Tanrının tüm evreni ve canlıları yarattığını nereden biliyoruz? Bundan kimlerin haberi var?

Tarih: 20.12.2014 - 00:59 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İslam da diğer dinler gibi bir tanrının tüm evren ve canlıları yarattığını iddia eder. Benim sorum bundan kimlerin haberi var?
- Yani her şeyden önce insanların bu durumdan haberdar olması ıçın bu dinlerin kitaplarının herkesçe okunması gerekmektedir ki bu durum hem çeviri gerektirmekte hem de bu kitaplar herkese ulaşmamaktadır.
- Bu durum göze alındığında dinlerin savlarına göre tanrı, kendini insanlara tanıtabilmek için bir veya daha fazla peygambere, onun vasıtasıyla oluşturulan bir kitaba (ki tek bir dildedir), bu kitabın diğer dillere çevirisine ve her şeyden önemlisi tüm dillere çevrilmiş olsa bile bu kitapların tüm insanlığa sunulmasına ihtiyaç duymaktadır. Soru şu:
- Tanrı bunlara ihtiyaç duyan bir varlık olabilir mi?
- Spesifik olarak Tanrının Muhammed isimli bir peygambere vahiyler gönderdiği bir şekilde iddia edilmekte ve 1400 kusur sene geçmesine rağmen maalesef tanrınız bu durumu bana inandırmakta yeterli olmamıştır. Hatta haberim yok (Muhammedi ve İslamı bilmem zeusu bilmem kadardır; Tanrı Muhammedi veya kendi vahylerini bana tanıtmadı; tıpkı zeusun bana her hangi bir şey tanıtmadığı gibi !).
- Merak içerisindeyim, cevaplarsanız sevinirim. Daha ayrıntılı olarak mesela Japonlar neye inanmaktadır. Tanrınız kendisini Japonlara tanıttı mı? Bunun somut delili var mı?
- Herhangi bir yüce varlığa inanan Japon varsa bile sizin tanrınız ile onun yüce varlığının aynı olduğunu nasıl ispat edebilirsiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Kur’an-ı Kerim günümüze kadar dünya dillerinin pek çoğuna tercüme edilmiş, bazı dillerde de tefsiri yapılmıştır. Bugün dünyanın birçok ülkesinde Arapça, İngilizce ve benzeri bazı diller bilinmektedir. Merak edenler, bu dillerden okuyup öğrenebilir.

Ayrıca, Kur’an’ı referans kabul eden binlerce tefsir, fıkıh, kelam, tasavvuf ve modern fen-felsefe ile ilgili değişik dillerde eserler yazılmıştır. Bunlardan gerçekler öğrenilebilir.

- Şunu unutmamak gerekir ki, din bir imtihandır, “gemisini kurtaran kaptandır”. Bizler fert olarak kendimizi kurtarmaya çalışmalıyız. Başkasının durumuyla da elbette ilgileneceğiz, bu Kur’an’ın da emridir. Bizim bu sitenin varlığı da bunun bir kanıtıdır.  

Bununla beraber, şeytanın telkinleriyle kapasitemizi aşan işleri bahane ederek kendimizi riske sokmamalıyız. Gücümüz nispetinde hizmet etmek, insanlarla gerçekleri paylaşmak, bu anlamda başkasının durumuyla ilgilenmek iman şuurunun verdiği ne zevkli bir hizmettir.  Fakat gücümüzün üstünde olan işlerle meşgul olamayız.

- Bir altının değeri zatidir. Yani başkasının değer vermesine göre kıymet alan göreceli bir değer değildir. Paslanmış da olsa kıymetli bir elmas, her zaman parlak bir cam parçasına tercih edilir.

İslam’ın ortaya koyduğu hakikatler, birer altın, birer elmas hükmündedir. Değerleri bizzat kendilerindendir. Çünkü gerçekler, gerçekçi olanların yanında  her zaman en değerli şeylerdir.

- İslam dini, on dört asır boyunca, nüfus bakımından insanların en az beşte birini, yüz ölçüm bakımdan yeryüzünün yarısını hakimiyeti altına alacak kadar parlak ve cazibeli değerlere sahip olduğunu göstermiştir.

- Bugün artık ateizmin gittikçe iflas etmekte odluğu gerçeğini görmeyenler kördür. İnsanlığın onurunu zedeleyen bu cehalet kurgusunun, zaten  batması haktır ve batacaktır. Zira; akıl, irfan, izan ve mantık ölçülerinin hiçbirine uymayan ateizmin diğer bir adresi insanlığın manevi kılık değiştirmesidir.

- Diğer taraftan, İslam’da kişinin aklıyla bu evrenin bir yaratıcısı olan Allah’ı bulmak zorunluluğu tartışmalı bir konu olmakla beraber, Kur’an’dan ve Hz. Muhammed (asm)’den gerçekten haberdar olduktan sonra İslam’ın bütün iman esaslarına ve İslam temellerine inanmak zorunluluğu bulunduğunda ittifak vardır.

Demek ki, dünyanın birçok işlerini merak edip öğrenen insanların, Kur’an referanslı İslam gibi bir dine karşı kayıtsız kalması büyük bir sorumsuzluk örneğidir.

- Bununla beraber, İslam’a göre Kur’an’ın mesajlarını işitmemiş veya araştırıp inceleme imkânı bulamamış insanlar ahirette sorumlu olmazlar.

Ancak, kimin bu mesajı öğrenmemesinde ne kadar haklı olduğunu Allah bilir ve ona göre muamele eder. Öyle görünüyor ki, bugünkü dünyada insanların büyük çoğunluğu böyle bir imkâna sahiptir.

- İslam dini her şeyden önce, Kur’an’a dayanır. Kur’an ise çok yönden insan sözü olmadığını kanıtlamış bir kitaptır. Bizim sitemizde de Kur’an’ın Allah’ın sözü olduğu hususunda çok doyurucu bilgiler vardır.

İslam dini bu açıdan hiçbir dinle kıyaslanmaz. Çünkü, bütün insanlara meydan okuyarak A’dan Z’ye bütün ayetleriyle Allah’ın sözü olduğunu dava eden ve bunu ispat eden Kur’an gibi başka hiçbir kitap yeryüzünde yoktur.

- İşte böyle açıkça Allah’ın sözü olduğunu ispat eden bir kitabın “bütün evreni yaratanın yalnız bir tek zat olan Allah olduğunu” söylemesi çok önemlidir. Zira, burada doğrudan Allah konuşuyor..

- İlk insan Hz. Âdem’den beri, insanlık camiasında insanların büyük çoğunluğu hep Allah’ın varlığı ve birliğine iman etmiştir. Bu konu semavi dinlerde olduğu gibi, diğer beşeri, dinlerde de ve hatta -aklı olup da gerçeği görmeyen- dinsiz olanlarda da güçlü bir kanaattir. Çünkü, bu konu aklın zorunlu gördüğü bir gerçektir.

Zira “bir iğnenin ustasız, bir harfin yazarsız, bir köyün bile muhtarsız olamayacağını” düşünen her akıl sahibi, bu harika sanatların da bir ustası, bu harika tabloların bir ressamı, bu eşsiz kitabın bir yazarı, bu baştan aşağı hikmetle idare edilen bu nizam ve intizamı sağlayan bir idareci/yöneticinin olduğunu düşünmek zorundadır.

- Şu var ki, eskiden beri materyalist olmayan filozoflar da dahil, insanların büyük bir kısmı aklını kullanarak bu “evrenin mutlak bir yaratıcısı var olduğunu” kabul etmekle beraber, Allah’ın isim ve sıfatlarında yanlışlar edebiliyorlar. Çünkü, insan aklı, bu evrenin yaratıcısız olamayacağını anladığı gibi, onun nasıl bir yaratıcı olduğu, sıfatlarının nasıl olduğunu bilmez. Zira bu konu aklî değil, ancak vahiy ile bilinir.

- Demek ki, “Bu evrenin mutlaka bir yaratıcısı var.” diyen akıllı insanların hepsi Allah’ın varlığı konusunda hemfikirdir.

Ancak Allah’ın ilmi, kudreti, hikmeti, adaleti, merhameti, her şeyi işitmesi, her şeyi görmesi, kayyumiyeti (bütün evreni ayakta/varlıkta durduran vasfı) gibi binden fazla olan isim ve sıfatları konusunda aynı şeyi bilmezler. İslam dini, Kur’an gibi Allah’ın kelamı olan bir kaynağı olduğu için bütün bu isim ve sıfatları da en ince teferruatına kadar öğretmiştir.

- Bu konuda bizim de bir sorumuz var: “Acaba bugün, dünyadaki yaklaşık altı-yedi milyar insanın hepsi (deli olsa ve) güneşin varlığını inkâr etse, bizim böyle bir safsatayı kabul etmemiz için bir mazeretimiz olabilir mi?”

Demek ki Japonya’ya, Amerika’ya, Çin’e, Rusya’ya bakmak yerine gerçekleri öğrenmek için çaba göstermek aklın gereğidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun