Allah, karşılık bekleyerek mi nimetler vermiştir?

Tarih: 07.02.2017 - 01:12 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Yüce Allah evet bize sayısız nimetler vermiştir ama bunları karşılığında kulluk edelim diye mi vermiştir, yani karşılık bekleyerek mi?
- Allah karşılıksız olarak bize bir hayat, akıl, irade ve sayısız nimet vermiştir evet ama, Allah bizim Kendisi'ne kulluk etmemizi bunların karşılığında mı istiyor?
- Evet belki bunca nimeti vermeden de Allah bize kulluk yaptırabilirdi. Ama hiç karşılıksız olsaydı ya da karşılık gerçekten var mıdır?
- Yüce Allah "Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım" derken bu ayetten -haşa- ego diye bir kelime çıkarabilir miyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, her şey her şeyin de Ona muhtaçtır. Demek ki, şükre, hamde, ibadete muhtaç olan insandır.

Allah, verdiği nimetlere karşılık insanlardan şükür istediği bilinen bir gerçektir. Nimetlerin karşısında minnet duymak, medyun-u şükran olduğunu idrak etmek insani bir kemaldir, bir  erdemdir. Allah, insanların bu kemale ermelerini istiyor.  

Şu halde, bu insanlık erdemini, samimi bir imanın, bir kulluğun, celal ve ikram sahibi yaratıcıya karşı duyacağı sevgi ve saygının bir ölçüsü olarak ön görmüştür.

Bu ölçüyü esas alanlara öbür hayatta da ebediyen nimetlerini ihsan etmeye devam edecektir. Bu ölçüye riayet etmeyen, insanlık erdeminin şerefesinden yuvarlanır, hayvanların bulunduğu bir dereceye, derekeye sukut eder. Nitekim,

 “Yoksa sen onlardan çoğunun söz dinlediğini yahut aklını çalıştırdığını mı sanıyorsun? Doğrusu onlar yolu şaşırmada hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar.” (Furkan, 25/44)

mealindeki ayet ve benzerlerinde bu gerçeğin altı çizilmiştir.

- Bununla beraber, bir memnuniyet ve şükür aynası olan kulluk yapılmadığı zaman da bu nimetler devam eder.

Besmele’de yer alan Rahman ismi, bu dünyada hayat verdiği varlıklara münasip bir rızık da veriyor. Kulluk görevlerini yapmayanlara da -cezalar hariç- nimetlerini esirgemiyor. Birçok ayette işaret edildiği üzere, inkârcı, nankör kâfirlere bazen daha fazla veriyor.

Ancak bu imtihan dünyasında görevini yapmayanlara da Rahman ismiyle ihsan ve ikramda bulunmaya devam etmekle beraber, Rahim ismiyle onlara ahiret hayatındaki ihsanlarını kesecek ve kendilerine ihsan edilen -akıl, fikir, kalp, vicdan gibi- insanlık erdemiyle ilgili donanımlarını dumura uğrattıkları için onları cezalandıracaktır.

- Tekrar edelim ki, kulluk görevleri Allah’ın nimetlerinin gerçek karşılığı değil, yalnız iyi niyeti gösteren birer simgedir. Allah’a karşı samimi bir sevgi ve saygıyla dolu olduğunu gösterenlerle bu samimiyeti göstermeyenleri birbirinden ayıran önemli bir belgedir.

Yoksa eğer bu kulluk ve şükür görevleri gerçek manada verilen nimetlerin bir karşılığı olsaydı, insanlar yalnız “yoktan var edilmeleri, taş, toprak, kedi, fare türünden bir varlık değil de eşraf-i mahlukat olan bir insan olarak yaratılmalarıyla ilgili” nimetin sonsuzda birini eda edemeyeceklerdi. Bu hakikate Peygamberimiz (asm) şu sözleriyle işaret etmiştir:

“Hiç kimse kendi ameliyle cennete girmez.”
“Sen de mi ya Resulallah!” dediklerinde de
 “Evet ben de; meğer ki Rabbim beni rahmetinin kucağına almış olsun.” (Buharî, Rikak,18; Müslim, Münafikîn, 71-73)

- Bu konuyu işin ehlinden dinlemek istemez misiniz? İşte:

“Ey nefis! Ubudiyet, mukaddeme-i mükâfat-ı lâhika değil, belki netice-i nimet-i sâbıkadır."

"Evet biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubudiyetle muvazzafız. Çünkü ey nefis! Hayr-ı mahz olan vücudu sana giydiren Hâlık-ı Zülcelal, sana iştihalı bir mide verdiğinden Rezzak ismiyle bütün mat'umatı bir sofra-i nimet içinde senin önüne koymuştur."

"Sonra sana hassasiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki; rûy-i zemin kadar geniş bir sofra-i nimeti, o ellerin önüne koymuştur."

"Sonra manevî çok rızık ve nimetler isteyen insaniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i nimet, o mide-i insaniyetin önüne ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır…"

"İşte ey nefis! Sen bu ücreti almışsın. Ubudiyet gibi lezzetli, nimetli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin."

"Halbuki, buna da tembellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da güya eski ücretleri kâfi gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimane istiyorsun. Ve hem 'Niçin duam kabul olmadı.' diye nazlanıyorsun."

"Evet, senin hakkın naz değil, niyazdır. Cenab-ı Hak Cennet'i ve saadet-i ebediyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle ihsan eder. Sen, daima rahmet ve keremine iltica et. Ona güven ve şu fermanı dinle:

“قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِهِ فَبِذلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ”De ki: Ancak Allah’ın lütfu ve rahmetiyle, işte yalnız bunlarla sevinip ferahlasınlar. Bu, onların (dünya malı olarak) topladıklarından daha hayırlıdır. (Yunus, 10/58)

"Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım." derken bu ayetten -haşa- ego diye bir kelime çıkarabilir miyiz?” şeklindeki soruya gelince;

EGO dediğimiz benlik / enaniyetin manası, özetle: Bir kimsenin büyüklüğünü göstermesi, özellikle sözlü veya davranış biçimiyle ortaya koymasıdır.

Bu açıdan bakıldığında denilebilir ki; EGO / ENANİYET, iyi ve kötü / güzel ve çirkin olmak üzere iki kısma ayrılır:

a) Eğer, gösterilen büyüklük tavrı ile onu gösteren kimse arasında orantısız bir aykırılık varsa, bu tavır çirkin olur. Çünkü, böyle bir tavır her şeyden önce bir yalancılıktır, kişinin kendi seviyesini aşan bir şımarıklıktır, “Olduğu gibi görünmediğinden veya göründüğü gibi olmadığından” iki yüzlülüktür, kişinin gerçek değerinin çok üzerinde bir görüntü vermesinden ötürü, bir haddi aşmaktır…

İşte bütün bu ve daha başka çirkin niteliklerin bir kombinasyonu olan böyle bir EGO, hem hakikat nazarında, hem insanlar nazarında çok çirkin ve pek kötü bir tavır olarak değerlendirilir.

b) Eğer gösterilen büyüklük tavrı ile onun gösteren arasında doğru orantılı bir ilişki varsa, böyle bir  tavır  her türlü çirkin unsurlardan uzak ve gerçekte var olan güzel niteliklerin bir nevi öğretilmesine ve hakikatin olduğu gibi algılanmasına katkı sağladığı için çok güzel ve pek değerlidir.

İşte Allah’ın Kuran’da kendisini takdim ederken, hakiki Mabud, yegâne yaratıcı, yüceler yücesi olduğunu bildirmesinde -bizim anladığımız kötü anlamıyla- EGO diye bir şey elbette söz konusu değildir. Böyle bir düşünce Allah’ı yakından tanıyan bir vicdanın iman şuuruyla da bağdaşmaz.

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı var?
İnsan niçin yaratılmıştır? Allah'ın bizim ibadetimize ne ihtiyacı vardır ...
Yaratıcının bizim ibadetimize ihtiyacı yoksa, bizim nasıl ibadete ...
Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde, neden tanınmak bilinmek ...
Tanrı kendi egosunu tatmin etmek için mi bizi yarattı?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun