Bir ateistin iddialarına cevap verir misiniz?

Tarih: 15.03.2019 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Bir Ateistin İddiaları:
- İddialar son zamanlarda ateistler tarafından çok ilgi görmektedir. Toplamda 20 soru vardır:
1. Adil bir imtihan yok. Fakir bir ailede dünyaya gelen bir insan gerek büyüdüğü ortamdan gerekse fakirlikten dolayı işlediği suçları işlemeyecekti. Zengin bir ailede dünyaya gelen kimse de parasızlıktan dolayı uyuşturucu, zina gibi yanlışları yapmayacaktı. Bu sebeplerden dolayı Allah’ın insanların hangi durumda ne yaptığını görebilmesi için hepsini eşit şekilde yaratmalıydı. Hatta tamamen adil bir imtihan olabilmesi için insanların aynı anda ve aynı zenginlikte yaratılmaları ve aynı anda ölmeleri gerekirdi.
2. Bu dünyanın çok kompleks bir yapıya sahip olması bir yaratıcının varlığını bilimsel olarak ispatlamaz. Çölde giden bir insanın diğerine yolun bir türlü bitmemesinden dolayı dünyanın sonsuz olduğunu söylemesi bilimsel bir ispat olmadığı gibi David Copperfield’ın sahnede nasıl uçtuğunun bilinmemesinden dolayı özel güçlerinin olduğunun söylenmesi bilimsel bir ispat olmadığı gibi kompleks bir yapıya sahip olan evrenin nasıl oluştuğunu bilmememiz de bir yaratıcının bilimsel ispatı değildir.
3. Tam anlamıyla kusursuz olan bir varlık (ALLAH) hiçbir şey yapmaz. Çünkü kusursuzdur. Hele ki kendisine tapılması için küçük ve değersiz varlıklar yaratması, tapmamayı seçebilmesi için irade vermesi, kendini göstermemesi ve bunun sonucunda varlığına inanmayanları cezalandırması O’nun kusursuz olduğunu değil O’nu hayal edenler kadar kusurlu olduğunu gösterir.
4. Vahşi doğa da berbat bir yaşam mücadelesi vardır. Allah kusursuz bir varlık ise neden bu kadar acının olduğu bir doğa yerine acının olmadığı bir doğa yaratmamıştır?
5. Eğer bu hayatın amacı gerçekten imtihansa hiçbir çocuğun ölmemesi gerekir. Çünkü imtihana gelen birinin direkt cennete gitmesi sınav kağıdı bittiğinden dolayı sınav kağıdı alamayan kişiye direkt 100 verilmesi kadar adaletsizcedir.
6. Mükemmel bir yaratıcı yarattığı insanları da mükemmel yaratmalıdır. İnsan ise mükemmel değildir. Hiçbir dış etken ile olmayan ve tamamen genetik bozukluk ile gelen öldürücü ya da sakat bırakıcı hastalıklar mükemmel olmadığımızın delilidir.
7. Firavunun denizde boğularak ölmesi olayı (haşa) uydurmadır. Hz. Musa (as)’ın peşine düşen ve takip sırasında ölen bir firavun olayı hiçbir tarihi kayıtta yoktur. Yaklaşık iki milyon kişinin Mısır’dan kaçmasının, Firavunun ordusuyla bu kişilerin peşine düşmesinin ve geri dönmemesinin Mısır kayıtlarında geçmemesi imkansızdır. Yarılan denizin içinde bulunan asker ve at arabalarıyla ilgili de hiçbir kalıntı bulunamamıştır.
8. Her mitolojide o mitolojinin ait olduğu yerin iklim özellikleri vardır. O alanın dışındaki iklim özellikleri o alandaki mitolojide bulunmaz. Bunun sebebi mitolojiyi uyduranların bulundukları yer dışındaki yerlerin iklim özelliklerini bilmiyor olmasıdır. İslam da (haşa) bu mitolojiler gibidir.
9. Hz. Adem (as)’dan Hz. İsa (as)’a kadar olan peygamberlerin aileleri ve çocukları bellidir. Bu Peygamberlerin yaşları birbirlerine eklendiğinde ancak 6-7 bin yıl öncesine kadar gidilebilir. İnsanlık ise 250.000 yıldır hayattadır.12 bin sene önceye ait tarımla uğraşan insan kalıntıları hatta daha ilkel insanlara ait 1.2 milyon yıllık taştan aletler bulunmuştur.
10. Allah (cc) daha önceki asırlarda gönderdiği Peygamberlerine itaat etmeyen insanları yok etmişken Hz. Muhammed (asm)’e gönderdiği itaat etmeyen Mekkelileri neden yok etmemiştir?
11. Kur’an’da Müslümanlara savaşın imanlarını sınamak için bir imtihan olduğu, meleklerle kendilerine yardım edileceği ve asla yenilmeyecekleri söylenmiş ve daha sonra Uhud Savaşı’nda yenildiklerinde bunun da imanlarını sınamak için bir imtihan olduğu söylenmiştir. Seneler sonra Moğollar Müslümanları mahvettiğinde ve ortada hiçbir melek görünmediğinde ve Moğolların başına hiçbir şey gelmediğinde gene bunların imtihan olduğu söylense ne derdiniz?
12. Hz. Musa (as)’ın firavuna Peygamber olduğunu ispatlaması için bastonunu yılana dönüştürmesine ne gerek vardı? Herkesin sihirbaz olduğu bir toplumda Hz. Musa (as)’ın Peygamberliğinin ispatlanması için direkt Allah (cc)’ın kendisini göstermesi daha etkili olmaz mıydı? İmtihan amacıyla göstermediyse o zaman bastonun yılana dönüşmesine neden izin verdi?
13. Ayetler okunduğunda bu ayetlere inanmayan çok kişi olduğu için bu durum ‘’Biz şüpheye düşenlerin gözlerine perde çektik. Kulaklarına ağırlık koyduk. İsteseydik iman ettirirdik.’’ şeklinde açıklanır. (6:25) (17:45,46) (2:6,7) (10:74) (16:107,108) (40:34,35) (45;23) Allah(cc) gönderdiği dinin şüphe edilip araştırılmasını neden istememiştir?
14. Dünyadaki tüm topluluklara Allah (cc)’ı müjdeleyen peygamberler geldiyse mesela Japonlar’a gelen Peygamber’in ya da Avusturalya Aborjinler’ine gelen Peygamber’in adı nedir?
15. Neden tecavüzü ve pedofiliyi yasaklayan bir ayet bile yoktur? Neden birçok genetik hastalığa neden olan akraba evliliğini yasaklayan bir ayet bile yoktur?
16. Neden dualar sadece bazen işe yarar? Neden bir tanıdığının bir tanıdığına edildiğinde Allah(cc)’ın bir mucizesi olarak iyileştirirken sen ettiğinde işe yaramaz? Neden dualar kolu olmayan birinin kolunu çıkartmaz?
17. Bilimsel ve tarihi bilgiler barındırdığı iddia edilen ayetlere bakıldığında neden ayetlerin indiği dönemdeki insanların bilemeyeceği bir şey yazmadığını görürüz?
18. Diğer dinlerde de bilimsel bilgi olduğu iddiaları vardır. Mesela taoizm de her şeyin başlangıç noktası taodur ve taodan ying ve yang adlı iki zıt madde çıkmıştır. Burada tao ya big bang,ying ve yang a ise big bang den meydana gelen madde ve anti madde diyebiliriz. Mesela sihizme göre zaman sürekli başa dönen bir döngüdür. Evrenin sonu teorilerinden birine göre evren kendi çekim gücüne yenik düşerek bir noktadan sonra içine geri çökecektir ve bu çöküşün yoğunluğundan bir big bang ve bir evren daha oluşacaktır.
19. Bunları bir kenara bırakıp Kuran da gerçekten de bilimsel bilgiler olduğunu kabul edelim. O halde neden ayetlere bakılarak henüz bulunmamış bilimsel bilgiler ortaya çıkarılmamaktadır? Bulunduktan sonra Kuran da zaten yazdığını söyleyenler bu bilimsel bilgileri bilim adamları bulmadan önce neden bulamazlar?
20. Kuran’ın apaçık olduğu kendisinde bildirilmesine rağmen bu kadar tartışmalı ayetin olması (haşa) çelişki değil midir? Türkçe’nin yetersizliğinden dolayı ise çeviriler neden başka dillere de aynı şekilde yansıyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Soruda geçen konuların ve benzerlerinin birçoğu, sitemizde farklı şekilde cevaplandırılmıştır. Ancak bu soruların her birine kısa kısa cevap vermek gerektiğini düşünüyoruz. Bu nedenle önce soruyu yazıp sonra da cevabını vermeye çalışacağız inşallah:

Soru 1:

Adil bir imtihan yok. Fakir bir ailede dünyaya gelen bir insan gerek büyüdüğü ortamdan gerekse fakirlikten dolayı işlediği suçları işlemeyecekti. Zengin bir ailede dünyaya gelen kimse de parasızlıktan dolayı uyuşturucu, zina gibi yanlışları yapmayacaktı. Bu sebeplerden dolayı Allah’ın insanların hangi durumda ne yaptığını görebilmesi için hepsini eşit şekilde yaratmalıydı. Hatta tamamen adil bir imtihan olabilmesi için insanların aynı anda ve aynı zenginlikte yaratılmaları ve aynı anda ölmeleri gerekirdi.

Cevap 1:

Fakirlik ve zenginlik ile hukuk ve adalet arasında bağ kurmak en basit hukuk ilkeleri ile çelişir. Zira hukuk, kişinin sahip olduğu özgürlükleri başkasına zarar vermeyecek şekilde kullanmasına yönelik rasyonel düzenlemeleri içerir. İlahi hukuka ait emir ve yasaklar ise, ancak imana ait teklifin kabul edilmesinden sonra yürürlüğe girer.

Mümin bir kişinin yüklenmiş olduğu ilahi emirler, fakir ve zengin herkes tarafından yapılabilecek kolaylıkta olduğu gibi, fakirlerin maddi imkansızlıkları nedeni ile muaf tutuldukları zekat ve hac gibi yükümlülükler, zenginlere fakirlerin lehinde sonuçları olan görevleri yüklemektedir.

İlahi imtihan, hayat dediğimiz kompleks yapı içerisinde gerçekleşmektedir. Bu imtihanı aynı çizgiden başlayan bir koşu yarışı sanmak hayatın ve insanın gerçekliğinden bîhaber bir anlayışın ürünüdür.

İnsan hayatına ve tarihine dikkat edilirse, nice zenginlerin fakir ve nice fakirlerin de zengin oldukları görülecektir.

İnsanlar Cenab-ı Halık Teala tarafından farklı nitelikler ve hususiyetlerle yaratılmışlardır. İmtihan herkesin sahip olduğu koşullarda kendisi içindir, dolayısıyla eğer akıl sahibi ise iman teklifinden sonra ancak kendi sahip olduğu şartlardan sorumlu tutulacaktır.

Aynı anda yaratılma ve aynı anda ölme fantezisi ise, bu düşünce sahibinin adalet ilkesini bir tür at yarışı ya da robotlar müsabakası olarak algıladığını göstermektedir. Bu taktirde madenler, bitkiler, hayvanlar ve türleri, gök cisimleri, atom altı parçacıklar, farklı fiziksel kuvvetlerin dağılımını da bir eşitsizlik kabul etmek gibi absürtlükler düşünülebilir.

Farklı vakitlerde muhtelif hususiyetlere sahip olarak dünyaya gelmek, her bir insanın bireysel tekilliğine verilen önemi ve bu nedenle her bireyin kendi imtihanı ile baş başa olduğunu gösterir.

Dolayısıyla herkesi ve her tür durumu kaplayacak bir adalet tecellisi mutlaka gereklidir. Bu ise ancak âdil-i mutlak olan Mevla’nın kesin vaadidir.

Soru 2:
Bu dünyanın çok kompleks bir yapıya sahip olması bir yaratıcının varlığını bilimsel olarak ispatlamaz. Çölde giden bir insanın diğerine yolun bir türlü bitmemesinden dolayı dünyanın sonsuz olduğunu söylemesi bilimsel bir ispat olmadığı gibi David Copperfield’ın sahnede nasıl uçtuğunun bilinmemesinden dolayı özel güçlerinin olduğunun söylenmesi bilimsel bir ispat olmadığı gibi kompleks bir yapıya sahip olan evrenin nasıl oluştuğunu bilmememiz de bir yaratıcının bilimsel ispatı değildir. 

Cevap 2:

Her sıfatı ve her esması ile mutlak ve kayıtsız olan Cenab-ı Müteal’in insanın bilgi yolları içinde deney ve gözleme dayalı olan ve mahiyetinde yanlışlanabilir olan bilimin konusu veya nesnesi olabileceğini zannetmek, hem bilimin antropik sınırlarını hem de ulûhiyet hakikatini hiç anlamamış olmayı gerektirir.

Tıpkı bir ağacın meyvesi gibi tüm kozmolojik süreçlerin sonucunda ortaya çıkan insan zekâsının, iradesinin, gücünün ve bireysel benliğinin varlığı açık bir biçimde tesadüfe havalesi imkânsızdır. Zira bilinç tesadüflerle değil de kural ve amaçlarla çalışmaktadır.

Kompleks kavramı bizim küçük ölçeklerimize sığmayan büyüklükler ve birleşik çeşitlilikler için kullandığımız bir kelimedir. Kompleks, tesadüf değil üst düzen anlamına gelir. Mevla’nın varlığı hiçbir zaman sınırlı bilimin nesnesi olmaz.

Ayrıca sonsuzun da bilimsel bir ispatı yoktur. Bilimin kullandığı ispatlar genellikle anolojiktir. Bunun dışındakilerde tümden gelim ve tüme varım şeklinde gerçekleşir.

Her durumda bilimsel ispat asla yüzde yüz olmaz.

Tüm bunlarla birlikte bilim evrenin nasıl inşa edildiğine dair bilgi verdiğinde, bu nesnel ve mutlak bir bilgi olmayıp ilahi sanat ve iş görme hakkında ilham verici bir konuma sahiptir.

Bilimin olması doğuştan yaratılışımıza yerleştirilen apriori aksiyom ve postulalar sayesinde mümkün olmuştur.

O halde bilim ile Mevla’nın varlığı yanlışlanamaz.

Soru 3:
Tam anlamıyla kusursuz olan bir varlık (ALLAH) hiçbir şey yapmaz. Çünkü kusursuzdur. Hele ki kendisine tapılması için küçük ve değersiz varlıklar yaratması, tapmamayı seçebilmesi için irade vermesi, kendini göstermemesi ve bunun sonucunda varlığına inanmayanları cezalandırması O’nun kusursuz olduğunu değil O’nu hayal edenler kadar kusurlu olduğunu gösterir.

Cevap 3:

"Kusursuz bir varlığın hiçbir şey yapamaz" olduğunu iddia etmek, asla bizim tarafımızdan tecrübe edilemeyecek boş bir iddiadır.

Mükemmellik ile fiil arasında bağlantı kurulabilmesi için, mükemmelin ne olduğunun tanıtılmasını gerektirir. Bir şey yapamaz oluş ile mükemmellik arasında bağ kurabilmek, mükemmelliği bir tür boşluk ya da pasiflik olarak kabul etmeyi gerektirdiğinden çelişiktir.

Oysa basitçe düşünülse bile mükemmellik ne tam boşluk ne de tam doluluktur. Mükemmellik bu iki duruma da varlığını veren bir ufuktur. Mükemmel olanın eylemi de kendisine uygun olarak mükemmel olacaktır.

Dolayısıyla iradesi ile var ettiği ve yine iradesi ile var etmediği sonsuz sayıdaki oluşun aynı anda gerçekleşmesi, fiil sahibinin kendisine özgü mutlak kemalini gösterir.

Cenab-ı Hak Fail-i mutlaktır. Tüm var olanlar ve olmayanlar ancak onun dilemesiyle gerçekleşir. Bir şeyin varlık ve yokluğu onun kudreti karşısında bir terazinin eşitliği gibi tam bir müvazenededir. Sadece dilemesi yeterlidir.  

Öte yandan insanın ya da evrenin varlığı için küçük ve değersiz nitelemesinde bulunmak, kişinin kendine verdiği değer ile alakalıdır. Onun varlığına inanmayanlar inandıkları yokluk ile beraberdirler. Bu bir cezadan öte tam bir adalettir.

Soru 4:
Vahşi doğa da berbat bir yaşam mücadelesi vardır. Allah kusursuz bir varlık ise, neden bu kadar acının olduğu bir doğa yerine acının olmadığı bir doğa yaratmamıştır?

Cevap 4:

Kâinata kötülüğü kabul etmiş ve benimsemiş bir nazar ile bakmak yerine iyilik adına bakılırsa tüm türleri kapsayan mükemmel bir yardımlaşma, dayanışma, kucaklaşma, birliktelik açıkça görülür.

Acının hiç olmaması zevkin de olmaması anlamına geleceğinden, merhametsizlik asıl o zaman olurdu.

Bunun yerine kontrollü, görece ve az bir miktarda bulunması bizim için gereklidir.

Soru 5:
Eğer bu hayatın amacı gerçekten imtihansa hiçbir çocuğun ölmemesi gerekir. Çünkü imtihana gelen birinin direkt cennete gitmesi sınav kağıdı bittiğinden dolayı sınav kağıdı alamayan kişiye direkt 100 verilmesi kadar adaletsizcedir.

Cevap 5:

Adalet-i ilahiye kadar onun eşsiz merhameti de vardır. Adil, rahim, rezzak, halık, musavvir, bari, kadir gibi tüm ilahi isimler tam bir harmoni içinde tecelli ederler.

İlahi imtihanı anlayabilmek için ilahi isimlerin ve gereklerinin bilinmesi gerekir.

İlahi imtihanın bilginin sınanması ve puan alınmasına benzetilmesi sığdır. Zira bilgilerimiz hayatımızın bir parçası değildir.

Dünya imtihanı, özgür irademize dayalı olarak yaptığımız tüm eylemlerin sorumluluğunu taşımamız anlamına gelir. Hayatın amacı yalnızca imtihan da değildir. İlahi marifete ulaşmak, yaratıcımızı esmaları ile bilerek kendimizi gerçekleştirmek gibi daha yüksek amaçları da vardır.

İmtihan sadece bu yüksek amaçları istemeyenleri eler.

Soru 6:
Mükemmel bir yaratıcı yarattığı insanları da mükemmel yaratmalıdır. İnsan ise mükemmel değildir. Hiçbir dış etken ile olmayan ve tamamen genetik bozukluk ile gelen öldürücü ya da sakat bırakıcı hastalıklar mükemmel olmadığımızın delilidir.

Cevap 6:

Mükemmel olma kavramını yaratılmış olan ile yaratılana aynı anda uygulamak çelişiktir. Yaratılan her şey bir üstteki varlık kategorisine göre noksandır.

Mükemmellik algısına böyle dereceli olarak sahip oluşumuz, tüm derecelerden bağımsız bir kemali mutlakı gerektirir.

Kamil-i Mutlak olan Allah Teala ise, tüm görece mükemmelliklerin kaynağıdır.

İnsan bedeni hayata gelmek açısından olduğu kadar ölümlü olmak hususunda da mükemmeldir. Bu mükemmel fizyoloji hayata gelmek için kâinat kadar bir arka plan mükemmelliğini gerektirdiği gibi, hayattan gitmesi de hiç masraf gerektirmeyen küçük bir etmenle tasfiye edilebilmektedir.

Engelli bir insanın, sağlam dediğimiz insanlarda olmayan pek çok mükemmel sezi ve duyguları vardır.

Genetik bozukluk geçicidir ve mahşerdeki İlahi sistem içerisinde kulun iman ve istemesiyle ilahi rahmet tarafından düzeltilecektir. Ancak iman yoksunluğu tamamen insanın kendinden kaynaklanan gerçek bozukluktur.

Soru 7:
Firavunun denizde boğularak ölmesi olayı (haşa) uydurmadır. Hz. Musa (as)’ın peşine düşen ve takip sırasında ölen bir firavun olayı hiçbir tarihi kayıtta yoktur. Yaklaşık iki milyon kişinin Mısır’dan kaçmasının, Firavunun ordusuyla bu kişilerin peşine düşmesinin ve geri dönmemesinin Mısır kayıtlarında geçmemesi imkansızdır. Yarılan denizin içinde bulunan asker ve at arabalarıyla ilgili de hiçbir kalıntı bulunamamıştır.

Cevap 7:

Yarın tarihi ve arkeolojik çalışmalar bu olayla ilgili kayıtlar bulursa bu düşünce sahipleri iman mı edecektir?

Kaldı ki 3.000 yıllık Mısır Firavun öyküsünün büyük kısmı bilimsel olarak tartışmaya açıktır.

Hadise en eski Tevrat ve İncil metinlerinde geçtiğine göre, bu metinleri tarihi vesika niteliği taşımıyor kabul etmek en azından karbon testine aykırıdır. 

Soru 8:
Her mitolojide, o mitolojinin ait olduğu yerin iklim özellikleri vardır. O alanın dışındaki iklim özellikleri o alandaki mitolojide bulunmaz. Bunun sebebi mitolojiyi uyduranların bulundukları yer dışındaki yerlerin iklim özelliklerini bilmiyor olmasıdır. İslam da (haşa) bu mitolojiler gibidir.

Cevap 8:

Mitolojiler sanıldığı gibi bir esatirler ve düzmeceler yığını değildir. Başlı başına bir bilimdir.

Mitoloji bilimi, tarih, arkeoloji, antropoloji gibi beşeri bilimlerle de yakından ilgilidir.

Mitolojiler evren tasavvurları, sosyal düzenler, bireysel ve toplumsal varoluş gibi felsefi yönlerle birlikte hayatın ve varlığın gözlemlerinden yükselen güçlü bir sembolizme sahiptir.

Mitolojileri iklimle ilişkilendirmek onun yalnızca bir parçası için açıklayıcı olabilir.

Mitolojiler tarih dışı döneme aittirler.

Kur'an-ı Kerim’in M.S 7. Yüzyılda nüzulü mitolojik dönemden çok sonradır.

Kaldı ki Kur'an-ı Kerim’de dört mevsim de mevcuttur. Araştırılacak olursa kolaylıkla farklı mevsimlerle ilgili kayıtlar görülecektir.

Bir metni bahsettiği iklim üzerinden yadsımaya ya da değersizleştirmeye kalkmak tartışmaya bile değmez bir düşüncesizliktir. 

Soru 9:
Hz. Adem (as)’dan Hz. İsa (as)’a kadar olan peygamberlerin aileleri ve çocukları bellidir. Bu Peygamberlerin yaşları birbirlerine eklendiğinde ancak 6-7 bin yıl öncesine kadar gidilebilir. İnsanlık ise 250.000 yıldır hayattadır. 12 bin sene önceye ait tarımla uğraşan insan kalıntıları hatta daha ilkel insanlara ait 1.2 milyon yıllık taştan aletler bulunmuştur.

Cevap 9:

İnsan türünün ne kadar zamandır var olduğu ile ilgili yüz binlerce ya da milyon senelere varan bilimsel spekülasyonlar vardır.  

Kur'an-ı Kerim’de kâinatın ömrünün ilahi ölçekte altı gün yani altı aşama olduğu bildirilmektedir.

Ancak zamanın göreceliği doğrultusunda bizim 24 saatlik ölçümümüzle bu çok daha büyük bir nicelik yapmaktadır.

Dolayısıyla 6-7 bin kayıtları nicelikle beraber periyotlar olarak niteliksel açıdan anlaşılabilir.

Soru 10:
Allah (cc) daha önceki asırlarda gönderdiği Peygamberlerine itaat etmeyen insanları yok etmişken Hz. Muhammed (asm)’e gönderdiği itaat etmeyen Mekkelileri neden yok etmemiştir?

Cevap 10:

Hz. Peygamber (asm)'in getirdiği din hızla yayılmaya devam ederken, Mekke müşriklerinin şahsiyetlerini, mefkûrelerini sosyal düzenlerini ifade eden kaba şirkleri, putları ve eserleri onun zamanında yok olmuştur. Onların çoğu ve evlatları Müslüman olmuşlardır.

Top yekün bir ret olma gerçekleşmediği gibi, daha önceki helak edilen kavimlerden kurtarılanlar mutlaka olmuştur.

Soru 11:
Kuran’da Müslümanlara savaşın imanlarını sınamak için bir imtihan olduğu, meleklerle kendilerine yardım edileceği ve asla yenilmeyecekleri söylenmiş ve daha sonra Uhud Savaşı’nda yenildiklerinde bunun da imanlarını sınamak için bir imtihan olduğu söylenmiştir. Seneler sonra Moğollar Müslümanları mahvettiğinde ve ortada hiçbir melek görünmediğinde ve Moğolların başına hiçbir şey gelmediğinde gene bunların imtihan olduğu söylense ne derdiniz?

Cevap 11:

Öncelikle savaş imtihanı, savaşmak yerine kaçmak ve işgalciyi kabullenmekle alakalıdır.

Sahabeler ilahi yardımın ancak Allah'ın uğrunda savaşanlara geleceğini bildikleri için, top yekün bir hamle gerçekleştirmiş ve başarılı olmuşlardır.

Hiç şüphesiz karşılarında şirk ve inkar gibi bir zulüm için canlarını vermeye gelmiş olanları görünce bu akılla bağdaşmayan korkunç düşmanlığın yüzlerinde iblisleri de kendilerine yardım eden yardımcı melekleri de görmüşlerdir.

Siyere ait savaşlar birbirlerini takip eden bir bütünlüğe sahiptir. Savaş yaklaşık on yıl sürmüş ve sonunda müminler kazanmıştır. 

Moğollar döneminde İslam dünyası birlik ve cihad ruhuyla hareket etseydi ve buna rağmen kaybetseydi bize yardım edilmedi diyebilirlerdi.

Kaldı ki Müslümanlar Müslüman kalmak şartıyla ebedi hayat itibariyle her halukarda kazanandır.

Moğollara gelince, bu kadar güçlü sanılan Moğolların bir asır gibi kısa sürede kaybolup gitmeleri ve İslam’ın yeniden Osmanlı ihtişamıyla geri dönmesi, kimin kazandığını ve meleklerin kime yardım ettiğini ehli imana yine gösterir.

Soru 12:
Hz. Musa (as)’ın firavuna Peygamber olduğunu ispatlaması için bastonunu yılana dönüştürmesine ne gerek vardı? Herkesin sihirbaz olduğu bir toplumda Hz. Musa (as)’ın Peygamberliğinin ispatlanması için direkt Allah (cc)’ın kendisini göstermesi daha etkili olmaz mıydı? İmtihan amacıyla göstermediyse o zaman bastonun yılana dönüşmesine neden izin verdi?

Cevap 12:

Asa mucizesi, sihirle mucize arasındaki farkın Firavunun sihirbazları tarafından bilinmesine yönelik bir mucizedir. 

Firavunun halkına kendini tanrılardan biri olarak kabul ettirmesinde dönemin sihir harikaları kullanılmaktaydı.

Hz. Musa (a.s) ise basit ve kuru bir dalı, yakın, canlı ve hareketli bir yılana ilahi emirle dönüştürerek, nesneler arasında gerçekten bir dönüşümün ancak ilahi kudretle olabileceğini göstermiştir.

Asanın yılan yerine daha uzak bir varlığa dönüştürülmesi ise, insan aklının tamamen sınırları dışında kalacağından akıl yürütmeyi devre dışı edecektir.

Nitekim Firavun asa ile yılanı yakın bularak sen de sihirbazsın derken, sihirbazlar ise bunun alet ve edevatsız gerçek bir dönüşüm olduğunu meslekleri gereği araştırarak anlamışlar ve iman etmişlerdir.

Firavunun akli seviyesinde olanlar mucize ile sihiri fark edemezken, her daim çevremizde olan ilahi tecelliyi nasıl görüp anlayacaklar?

Soru 13:
Ayetler okunduğunda bu ayetlere inanmayan çok kişi olduğu için bu durum ‘’Biz şüpheye düşenlerin gözlerine perde çektik. Kulaklarına ağırlık koyduk. İsteseydik iman ettirirdik.’’ şeklinde açıklanır. (6:25) (17:45,46) (2:6,7) (10:74) (16:107,108) (40:34,35) (45;23) Allah(cc) gönderdiği dinin şüphe edilip araştırılmasını neden istememiştir?

Cevap 13:

Bu ayetin anlamı çok açıktır.

İlahi mevcudiyetin aklen, vicdanen ve insaniyeten olması gerektiği ve Hz. Peygamber (asm)’in doğruyu söyleyen bir elçi olduğu açıkça ortada olduğu halde, doğru akıl yürütme ile değil inat ve ısrarla inkârı seçenlerin bu eylemi ancak ilahi yaratmayla gerçekleşebilir.

Tıpkı gökteki Güneş'in gündüz ortasında varlığını inkâr edenin gözünü kapayarak "Ben görmüyorum, o halde yoktur." iddiasının gerçekleşmesi için gözünü kapatabilmesinin tek yol olması gibi, adili mutlak bu kasıtlı inkârın karanlığını ısrarla isteyene yaratır.

Ne zamanki göz açılır ve ilahi nura bakılır, o zaman rahmeti ilahi karanlığı kaldırır.

Soru 14:
Dünyadaki tüm topluluklara Allah (cc)’ı müjdeleyen peygamberler geldiyse mesela Japonlar’a gelen Peygamber’in ya da Avusturalya Aborjinler’ine gelen Peygamber’in adı nedir?

Cevap 14:

Bizim özelde sorumlu olduğumuz ve bilmemiz, iman etmemiz gereken bize gönderilen peygamberlerdir. Bunlar da Kur'an-ı Kerim'de isimleri ile anılmaktadır.

Diğer peygamberlere de genel olarak iman ederiz.

Japon, Aborjin ya da hangi milletten olursa olsun, şimdi son peygamber Hz. Peygamber (asm)’in davetinden sorumludurlar.

Soru 15:
Neden tecavüzü ve pedofiliyi yasaklayan bir ayet bile yoktur? Neden birçok genetik hastalığa neden olan akraba evliliğini yasaklayan bir ayet bile yoktur?

Cevap 15:

Bu suçlar zina ve livatanın kapsamındadır.

Zinanın ve livatanın her çeşidi tam olarak lanetlenmiş ve yasaklanmıştır.

Bu iğrenç davranışların bataklığı zina ve livata filleridir.

Akraba evliliklerinin hepsi sorunlu değildir. Doğrudan akraba evliliğini yasaklamak tarihi ve kültürel süreçler açısından söz konusu olamaz.

Ancak akraba evlilikleri içinde biyolojik ve ahlaki açıdan sorunlu ve yasak olanlar sıralanarak bu hususta dış evlilikler özendirilmiştir.

Soru 16:
Neden dualar sadece bazen işe yarar? Neden bir tanıdığının bir tanıdığına edildiğinde Allah(cc)’ın bir mucizesi olarak iyileştirirken sen ettiğinde işe yaramaz? Neden dualar kolu olmayan birinin kolunu çıkartmaz?

Cevap 16:

Dualar her halükarda kabul edilir.

Ancak istenilenin gerçekleşmesi sadece dünyada olmaz.

Dualarımızın cevaplandırılması başka biçimlerde de gerçekleşebilir.

Duada esas olan Cenab-ı Bari’ye tam bir kalp safiyeti ile yönelmektir.

Dualar ubudiyetin vakitleridir.

Yağmur duası yağmursuzluk vaktinin ibadetidir. Yoksa yağmur yağdırma ritüeli değildir.  

Soru 17:
Bilimsel ve tarihi bilgiler barındırdığı iddia edilen ayetlere bakıldığında neden ayetlerin indiği dönemdeki insanların bilemeyeceği bir şey yazmadığını görürüz?

Cevap 17:

Kur'an-ı Kerim kıyamete kadar gelecek her insan topluluğuna seslenen külli bir metindir.

Anne karnında ceninin başından geçen evreler o gün bilinmiyordu, ancak Kur'an bunları bugün bildiğimiz biçimde bildirmiştir. 

Ya da Güneş'in gezegenlerin merkezinde oluşu ve dönüşü de o zaman bilinmiyordu.

Yine incir ve zeytinin kendisine kasem edilen faydaları ancak günümüzde o da kısmen anlaşılabilmiştir.

Bu ve benzeri örnekleri sıralamak gayet kolaydır.

Bunun gibi bugün insanın bilemeyeceği başka asırların hisseleri de söz konusudur.

Soru 18:
Diğer dinlerde de bilimsel bilgi olduğu iddiaları vardır. Mesela, taoizm de her şeyin başlangıç noktası taodur ve taodan ying ve yang adlı iki zıt madde çıkmıştır. Burada tao ya big bang, ying ve yang a ise big bang den meydana gelen madde ve anti madde diyebiliriz. Mesela, sihizme göre zaman sürekli başa dönen bir döngüdür. Evrenin sonu teorilerinden birine göre evren kendi çekim gücüne yenik düşerek bir noktadan sonra içine geri çökecektir ve bu çöküşün yoğunluğundan bir big bang ve bir evren daha oluşacaktır.

Cevap 18:

Taoizim’de ying-yang ve chi modellemesi kozmik sürecin başlangıcına spekülatif bir yorum olarak uygulanabilir.

Ancak eğer zıtlıkların bir aradalığından kaynaklanan bir gerilimden bahsediyorsak, bu zıtlıkları bir araya getiren ne ying ne de yang olmayan bir zatı kabul ediyoruz demektir.

Zira zıtların bir araya getirilmesi ancak ilahi kudretle mümkündür.

Taocu bir bakışla Kur'an-ı Kerimi okursak, bu alemde her kolaylıkla beraber bir zorluğun, her yükselişle beraber bir alçalışın, her var oluşla beraber bir faniliğin, her celal ile beraber bir cemalin bulunduğunu görürüz.

Bu evrenin çökerek başka evrenlerin oluşmasını kıyamet ve haşrin sabahının haberi olarak anlamamıza engel bir durum söz konusu değildir.

Soru 19:
Bunları bir kenara bırakıp Kuran da gerçekten de bilimsel bilgiler olduğunu kabul edelim. O halde neden ayetlere bakılarak henüz bulunmamış bilimsel bilgiler ortaya çıkarılmamaktadır? Bulunduktan sonra Kuran da zaten yazdığını söyleyenler bu bilimsel bilgileri bilim adamları bulmadan önce neden bulamazlar?

Cevap 19:

Müslümanların Kur'an-ı Kerim’den kaynaklanan pek çok bilimsel çalışmanın olduğu biraz araştırılınca görülecektir.

Rahmetli Prof. Dr. Fuat Sezgin'in "İslam’da Bilim ve Teknik" adlı 20 ciltlik eseri bu hacmiyle bile bir özet mahiyetindedir.

Günümüz bilimi bugün artık herkesin malıdır. Ancak bu seviye ulaşması Müslümanlar sayesinde olmuştur.

Kaldı ki Müslüman olmayan bilim adamlarının buluşlarından hiçbirisi Kur'an-ı Kerimi yanlışlayamadığı gibi, pek çok bilim insanının İslam’la tanışmasına neden olmaktadır.

Soru 20:
Kur'an’ın apaçık olduğu kendisinde bildirilmesine rağmen, bu kadar tartışmalı ayetin olması (haşa) çelişki değil midir? Türkçe’nin yetersizliğinden dolayı ise çeviriler neden başka dillere de aynı şekilde yansıyor?

Cevap 20:

Kur'an-ı Kerim gibi cami (kapsamlı-zaman ötesi) ilahi metnin çeşitlilikte anlaşılması, onun anlam gücünü ve her sınıf insana hitap eden kapsamını gösterir.

Çelişki, metni anlayanların öznel konumlarına aittir.

Metnin sahibi Mütekellim-i ezeli olduğundan, metnin sahibine göre anlaşılması süreli ve bitecek bir süreç değildir.

Bu konuda Kehf suresinin son ayeti açıklayıcıdır:

“Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, yararlı bir iş yapsın ve Rabbine ibadette kimseyi ortak koşmasın."

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun