Kalp ayağıyla veraset-i nübüvvete ulaşılabilir mi?

Soru Detayı

- Tarikat yoluyla ve ya tarikat berzahıyla seyru suluk yaparak ve ya kalp ayağıyla Veraseti nübüvvete ulaşılabilir mi?
- Eğer ulaşılabilirse bunlar kimler örnek verebilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- “Veraset-i Nübüvvet” kavramını risalet ve velayet olmak üzere iki şekilde anlamak mümkündür.

Birisi, Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in hak davasının sonraki nesillere veraset sureti ile naklolmasıdır ki, bunun en somut şekli Kur’an ve sünnettir. Yani Peygamber Efendimiz'in sonraki nesillere en büyük mirası ve en önemli manevi intikali Kur’an ve sünnettir. Kim bu mirasa sahip çıkıp sıkı sıkıya sarılırsa hem dünya hayatında hem de ahiret hayatında mesut ve bahtiyar olur.

Bu veraset Peygamber Efendimiz (asm)'in risalet ve nübüvvet yönüne bakıyor.

İkinci mana olarak, Peygamber Efendimiz (asm)'in velayet ve ibadet yüzünün sonraki nesillerde bir işlek cadde gibi olmasıdır ki, milyonlarca evliya ve asfiya bu caddede giderek velayet makamlarına ulaşmışlar ve ulaşıyorlar. İnsanlığa bu yolu, kulluğu ve velayeti ile açan ve irsiyet bırakan Peygamber Efendimiz (asm)'dir.

Bu cihete Velayet-i Ahmediye denir ki bu da bir cihetle manevi bir veraset ve mirastır.

Şeriat maddi veraset, velayet ise manevi veraset sınıfına giriyor, denilebilir.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadelerinden de anlaşılıyor ki, Kitap ve Sünnet ölçülerini esas alan bir veli, -yaptığı seyr-u süluk ile de- veraset-i nübüvvet mertebesini kazanabilir:

“Nübüvvetin velayete nisbeti, Güneşin ayn-ı zâtıyla, âyinelerde görülen Güneşin misali gibidir. İşte daire-i nübüvvet, daire-i velayetten ne kadar yüksek ise, daire-i nübüvvetin hademeleri ve o güneşin yıldızları olan sahabeler dahi, daire-i velayetteki sulehaya o derece tefevvuku olmak lâzım geliyor. Hattâ velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvet ve sıddıkıyet ki, sahabelerin velayetidir; bir veli kazansa, yine saff-ı evvel olan sahabelerin makamına yetişmez.” (bk. Sözler, s. 491)

- “Onlar (İbn Arabi, Seyyid Abdulkerim gibi zatlar) ehl-i hak ve hakikattırlar; hem ehl-i velayet ve şuhuddurlar. Gördüklerini doğru görmüşler, fakat ihatasız olan halet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tabirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır.”

“Rü'yadaki adam kendi rü'yasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşf ve şuhud dahi rü'yetlerini o halde iken kendileri tabir edemezler. Onları tabir edecek, 'asfiya' denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Elbette o kısım ehl-i şuhud dahi, asfiya makamına çıktıkları zaman, Kitab ve Sünnet'in irşadıyla yanlışlarını anlarlar, tashih ederler; hem etmişler.” (bk. Mektubat, s. 81)

Tarikat mesleğinde olup da veraset-i nübüvvet mertebesini kazananlara misal olarak: “Şeyh Abdulkadir Geylani, İmam Gazali, İmam Rabbani”yi gösterebiliriz.

Bediüzzaman Hazretlerinin şu ifadelerinde de bu ehl-i tarik zatların veraset-i nübüvvete sahip oldukları vurgulanmıştır.

“... ‘Radıyallahü Anh’ terkibi, sahabeye mahsus bir şiar değil, belki sahabe gibi veraset-i nübüvvet denilen velayet-i kübrada bulunan ve makam-ı rızaya yetişen Eimme-i Erbaa (bu zatlar ehl-i tarik değil), Şah-ı Geylanî, İmam-ı Rabbanî, İmam-ı Gazalî gibi (ehl-i tarik olan) zâtlara denilmeli. Fakat örf-ü ülemada sahabeye, Radıyallahü Anh; tâbiîn ve tebe-i tâbiîne, Rahimehullah; onlardan sonrakilere, Gaferehullah ve evliyaya, Kuddise Sırruhu denilir.” (bk. Mektubat, s. 280)

İlave bilgi için tıklayınız:

Seyri süluk ile velayet elde etme nedir? Evliyalık makamları nasıl ...

Velayet-i Kübra feyizleri nereden ve nasıl alınabilir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
176 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun