Mikro ve makro evrimle ne anlatılıyor?

Soru Detayı

- Mikro evrim 22 yıl süren uzun çalışmalar sonucu ispatlanmıştır. Ya makro evrim de uzun bir süre sonra ispatlanırsa?
- Eğer makro evrim ispatlanırsa İslam'ın doğru olmadığını kabul etmek zorunda mı kalacağız?
- Evrimi ispatlayan dünya üzerine yüzlerce fosil kalıntısı bulundu ve hala evrim reddedilmekte.
- Fakat dinler de somut delil bulunmadan bizden inanmamızı istiyor. Bunu nasıl açıklarsınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Dinsizliğe dayalı bir düşüncenin kabulü için yalan ve aldatma başta olmak üzere her yola müracaat ediliyor. Sorudaki ifade tümüyle yalan ve aldatmaca.

22 yıl değil, 150 yıldan fazla evrimi ispat için çalışıyorlar. Şimdiye kadar tek fosil delili bulamadıkları halde, güya mikro evrimin ispatlandığı yalanını yayıyorlar.

Canlılarda görülen farklılaşma ve değişikliğe evrim diyorlar. Tekamül, yani kemale erme manasındaki bu değişiklik her an zaten devam ediyor. Herhangi bir canlı, -ister bitki, ister hayvan, isterse insan olsun- bir hücre olarak bu âleme gönderiliyor. Daha sonra iki, dört, sekiz şeklinde bölünerek hücreler hem çoğalıyor ve hem de aralarında iş bölümü meydana getiriliyor. Bir kısmı kalbi verirken, diğer bir kısmı ciğerleri, böbrekleri, sinirleri, kemiği ve kanı vermek üzere farklılaştırılıyor. Böyle bir değişiklik teori değil kanundur.

Hem bu şekilde farklılaşma sadece canlı âlemde değil, cansız âlemde de meydana geliyor. Yerküre ve yıldızlar bu şeklini birden bire almamış. Belirli devrelerden geçmiş, yerküre güneşten ayrılarak buraya yerleştirilmiş, kabuk bağlayarak canlıların yaşayabileceği şekle dönüştürülmüştür.

Gerek canlı âlemde ve gerekse cansız âlemde her an bu şekilde tedrici tekâmül kanunu cereyan etmektedir. Şimdi bu değişikliklere evrim diyorlar.

Diğer taraftan, bir canlıdan bir başka canlının meydana gelmesine de evrim diyerek, doğrunun yanında yanlışı da kabul ettirmeye çalışıyorlar.

Varlıkların ilk yaratılışıyla ilgili bu tartışmalar kıyamete kadar devam edecektir. Çünkü ilk yaratılışı kimsenin tekrarlaması mümkün değildir. Ama şu andaki yaratılış da ilk yaratılıştan daha geri ve basit değildir. Şu anda Cenab-ı Hak nasıl atomdan galaksilere kadar her bir varlığı yaratıp idare ediyorsa, ilk varlıkları da öyle ilim, irade ve kudretiyle yaratmıştır.

Burada anlaşılmayan nokta, bu evrim meselesinin İslâmiyet’le niçin irtibatlandırıldığıdır.

Evrim ister olsun ister olmasın, ister makro olsun isterse mikro, her şey Cenab-ı Hakk’ın emri, iradesi, ilmi ve kudretiyle meydana gelmektedir. Mikro veya makro evrim konusunda İslamiyet'in bildirdiği açık hükme ters bir durum varsa, bu durumda ayet veya hadiste konu teşbihle, yani benzetme ile açıklanmamış, doğrudan manası nazara verilmişse, mesela insanın topraktan yaratıldığının açık ve kesin ifadesi gibi, o zaman bilimin ileriye sürdüğü hususun doğru olmadığına hükmedilir.

Böyle hatalar maalesef geçmişte yapılmıştır. Özellikle ilk insanın yaratılışı konusunda felsefecilerin ve ateistlerin düşünce ve görüşleri birer hakikat ve ispatlanmış kanun gibi takdim edilmiştir. Arkasından da bu konudaki ayet ve hadisler o batıl felsefelere göre yorumlanmaya çalışılmıştır.

İlk yaratılış konusunda şimdiye kadar fen ve felsefeciler tarafından ileriye sürülen felsefî görüş ve düşüncelerin hiçbirisinin hakikati ifade etmediği anlaşılmıştır.

“Dinler somut delil bulunmadan bizden inanmamızı istiyor. Eğer makro evrim ispatlanırsa İslam'ın doğru olmadığını kabul etmek zorunda mı kalacağız?” diye soruluyor.

Din senden Allah’a ve O’nun bildirdiklerine inanmanı istiyor. Somut delili ister bul ister bulma. Zaten dinin bildirdiğine böyle inanılır. Aksi halde şöyle bir durum ortaya çıkar: (Hâşâ) Allah’ın bildirdikleri belki doğru değildir; bakalım ilim buna ne diyor?

Böyle bir beklenti içerisine giren bir kimse, Allah’ın sözüne değil, bir iki felsefecinin veya ateistin sözüne inanacak. Onların doğru kabul ettiğini doğru olarak alacak. Peki, sen ondan sonra neye inanacaksın? Ortaya inanılacak bir şey kalmıyor ki. İnanma konusunda sadece kendini aldatmış olursun, hepsi o kadar. Böyle bir dînî inanç olur mu?

İslamiyet’in doğruluğu veya yanlışlığı, bir iki ateistin varlıkların yaratılışıyla ilgili ileriye sürdüğü felsefî görüş ve düşüncesine göre şekillenecekse ve sen ona göre inanacaksan, sen işi daha baştan kaybetmişsin demektir. Böyle bir iman düşünülebilir mi? Böyle düşünen birisi zaten İslâmiyet’in içinde değil, kenarında geziyor demektir.

Bazı kimseler, İslâm dininin bildirdiği her şeyin doğruluğunu ilmen test etme, ilmen de doğruluğu ispatlanırsa ona inanma gibi bir beklenti içerisine giriyor.

Evet, İslam'ın her hükmü ilme uygundur. Çünkü bir şeyi en iyi, onu yaratan bilir. O halde, her şeyi yaratan Allah’ın bildirdiği ile ilim arasından bir çelişki olamaz. Ancak ilim adına yola çıkanlar hala o doğruyu bulamadıysa, o zaman ilim adamları o doğruyu buluncaya kadar ilmin sahibi olan Allah’ın dediğine inanmak gerekir.

İslamiyet’in terim manası teslim olan demektir. Yani, Allah ve peygamber ne demiş ve bildirmişse doğru ve gerçek olduğunu kabul etmektir. Bunlar ispatlansa da ispatlanmasa da doğruluğuna inanmak, imanın gereğidir. İslamiyet’in bildirdiği bir konu ilmen de ispatlanırsa kalbiniz de tatmin olur.

Yoksa, ilmen ispatlandıktan sonra inanacağını ileri sürmek İslamiyet’e uygun değildir. Öyle bir inanma, dine değil ilime inanmadır. Böyle bir kimse inanma konusunda sadece kendisini aldatmış olur.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun