lanetleriyle gördüğümüz Rogue, Wolverine ile araba yolculuğu sırasında “Emniyet kemerini takmalısın” cümlesi sonrasında kaza yapmaktadırlar. Geleceği görme özelliğiyle “Bilge Bakire” diye tanımlayabileceğimiz özelliği onu tanrısallaştırmaktadır. Yine İslam dininde, birçok söylence ve mitte yaratma eylemiyle ilgi verilen mucizelerin tanrılardan peygamberlere onlardan da insanlara dağılması, parçalanması yönündeki tanrısallığın gökyüzünden yeryüzüne inmiş olduğu düşüncesi de film serisinde birebir görülmektedir. Hz. Davut’un demiri yoğurması mucizesi, filmde Magneto ile karşılık bulmaktayken Hz. İsa’nın ölüleri diriltmesi ya da vücudu iyileştirmesi Wolveine örneğiyle ilişkilendirilmektedir. Aynı şekilde Hz. İbrahim’i ateşin yakmaması Cyclops ve Pyro’nu ateşi kontrol etme özellikleriyle bağlantılıdır. Burada peygamberlere verilmiş bu özellikler mucize olarak değerlendirilmelidir. “icaz” kökünden gelen mucize, insanı acze düşürmektedir. Bir şeyin mucize olabilmesi ise o özelliğin hiçbir teknik araç, maddi araç ya da sebep olmadan insanda ortaya çıkabilmesine bağlıdır. Bu paralelde sıra dışı yeteneklerle ilgili olarak “Apoclypse” filminde geçen “Bir yetenek kolayca lanet olabilir. Kehanet gücü verseler, gelecekten korkutabilir. Birine kanat verseler güneşe yakın uçabilir. Ona en büyük güçlerle hayal bile edilmeyecek yetenekler verseler yine de dünyaya hükmetmeye kalkabilir”. ifadesi Firavun’a bir gönderme olarak değerlendirilebilir.
SONUÇ
Yaratma eylemini X Men film Serisi üzerinden değerlendirdiğimizde filmin tüm kahramanlarının tanrının her bir sıfatını temsil ettiğini görmekteyiz. “Bilinmeyen insanoğlu”, “Süper kahraman”, “Süper dünyalılar” olarak tanımlanan ve mutasyona uğramış her bir karakter sıra dışı ve olağanüstü güçlere sahiptir. Bu güçler yer yer zamanın modern anlamdaki teknolojisinin bazen de dünya üzerindeki mitsel anlatılarda yer alan kahramanların birer temsilidir. Allah’ın yoktan var etme, var olana şekiller verme, gaybı görme, kaderi değiştirme, her şeyi bilme, duyma, insanların zihinlerini okuma, maddeye hükmetme, gözetleme, kontrol etme ve her an her yerde olabilme özellikleri filmde her bir kahraman arasında paylaştırılmıştır. Doğal şartlar
44 Mitolojide insanın sureti ve nitelikleri tanrıya yakıştırılmıştır. Antikçağ’da, Homeros-Hesiodos insan suretine bürünmüş bir formda tanrı tahayyülündeydi. Bu bağlamda tanırlar insanlar gibi sever düşünür hatta birbirleri ile çatışırlardı. Antropomorfist yaklaşımlar, semavi dinlerde de görülür. Hristiyanlıktaki baba, oğul kutsal ruh üçlemesi buna karşılık gelmektedir. İslamiyet’te ise durum tam tersidir. Yaratmanın suret-i Rahman şeklinde kabul edilmemektedir. Bu konuda, Buhari’den aktarılan bir hadis-i şerifte; “Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı.” (Buhari, İstizan, 1; Müslim, Bir, 115) şeklindeki Hadis’i Şerif’in doğrudan Arapça’dan çevrilme dolayımıyla, bir anlam kaymasına sebep olduğu düşünülür. Bir takım İslam âlimlerince; yaratmanın burada aynilik anlamına gelmediğine vurgu yapılır. Tıpkı, “Beytullah” kelimesinin Allah’ın evi şeklindeki çevirisinin tasviri gibi bu hadiste de Allah’ın Âdem’i âdem (insan) suretinde belli bir kaide formunda yaratması şeklinde tasvir edilir. İnsanın ruhi yapısının maddeden önde olması durumu bize, Allah’ın maddeden ve suretten münezzeh olduğunu en iyi şekilde açıklar.
45 Evrim hikâyesine göre insanın dikleşmesi konusu bazı kusurları beraberinde getirmiştir. Vücudu dikleşen insanın omurgası uzayıp dışardan gelen darbelere dayanıksız hale gelmiştir. Bunun yanında karşılaştırıldığında deve kuşunun aksine darbe emen tendonların sayısı insanda küçüktür. Fakat deve kuşunun da tırmanma yeteneği diz yapısından dolayı insana kıyasla daha verimsizdir.
Doğal şartlar karşısında zayıf olan insanoğlunun film serisinden hareketle mutasyonu kabul edip, tanrısallaşması onu doğa karşısında güçlü kılmıştır. Bu anlamdaki mücadele, doğanın tekdüzeliğine karşı bir mücadele olmaktan çıkıp çatışmalar yoluyla kendisine dünya üzerinde iktidar sağlamaya çalışan insan tanrının sıfatlarını parçalayarak onun yerinde aklını ve onun bir çıktısı olan teknolojiyi kullanmaktadır. Sonuç olarak, evrim düşüncesinin bir parçası olan mutasyondan hareketle mutantların yeniden yeniye, kendilerine yaratıcı özelliği kattığını görmekteyiz. Bu durum filmdeki birçok sahnede, mutantların kendi oluşum alemi içerisinde de görülmektedir. Allah’ın yaratma kudretini mutantlar kendi kendilerini yaratma ve anlık koşullara göre iyileştirme olarak kullanmaktadır. Bu yolla doğaya hükmeden insan batı kurmacası içinde filmlerde tanrısal özelliklerin bizzat taşıyıcısı olarak konumlandırılmıştır. Yine filmler içerisinden ateşe, buza ve mekaniğe hükmeden, onları kontrol edebilen kahramanlar tanrısallaşmış insanlar olarak verilmekte ve mitsel birçok anlatıda onlara karşılık gelen temsillerine aktarma yapıldığı görülmektedir.
KAYNAKÇA
- Abisel, N. (2010), Popüler Sinema ve Türler. İstanbul: Alan Yayıncılık.
- Aristoteles. (1987), Poetika, Çev: İsmail Tunalı, Remzi Kitabevi, İstanbul
- Bütüner, B. Kantarcı, G. (2006), Mutasyon , Dna Hasarı ,Onarım Mekanizmaları Ve Kanserle İlişkisi,Ankara Ecz. Fak. Derg. Ankara 35 (2) 149 - 170 , 2006
- Chatman, S. (2008), Öykü ve Söylem: Filmde ve Kurmacada Anlatı Yapısı, Çev. Özgür Yaren. Ankara:Deki Yayınları.
- Frye, N. (2015), Eleştirinin Anatomisi, Ayrıntı Yayınları, İstanbul. İng’den çev. Hande Koçak.
- Platon (1971), Devlet, (Çeviren: S.Eyüboğlu, M. A. Cimcoz), İstanbul: Remzi Kitabevi.
- Rosenberg, D. (2017), Dünya Mitolojisi, Büyük Destan ve Söylenceler Antolojisi,İmge Kitabevi,Ankara.
- Yazoğlu, R. (1998). “Antropomorfizm Ve Hıristiyanlık”, Ekev Akademi Dergisi c. 1 sy. 2 (Mayıs 1998) s:259-273
Kaynak: Bilim Işığında Yaratılış Derneği
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Çizgi filmlerdeki tehlikeler nelerdir?
- Tanrı’nın sebebi nedir?
- Kreasyonizm nedir, ispat edilebilir mi?
- İslam’a göre Leibniz Eklektisizm’inde ne gibi yanlışlar vardır?
- İbni Sînâ'nın yaratılış hususundaki fikirleri nelerdir?
- Teolojik aklın eleştirisine cevap verilebilir mi?
- Evrim, bilim ve yaratılış hakkında bilgi verir misiniz?
- Sümerliler, Babilliler ve Asurlularda yaratılış inancı nasıldı?
- “The Godfather” (vaftiz baba) yazılı elbise giymek küfür mü?
- Allah, atom altı parçacıkları da bilir mi, ayet var mı?