Yaratıcının bizim ibadetimize ihtiyacı yoksa, bizim nasıl ibadete ihtiyacımız var?

Tarih: 02.09.2012 - 02:05 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Namaz kılmanın bize ne gibi yararı olabilir?
- Ayrıca oruç, zekat, gibi ibadetlerin topluma ve kendimize bir çok yararı var. Namazın ne gibi yararı var?
- Neden namaz ibadet olarak seçilmiş?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cenâb-ı Hakk`ın hiçbir şeye ihtiyacı olmadığı gibi, bizim ibâdetimize de ihtiyacı yoktur. İbâdete asıl muhtaç olan biziz. İbâdet bizim mânevî yaralarımıza bir devâdır; ruhumuzun gıdası, kalbimizdeki hastalıkların ilâcı ve şifasıdır. Bu bakımdan Cenâb-ı Hakk`ın bize ibâdeti emretmesi, yine bizim fayda ve istifademiz içindir. Bir doktorun hastasına bâzı ilâçları ısrarla tavsiye etmesi, kendinin bir ihtiyacı ve menfaati olduğu için değil, hastanın faydası ve iyileşmesi içindir. Doktora "Ne ihtiyacın var ki bu ilâçta ısrar ediyorsun?" demek ne kadar mânasız ise, Cenâb-ı Hakk`ın ibâdet emrine karşı da, "Ne ihtiyacı var ki bize emrediyor?" diye düşünmek o kadar mânasız ve mantıksız olur.

Allah’ın kâinatı yaratmasının hikmeti kendi isim ve sıfatlarının tecellilerini ortaya koymaktır. Bu tecellilerin harika yansımalarını, bu eşsiz bedi sanat eserlerini  hem kendi Zat-ı Akdesinin şühuduna hem de insan gibi şuurlu varlıkların idrakine takdim etmektir.

İnsan oğlu dünya ile meşgul olduğu için genellikle bu ilahî sanat harikasına bakıp da yaratıcının birliğine, sonsuz ilim, kudret ve hikmetine dair dersler çıkarmıyor. Sanattan sanatkâra, yaratıktan yaratıcıya, nimetten nimet verene giden yolu bulmak ancak dünyevi meşgalelerden kurtulmakla mümkündür. Bu meşgalelerden kurtulmanın yegâne vesilesi namazdır.

Şüphesiz dünya hayatımız için, biyolojik varlığımız için, nefsimizin gıdası olan ışık, hava, su, yemek ne kadar gerekli ise, aklı başında bir insan için, aklın ışığı, kalbin havası ve ruhun gıdası olan kulluk görevi, özellikle namaz ibadeti en az o kadar gereklidir.

Bizi yoktan var eden, bin bir türlü nimetlerle bize ikramda bulunan, öldükten sonra, kendisine karşı saygılı olanlara, ebedî  cennet hayatını vaad eden, her gün değil, her an, her nefeste kendisine muhtaç olduğumuz bir velinimetimiz ve bütün kainatın ezelî ve ebedî sultanı olan yüce Allah’a karşı günde beş defa (sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vaktinde) tövbe edip yaptığımız kusurlarımızdan dolayı özür dilemek manasına gelen namaz; insanın rabbine karşı saygısının ifadesidir. Namaz kılmamakla rabbine karşı saygısızlığı devam ettirmek, hangi aklın, hangi kalbin, hangi vicdanın kaldırabileceği bir iştir.

Namaz, İslam'ın diğer şartlarını da içine alan bütün ibadetlerin bir fihristi hükmündedir. Mesela, namaz kılan bir kimse, kıbleye yönelmekle bir nevi Hac yapar, yeme-içme yasağına uymakla bir çeşit oruç tutar, hayat sermayesi olan zamanını sırf Allah'ı zikretmeye hasretmekle de bir nevi hayat zekâtını vermiş olur. Ayrıca ağaçlar ve bitkiler gibi ayakta; dört ayaklılar gibi rükûda; sürüngenler gibi secdede bulunduğu değişik hareket ve davranışıyla kâinatın yaptığı ibadetleri yapar.

Aynı şekilde meleklerden bir kısmı ayakta, bir kısmı rükûda, bir kısmı da secdede kalıp hep aynı vaziyette Allah'a ibadet etmektedir. Namaz kılan kimse de meleklerin bu ibadetlerini belli zaman dilimi içerisinde yerine getirmeye çalışır, bir mânâda melekleşir.

Namaz İslam dininin temel esaslarının en başında gelen bir kulluk nişanesidir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur:

“Müslüman bir kimse ile gayr-ı Müslim bir kimse arasındaki en açık alamet-i farika, namazdır.” (Müslim, İman, 134; Ebu Davud, Sünnet, 15; Tirmizî, İman, 9)

İman sözleşmesine bağlı olarak İslam’ın manevî iklimine giren her insanın, bu kulluk havasından teneffüs etmesi gerekir. İslam’ın manevî vatandaşlığını kabul eden her insanın namaz kılması, bir manevî vatandaşlık borcudur. Ruh, akıl, vicdan ve kalbin bu manevî kulluk atmosferinden yararlanma hakkı vardır. Bunları –şımarık nefis istemiyor, diye- Rableriyle yapacakları münacattan mahrum etmek, büyük bir zulümdür.

Beş vakit  namaz için okunan ezan-ı Muhammedî, Allah’ın huzurunda divan durmaya bir çağrı, Padişah-ı ezelî’nin dünya karargâhındaki asker kullarını ispat-ı vücut  etmek üzere toplanmaya davet eden bir tâdât hükmündedir. Askerlikte beş gün üst üstte bu tâdât yerine gelmeyen asker, firarî sayılır ve askerliği tamamen yanar.

Şimdi her gün için beş defa Allah’ın davetine icabet etmeyip firar eden bir kimsenin durumunu varın siz düşünün!

Namaz hakiki vuslattır. Nimetleri bol olan hakiki dosta karşı bir şükrandır.

Namaz, Yüce Yaratıcıya karşı bir saygı duruşudur.

Namaz, ferşi Arşa bağlayan nurânî bir bağdır. İlahî huzurun aydınlığına kavuşmak isteyenlerin bu bağa sımsıkı tutunması akılıselimin bir gereğidir.

Namazın cemaatle kılınmasına çok önem verilmiştir. Cemaat namazı, İslam’ın muhteşem ibadi merasimlerinden sayılır. İslam’da cemaat namazına önem verilmesi, bu mukaddes dinin birlik ve beraberlik dini olduğunu Müslümanlar arasında sürekli bir dayanışmanın sağlanmak istendiğini açıkça göstermektedir.

Cemaat namazı, soy ve toplumsal sınıflardan kaynaklanan ayrıcalık ve imtiyazları ortadan kaldırmaktadır. Hangi soy renk ve milletten olursa olsun tüm Müslümanlar namaz safında aynı sırada beraberce yer alır; hep birlikte aynı kıbleye yönelerek tek vücut olarak ibadet eder ve birlikte Allah’a ibadet ederler.

Cemaat namazı toplumun kaynaşması için en güzel vesiledir. Müminlerin birbirlerinin halinden haberdar olmaları için en iyi fırsattır.

Bir binanın taşları sağlamsa bina da sağlam demektir. Buna göre, toplum binasının taşları olan her insan, namaz ibadetiyle ruhen ve bedenen sağlıklı olursa, toplum binası da sağlıklı olacaktır. Bu sağlığın temel şartı ise imandan sonra namazdır...

Namazın önemini belirten pek çok ayet ve hadis söz konusudur. Bir fikir vermesi için aşağıda -numune olarak- birkaç ayet-i kerime ile birkaç hadis-i şerif sunulmuştur:

“Ey iman edenler! Sabırla ve namazla (Allah’dan) yardım isteyin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 2/153)

Bu ayette, dünyadaki imtihanı başarıyla bitirmek için, sabırlı olmayı öğrenmenin yanında, namazın feyzinden yararlanmanın da gereğine işaret edilmiştir. Aslında sabır ile namaz, birbirini destekleyen bir fabrikanın çarkları gibidir. Her gün beş defa namaz kılmak ciddi bir sabır ister. Fakat namaz kılan kimse, hayatını disiplin içerisine aldığı için sabırlı olmayı da öğrenir. Demek namaz sabırlı olmaya, sabır da namaz kılmaya yardım eder.

“Namaz, Allah’tan hakkıyla korkanların dışındaki kimselere çok ağır gelir.” (Bakara, 2/45)

Bu ayette ise, namaz kılmanın, Allah’ı tanımakla doğru orantılı olduğu gerçeği vurgulanmaktadır. Bu irfandan mahrum olanların –namaz kılma hususunda- uzun vadeli sabır göstermeleri gerçekten zordur.

Kim bilir şu yaşlı dünyamız, kaç defa; “Bir yıl namaz kıldım baktım sonu yoktur, terk ettim.” diyenlerin varlığına şahit olmuştur.

“Namazları, özellikle ortanca (ikindi) namazını koruyun (vaktinde ve düzgün kılın). Allah’a karşı boyun eğerek itaat edin.” (Bakara, 2/238)

“Şüphesiz ki namaz (insanları), hayasızlıktan ve fenalıktan alı  koyar.” (Ankebut, 29/45)

“Muhakkak ki iman edenler kurtulmuştur. Ki onlar namazlarını huşu ile kılarlar.” (Müminun, 23/1-2)

Beşer aklının sınırlarını aşan, gaybî alemin o malum-u mechul lâhûtî meclisi olan “Elestu Bezmi”nde, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diyen Allah’ın bu sorusuna, bütün insanlar -manevî/rûhânî yapılarıyla- hikmet lisanıyla “evet’ demişlerdi. İşte Namaz, o gayb aleminde verilen sözü, bu dünyada yeniden tasdik eden bir imzadır. Namaz, müminin miracıdır.

İlave bilgi için tıklayınız:

İbadete İhtiyacı Olan, Biziz!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun