Mucize sadece nübüvveti ispatlamak için mi verilir?

Tarih: 19.07.2018 - 20:19 | Güncelleme:

Soru Detayı

​Bazıları mucizenin sadece nübüvveti ispatlamak için verildiğini söylüyorlar. Delilleri ise İsra, 17/59 ayetindeki "... Biz mucizeleri sadece korkutmak için göndeririz." kısmı. Mesela İsra mucizesi kafirlere değil, Peygambere gösterildiğinden mucize sayılmaz, diyorlar. Mucizenin sadece kafirlere ve nübüvveti ispatlamak için verilmediğini Kuran ayetleri ile ispatlar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Peygamberler, Allah’ın elçileri olduklarını açıklamak ve insan­ları hakka davet etmekle görevlidirler. Onlar, peygamber olduklarını açıktan ilan ettikten sonra aklî ve mantıkî deliller kullanarak Allah'ın birliğini ve dinin özünü anlatmaya çalışırlar.

Bu delillerle yetinmeyen inkarcılar, onlardan doğruluklarını gösteren mucizeler ge­tirmelerini isterler. Bu talep karşısında peygamberler, nübüvvetin  temel delili olan mucizelerini ortaya koyarlar. Bunlara hidayet mucize­leri denilir.

İşte peygamberliğin temel delili olan bu hidayet mucizelerinin özünde tehaddî özelliği de vardır. Nitekim hidayet mucizeleri ön­cesi ve sonrasıyla değerlendirildiğinde bunlarda çok açık bir meydan okumanın var olduğu görülür. 

Hz. Salih'in deve mucizesi, Hz. Mûsa'nın asası ve parıltılı eli, Hz. İsa'nın ölüleri diriltmesi, hastaları iyileş­tirmesi ve Hz. Muhammed'in Kuran mucizesi hem ortaya konma şekli, hem de muhteva bakımından tehaddî özelliği taşımaktadır. Örneğin Kuran'ın insan ve cinler dahil bütün şuurlu varlıklara seslenerek bir benzerinin asla yapılamayacağını ısrarla vurgulamasında olduğu gibi tehaddî vasfı hidayet mucizelerinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kuran'da zikredilen diğer nusret, ikram ve helak türü mucizeler her ne kadar olağanüstü iseler de tehaddi özelliği taşımamaktadırlar. Bu tür mucizelerin ortaya konulmasındaki gaye farklıdır.

Gaye ve hedefleri bakımından mucizeler,  hidayet, nusret, ikram ve helak mucizeleri olmak üze­re dört çeşittir:

1. Hidayet Mucizeleri:

Kuran'da zikredilen hidayet mucizeleri, hissî, aklî ve haberi (gaybi haberler) olmak üzere üç şekilde değerlendirmek mümkündür.

Buna göre;
- Hz. Salih'in devesi (A'râf: 7/73; Hûd:11/64; Şuarâ:26/155; Kamer:54/27),
- Hz. Musa'nın asasının ejderhaya dönüşmesi (A'râf: 7/107, 117-118; Tâ-hâ: 20/19-21, 65-69; Şu'arâ: 26/32, 45; Neml 27/10; Kasas: 28/31;
- Hz. Musa’nın elinin be­yaz bir ışık saçması (A’râf: 7/108; Tâ-hâ:  20/22; Şu'arâ: 26/33; Neml:27/12;  Kasas: 28/32),
- Hz. İsa'nın çamurdan yaptığı kuşu canlandır­ması, doğuştan körlerle alacalı hastaları iyileştirmesi, ölüleri diriltme­si (Âl-i İmrân: 3/49; el-Mâide: 5/110.), 
- Hz. Peygamberden zuhur eden, ayın ikiye yarılması, ağacın yürüyüp gelmesi, taşın konuşması, ağaç kütüğünün inlemesi, devenin şikayeti, kızartılmış koyun etinin zehirli olduğunu haber vermesi,
hissî hidayet mucizelerine birer  örnektir.

- Hz. İbrahim'in hücceti ve Hz. Mu­hammed'in Kur'ân mucizesi (Bakara: 2/23-24; Hûd:11/13-14; İsrâ: 17/88; Tûr: 52/33-34) ise, aklî hidayet mucizelerine örnek teşkil etmektedir.

- Diğer taraftan Hz. İsa'nın evlerde yenilen ve birikti­rilen her şeyi bildiğini söylemesi ve Hz. Muhammed'in Rumların ga­libiyetini bildirmesi de haberi hidayet mucizelerindendir.

2. Nusret/Yardım Mucizeleri:

Örneğin;
- İsrail oğullarının ihtiyacı anında Hz. Musa'nın kayadan su çıkarması (Bakara: 2/60: el-A'râf: 7/160),
- acıktıklarında gökten kudret helvası ve bıldırcın indir­mesi (Bakara: 2/57; el-A’râf: 7/160: Tâ-hâ: 20/8),
- sıcaktan bunaldıklarında gölgelenmeleri için bulut getirme­si (Araf: 7/160),
- havarilerin isteği üzerine Hz. İsa'nın gökten yiyecek dolu bir sofra indirmesi (Mâide: 5/112-115),
- Hz. Peygamberle ilgili olarak Bedir savaşında melek­lerin müslümanlara yardım etmesi (Âl-i İmrân: 3/123-128),
- yine Bedir'de beklenmedik bir şekilde yağmurun yağması (Enfâl: 8/9-11),
- düşmanlarının çokluğuna rağmen Hz. Peygamber'e zarar verememiş olmaları
Kuran'da zikredilen yardım mucizelerinden bazılarıdır.

Diğer taraftan peygamberin ve ona inanan­ların kafirlerin zulmünden kurtarılması ve helak mucizeleri gelmeden önce o beldeden uzaklaştırılmış olmaları da bu türdendir. (el-Bakara: 2/50; el-A'râf: 7/72, 141; Hûd:11/58, 66, 81; Yûnus: 10/90; el-Hicr: 15/59, 65; Tâ-hâ: 20/80; el-Enbiyâ: 21/74; eş-Şu’arâ: 26/65; en-Neml: 27/53; es-Sâffât: 37/134-135; Fussilet: 41/17-18; İbn Teymiyye, en-Nübüvvât, 53 vd:).

Kuran'da bu tür mucizelere ilâhî destek anlamında "nusret" adı veri­lir. (Bakara: 2/214; Âl-i İmrân: 3/123; el-Enfâl: 8/10; et-Tevbe: 9/25; er-Rûm: 30/47)

Nusret/ yardım mucizeleri, peygamberlerin diğer mucizelerinden farklı olarak fevkalâde amelî sonuçlar meydana getirirler. Örneğin asanın ejderhaya dönüşmesinde İsrailoğulları için amelî bir fayda yok­tur. Fakat Hz. Musa, asasıyla kayadan pınarlar fışkırttığı zaman İsrailo­ğulları bundan su içmiş ve hayatlarını devam ettirmişlerdir. (Şibli, Asrı Saadet, II, 360)

3. İkram Mucizeleri

Bunlar, sadece peygamberler ve bazı seçkin kulların imanlarını ar­tırmak ve onları taltif etmek üzere zuhur eden harikulade olaylardır. Bu tür harikulade olayların muhatapları ya peygamberler ya da onla­rın çevresinde bulunan seçkin müminlerdir.

- Hz. İbrahim'in yeniden di­rilişin nasıl olacağını öğrenmek istemesi üzerine Allah'ın parçalara ay­rılmış bir kuşu diriltmesi (Bakara: 2/260),
- Hz, Yûnus'un balık tarafından yutularak denizde boğulmaktan kurtarılması (Enbiyâ: 21/87-88; Sâffât: 37/139-146),
- Hz. Yâkub'un çok uzak bir me­safeden oğlu Hz. Yûsuf'un kokusunu alması ve kör olan gözlerine oğ­lu Yûsuf'un gömleğini sürünce görmeye başlaması (Yûsuf:12/94-96.),
- havarilere indirilen sofra mucizesi (Mâide: 5/112-115)
gibi hadiseler Kuran'da zikredilen ikram muci­zelerine örnek teşkil eder.

4. Helak Mucizeleri

Peygamberler, öncelikle aklî delillere dayanarak kendi toplumları­nı imana davet etmiş ve bu süreç içerisinde çeşitli irşâd mucizeleri de göstermişlerdir. Buna rağmen peygamberlere inanmayan, onları ıs­rarla inkar edip aşağılayan ve eziyet edip öldürmeye teşebbüs edenler kendilerini yok edecek helak mucizeleri talep etmişlerdir.

Kafirlerin azap istemeleri ile ilgili bir çok ayet vardır. (örn. için bk. En'âm: 6/57-58; A'râf: 7/70, 77; Hûd: 11/8, 32; Ankebût: 29/29; Yâsîn: 36/48.

İman et­meye meyilli olan bütün insanlar inandıktan sonra, geriye küfürde ıs­rar edip bu tutumlarını hiçbir şekilde değiştirmeyeceğini açıklayan in­karcılar kalmış ve peygamberler son seçenek olarak onların helak edilmesini temenni etmişlerdir.

Örneğin,
- Hz. Nuh, bütün gayretle­rine rağmen kafirlerin ıslah olmayacağına kanaat getirdiğinde "Ey Rabbimi Yeryüzünde bacası tüten tek bir kafir bırakma..."(Nûh: 71/26)  diye dua ederken
- Hz. Musa da Firavun ve avanesinden ümidini kestiğinde "...Ey Rabbim! Onların servetlerini yok et ve kalplerini körelt ki acı azabı görmeden iman etmesinler" (Yûnus: 10/88) diye Allah'a yakarmış ve inkar­cıların yok edilmesini dilemiştir.

Helak mucizeleri, çoğu defa fırtına, yıldırım, korkunç bir çığlık, tu­fan, zelzele ve benzeri tabii afetler cinsinden gerçekleştiği gibi (Ankebût: 29/40), düş­manlar tarafından katledilmek şeklinde de tezahür etmiştir.

Kuran, helak mucizelerinin zuhurundan önce peygamber ve kendisine inananların o beldeden uzaklaştırıldığını bildirir.

Nitekim;
- Hz. Nûh ve ken­disine inananlar gemiye sığınmış (Hûd: 11/41-2, 48; Enbiyâ: 21/76; Şu'arâ: 26/119;Ankebut: 29/15),
- Hz. İbrahim Nemrut'un ülkesinden hicret etmiş (Meryem: 19/49; Enbiyâ: 21/71; Sâffât: 37/99-100.),
- Hz. Mûsâ İsrailoğullarıyla birlikte Mısır'dan kaçmış (Bakara: 2/50; A'râf: 7/141; Hz.Yûnus:(10/90; Tâ-hâ: 20/80; Şu'arâ: 26/65),  
- Hz. Hud (Hûd: 11/58.),
- Hz. Salih (Hûd: 11/66; Neml: 27/53; Fussilet: 41/17-18.),
- Hz. Şuayb (Hûd: 11/94.)
- ve Hz. Lût (Hûd: 11/81; Hicr: 15/59, 65; Enbiyâ: 21/74; Saffât: 37/134-135.) inkarcıların di­yarını terk etmiş oldukları andan itibaren helak mucizeleri vuku bulmuştur.

Diğer taraftan;
Nuh kavminin tufanı (A'râf: 7/59-64; Yûnus: 10/71-73; Hûd: 11/42-43; el-İsrâ: 17/17; el-Enbi­yâ: 21/76-77; eş-Şu'arâ: 26/119-122; el-;Ankebut: 29/14, 40; es-Saffât: 37/75-76; ez-Zâriyât: 51/46; el-Kamer: 54/9-14; Nuh: 71/25-26),
- Semûd (A'râf: 7/78; Hud: 11/65-67; Hicr: 15/83; Furkân: 25/38; Şu'arâ: 26/158; Neml: 27/51; Ankebût: 29/38,40; Fussilet: 41/17-18; Kâf: 50/12,14; Zâriyât: 51/43-45; Necm: 53/51; Kamer: 54/30-31; Şems: 91/14),  
- Âd (A'râf: 7/72; Hûd: 11/59-60; Muminun:23/41; Furkân: 25/38; Şu'arâ: 26/139-140; Ankebût: 29/38; Fussilet: 41/15-16; Ahkâf: 46/24-26; Zâriyât: 51/41; Kamer: 54/18-22; Hâkka: 69/6)
- ve Medyen halkının korkunç bir gürültüyle, (A'râf: 7/85-93; Hûd: 11/94-95; Hicr: 15/78-79; Furkân: 25/38; Şu'arâ: 26/189-191; Ankebût: 29/36-37; Kâf: 50/12),
- Lut kavminin zelzeleyle (A'râf: 7/80-84; Hûd: 11/81-83; Hicr: 15/61-66, 72-73; Enbiyâ: 21/74; Furkân: 25/40; Şu'arâ: 26/170-175; Neml: 27/56-58; Ankebût: 29/30-35; Saffât: 37/134-136; Zâriyât: 51/35-37; Kamer: 54/33-3),
- Firavun ve ordusu­nun denizde boğulmak suretiyle yok edilmesi gibi hadiseler Kuran'da zikredilen bazı helak mucizeleridir.

Peygamberlerin bir çok delil ve mucizelerine rağmen inanmamakta ısrar eden inkarcıların he­lak edilmesi Allah'ın süregelen ve de değişmeyen bir kanunudur. Bu mucizeler, inatçı kafirlere bir ceza olduğu gibi sonraki nesillere de bir ibret nişanesi taşır.

Son peygamber Hz. Muhammed'in helak mucizesi -önceki pey­gamberlerde görüldüğü gibi toplumsal bir cezalandırma değil- Kureyş'in ileri gelen azılı kafirlerinin Bedir savaşında katledilmesi şeklinde olduğu kabul edilir.

Buna göre Hz. Peygamber, kendisine mad­dî ve manevî işkence yapan müşrik liderlerin isimlerini tek tek saya­rak lanetlemiş ve cezalandırılmalarını dilemişti. (Buhârî, "Vudu", 69; "Salât". 109)

Onun bu talebi, Be­dir savaşında gerçekleşmiş, isimlerini zikrettiği müşrik liderler orada katledilmişlerdi.

Hz. Peygamberin helak mucizesinin toplumsal olmamasının elbette birçok sebebi vardır. Bunların en önemlileri, onun rahmet peygamberi olması, kavmi için böyle bir helaki temenni etme­mesi ve kavminden hiçbir zaman ümidini kesmemesi şeklinde özetle­nebilir.

Bediüzzaman hazretleri de mucizeleri iki kısım olarak değerlendirmiştir.

Bir kısmı: Hz. Muhammed (asm)’in nübüvvetini tasdik eden mucizeler.

İkinci kısım: İkram şeklinde zuhur eden mucizeler.

Sözü kendisine bırakalım:

“Eğer denilse: Neden Gazve-i Hendek'te dört avuç taamla bin adamı doyurmak olan mucize-i taamiye ve mübarek parmaklarından akan su ile, bin beşyüz kişiye suyu doyuruncaya kadar içiren mucize-i mâiye, neden şu hanin-i ciz' mu'cizesi gibi şaşaa ile çok kesretli tarîklerle nakledilmemiş? Halbuki o ikisi, bundan daha ziyade bir cemaatte vuku bulmuş...

Elcevab: Zuhur eden mu'cizeler, iki kısımdır.

Bir kısmı, nübüvveti tasdik ettirmek için, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm elinde izhar ediliyor. Hanin-i ciz' şu nevidendir ki, sırf nübüvvetin tasdiki için bir hüccet olarak zuhura gelmiş ki; müminlerin imanını ziyadeleştirmek ve münafıkları ihlasa ve imana sevketmek ve küffarı imana getirmek için zahir olmuş. Onun için avam ve havas herkes onu gördü, onun neşrine fazla ihtimam edildi.

Fakat şu mucize-i taamiye ve mu'cize-i mâiye ise, mu'cizeden ziyade bir keramettir, belki kerametten ziyade bir ikramdır, belki ikramdan ziyade ihtiyaca binaen bir ziyafet-i Rahmaniyedir. Onun için çendan dava-yı nübüvvete delildir ve mucizedir; fakat asıl maksad: Ordu aç kalmış; bir çekirdekten bin batman hurmayı halkettiği gibi, Cenab-ı Hak hazine-i gaybdan bir sa' taamdan, bin adama ziyafet veriyor. Hem susuz kalmış mücahid bir orduya, kumandan-ı a'zamın parmaklarından, âb-ı kevser gibi su akıttırıp içiriyor.

İşte şu sır içindir ki, mucize-i taamiye ve mucize-i mâiyenin her bir misali, hanin-i ciz' derecesine çıkmıyor. Fakat o iki mucizenin cinsleri ve nevileri külliyet itibariyle, hanin-i ciz' gibi mütevatir ve kesretlidir.

Hem taamın bereketini ve parmaklarından suyun akmasını herkes göremiyor, yalnız eserlerini görüyor. Direğin ağlamasını ise herkes işitiyor. Onun için fazla intişar etti. (Mektubat, 131)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun