"Muhammed'e, Rabbinden bir mucize indirilmeli değil mi?" (Yunus, 10/20) ayetinde geçen mucize ne demektir?

Tarih: 01.05.2009 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

“Bir de kalkmış: ‘Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil mi’ diyorlar. Sen de ki: ‘Gayb âlemi ancak Allah'ındır. Gaybı bilmek O'na mahsustur. O halde bekleyin bakalım, ben de sizinle beraber bekliyorum!’” (Yunus, 10/20)

Müşrikler Hz. Peygamber (asm)'in tevhid çağrısına karşı itiraz etmişler ve yeni bir Kur'an talebinden sonra bu defa da yeni bir işaret (mucize, âyet) istiyorlar. "Mucize" diye tercüme edilen “âyet” kelimesi "Kur'an âyeti, mucize, insanı Allah'a inanmaya götüren işaretler, nişanlar, bunu isteyenlere verilecek cezalar" gibi anlamlarda kullanılmaktadır. Mucizeler hem Allah'ın varlığını hem de Peygamber'in doğru söylediğini gösteren işaret ve delillerdir. Ancak mucizeyi yaratan, onu dilediği zaman peygamberine lütfeden Allah'tır, mucize gayb âlemine dahildir; Allah yaratıp göstermedikçe peygamber tarafından bile bilinemez ve gösterilemez.

1. "Ona, Rabbinden bir mucize indirmeli değil mi? diyorlar." Âyetteki "ona" zamiri Hz. Muhammed (asv)'e işarettir. Ayet kavramı "mucizevî bir delil" anlamına gelmektedir. Bu delilin bir nevi ceza olması büyük ihtimaldir. Geçmiş peygamberlerden de aynı şeyin istendiğine şahit oluyoruz.

    a) "Sen de ancak bizim gibi bir insansın. Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bize bir mucize getir." (Şuarâ, 26/154).

    b) "Şayet doğru sözlülerden isen üstümüze gökten azap yağdır." (Şuarâ, 26/187).

    c) "Dediler ki: Ey Hud! Sen bize açık bir mucize getirmedin, biz de senin sözünle tanrılarımızı bırakacak değiliz ve biz sana iman edecek de değiliz." (Hûd, 11/53).

    d) "Bir zamanlar, 'Ey Musa! Biz Allah 'ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.' demiştiniz de bakıp durur olduğunuz halde hemen sizi yıldırım çarpmıştı." (Bakara, 2/55).

Geçmişte peygamberlerden azap şeklinde mucizeler istendiği gibi, azap getirecek mucizeler de istenmiştir. En'âm sûresinin otuz yedinci âyetinde de aynı şekilde bir mucize istemişlerdi: "O'na Rabbinizden bir mucize indirilseydi ya! dediler. De ki: Şüphesiz Allah mucize indirmeye kadirdir. Fakat onları çoğu bilmezler."(En'am, 6/37)

"Kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklarına dair kuvvetli bir şekilde Allah'a yemin ettiler. De ki: Mucizeler ancak Allah katındadır. Ama mucize geldiğinde de inanmayacaklarının farkında mısınız?" (En'âm, 6/109). "Ey Allahım! Eğer bu kitap senin katından gelmiş bir gerçekse üzerimize gökten taş yağdır, yahut bize elem verici bir azap getir! demişlerdi." (Enfâl, 8/32).

2. "De ki: Gayb ancak Allah'ındır." Buradaki "gayb Allah'ındır" ifadesini En'âm sûresinin 37. Âyetiyle manalandırırsak "Allah mucize indirmeye kadirdir"; En'âm sûresinin 109.  âyeti ile manalandırırsak "Mucizeler Allah katındadır" demek mümkündür. Gaybı ve görülmeyeni ancak Allah bildiğine göre kime delil indireceğini, kime nasıl ceza vereceğini O belirleyip takdir edecektir.

3. "Bekleyiniz, ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim." Demek ki gaybın bilgisi Allah'a ait olduğuna göre Peygamber'e ve kâfirlere beklemek düşmektedir. Buradaki beklemenin sonucu ne olmuştur? Sorunun cevabını Enfâl sûresinin 33. âyeti ile vermek mümkündür: "Halbuki sen onların içindeyken Allah onlara azap edecek değildir. Ve onlar mağfiret dilerken de Allah onlara azap edici değildir."

4. Allah Teala, Kur'ân'ın Hz. Muhammed (asv)'in elinde zuhur etmesinin apaçık bir mucize olduğuna dair kuvvetli deliller getirmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s) kendisinin onların arasında büyüdüğünü, gelişip serpildiğini; halbuki onların da, O'nun herhangi bir kitabı okuyup mütalâa etmediğini, bir hocanın talebesi olmadığını, aksine kırk yıl boyunca kendileriyle içice yaşadığını, asla herhangi bir ilim öğrenme ile de meşgul olmadığını, daha sonra bu yüce Kur'ân'ın birdenbire kendi dilinden zuhur ettiğini, böylesi yüce ve üstün kitapların, öğrenim yollarından herhangi birisiyle uğraşmamış olan böylesi kimselerde zuhur etmesinin, ancak vahiyle olabileceğini bildiklerini beyan etmiştir. İşte bu, Kur'ân'ın apaçık kesin bir mucize olduğu hususunda, açık ve net bir aklî delildir.

Bu gerçek sabit olunca, Kur'ân'ın dışında başka bir mucize talep etme, Hz. Muhammed'in nübüvvetini isbât ve risâletini ortaya koyma hususunda, ihtiyaç duyulmayan gelişigüzel teklifler cinsinden olmuş olur. Böylesi şey, Allah'ın dilemesine havale edilmiştir; o, isterse onu izhâr eder, isterse etmez. Binâenaleyh bu, gaybla ilgili meselelerden olmuş olur. Bundan dolayı herkesin, "Allah onu yapacak mı, yapmayacak mı?" diye beklemesi gerekir. Ancak ne var ki, Allah onu yapsın ya da yapmasın, nübüvvet sabit olmuş ve Hz. Peygamber (asm)'in peygamberlik iddiasındaki doğruluğu ortaya çıkmış olur. Bu esas maksat, bu ilâve mucize talebinin tahakkuk edip etmemesiyle değişmez.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun