İşte Allah ayetlerini böyle açıklar, ne demektir?

Tarih: 18.04.2017 - 01:37 | Güncelleme:

Soru Detayı

- ​Bazı ayetlerin sonunda ''işte Allah ayetlerini böyle açıklar'' deniyor. Mesela Bakara 187. ayetin sonunda var ama ayette beyaz iplik siyah iplikten bahsediyor. Beyaz iplik siyah iplikten maksat fecirden bahsediyor. ''İşte böyle ayetlerini açıklar'' deniyor ama o ayette anlayamayacağımız mecazi anlamlar kullanılıyor sebebi nedir?
- Bazı ayetlerin sonuna Allah ayetlerini böyle açıklar denmesinden maksat nedir ne anlama geliyor?
- Ayet ne demektir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'an-ı Kerîm’de “Âyâtun beyyinât / apaçık ayetler” ifadesi kullanıldığı gibi, çeşitli açıklamalardan sonra, “İşte Allah ayetlerini böylece açıklıyor.” gibi ifadeler de kullanılmıştır.

Bu ifadelerden maksat, Cenab-ı Hakk’ın ayetlerini insanların anlayış seviyelerine göre zikrettiğini, böylece onlara lütufta bulunduğunu ifade etmektir.

Buna “Tenezzülat-i ilahiyye ilâ ukul’il-beşer” de denmektedir. Yani Allah’ın insanların anlayış tarz ve seviyesinden konuşmasıdır.

Ayet, Allah’ın varlığına, peygamberlerin doğruluğuna işaret eden delil ve mucize anlamında, ayrıca Kur'an-ı Kerim surelerinin belli bölümlerinden her biri için kullanılan bir terimdir.
Sözlükteki asıl anlamı “bir şeyin ve bir amacın mevcudiyetini gösteren alamet”tir. Buna bağlı olarak “açık alâmet, delil, ibret, işaret” gibi anlamlarda da kullanılmıştır.

Kur'an’da tekil ve çoğul şeklinde 382 defa geçen ayet kelimesi terim olarak çeşitli anlamlar ifade etmektedir:

1. Delil

Kur'an-ı Kerîm’de Allah’ın varlığını ispat etmeyi amaçlayan delillerden çoğunlukla ayet diye söz edilir. Kelâm ve felsefede ihtirâ, gaye ve nizam gibi adlar verilen bu deliller Kur’an’da Allah’ın varlığı ile ilgili ayetlerin ana konusunu teşkil eder.

Buna göre;

- Göklerin ve yeryüzünün belli bir düzende yaratılışı,
- Yer küresinin canlıların yaşamasına elverişli hale getirilişi,
- Ona belli bir ağırlık kazandıran dağların mevcudiyeti,
- Ziraata ve iskâna uygun ovaların,
- Seyahate elverişli yolların oluşumu,
- Hayat kaynağı suyun gökten indirilişi,
- Aynı su ile beslenen aynı iklimin topraklarında tadı ve besin değeri farklı yiyecek ve meyvelerin bitirilişi,
- Göklerin görülebilir direkler olmaksızın yükselişi,
- Atmosferin tehlikelerden korunmuş bir tavan haline getirilişi,
- Güneşin ısı ve ışık, ayın da aydınlık kaynağı oluşu,
- İnsan ve yük naklinde faydalanılan gemilerin denizlerde batmadan seyredişi,
- Besin kaynağı ve binek olarak kullanılan çeşitli hayvanların insanların emrine verilişi,
- Erkekli dişili olarak yaratılan insanların dünyayı imar etmesi ve uyum içinde çoğalmasını sağlamak üzere karşı cinsleri arasında güçlü bir sevgi bağının kuruluşu,
- Uykuya yatan insanın bir tür ölü haline geldikten sonra tekrar hayata dönüşü...

bütün bunlar “her şeyi bilen”, “her şeye gücü yeten” ve “dilediğini yapan” yüce Allah’ın varlığına dair apaçık ayetlerdir.

Ne var ki bunları düşünebilen, gerçeklere inanmak isteyen, söz ve öğüt dinleyen kimseler anlayabilmektedir. (bk. Bakara, 2/ 164; Rûm, 30/20-25; Enbiyâ, 21/31, 32; Nahl, 16/66-69; Câsiye, 45/3-5; Ra‘d, 13/2-4; Yûnus, 10/5, 67; En‘âm, 6/95-99)

2. Mûcize

Peygamberlerin Allah tarafından görevlendirilmiş elçiler olduklarını ispat eden hârikulâde olaylar da Kur'an-ı Kerîm’de ayet diye ifade edilmiştir.

Peygamberlerin davetine muhatap olan bütün milletler, davet sahibinin doğruluğundan emin olmak düşüncesiyle, ondan tabiat kanunlarını aşan ve ancak ilâhî bir kudret sayesinde gerçekleşebilen gözle görülebilir bir alâmet (âyet) göstermesini istemişlerdir.

İnanmak arzusunda olanların imanını, inkârcıların da bir anlamda inadını kuvvetlendiren bu ayetler pek çok defa vuku bulmuştur.

Hz. Nûh’un tûfanı, Hz. Sâlih’in devesi, Hz. Mûsâ’nın asâsı ve diğer mûcizeleri, Hz. Îsâ’nın babasız olarak dünyaya gelişi, çamurdan yapılmış bir kuşa can verişi, ölüleri diriltişi, evlerde saklanan yiyecekleri haber verişi gibi hârikulâde olaylar Kur’an’da söz konusu edilen âyetlerden bazılarıdır. (bk. A‘râf, 7/73, 106; Âl-i İmrân, 3/49; Mâide, 5/114; Tâhâ, 20/ 22; Meryem, 19/17-21; İsrâ, 17/59)

Gösterilen bunca ayetlere sihir nazarıyla bakan ve inanma niyeti taşımayan inkârcılara helâk edici felâketler gönderilerek bunlar yok edilmiş ve geride onlara dair alâmetler bırakılmıştır. (bk. Kasas, 28/36; Kamer, 54/2, 15; Tâhâ, 20/128; Ankebût, 29/15, 35; Hûd, 11/103; Hicr, 15/74, 77; Şuarâ, 26/67, 121, 174; Sebe’, 34/15; Zâriyât, 51/37)

Hz. Muhammed (asm)’e ise nübüvvetini belgeleyecek maddî bir ayet indirilmesi teklifleri karşısında ilim, hukuk, ahlâk vb. beşerî bilgiler açısından erişilmez bir mucize olan Kur'an-ı Kerîm verilmiştir.

Okuma yazma bilmeyen bir insanın elinde ortaya çıkan Kur'an’ın geçmiş milletlere dair kıssaları ihtiva edişinde, Yahudi âlimlerinin ona ait vasıfları Kitâb-ı Mukaddes’ten öğrendikleri bilgilere dayanarak bilişlerinde, insanların özellikle sosyal ve mânevî alanda ihtiyaç duyduğu kuralların ayrıntılı olarak açıklanışında inanmak isteyen kimseler için yeterli delillerin saklı bulunduğu bildirilmiş, talep edilen her türlü maddî ayet (mûcize) gösterilse bile inkârcıların yine iman etmeyecekleri haber verilmiştir. (bk. Bakara, 2/118, 145, 248; Şuarâ, 26/197; Ankebût, 29/50-51)

3. Kıyamet alâmetleri

 Önceden iman etmeyenlerin veya iman sayesinde hayır kazanmayanların, Allah’ın bazı ayetleri ortaya çıktığı anda inandıklarını ifade edişlerinin fayda vermeyeceği belirtilirken kullanılan “âyât” kelimesi (En‘âm, 6/158) kıyamet alâmetleri manasında anlaşılmalıdır.

4. Kur’an’ın tamamı veya belli bölümleri

Kur’ân-ı Kerîm’deki sûrelerin belli bölümlerinden her biri, benzerlerini meydana getirme imkânı bulunmaması açısından, Hz. Muhammed (asm)’in hak peygamber olduğuna belge teşkil ettiği veya bir ifadeyi diğerinden ayırdığı, yahut da harfler topluluğundan oluştuğu için ayet diye adlandırılmıştır.

Ayet, Kur'an-ı Kerîm’de olduğu gibi hadislerde de dört ayrı anlamda kullanılmış, bu arada güneş ve ayın Allah’ın kudretine delâlet eden iki ayet olduğu ifade edilmiş (Buhârî, Bedü’l-halk, 88), ilki güneşin batıdan doğmasıyla başlayacak olan on ayet (alâmet) ortaya çıkmadıkça kıyametin kopmayacağı haber verilmiştir. (Müslim, Fiten, 39-41; İbn Kesîr, I, 51, 165)

Ayrıca iki şekilde bir taksim de yapılmaktadır:

1. Fiilî âyetler

Kâinattaki sayısız çeşitlilik ve farklılıkları sürekli bir düzen ve kanuna bağlayan yaratıcının varlığını, birliğini ve yüce sıfatlarını gösteren ve yaratıkların taşıdığı özelliklerden çıkarılan delillerin tamamı bu tür ayetleri oluşturur. Bu ayetlere “kevnî”, “tekvînî” veya “ilmî âyet” de denilir.

Merhum Elmalılı, ulûhiyyete işaret eden âyetleri de kendi içinde üç kısma ayırır:

a) Sadece âlimlerin farkına varabileceği tabiat kanunlarında mevcut umumi âyetler.

b) Güneş ve ay tutulması, gök gürlemesi gibi herkesin müşahede ettiği âyetler.

c) Mûcizeler gibi hârikulâde âyetler. (Hak Dini, V, 3184)

2. Kavlî âyetler

Peygamberlere indirilen ilâhî kitapların hepsi bu tür ayetlerdir. Bunlar fiilî ayetlere işaret eder ve insanlar tarafından kolaylıkla anlaşılmaları için gerekli açıklamaları ihtiva eder. Bunlara “teşrîî”, “tenzîlî” ve “vahyî âyetler” de denilir. (Elmalılı, I, 569-570)

Demek ki, Allah bütün bu ayetleri açıklamaktadır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Oruçla alakalı olan Bakara suresi 187. ayeti açıklar mısınız?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun