Eğer siz sahabeleri görseydiniz deli sanırdınız, sözünün kaynağı nedir?

Tarih: 11.11.2014 - 10:27 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sahabeden sadece birkaç nesil sonra (belki daha az) neden 'neredeyse' hiç kimse sahabeler gibi olamadı? Örneğin Hasan-i Basri'nin şu sözü "Vallahi, yetmiş Bedir’liye yetiştim, çoğu kez giydikleri sof idi. Eğer siz onları görseydiniz deli sanırdınız. Onlar da sizin iyilerinizi görselerdi “bunların ahirette bir nasibi yok” derlerdi. Kötülerinizi görselerdi, “bunlar hesap gününe inanmıyorlar” derlerdi."

- Bu sözün kaynağı nedir?
- Ne oldu da hiç onlar gibi olunamadı?
- Çok azınlıkta insan belki onlara yaklaşmıştır öyle olmakta- ancak bunun dışında, onlar gibi olunamamasının bir nedeni var mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Evet bu sözler Hasan-ı Basri’ye aittir. (bk. Ebu Nuyam, Hilyetu’l-Evliya, Kahire, 1394-1974, 2/134).

- Sahabeye yetişmemelerinin birçok hikmeti vardır. Bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

a) Sahabe adından da anlaşıldığı üzere, Hz. Peygamber (asm)'in sohbetinde bulunan bahtiyar kimselerdir. Hz. Peygamber (asm)'in sohbetinde öyle bir iksir, bir cazibe var ki bir dakikada ona mazhar olan kimse senelerle seyru süluke mukabil, hakikatın envarına mazhar olur. Çünkü sohbette doğrudan boyanma vardır, yansıma vardır.

b) Her yeni hareket ve inkılabta insanların duyguları zirvededir ve coşkundur. İslam dininin bu büyük inkılabı zamanında da saff-ı evvel olan sahabedeki coşku zirveye ulaşmıştı. İmanları sadece akıl ve kalplerinde değil, en ince hislerinde de kedini gösteriyordu.

c) “Her şey ancak zıddıyla bilinir.” diye makbul bir kaide vardır. Bu kural sahabe için de geçerlidir. İslam dinini yakından müşahede eden sahabeler, onun getirdiği güzelliklerini, daha birkaç gün önce bir hayat tarzları olan cahiliye döneminin çirkinliklerini de yakından görmüş olan sahabe nesli bu iki hayat tarzının farkını çok iyi biliyorlardı.  

Bu dönemde, yalan ile doğruluk veya güzel ahlak ile kötü ahlak farkı, iman-küfür, hatta cennet-cehennem arası kadar bir mesafe boyutundaydı. Gözle görülen bu iki manzara karşısında yüksek bir seciyeye sahip olan sababenin takip ettiği sırat-ı müstakim yolundaki tavrına kimse yetişemez.

d) İnsanlar için gözle görülen eğitimin tesiri çok fazladır. Bugünkü modern eğitim uzmanları da bunu ön görüyorlar. Bu sebeple, canlı örnek metodu eğitim ve öğretimde son derece önemlidir.

İşte sahabe nesli, bir yandan Hz. Muhammed (asm) gibi güzel ahlakın zirvesinde olan bir canlı misali, diğer taraftan da Müseyleme-i kezzab, Ebu Leheb, Ebu cehil gibi kötü ahlakın temsilcilerini bir arada görüyordu. Bu sebeple, daha sonra gelenler -kötü adamları görse de iki örneği bir arada göremediği için- bu canlı örneklerden mahrum olduklarından onlara yetişemez.

e) İnsanların içinde bulunduğu ortamın tesiri bilinen bir gerçektir. Her asırda bir şey hayatın merkezinde oturabiliyor. Bazı ortamlarda siyaset, bazılarında ticaret, bazılarında diyanet hâkim olur.

Saadet asrında hayatın merkezinde din ve ahlak revaçta idi. Bu sebeple daha sonra gelenler hiç bir zaman o asırdaki gibi din ve ahlakın hâkim olduğu bir ortamı bulamadılar ve tabiatıyla  sahabeye de ulaşamadılar.

f) “Nübüvvetin velayete nisbeti, Güneşin ayn-ı zâtıyla, âyinelerde görülen Güneşin misali gibidir. İşte daire-i nübüvvet, daire-i velayetten ne kadar yüksek ise, daire-i nübüvvetin hademeleri ve o güneşin yıldızları olan sahabeler dahi, daire-i velayetteki sulehaya o derece tefevvuku olmak lâzım geliyor. Hattâ velayet-i kübra olan veraset-i nübüvvet ve sıddıkıyet ki, sahabelerin velayetidir; bir veli kazansa, yine saff-ı evvel olan sahabelerin makamına yetişmez.” (bk. Sözler, s. 491. Bu konuda geniş bilgi için bk. Sözler, Yirmi Yedinci Söz'ün Zeyli)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun