Ledüd Hadisi’ne göre, Hz. Peygamber ölümden korkuyor muydu?

Soru Detayı

İnternete Ledüd Hadisi diye arattırınca bir hadis çıkıyor bir sürü de sağlam kaynağı var gözüküyor, zaten hadisle ilgili sorular bolca zikredilmiş siz de bilirsiniz, bu hadisin mahiyeti nedir nasıl anlamalıyız iddialara basıl cevap verebiliriz?
İddia şöyle:
“Resulullah’ın hayatının son günlerinde, hastalığı iyice ağırlaştığı bir sırada, Resulullah’ın hanımları veya ashabından bazısının tavsiyesiyle, sancılanan kimselere verilen acı bir ilacı, Allah Resulü’nün ağzına döküyorlar. Resulullah uyandığında ağzının acılığını hissedince, yemin ederek orada bulunan herkesin ağzına aynı ilaçtan dökülmesini emrediyor; amcası Abbas hariç (çünkü o bu işe müdahale etmemişti). Meclistekiler bu işte bir art niyetlerinin olmadığını beyan ediyorlarsa da nafile; bir kere Resulullah bu işin yapılması gerektiğine dair and içmiştir. Böylece oradakilerin hepsinin ağzına birer birer ilaçtan dökülüyor! Hatta Resulullah’ın hanımlarından birisi (Meymûne), ısrarla oruç olduğunu söylüyor; fakat Resulullah and içmiştir diye onun da sözünü dinlemeyerek ağzına ilaç dökülüyor..!” (Sahih-i Buhârî, Tıp Kitabı, Ledüd Bâbı, Sahih-i Müslim, Selam Kitabı, Ledüd ile Tedavinin Mekruhluğu Bâbı, Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c. 6, s. 118, Sünen-i Tirmizi, c. 3, s. 265)
Düşünün islami kaynaklara göre peygamberin etrafında ona en yakın isimler var bunlar “ailem” dediği insanlar.
Bu insanlar neden art niyetleri olmadıklarını beyan etme ihtiyacı duyarlar ki..?
Madem Muhammed’e iman etmişler, kaynaklara göre ölesiye ona bağlılar, neden aralarında böyle bir güvensizlik var..?
Peygamberin bir hanımı “oruçluyum” dediği halde bile zorla ilacı içirmeye kadar iş varmış, yetmedi odadaki herkez (amcası hariç) bu ilaçtan içmek zorunda kalmış. İlk bakışta akla gelen bu sorulara verilebilecek cevap nedir..?
Ancak zehirlenme korkusu yaşayan ve çevresindeki insanlara da güveni olmayan biri bu tip davranış sergileyip istekte bulunabilir. Bu tepkiler açıkca öldürülme korkusu yaşadığının da kanıtıdır.
Ölümden korkan bir peygamber size mantıklı geliyor mu..?”
Bu tür iddaşara ne dersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konudaki hadisler için bk. Buhari, Tıb,  h. no: 5712; Müslim, Selam, 2213; Tirmizi, h.no: 2047, 2053.

Bu konuda değişik yorumlar vardır. Kısaca onları ve kendi anladığımızı maddeler halinde aktarmaya çalışacağız:

a) Hadiste geçen “Ledud” kelimesi, herhangi bir ilacın hastanın ağzının bir tarafına konulması veya dökülmesidir.  Yani, Ledud  belli bir ilaç değildir. Bilakis, bir ilacın ağzın bir tarafına dökülme/konulma şekline ledud denir. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 1/183; Tuhfetu’l-ahvezi, 6/170; Lisanu’l-Arab; Mucemu’l-Maani; el-Mucemu’l-Vasit, LDD maddesi)

Bir hadiste “sizin tedavi olacağınız en güzel şey Leduddur” manasındaki ifadeye yer verilmiştir. (bk. İbnu’l-Esir, en-Nihaye, 4/245)

Bu hadiste kullanılan Ledud kelimesi belli bir ilaç değil, ağızdan alınan tedavi şeklidir. Nitekim, buruna damlatılan tedavi şekline de “Saut” denir. Hadiste “hayırlı tedavi şekli. Ledud, saut..” olduğu bildirilmiştir (bk. Tirmizi, h.no: 2047)

Yani, en güzel tedavi şekli ağızdan veya burundan alınan ilaçlarla yapılan tedavi şeklidir.

b) Hiç bir kaynakta bunun “acı bir şey” olduğuna rastlayamadık.

Demek ki bu hadiste, Hz. Peygamberin, acı bir ilaçtan canı yandığı için onların da aynı ilaçtan içmelerini emretmiş olduğu anlamı bir hayal mahsulüdür.

c) Hz. Peygamberin oradakilere aynı ilacı içmelerini emretmesi, fıkhi bir hükmü öğretmeye yöneliktir. Bir kimseye, istemediği bir muamele yapılırsa, -affedilmediği takdirde- kısasa tabi olabilir. (bk. İbnu’l-Esir, a.g.y)

d) Hz. Peygamberin bu davranışı, bu işi yapanlara bir cezadır. Çünkü, Hz. Peygamber işaretle de olsa bu tedaviyi istemediğini söylediği halde, onlar bu sözlerini hastalığına vermiş ve onun bu olumsuz emrine uymamışlardır. (bk. İbn Hacer, a.g.e, 8/147)

e) Hz. Peygamberin bu davranışı, ne bir kısas, ne de bir intikam değil, emrine uymadığı için yaptığı bir tedip, bir terbiyedir. (bk. İbn Hacer, a.g.y)

f) Soruda geçen “Bu insanlar neden art niyetleri olmadıklarını beyan etme ihtiyacı duyarlar ki..?” ifadesi bir art niyetin uydurmasıdır. Çünkü hadiste böyle bir ifade yoktur.

Oradaki ifadeler şöyledir:

Hz. Peygamber “Ben size bana ilaç vermeyin,  demedim mi?” dediğinde,  orada bulunanlar “Efendim, Siz hasta olduğunuz için ilaç kullanmayı istemediğinizi düşündük” dediler. Bunun neresinde art niyet vardır?

g) Sorudaki “Madem Muhammed’e iman etmişler, kaynaklara göre ölesiye ona bağlılar, neden aralarında böyle bir güvensizlik var..?” şeklindeki düşünce de bir art niyetin ürünüdür.

Zira burada hiç bir güven sorunu yoktur. İddia sahibi, bununla Hz. Peygamber ile ashabı arasında bir güvensizlik olduğunu, bunun da onların imanlarının sağlam olmadığını ima etmiştir.

Oysa, Hz. Peygamberin vefatından sonra da sahabelerin onun davası uğruna canlarını verdikleri, onlarca tarih ve siyer kaynaklarından öğreniyoruz.

Yaklaşık 15 asırdan beri müminler, Hz. Peygamberin getirdiği Kur’an’a karşı gösterdikleri saygı, her asırda binlerce insanın onu ezberlemesi, milyonlarca insanın her gün beş vakit namaz kılmaları, oruç tutmaları, zekat vermeleri, hacca gitmeleri, yani hem mal hem canlarıyla onun emirlerini harfiyen yerine getirmeleri, milyarlarca insanın ona olan samimi bağlılığını göstermektedir.

h) Sorudaki “Ancak zehirlenme korkusu yaşayan ve çevresindeki insanlara da güveni olmayan biri bu tip davranış sergileyip istekte bulunabilir. Bu tepkiler açıkça öldürülme korkusu yaşadığının da kanıtıdır. Ölümden korkan bir peygamber size mantıklı geliyor mu..?” iddiaları hiçbir delile dayanmamaktadır.

Hastanın bazen ilaç kullanmak istememesi çok yaygın olan bir realitedir. Hastanın bu tavrını “zehirlenmekten korktuğuna” bağlamak, vesvese hastalığına müptela olmuş, akli muhakemesini yitirmiş, her şeye şüpheyle yaklaşan hasta bir beynin kuruntusudur.

Kaldı ki, Hz. Peygamberin ölümden korkmadığına dair pek çok tarihi vesika vardır. Örneğin;

1) Huneyn günü, düşman okçuları Müslümanları pusuya düşürüp de onların üzerine ok yağdırmaya başlayınca, herkes büyük bir şaşkınlığa kapıldı ve -Hz. Peygamberle birlikte sekiz kişiden başka hepsi sağa- sola kaçıştılar.

Bu hali gören Fahr-i âlem Efendimiz pek üzüldü. Düldül adlı beyaz katırından yere inip kendilerini muzaffer kılması için Allah’a yalvardı. Sonra tekrar Düldül’e binip dağılan Müslümanlara “Ben Peygamberim yalan yok. Ben Abdülmuttalib’in oğluyum!” diye seslenmeye başladı. Bir yandan da düldülü düşmana doğru sürüyordu.

- Huneyn Savaşı’na yirmi yaşlarında bir genç olarak katılan ve bu savaşta büyük yiğitlikler gösteren Berâ bin Âzib’e bir adam: “Huneyn Savaşı’nda Resûlullah’ı yalnız bırakıp kaçtınız mı?” diye sordu.

Berâ b. Azib’in cevabı şu oldu:

“Fakat Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem yerinden kımıldamadı.” (Buhârî, Cihâd 52; Müslim, Cihâd 80)

2) Hz. Ali radıyallahu anh Peygamber Efendimizin gerek Huneyn Savaşı’ndaki, gerekse diğer savaşlardaki konumunu şöyle dile getirmiştir:

“Savaş iyice kızıştığı zaman biz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’ e sığınırdık. Düşmana en yakın yerde o bulunurdu.

Bedir Savaşında hepimizin Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e sığınışımız hâlâ gözümün önündedir. Yine düşmana en yakın yerde o bulunuyordu. Huneyn Savaşı’nın yapıldığı gün, savaş meydanında yiğitlerin en cesuru o idi” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 86; İbn Ebû Şeybe, el-Musannef VI, 426)

3) Abdullah b. Ömer radıyallahu anh da Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den daha yiğit ve kahraman birini görmediğini ifade ederdi. (Dârimî, Mukaddime 10)

Ashâb-ı kirâm, savaş meydanlarında en cesur adamın, Resûl-i Ekrem ile aynı hizada bulunan kimse olduğunu söylerdi. (Müslim, Cihâd 79)

Onunla aynı hizâda bulunmak demek, düşmana en yakın yerde bulunmak demekti.

4) Kuran’ın açık ifadesiyle, hicret esnasında müşriklerin, bulundukları mağaranın yanı başına geldiğini gören Hz. Ebubekir, telaş gösterdiği zaman, Hz. Peygamber, hiç bir telaş eseri göstermeden “Korkma, Allah bizimler beraberdir.” (Tövbe, 9/40) diyerek Allah’a olan imanını seslendiriyordu.

5) Birçok sahih kaynakta, Hz. Peygamberin ölüm döşeğinde bile, öleceğini değil, Allah’ın emri olan namazın kılınıp kılınmadığını düşünüyor ve Ebubekir’in namazı kıldırmasını emrediyordu.

6) Yine sahih kaynaklardan öğreniyoruz ki; Peygamberimiz sık sık cenneti tasvir ediyordu. Bu yüzden ölümden çok sık bahsediyordu.

Bir gün başı, daha önce hiç ağrımadığı kadar ağrımıştı. Fakat yine de mescide gitti. Namazdan sonra minbere çıkıp son defa yapıyormuş gibi Uhut şehitlerine rahmet diledi.

Daha sonra: "Allah'ın kulları arasında bir kul var ki, Allah onu dünya ile kendisi arasında bir seçim yapması konusunda serbest bıraktı. O da Allah'ı seçti.” buyurdu.

Bunun üzerine Ebû Bekir -Peygamberimizin kendisini kastettiğini ve yakında vefat edeceğini anlayarak- ağlamaya başladı..

İşte bu gerçekler gibi, daha yüzlerce hakikat var ki, Hz. Peygamberin ölümden asla korkmadığını göstermektedir. Aksini düşünmek imanla bağdaşmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
353 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun