Allah, ibadetleri yapmadığımızda neden cehenneme atar?

Tarih: 18.04.2022 - 17:36 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah'ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur fakat namaz zekat gibi ibadetleri yapmadığımızda neden cehenneme atar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu maddeler halinde açıklamakta fayda vardır.

a) Biz Hastayız, Doktora ve İlaca Muhtacız

Evet, sizin de ifade ettiğiniz gibi, ibadete ihtiyacı olan bizleriz. İbadetler ruhumuzun suyu, havası ve gıdası gibidir. Bedenimizin bunlara ihtiyacı olduğu gibi manevi olarak ruhumuzun ihtiyacı vardır, bunları yerine getirmenin faydası kişinin kendinedir, bunları yaratan Allah’ın elbette onlara asla ihtiyacı yoktur.

Ayrıca, ibadetler ruhumuzun, dünya ve ahiretimizin saadeti için ilaç gibidir. Hasta olan kimsenin ilaç kullanmamasının sıkıntısını çekmesi gibi, ibadet etmeyenin ahirette sıkıntı çekmesi de adalettir, bunu kişi kendisi hak etmiştir. Mealen aldığımız şu misale bir bakalım:

“Cenab-ı Hak insanların ibadetine, belki hiçbir şeye muhtaç değil. Fakat insan ibadete muhtaçtır, manen hastadır. İbadet ise, manevi yaraları tedavi eden bir ilaç hükmündedir. Acaba bir hasta, o hastalık hakkında, şefkatli bir hekimin ona faydalı ilâçları içirmek hususunda ettiği ısrara mukabil, onun hekime: 'Senin ne ihtiyacın var, bana böyle ısrar ediyorsun?' demesi ne kadar manasız olduğu ortadadır.” (bk. Nursi, Lem'alar, s. 190)

Evet, İbadet bizim manevi yaralarımızın devasıdır. Ruhumuzun gıdası, kalbimizdeki hastalıkların ilacı ve şifasıdır. Bu bakımdan Cenab-ı Hakk’ın bize ibadeti emretmesi, bizim içindir, yine bizim fayda ve istifademiz içindir.

Biz manen hastayız. Bu yüzden ibadete ilaç gibi ihtiyacımız var. Yoksa tüm kâinatın sahibi olan Allah’ın değil ibadetimize hiçbir şeye ihtiyacı yok. Çünkü mülk tamamen onundur. Biz de onun mülküyüz hem memlûküyüz, hem mülkünde tasarruf ediyoruz. Bu yüzden ibadete asıl muhtaç olan biziz. Bir doktorun şefkatinden hastasını sürekli arayıp bazı ilaçları ısrarla tavsiye etmesi, kendinin bir ihtiyacı ve menfaati olduğu için değil, hastanın faydası ve iyileşmesi içindir.

Doktora, “Senin ne ihtiyacın var ki bu ilâcı kullanmam için ısrar ediyorsun?” diye sormak ne kadar manasız ise, Allah'ın ibadet emrine karşı da “Ne ihtiyacı var ki şiddetle bize ibadet etmemizi emrediyor?” diye sormak ve düşünmek o kadar manasız ve mantıksız olur. (bk. Lem'alar, a.g.y)

b) Fıtrî Donanımlarımız İbadetle Gelişir

Evet, çekirdek halinde bulunan ve insana mahsus yüksek ruhuna takılan insanî erdemler, istidat ve kabiliyetler ancak ibadet suyu ile neşvünema bulur.

Yine insana mahsus olan tefekkür sistemini genişleten, dengeli bir şekilde çalışmasını sağlayan, nizam ve intizam altına alan ibadettir. İnsan böylece, yarın varacağı cennetten daha fazla istifade edebilecektir. Ondan tam istifade etmenin yolu, Allah tarafından verilen yüksek kabiliyetlerini, ulvi duygularını tam inkişaf ettirmektir. 

Mümin kulların hepsi cennete Allah'ın lütfuyla girecekler. Fakat oradaki nimetlerden faydalanma dereceleri ise ibadetleri ve ihlasları nispetinde olacaktır.

c) Cezaî Müeyyidelerin Caydırıcılığı Esastır

Kur'an’ın ibadet etmeyen ve isyan bayrağını kaldıran kimseler hakkındaki şiddetli tehditleri ve dehşetli cezaları ise caydırıcı bir niteliğe sahiptir. Bu da yine insanların kendi yararınadır.

Örneğin, dümencilik görevini yapmayan bir kimse, vazifesini yerine getirmediği için içi sayısız hazineler ve nimetlerle dolu ve binlerce kişinin çalıştığı bir geminin batmasına neden olsa, hem geminin batmasına sebep olmanın hesabını vermesi için hem de içinde çalışanların haklarına zulmettiğinden ceza çekmesi gerekir. Bu durumda "Görevimi yapmadığım için neden ceza alıyorum?" demeye hakkı olmadığını her akıl ve vicdan sahibi bilir.

Demek ki, evren ve içindekiler bir gemi gibidir. Her varlık görevini yerine getiriyor. İnsan o geminin dümencilik görevini yapan gibidir. İbadetlerini terk eden veya haram işleyen kimse, geminin manen batmasına neden olmuş demektir. Elbette bunun hesabını vermesi ve yaptığı zulmün cezasınız çekmesi adalettir.

Bu manayı bize ders veren şu güzel ifadelerle cevabı bitirelim:

"Nasıl ki bir padişah, raiyetinin / vatandaşlarının hukukunu muhafaza etmek için; âdi / herhangi bir adamı, onların hukukuna zarar veren bir hatasına göre, şiddetli cezaya çarpar. Öyle de ibadeti ve namazı terk eden adam, Sultan-ı Ezel ve Ebedin raiyeti hükmünde olan mevcudatın hukukuna ehemmiyetli bir tecavüz ve manevi bir zulüm eder. Çünkü mevcudatın kemalleri, Sâni'a müteveccih yüzlerinde (kâinattaki varlıkların değeri, kıymeti onları var eden yaratıcıya müteveccih olan yüzlerinde) tesbih ve ibadet ile tezahür eder. Çünkü yaratıklarla yaratıcı arasındaki ilişki kul ve mabud ilişkisidir. Yaratıklardan beklenilen yaratıcıya karşı saygı ve sevgidir. Yaratıcıdan beklenen ise yaratıklarına karşı şefkat ve merhamet göstermesidir."

"Halbuki, ibadeti terk eden, mevcudatın ibadetini görmez ve göremez, belki de inkâr eder. O vakit ibadet ve tesbih noktasında yüksek makamda bulunan ve her biri birer mektub-u Samedanî (hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın birer mektubu) ve birer âyine-i esma-i Rabbaniye (bütün kâinatı yaratan, tanzim eden ve idare eden Rabbimizin güzel isimlerinin birer aynası) olan mevcudatı; âlî / yüksek makamlarından tenzil-i rütbe ettiğinden ve ehemmiyetsiz, vazifesiz, camid, perişan bir vaziyette telakki ettiğinden, mevcudatı tahkir eder; kemalatını inkâr ve haklarına tecavüz eder. Kulluk görevlerini yerine getirmediği için başkasını da kendine kıyas ederek başıboş olduğunu düşünen, bununla Sultan-ı ezelî'nin birer memuru olan milyarlarca varlıkların hürmetlerini kıran, değerlerini düşüren, tesbih ve ibadetle kazandıkları çok yüksek kıymetlerini beş paralık olarak gören ve gösteren kimselerin en ağır bir şekilde cezalandırılmaları aynı hak ve mahz-ı adalettir." (bk. Lem'alar, a.g.y)

İlave bilgi için tıklayınız:

Allah yarattığı kullarını niçin cehenneme atıyor veya musibetlere maruz bırakıyor?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun