Mu'cize nedir; tabiat kanunlarını ihlal edebilir mi?

Tarih: 21.04.2020 - 11:36 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin kıssaları anlatılırken onların gösterdikleri mu’cizelere de yer verilir:

 “Bunun üzerine Mûsâ’ya, ‘Asan ile denize vur.’ diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi.” (Şu’ara, 26/63.)

“Şüphesiz ben size Rabbinizden bir mu’cize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim. O da Allah’ın izniyle hemen kuş oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm ve Allah’ın izniyle ölüleri diriltirim. Evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz bunda sizin için elbette bir ibret vardır.” (Al-i İmran, 3/49.)

“Saat yaklaştı ve ay yarıldı. Onlar bir mu’cize görseler yüz çevirirler ve ‘Süregelen bir sihirdir.’ derler.” (Kamer, 54/1-2.)

“Andolsun ki biz Mûsâ’yı mu’cizelerimizle ve apaçık bir delille Firavun’a, Hâmân’a ve Kârûn’a gönderdik. Onlar ise, ‘Bu çok yalancı bir sihirbazdır.’ dediler.” (Mü’min, 40/23-24.)

(İçlerinden bazıları) ‘Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin.’ dediler. ‘Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol.’ dedik.” (Enbiya, 21/68-69.)

Bu ve benzeri ayetler, olağanüstü hadiseler olan mu’cizelerin dinî bir realite ve mu’cizelerin peygamberlik davasının ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir.

Mu’cizeler, dikkatleri, fizik kanunlarının mahkûmu değil, hâkimi olan ve kanunları istediği gibi değiştirip iptal edebilen sonsuz kudret ve irade sahibi bir Zat’a çevirirler.

"Aciz bırakan" anlamına gelen mu’cize, peygamberlerden zuhur eden ve insanların benzerini yapmaya güç yetiremediği olağanüstü hâl, söz ve hareketlerdir. Mu’cizeler, Allah tarafından gönderildikleri iddiasıyla ortaya çıkan kişilerin iddialarının Allah (CC) tarafından doğrulandığını gösteren delil ve şahitlerdir. Mu’cizeler, normal şartlarda yani kâinatta hükümferma olan fizik kanunları açısından bakıldığında, meydana gelmesi mümkün olmayan ve bir veya birkaç temel kanunu açıkça ihlal ettiği için fizik, kimya, biyoloji ve astronomi gibi doğal fenlerin “imkânsız” damgasını vurduğu doğaüstü hadiselerdir. Bu yüzden mu’cizeler, dikkatleri, fizik kanunlarının mahkûmu değil, hâkimi olan ve kanunları istediği gibi değiştirip iptal edebilen sonsuz kudret ve irade sahibi bir Zat’a çevirirler.

Fizik-ötesi hadiseler olan mu’cizelerin varlığı, akıl sahiplerine fizik-üstü bir Zat’ın varlığını gösterirken mu’cizeleri izhar eden kişinin de kendi namına değil, o Zat adına hareket ettiğini gösterir. Zaten bu yüzden mu’cize gösteren insanların birinci ve en temel iddiası, kendisini bu harikulade hallerle donatıp insanlara elçi olarak gönderen o Zat’ın varlığıdır. Mu’cizeler, doğrulukları ile bilinen ve kendileri için hiçbir şey istemeyen hak peygamberlerle yalancı peygamberleri birbirinden ayıran adeta turnusol kâğıtlarıdır.

Şu ayetler de halkın peygamberlerden mu’cize beklentisine dikkat çeker:

“Sen de ancak bizim gibi bir beşersin. Eğer doğru söyleyenlerden isen haydi bize bir mu’cize getir.” (Şuara, 26/154.)

“Dediler ki: ‘Ona Rabbinden mu’cizeler indirilseydi ya!’ De ki: 'Mu’cizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.'(Ankebut, 29/50.)

“Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mu’cize getiremez.” (Ra’d, 13/38.)

Nitekim Hz. Muhammed’in (s.a.v.) nübüvvet davası şöyle ifade edilebilir:

“Ben, şu kâinat Hâlık’ının mebusuyum. Delilim de şudur ki: Müstemir âdetini, benim dua ve iltimasımla değiştirecek. İşte, parmaklarıma bakınız, beş musluklu bir çeşme gibi akıttırıyor. Kamere bakınız, bir parmağımın işaretiyle iki parça ediyor. Şu ağaca bakınız, beni tasdik için yanıma geliyor, şehadet ediyor. Şu bir parça taama bakınız, iki üç adama ancak kâfi geldiği halde, işte, iki yüz, üç yüz adamı tok ediyor.” (Nursi, B. S. Mektubat. Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları-605, 2. Baskı, Ankara, 2016, s. 121)

Kur’an’da; “O, hanginizin amelinin daha güzel olacağı konusunda sizi imtihan için, henüz Arş su üstünde iken gökleri ve yeri altı gün içinde yaratandır.” (Hud, 11/7.) ve “Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan yarattık ve onu imtihan edeceğiz.” (İnsan, 76/7.) ayetleriyle belirtildiği gibi, din bir tecrübedir ve dünya bir imtihan meydanıdır. O yüzden mu’cizeler teklif kanununa uygun bir tarzda akla kapı açarlar, ama iradeyi elden almazlar. Aksi halde, imtihan sırrı bozulur ve dünyanın yaratılış hikmeti yok olur.

“Fakat sırr-ı teklif olan imtihan ve tecrübe muktezasıyla, elbette bedahet derecesinde ve ister istemez tasdike mecbur kalacak derecede mu'cize olmazdı. Çünkü sırr-ı imtihan ve hikmet-i teklif iktiza eder ki, akla kapı açılsın ve aklın ihtiyarı elinden alınmasın. Eğer gayet bedihî bir surette olsa, o vakit aklın ihtiyarı kalmaz. Ebu Cehil de Ebu Bekir gibi tasdik eder. İmtihan ve teklifin faidesi kalmaz. Kömür ile elmas bir seviyede kalırdı.” (Nursi, B. S. Mektubat. s. 124)

Bu teklif kanunu, mu’cizelerin belli bir mahalde kısa bir süre için vuku bulmasını gerektirir. Yani mu’cizelerin gökte daimi parlayan Güneş gibi değil, yerde bir anda yanıp sönen bir flaş gibi olması gerekir. Öyle ki, insanların bir kısmı bizzat şahit oldukları mu’cizeleri nübüvvet iddiasında bulunan kişinin ciddiyet, doğruluk ve yüksek ahlakıyla bir araya koyunca, peygamberlik iddiasını aklın ve vicdanın gereği olarak kabul edecektir. Diğer bir kısmı, müşahede ettikleri harikulade halleri bir göz yanılması ve sihir olarak yorumlayıp, peygamberlik iddiasında bulunan kişiyi mecnunluk ve mahir bir sihirbazlıkla itham ederek iman davetini kabul etmeyecektir.

Bir ilahi ikram olarak meydana gelen olağanüstü hadiseler peygamberlerden sudur ediyorsa mu’cize, aksi takdirde keramettir.

Mu’cizeler peygamberlik davasına delil olarak kullanılmakla sınırlı değildir. Nitekim mu’cizeler inananlara ihtiyaç anında Allah’ın lütuf, ihsan ve ikramının bir numunesi olarak ve imanlarını takviye için de gösterilmiştir. Peygamberlerin bereket duasıyla bir tabak yemekten yüzlerce kişinin doyması ve bir sürahi sütten bir o kadar kişinin doya doya içmesi gibi çok sayıda mu’cize nakledilir.

Tabiat kanunlarının açık bir ihlali olan bu tür yoktan var olma hadiseleri, peygamber olmayan mübarek zatlardan da sudur edebilir ki, Allah’ın ikramının bir tezahürü olan bu hadiselere keramet denir. Yani bir ilahi ikram olarak meydana gelen olağanüstü hadiseler peygamberlerden sudur ediyorsa mu’cize, aksi takdirde keramettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun