Peygamberimizin, Safiyye annemizle olan evliliğinin insani boyutu nedir?

Tarih: 20.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Neden iddet süresini beklemeden onunla evlenmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Safiyye b. Huyey'in asıl adı Zeynep'tir. O dönemde Arabistan'da reislere düşen ganimet hissesine Safiyye denilmektedir. Bu kadın da Resulullah (asm)'ın hissesine düştüğü için Safiyye adını almıştır.

Savaş sonrası Resulullah onu kendi nikahına almıştır. Bu evlilikle Yahudilerin önemli bir bölümüyle akrabalık kurulmuş, onların Müslümanlığı yakından tanımaları imkânı sağlanmış, düşmanların kötü bir kısım emellerinin, önceden bilinmesi kolaylaşmış ve Müslümanlığın sınırları bu vesileyle genişlemeye yüz tutmuştur.

Hz. Peygamber (a.s.m)’in Hz. Safiye ile evliliği  konusunda yapılan bazı itirazlar ve cevapları şöyledir:

Soru 1: Genellikle Hz. Peygamber (a.s.m)’in evlilikleri konusunda işin insanî boyutu ön plana çıkarılır. Hz. Safiye ile ilgili evliliğinde bu boyutu nasıl anlamalıyız?

Evvela, -rivayet edildiğine göre- sahabeden Dihyetü’l-Kelbî Peygamberimizden aldığı izinle, gidip ganimetten bir cariye almak istemiştir. Hz. Safiye’yi görünce onu tercih etmiştir. Ancak, bir sahabinin Efendimiz (a.s.m)’e gelerek “Safiye’nin Yahudi kabilelerinden Kureyza ve Nadır’ın reisi Huyey b. Ahtab’ın kızı olduğunu, onun ancak kendisine layık olduğunu," hatırlatması üzerine, Dihye’nin onu bırakıp başka birini seçmesini söylemiş ve o da öyle yapmıştır. Görüldüğü gibi, bu evlilikte de insanî boyut ön plandadır.(krş. Zeynî Dahlan, es-Sîretü’n-nebeviye, 2/59).

Bir yandan bir reisin/bir kralın kızı, bir yandan da Hz. Harun’un neslinden gelen Hz. Safiye’nin bu soyluluğunu göz önünde bulunduran Hz. Peygamber (a.s.m), “Onu savaş ganimeti arasında bir cariye olarak almış, sonra da azat ederek nikahlamış ve kendine eş yapmıştır.”(Buharî, Meğazî, 38). Bu suretle onu, asaletine uygun bir payeye yükseltmiştir. Bu muamele gerçekten onun için büyük bir şereftir

Soru 2: Hz. Safiye Hayber savaşında babasını, kocasını, kardeşini kaybetmenin verdiği bir üzüntü içerisinde evlenmeye zorlanmıştır. Bu ise, hoş karşılanacak bir durum değildir?

Bazı kaynaklarda geçmesine rağmen Hz. Safiye’nin babası, Huyey b. Ahtab’ın Hayber’de öldürülmesi diye bir şey söz konusu değildir. Çünkü, bu şahıs, Hendek savaşının bir devamı sayılan Kureyza muhasarası esnasında (hicrî V. yılda) öldürülmüştür.(bk. Zeynî Dahlan, 2/17). Hayber savaşı ise hicrî VII. yılda vuku bulmuştur.(Zeynî Dahlan, 2/51). Bu iki savaş arasında yaklaşık iki yıl geçmiştir. O halde, bazı cahillerin “Hz. Safiye’nin babasının öldürülmesinden dolayı üzüntülüyken, Hz. Muhammed (a.s.m)’le evlenmek zorunda kaldığına “ dair yaptıkları demagoji, bilerek veya bilmeyerek yapılan yalana dayalı, hayalî bir ajitasyondur.

Kaldı ki, Hz. Safiye babasının ölümünden sonra Kenane b. Rabî’ ile evlenmişti. Demek ki, babasının ölümünden gelen acı -bir insan olarak- kendisini evlenmekten alı koyamamıştı.

Değişik kaynakların verdiği bilgiye göre, Hz. Safiye, Hayber savaşı devam ederken, rüyasında göğsüne bir güneşin -diğer bir rivayette Ayın- düştüğünü görmüş ve bunu (Kenane b. Rabî’ b. Ebi’l-Hakîk ismindeki) kocasına anlatmıştır. Kocası da “Demek ki, sen -şu anda bizimle savaşan- Arapların liderine (Peygamberimizi kastediyor) boynunu uzatacak, kucağına gireceksin. Diğer rivayette: Demek ki sen Hicaz hükümdarı Muhammed’i arzuluyorsun” demiş ve yüzüne yumruk atmış, gözünü morartmıştır. Daha sonra Peygamberimiz kendisiyle evlendikten sonra, bu morarmanın sebebini sormuş, o da bu rüyasını anlatmıştır.(bk. İbn Hişam, Sîre, 2/336;  Zeynî Dahlan, a.g.y).

Bu rüya hadisesi gösteriyor ki, Hz. Safiye gördüğü rüyanın etkisinde kalmış, dindar bir Yahudî olarak bunun ilahî takdir olduğunu idrak etmiş, “Hicaz Meliki” Hz. Muhammed’le evlenmekten şeref duymuştur. Savaşta kaybettiklerine üzülmüş olmakla beraber, başka herhangi bir askerle değil, asaletine denk bulduğu Hz. Muhammed (a.s.m) ile evlenmeyi en büyük teselli kaynağı olarak görmüştür.

Soru 3: Hz. Safiye’nin iddet konusu:

Diyorlar ki, Hz. Peygamber (a.s.m), Hz. Safiye ile -önceki kocasından boşandıktan sonra beklemesi gereken- iddet süresini tamamlamadan evlenmiştir. Bu ise Kur’an’ın “Boşanmış kadınlar -ikinci bir evlilik yapmadan önce- üç adet/üç temizlik beklesinler.”(Bakara, 2/228) mealindeki ayetin hükmüne aykırıdır.

Öyle anlaşılıyor ki  bu iddia sahipleri, normal hür kadınların iddet süresi ile, cariye olarak esir alınan kadınların iddet süresinin farklı olduğunu bilmiyor ve cahilliklerinin kurbanı oluyorlar. Nitekim, Kur’an’da hür kadınların iddet süresi üç adetle belirtilmiş olmasına mukabil, hadisde esir olarak alınan cariyelerin iddet süresi bir adet olarak tespit edilmiştir.

Mesela; Ebu Said el-Hudrî’nin rivayet ettiğine göre, Peygamberimiz (a.s.m) “Evtas esirleri/cariyeleri” hakkında şöyle buyurmuştur: “Hamile olanlar doğum yapmadan, hamile olmayanlar ise bir defa âdet görmeden onlarla yatmayın."(Ebu Davud, Nikah, 44; Darimî, Talak, 18;  Ahmed b. Hanbel, 3/28).

Hz. Peygamber (a.s.m),  Hz. Safiye’nin -bir esir cariye olarak bir aylık- iddet süresi bittikten sonra onunla evlenmiştir.

Buharî’nin aşağıdaki şu rivayeti bunu açıkça ortaya koymaktadır:

Hz. Enes anlatıyor:

“Biz Hayber’e gittik. Allah Peygamberimiz (a.s.m)’e kaleyi fethetmesini nasip edince, kendisine Huyey b. Ahtab’ın kızı Safiye’nin güzelliğinden söz ettiler. Kendisi kocası öldürülmüş bir gelindi. Peygamberimiz (a.s.m) onu kendisi için seçti. Nihayet “Seddu’s-sahbâ” denilen mevkie geldiğimizde, kadın adetten temizlendi (-hadiste geçen “hallet” kelimesi adetten temizlenmek anlamındadır- bk. İbn Hacer, ilgili hadisin şerhi) ve Peygamberimiz (a.s.m) de onunla karı-koca hayatına girdi…” (Buharî, Mağazî, 38).

Müslim’in aşağıdaki rivayeti daha da açıktır:

Hz. Enes anlatıyor: 

“…Hz. Peygamber (a.s.m), -kendisiyle ilgilenmesi, bakımını yapması ve yanında iddetini tamamlaması için- Hz. Safiye’yi Ümmü Süleym’e teslim etti.”(Müslim, Nikah, 87).

İmam Nevevî bu hadisi açıklarken, şu görüşlere yer vermiştir: Hadiste geçen “iddet”ten maksat (hür kadınların beklemesi gereken üç aylık süre olmayıp), esir cariyelerin beklemeleri gereken (bir adetten temizlenme veya hamile ise doğum yamak anlamına gelen) istibradır. Hz. Safiye, istibra müddeti boyunca Ümmü Süleym’in yanında kalmış, bu süre bittikten sonra, onu hazırlayıp Hz. Peygamber (a.s.m)’e getirmiştir.(Nevevî, ilgili hadisin şerhi).

İstibra; kadının rahminde çocuğun olmadığını tespit etmek anlamına gelir. Bu ise, prensip olarak, hamile kadının çocuğu doğurmasıyla, hamile olmayan kadının ise bir adet görüp temizlenmesiyle anlaşılır. Bu adet süresinin azami gün sayısı, Hanefilere göre 10, Şafiilere göre ise 15 gündür. Bu sürenin bitiminden sonra kadın artık temizlenmiş sayılır.

Hanefi mezhebine göre, adet müddetinin en azı  üç gündür. Şafii ve Hanbelî mezhebine göre, adet süresinin en azı, bir gün bir gecedir. Malikî mezhebine göre ise, bu süre bir anlık da olabilir. Ancak iddet ve istibra için yaklaşık bir veya yarım günden aşağı düşmemesi gerekir.

Bu açıklamalardan anlaşıldığı üzere, İslam alimlerin Cumhurunu teşkil eden ehlisünnet alimlerine göre, İstibra için gereken adet süresinin en azı, bir - üç gün arasıdır.

Buna göre, Hz. Safiye’nin -Müslim hadisinde geçtiği üzere-, istibra ettiği kesindir. Bu iş için, iki-üç gün veya dört-beş gün geçmesi yeterlidir. Hz. Peygamber (a.s.m)’e iman eden herkes gibi, bu açıklamaları gören her insaf sahibi, onun istibraya (Hz. Safiye’nin iddet süresine) riayet ettiğinden asla şüphe etmez.

Daha geniş bilgi için tıklayınız:

Peygamberimiz’in (s.a.v.) Hz. Safiyye ile evlenmesi.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun