Leoparın kedigiller familyasından kabul edilmesi, manevî sorumluluk getirir mi?

Tarih: 16.05.2011 - 02:07 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bilimin görevi, kâinat kitabı olarak adlandırılan bu âlemdeki varlıkları incelemek, onlar hakkında detaylı bilgi ortaya koymaktır. Bu mikro seviyede olabildiği gibi, makro seviyede de olur. Yani, atomdan galaksilere kadar her bir varlığın nasıl ve ne şekilde yaratıldığını araştırmamızı İslâm dini istemekte, bilim adamı ve bilimsel çalışma övülmektedir.

Allah’ın bilinmesi de evrendeki eserlerinin bilinmesi ve araştırılmasıyla mümkündür. Bilimsel çalışmalarla ortaya konan planlı, ölçülü, sanatlı, hikmetli, gayeli ve maksatlı yaratılışları tefekkür etmek, bir sene nafile ibadetten üstün görülmekte ve bu şekildeki değerlendirmeler, Marifetullaha, yani Allah’ı bilmeye ve tanımaya basamak olduğu için övülmektedir.

İslâmiyet’in tasvip etmediği, uygun görmediği ve reddettiği husus, Allah’ı devreden çıkarıp, bu varlıkların tesadüf ve tabiata verilmesi ve kendi kendine ortaya çıktığının ileri sürülmesidir.

Varlıkların nasıl ortaya çıktığı hususunda ileri sürülen görüş ve düşünceler, o konuda açık bir ayetin hükmü yoksa, Allah’ın eseri olarak bakmak kaydıyla, istenilen şekilde değerlendirilebilir.

Bir Müslüman’ın yaratılış konusunda sağlam ve güvenli adım atabilmesi ve isabetli değerlendirme yapabilmesi için, varlıkların yaratılışı ile ilgili olarak, en azından Kur'an mealini gözden geçirmesi, hadislere nazar gezdirmesi gerekir. Yoksa, yaratılış konusunda felsefecilerin ileriye sürdükleri düşünceleri, doğruluk ve yanlışlığına bakmadan savunan onların fuzuli bir avukatı hâline gelir. Böyle bir durum, düşünen ve araştıran bir Müslüman için uygun bir davranış olmasa gerek.

Bu genel değerlendirmeden sonra, soruya gelelim. Leopar’ın kedigiller familyasına dâhil edilmesinin ya da o familyadan sayılmasının, İslâm dini bakımından manevî bir sorumluluğunun olup olmadığını bilmek istiyor.

Allah Kur'an’da insanın hususi yaratılışından bahsediyor; diğer varlıklar için açık bir hüküm gözükmüyor. Ancak, her canlının sudan yaratıldığı beyan ediliyor. Bu sudan yaratılmış olmadan ne anlaşılması gerektiği hususunda farklı yorum ve değerlendirmelerin olması, her zaman mümkündür.

Varlıkların muhtelif ölçülere göre sınıflandırılması ve aralarında benzerlikler ve ayrılıkların ortaya konması bilimsel çalışmanın gereğidir. Bu varlıkları Allah’ın eseri olarak görmek kaydıyla, bunun İslâm’a ters düşen bir tarafı olmaz.

Günümüzün ateist felsefecileri, insanı kendi geçmişi ve varlıkların geçmişteki ortaya çıkışlarıyla devamlı uğraştırdıkları ve o geçmişi nazara verdikleri için, insan kendi yaratılışının harikalığını ve mükemmelliğini gözden kaçırıyor. Geçmişle uğraşmaktan, kendi yaratılışını düşünmeye mecali kalmıyor.

Hâlbuki kısa bir süre önce, tek hücre hayatını yaşayan, o tek hücreden bugün düşünen, konuşan, yiyip içen, üzülüp sevinen, hayal kurup bütün kâinatı âdeta avucunun içine alıp onu bütün yönleriyle değerlendiren ve her an pek çok hücresi yeniden yaratılan insan, bu yaratılışını kime verecektir? Bunu dikkate alan insan, yaratıcısını bulmakta hiç zorlanmayacaktır. Kendisini tek hücreden bu hâle getiren ilim, irade ve güç sahibi yaratıcısının, günümüzde bitki, hayvan ve insanları tek hücreden yarattığı gibi, varlıkların ilk yaratılışını da aynı suhulet ve kolaylıkla yaratmış olduğunu kabulde hiç zorlanmayacaktır. “Bugünü yapan dünü de yapmıştır, yarını da gayet kolaylıkla yapabilir.” diyecek, yaratılış hakkındaki pek çok evham ve şüpheleri ortadan kalkacaktır.

Demek ki biz, laboratuara koyamadığımız ve tekrarlayamadığımız, varlıkların ilk yaratılışlarını anlamak için, günümüzde bu varlıkların nasıl yaratıldığına bakmamız gerekir.  Yoksa sadece geçmişe takılıp kalırsak, ateist felsefecilerin fuzuli bir avukatı durumuna düşer, onların hakikatle ilgisi bulunmayan batıl fikirlerinin, bilimsel bilgi adına hevesli birer savunucusu oluruz. Bu da bir Müslüman’ı çok büyük bir manevî sorumluluk altına sokar.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun