Allah’ın bilinmek ve tanınmak istemesinin hikmeti nedir?

Soru Detayı

Allah’ın bilinmeye ve tanınmaya ihtiyacı olmadığı halde neden insanları ve cinleri kendisine kulluk etmek için yaratsın ki?
1. Tanınmayı ve bilinmeyi istemek bir ihtiyaç ürünü değil midir? Haşa sanki Allah sıkılmışta yaratmış gibi ya da bunun makul bir açıklaması yok mu?
2. Şöyle diyebilir miyiz; Allah’ın kainatı ve içindekileri biz insanlar dahil her şeyi yaratmak istemesi ihtiyaçtan kaynaklanan bir durum değil bu tamamen irade ile alakalı olan bir durumdur. Sadece aklıma takılan kısım ise şudur: ihtiyacı olmamasına rağmen neden tanınmak ve bilinmek istedi sanki haşa kainat ve bizler yaratılmasaydık bu durumlar olmazdı bir zarurilik söz konusu gibi duruyor sizin görüşünüz nedir?
3. Allah vardı Allahtan başka hiçbir şey yoktu. Peki hiçbir şey yokken Allah ne yapıyordu? Kendine has bir şekilde kendi güzelliğini mi seyrediyordu?
4. En önemli sorum şudur: Allah’ın bilinmek ve tanınmak istemesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Suallerinizde belirttiğiniz konular, aslında gelmiş-geçmiş, var olan ve kıyamete kadar var olacak insanların istisnasız tamamının kafasını kurcalaması gereken suallerden oluşmaktadır; böylece bu sualler bizi tefekküre sevk edecektir.

Tefekkür rastgele bir düşünce değildir; tefekkür, objektif bir şekilde, özellikle varoluş hakkında, aklı, vicdanı ve kalbi ön planda tutarak ve önyargılardan da kurtularak derin derin samimiyetle düşünmektir. Böyle bir tefekkür kademe kademe;

  • Evvelâ bizi kainatta bir ve tek olan yaratıcıya götürür,
  • Sonra o yaratıcının mükemmel isim ve sıfatlarıyla buluşturur,
  • Akabinde bizi Kuran ve İslam ile tanıştırır ve o yaratıcının Allah olduğunu öğretir.
  • Bilahare yaratılmış olan canlı ve cansız tüm mahlukat üzerinde bu isim ve sıfatları okumamıza vesile olur.
  • Nihayetinde de içinde marifet, muhabbet ve ibadet olan kapsamlı kulluk vazifelerimizi yapmamıza vesile olur.

Yeter ki, kendimize samimi, dürüst ve peşin hükümlerden arınmış olalım!

Sualinizde mealen diyorsunuz ki:

“Benim aklım var, düşünebiliyorum. Hiç bir şey abes olamaz. Madem böyle mükemmel bir yaratıcı var, bana, insanlara, dünyadaki canlılara, hatta bütün kainata ne ihtiyacı var? Madem kendi yarattı nesini tanımak istiyor? Benim aklım bunu ve bunun arkasındaki hikmeti almıyor?”

Evvela şunu söyleyeyim ki, bu işlerin tam hikmetini anlamaya değil bizim, bütün kainat “konsantre bir tek akıl” olsa gene kifayet etmez, Allah’ın sonsuz hikmet okyanusunda, bir damla dahi olmaz.

İşte burada biz yardımı gene Allah’tan isteyeceğiz ve O’nun kitabına başvuracağız.

Hicr suresinin 28 ve 29. ayetleri, Allah insanı kuru balçık çamurdan şekillendirip ruhundan üflediğini ve Bakara suresinin 31. ayeti de ilk insan hazreti Adem’e bütün isimleri, yani eşyaların isimlerini ve özelliklerini öğrettiğini ifade etmektedir.

Bu üstün özellikler, Bakara 30. ayetin ifadesiyle insanı bütün yaratılmışlara halife kılmıştır.

İşte insana düşen, kendisindeki bu damla kabilinde dahi olmayan ilahi isim ve sıfatların tezahürleriyle O’nu bulmak tanımak ve O’na ibadet, kulluk etmektir.

Allah buyuruyor ki;

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” (Zariyat 56)

Peki ama niye? Sualimiz ve tefekkürümüz de böyle idi değil mi?

O zaman işte bize yüklenmiş olan Allah’ın isim ve sıfatlarının tezahürüyle olaya bakalım. Onlarla kendi küçük dünyamıza bakalım ki Allah’ın muhteşem ve kusursuz alemini bir nebze olsun idrak edip O’nun bizden istediklerini kayıtsız şartsız yerine getirelim.

Bir ressam niye resim yapar? Bir hattat niye hat yazar? Bir insan niçin şarkı söyler? Bir insan güzel şeyleri niçin seyreder? Bir insana dört duvar bir ev yeterken niçin içinde estetik güzelliklere dikkat eder? Bir lokma ekmek doymaya yeterken, niçin onca gurme yemek tarifleri var? Basit bir kıyafet bize yıllarca yetecekken, niçin değişik ve alımlı bir çok kıyafetimiz var? Niçin takılar takar insan? Niçin saçını tarar? Niçin aynada kendine bakar?

Soruları uzattıkça uzatabiliriz.

Hepsinde cevap tektir. İnsan güzelliği sever. Güzel şeyleri yapmayı sever. Onları seyretmeyi sever. Onları seyrettirmeyi sever. Takdir edilmeyi sever. Takdir edenleri taltif etmeyi sever ve hakaret edenleri de bir şekliyle kendinden uzaklaştırır.

İşte bize yüklenen isim ve sıfatlarla diyeceğiz ki:

“Biz böyle isek, isim ve sıfatların menşei olan ve hepsi de kemalde bulunan Cenab-ı Hak da, bilmek, bilinmek ve takdir edilmek sırrınca, kainatı, melekleri, diğer canlı ve cansız varlıkları yaratmış. Hepsi farkında olarak veya olmayarak Allah’ı tesbih, tahmid ve tekbir etmekte. En son olarak da şuur ve irade sahibi olarak biz insanları yaratmış.”

Kuran’ın tamamından anladığımıza göre de insana adeta Demiş ki:

“İşte ey insan şimdi de seni yarattım. Sana bütün isim ve sıfatlarımdan bir katrecik verdim. Şimdi senin vazifen beni tanımak ve Benim emrettiğim şekilde kitaplarımda, son olarak Kuran’daki kulluk vazifelerini harfiyen yerine getirmendir.

Bunları yaparsan ne ala; seni meleklerin üstünde sonsuz bir mertebeye çıkarır ve ebedi cennetlerime sokarım. Yok, sen bunları inkar eder, imtihanın gereği sana musallat ettiğim şeytana tabi olur, kendi özelliklerini kendinden bilir ve teferun edersen, yani kendi ilahlığını ilan eder, firavunlaşır ve emirlerimi tanımazsan o zaman da seni ebedi cehennemimde yakarım.

Ben seni yoktan var ettim ve sana asla muhtaç değilim. Hepiniz beni tanısanız bana zerre faydanız olmaz. Hepiniz inkar etseniz Bana zerre zararınız olmaz.

İşte Ben, bilmek ve bilinmek ve mahlukatımı müşahede etmek ve daha sizin akıl erdiremeyeceğiniz sonsuz hikmetli gerekçelerle kainatı lütuf, rahmet, kerem, hikmet ve ilim gibi birçok isim ve sıfatımın gereği yarattım, çünkü ben dilediğimi, dilediğim şekilde yaparım. Kimse Bana hesap soramaz, tek hesap sorucu olarak Ben yeterim!”

Evet.

Tefekkür çok güzel bir şeydir, bizi Allah’a götürür çok şükür.

Ama unutmayalım ki iş Allah’ı bulmakla bitmiyor; O’nu bulmak adeta matematikte iki kere ikinin dört ettiğini kabul etmek mertebesinde işin olmazsa olmazı.

Bundan sonra insana düşen Allah’ın emir ve yasaklarını harfiyen yerine getirmektir ki ebedi cennete girmeye ve yüksek mertebelere ulaşmaya hak kazanabilsin.

Sorarız: “Bir insanın cehennem ateşinden kurtulmaktan daha mühim ne işi olabilir acaba?”

Günümüzde, çevremizde o kadar çok yanlış yolda olan insan var ki... Bilmeden şeytana aldanıp, Allah’a ve O’nun merhametine güvenip, O’nun emirlerini adeta hiçe sayarak yaşıyorlar.

Evet Allah, Rahman’dır, Rahim’dir, Tevvab’dır, tövbeleri kabul eder ama, geçmişi silip yeni bir başlangıç yapıp, Allah’ın emirlerine harfiyen uyup buna uygun yaşayanların tövbelerini kabul eder.

Son olarak şu ayeti hiç aklımızdan çıkarmayalım:

“Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının. Hiçbir babanın çocuğuna hiçbir yarar sağlayamayacağı, hiçbir çocuğun da babasına hiçbir yarar sağlayamayacağı günden korkun! Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O aldatıcı şeytan da, Allah affeder diye sizi aldatmasın.” (Lokman 33)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
583 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun