İsteklerimizi ve dualarımızı gerçekleştiren bilinçaltımız mı?

Tarih: 02.08.2018 - 21:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Sizin isteklerinizi gerçekleştiren şey (dua, Allah) bilinçaltıdır demiş yazar.
- Joseph Murphy "Bilinçaltının Gücü" adlı kitabında bilinçaltınızdan iyi olmayı dilerseniz iyi olursunuz, bir dilekte bulunursanız gerçekleştirir önemli olan bilinçaltınıza inanmak demiş. Örnekler de vermiş.
- Allah’a dua ederken veya mesela baş ağrısı için okuyacak olsak da gerçekleşmesi için kalpten inanmamız gerekir. Yani acaba bunların gerçekleşmesini sağlayan şey bilinçaltımız mı diye şüpheye düşüyorum. Çünkü gerçekten hastalıklarımızın geçmesini iyi düşüncelerle sağlayabiliyoruz.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevaba geçmeden önce meallerini verdiğimiz şu ayetleri serlehva yapmamız lazım:

“Ve gaybın anahtarları O’nun katındadır; onları ancak O bilir. Hem karada ve denizde ne varsa bilir. Hiçbir yaprak da düşmez ki onu bilmesin; hem ne yerin karanlıklarında bir dane, ne yaş ne de kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitapta bulunmasın!” (Enam, 6/59)

“Göklerde ve yerde kim varsa, ihtiyaçlarını O’ndan ister. O, her gün her an bir iştedir!” (Rahman,  55/29)

“Hiçbir musibet Allah’ın izni olmadıkça isabet etmez. O halde kim Allah’a iman ederse, Allah onun kalbine hidayet, musibete karşı sabır verir. Çünki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” (Tegabün, 64/11)

“Bir şeyin olmasını dilediği zaman, O’nun emri, ona sadece 'Ol!' demektir, o da hemen oluverir. İşte münezzehtir O Allah ki, her şeyin gerçek mülkü ve tasarrufu O’nun elindedir ve ancak O’na döndürüleceksiniz.” (Yasin, 36/82-83)

Bunlar ve daha nice ayetler gösteriyor ki, her oluşun arkasında muhakkak ki Allah’ın izni var. Ancak şunu unutmayalım ki izin başka şey, murad başka şeydir. İmtihan sırrı gereğince kulun istediği şeyi, ola ki şer olsun, Allah hikmetince muradı olmasa da yerine getirir veya getirmez.

İşte yaşadığımız dünya hikmet dünyası olduğundan, Allah hikmeti gereği işlerine sebepleri vesile kılmış, onunla iş görüyor.

Ve gözü kör olmamış, aklı ve vicdanı sukut etmemiş kulları görsün ki;

Mesela nasıl ki harika sanatlı bir hat levhasını, hat sanatı, mürekkep, kamış, çalışma masası ve kağıt yapamaz, onu muhakkak bir hattat yapar, aynen öyle de;

İşin madde tarafında, kirazı yapan da asla tabiat, odun olan ağacı, dibindeki çamur ve gübre, cansız ve ruhsuz Güneş ve hava değildir. Onlar sadece hikmetin tecellisine vesile kılınmışlardır. Kirazın ne tadı, ne kokusu, ne şekli, ne rengi ne de vitamini bu toprakta, odunda, Güneş'te ve havada yoktur. Arkada işleyen Alim, Hakim, Kadir... bir Zat vardır.

İşin mana tarafında da iyi düşünceler, pozitif yaklaşımlar, morali yüksek tutmalar gibi bugün artık kabul edilen psikolojik yaklaşımlar, karbon-hidrojen ve oksijenden oluşmuş bir insan hücresinin tedavisine fayda veremez. Gene mutlaka arkada işleyen, Alim, Şafi, Hakim, Kadir... bir Zat vardır.

Evet, bugün biliyoruz ki, bilinçaltı veya direkt pozitif düşünce ile birçok tedavi hızlanıyor ve müspet netice alınıyor; çünkü Allah bizi böyle yaratmış ve bedenimize de böyle bir kaide koymuş.

Ümitsizliğe, ye’se düşmek, moral bozmak, İslam’ın hiçbir şartta kabul etmediği bir yaklaşımdır. Nitekim ayet-i kerimede mealen buyurulur:

“...Kafirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümidini kesmez!” (Yusuf, 12/87)

Evet.

Hikmet dünyasında olduğumuz ve son nefesimize kadar imtihanımız devam ettiği için, yani son nefese kadar bir kafir tövbe edebileceği gibi, bir mümin de -Allah korusun- küfre sapabileceği için, Allah mümin olsun kafir olsun bütün kullarına adil davranır.

Mealini verdiğimiz ayetten gafil olup ümitsizliğe düşen bir Müslüman moralini bozduğu için, hastalığı şiddetlenir ve belki hayatını kaybederken, dünyevi gerekçelerle, âdetullahtan bihaber bir kafir, “moralimi yüksek tutmalıyım” diye kendini telkin ederek hastalığının üstesinden pekala gelebilir, âdetullah böyle!

Bize düşen, -manevi olsun, maddi olsun- bildiğimiz veya ileriki zamanlarda insanlığın tespit edebileceği bütün helal sebeplere sarılıp, bunların Allah’ın birer kanunu olduğundan bir an olsun gaflet etmeyerek dua ile Ona iltica etmek, sonra da sabrederek Ona tevekkül etmektir.

İlave bilgi için tıklayınız:

Ruh-dua ilişkisi var mıdır? Duanın Psikolojik faydaları nelerdir ...
Bilinçaltını İslamî bakışla nasıl yorumluyoruz? Devrin ve küfrün ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun