Nasıl kanıtlanır? Kanıtlamak diye bir şey var mı?

Soru Detayı

- Hiçbir şeyin kanıtlanamayacağı, her düşüncenin tersinin de savunulabileceği, mesela hiçbir şeyin yoktan kendi kendine var olmadığını kanıtlayamazsın, görüşünü nasıl çürütebiliriz? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Eskiden beri ilimi literatürde “kesin bilgi” edinme yolları: “duyu organları, sağlam haber ve akıl” olarak kabul edilmiştir.

Bugünkü modern bilim çevreleri tarafından da Frenkçesiyle “epistemoloji” dedikleri  “kesin bilgi edinme” yolları olarak bu üç metod kabul edilmektedir.

- Görünmeyen olaylar, görünen benzerleriyle karşılaştırılarak kabul edilir. Mesela, bir insanın tarihte kendi kendine olmadığını ispatlamak için, gözümüzle gördüğümüz her insanın bir anneden doğmasıyla ispat edilir. Keza, uzaktan gördüğümüz bir duman vasıtasıyla, görmediğimiz bir ateşin varlığını tereddütsüz kabul ederiz.

- Mantık ilminde tüm akıl sahiplerinin kabul ettiği bir istidlal metodu: “deli-i inni”dir.

Bu delil, “eserden müessire/sanattan sanatkâra” götüren bir istidlal metodudur ve kesin bilgi edinme yolları içinde  en kuvvetli delil kabul edilir.

Bu istidlal metodu çerçevesinde denilir ki:

- Hiçbir harf yazarsız olamaz.
- Hiçbir iğne bile ustasız olamaz.
- Hiçbir bina mimarsız olamaz
- Hiçbir resmi tablosu ressamsız olamaz...

Buna göre gördüğümüz her harfin bir yazarı, her sanatın bir sanatkârı, her resmin bir ressamının olduğunu kesin olarak kabul ederiz.

Demek ki bu kâinat kitabının da bir yazarı, bu evrenin de bir ustası, bu harika sanat tablolarının da bir sanatkârı, bu ontolojik resimlerin de bir ressamının olması aklen zorunludur.

“Her düşüncenin tersi savunulabilir.” iddiası doğru değildir.

Örneğin: “Güneş vardır.” sözünün tersini savunmak akıl dairesinde mümkün değildir.

Örneğin: “İki gözüm var.” hükmünün tersini mantık bakımından savunmak imkânsızdır.

Örneğin: Bugün bilimsel metotlarla sonradan var olduğu kabul edilen EVRENin kendi kendine olduğunu ispat etmek mümkün değildir.

Buna mukabil, “Bu evrenin parçalarından olan binlerce canlı ve bitkilerin en hikmetli, en faydalı bir yolu takip etmelerinden” hareketle bunların mutlaka bir bilen, gören, hayatta olan birisi tarafından yaratıldığı sonucuna varıyoruz. Buna göre, bazı parçalarının yaratıldığını gözle gördüğümüz bu evrenin hepsinin yaratıldığını söyleyebiliriz.

- Önemli bir gerçek de şudur ki: Her savunulan fikir bir değer ifade etmiyor. “Bu dünyanın bir hayalden ibaret olduğunu” savunanlar da vardır. Bunu akıl ve mantıkla izah etmek mümkün mü?

Bu açıdan bakıldığında, “evrenin kendi kendine olduğunu” savunanlar ile “onun bir yaratıcı tarafından yaratıldığını” savunanların delillerine bakılacak, hangi tarafın delilleri kuvvetli ise o kabul edilir.

Mantık ve objektif düşünme yolu budur.

Verdiğimiz misallerde olduğu gibi, dünyanın bir yaratıcı tarafından yaratıldığını gösteren yüzlerce delil vardır. Bunun yanında, mucizeler gösteren 124 bin peygamber, kerametler gösteren milyonlarca evliya, 104 semavi kitabın en büyük davası “Allah’ın varlığı ve birliğinin ispatı”dır. Bu ise “kâinatı Allah yaratmış” anlamına gelir.

Özellikle, birçok yönden mucize olan Kur’an’ın bu konudaki delilleri ve ispat tarzı son derece makul ve mantıkidir.

Kâinatın yaratıcısız olmasının imkânsızlığına dikkat çeken Kur’an’da bütün peygamberlerin kavimlerine şu kâinatın yaratıcısının varlığında tereddüt edilmesinin akıl dışı olduğu hususu bir soru sitili içinde şöyle vurgulanmıştır:

“Peygamberleri onlara: ‘Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi?’ dediler.” (İbrahim, 14/10)

Buna karşılık, “evrenin kendi kendine meydana geldiğini” savunanların elle tutulur, akılla izah edilir hiç bir delilleri yoktur. Kuru, kupkuru bir kuruntudan ibarettir.

- Evrenin varlığı konusunda akli ihtimaller şunlardır:

- Bu dünya kendi kendine olmuştur. 
- Bu dünyayı sebepler yaratmıştır.
- Bu dünyayı tabiat/doğa var etmiştir.
- Bu dünyayı Allah yaratmıştır...

Şayet bu ihtimallerden ilk üçünün imkânsız olduğu ispat edilirse, geriye “Bu dünyayı Allah yaratmıştır.” ihtimalini kabul etmekten başka bir seçenek kalmaz.

- Kur’an’da defalarca “Aklınızı kullanmıyor musunuz? Tefekkür etmez misiniz? Hiç düşünmüyor musunuz?” tarzında insanı tefekküre, düşünmeye, dikkatli olmaya, aklını iyice kullanmaya teşvik eden ayetlerin hepsindeki ana hedef; insana iman şuurunu kazandırmak ve bu şuurla da iman-otokontrolünü sağlamaktır.

- Bu konuda da çok sağlam ve mükemmel bilgi almak için iman reçetesi olan Risale-i Nur'u dikkatle okumayı tavsiye ederiz.

Özellikle soruda geçen konuyu öğrenmek isteyenlere Yirmi Üçüncü Lem'a/Tabiat risalesini tavsiye ederiz. Bu risalenin başında der ki:

“Şu notada, Tabiiyyunun münkir kısmının gittikleri yolun içyüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu, lâakal doksan muhali tazammun eden dokuz muhal ile beyan edilmiş.” (Lem'alar, s. 176)

İlave bilgi için tıklayınız:

Ateist düşünce, okudukça, araştırdıkça, düşündükçe ulaşmak zorunda kaldığınız bir sonuçtur?..

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR