İslam’da Ruhbanlık yasaksa, bazı evliyaların çilehanelere kapanması nasıl açıklanır?

Tarih: 23.08.2014 - 02:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hadid Suresi 27. ayetin mealinde, ömür boyu dünya lezzetlerinden el çekip, evlenmeyip ücra yerlerde sırf ibadetle meşguliyetin İslam tarafından yasaklandığı söyleniyor. Bu çerçevede, birçok tasavvuf ehlinin kendisini çilehanelere kapatıp, ücra yerlerde ibadet etmesi, neden İslam kültürü içinde hoş bir şey olarak kabul edilir?

- Allah insanın kendisine zulüm etmesini yasaklamıyor mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili ayetin meali şöyledir:

“Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından gönderdik, kendisine İncil’i verdik ve ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk. Uydurdukları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmadık, fakat Allah rızasını kazanmak için kendileri onu icat ettiler. Kaldı ki ona gereği gibi de riâyet etmediler. Biz de onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik. Onların çoğu ise büsbütün yoldan çıkmışlardır.” (Hadid, 57/27)

- Bu ayette ruhbanlığın yasaklandığına dair bir ifade yoktur. İfade edilen şey, ruhbanlığın Allah tarafından farz kılınmadığı, bazı Hristiyanların Allah rızasını kazanmak için bunu icat ettikleri hususudur.

- Ayette “insanların farz kılınmayan bir şeyi icat etmeleri” yerilmemiş, aksine övülmüştür. İnsanların “ona riayet etmemeleri” kötülenmiştir. (bk. Rzi, İbn Kesir, İbn Aşur, Alusi, ilgili yer)

- Ayette bu kimselerin icat ettikleri ruhbanlığın “bidat” olarak adlandırılması, her bidatin kötü olduğu anlamına gelmez. Çünkü biraz önce de belirtildiği üzere, burada bu bidat kötülenmemiş, ona riayet edilmemesi kötülenmiştir.

- Değişik hadis kaynaklarında yer alan aşağıdaki hadis-i şerifin ifadesi de bunu teyit etmektedir:

Abdullah b. Mesud’un anlattığına göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

“Bizden önceki (ümmet)ler yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Üç fırka hariç diğerleri helak oldular. Bu üç fırkalardan biri; Allah’ın dini ve Hz. İsa’nın dini uğrunda krallarla savaşan kimselerdir. Bir diğeri: Krallara karşı savaşma gücünde olmamakla beraber, kendi kavimlerini dine davet etmiş ve bu yüzden krallar tarafından testerelerle biçilmiş ve öldürülmüş kimselerdir. Üçüncü fırka ise, ne krallarla savaşmak ne de onlarla birlikte dinlerini yaşamak imkânı bulmadıklarından, dağlara çıkıp ruhbanlık hayatını yaşadılar. İşte 'Uydurdukları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmadık, fakat Allah rızasını kazanmak için kendileri onu icat ettiler.' ayeti bunlar hakkında inmiştir. 'Onlardan iman edenlere mükâfatlarını verdik.' mealindeki ayetin ifadesi, beni tasdik edip iman edenler hakkındadır. 'Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.' mealindeki ifade ise beni inkâr eden, bana iman etmeyenler hakkındadır." (bk. Taberi, Razi, İbn Kesir, Alusi, ilgili ayetin tefsiri)

Bu hadis rivayetinde de ruhbanlık kurtuluş yollarından biri olarak gösterilmiştir.

- İmam Nevevi’nin “alimlerin görüşü” diyerek bildirdiğine göre “bidat” beş çeşittir.

a) Vacip olan bid’atlar: Dinsizlere karşı kelamcıların kullandığı aklî delilleri öğrenmek gibi.

b) Mendup olan bid’atlar: Kitapları telif etmek, medreseler, hangâhlar  inşa etmek gibi.

c) Mubah olan bid’atlar: Geniş bir yelpazede lezzetli yemekler yemek, güzel elbiseler giymek gibi.

d-e) Haram ve mekruh olan bid’atlar ise bellidir. (Tükçe ezan okumak gibi ibadetlerin şeklini değiştiren bid’alar bu türdendir; yerine göre haram yerine göre mekruh olabilir).

Bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber (asm)'in “Her bid’at dalalettir.” sözü, özel bir genele aittir. (bk. Alusî, ilgili ayetin tefsiri)

Bu konuda genel kural şudur: İnsanların uydurdukları bir bid’at, eğer Allah ve Resulünün emirlerine aykırı ise, bu bid’at dinde yeri olmayan bir kötülük simgesidir. Eğer bu icat edilen bid’at, genel olarak İslam’da güzel karşılanan şeyler türünden ise, bu mubah olan bir bi’attır. Hz. Ömer’in cemaatle teravih namazı kılmak için kullandığı “Bu ne güzel bir bid’attır.” ifadesi de bu çerçevede değerlendirilir. (bk. Alusi, a.g.y)

- Bir rivayete göre Peygamberimiz (asm) şöyle buyurdu:

“İleride öyle bir devir gelecek ki Müslümanın en hayırlı malı davarları (keçi-koyun) olur ki, onları alıp dağların geçitlerine ve yağmurun düştüğü yerlere götürür de bununla fitnelerden kaçıp dinini korumaya çalışır." (bk. Buhârî, İman 12, Bed'ü'l-Halk 14; İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Bu hadiste de -fitneden sakınmak ve dini korumak için- inzivaya çekilmenin caiz olduğunun ötesinde, övgüye değer olduğu anlatılmıştır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur´anda, ruhbanlık yoktur(Hadid 57/27) denildiği halde, dünyada zahitlik yapmak bir çelişki değil midir?
İslam da ruhbanlık var mıdır?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun